TÜRSAB, kayıt dışı faaliyet göstererek haksız rekabet yarattığını öne sürdüğü bazı uluslararası seyahat ve rezervasyon platformlarına karşı hukuki süreç başlattı. Airbnb, Expedia, Agoda ve Trip.com gibi popüler dijital platformlar için erişim engeli talep eden Birlik, bu şirketlerin Türkiye’de şirket kurmadan ve vergi mükellefi olmadan faaliyet yürüttüğünü savundu. TÜRSAB, bu durumun hem seyahat acentalarına hem de tüketicilere zarar verdiğini belirterek sürecin kararlılıkla sürdürüleceğini açıkladı. Açıklamada, geçmişte Booking.com’a yönelik alınan erişim engeli kararı da örnek olarak hatırlatıldı.
Bu karar, “kayıt dışılıkla mücadele” başlığı altında sunulsa da pratikte tekelleşmeye davetiye çıkaran, yerli ve yabancı turisti ise doğrudan cezalandıran bir anlayışın ürünü gibi duruyor. Dünyanın her yerinde turizmi büyüten, fiyatları erişilebilir kılan ve rekabeti artıran dijital platformlara karşı alınan bu refleks, sektörü korumaktan çok sektörü cam fanusa kapatma çabasını andırıyor.
Dünya dijitalleşirken, kullanıcılar birkaç tıkla en uygun seçeneğe ulaşmak isterken, çözüm gerçekten erişim engeli mi? Yoksa çağın gerisinde kalmış, kendini yenilemek yerine “yasakla koruma” yolunu seçen bir zihniyet mi konuşuyoruz?
Bu tür kararlar ne yerli turisti korur ne de turizmi büyütür. Aksine, bütçesini düşünen, alternatif arayan, uygun fiyatlı ve şeffaf hizmet isteyen halkı daha pahalı, daha sınırlı ve daha rekabetsiz bir sisteme mahkûm eder. Üstelik “tüketiciyi koruyoruz” söylemiyle yapılan bu hamleler, kamunun gözünde tam tersine özgürlükleri kısıtlayan, seçenekleri daraltan bir imaj yaratır.
Unutulmamalı ki turizm, yasaklarla değil yenilikle, rekabetle ve kullanıcı deneyimiyle gelişir. Dijital platformları kapatmak, sektörü ileri taşımak değil; sadece zamana direnmeye çalışmaktır ve tarih, bu direnişin kazananı olmadığını defalarca göstermiştir.
Bu karar, “kayıt dışılıkla mücadele” başlığı altında sunulsa da pratikte tekelleşmeye davetiye çıkaran, yerli ve yabancı turisti ise doğrudan cezalandıran bir anlayışın ürünü gibi duruyor. Dünyanın her yerinde turizmi büyüten, fiyatları erişilebilir kılan ve rekabeti artıran dijital platformlara karşı alınan bu refleks, sektörü korumaktan çok sektörü cam fanusa kapatma çabasını andırıyor.
Dünya dijitalleşirken, kullanıcılar birkaç tıkla en uygun seçeneğe ulaşmak isterken, çözüm gerçekten erişim engeli mi? Yoksa çağın gerisinde kalmış, kendini yenilemek yerine “yasakla koruma” yolunu seçen bir zihniyet mi konuşuyoruz?
Bu tür kararlar ne yerli turisti korur ne de turizmi büyütür. Aksine, bütçesini düşünen, alternatif arayan, uygun fiyatlı ve şeffaf hizmet isteyen halkı daha pahalı, daha sınırlı ve daha rekabetsiz bir sisteme mahkûm eder. Üstelik “tüketiciyi koruyoruz” söylemiyle yapılan bu hamleler, kamunun gözünde tam tersine özgürlükleri kısıtlayan, seçenekleri daraltan bir imaj yaratır.
Unutulmamalı ki turizm, yasaklarla değil yenilikle, rekabetle ve kullanıcı deneyimiyle gelişir. Dijital platformları kapatmak, sektörü ileri taşımak değil; sadece zamana direnmeye çalışmaktır ve tarih, bu direnişin kazananı olmadığını defalarca göstermiştir.