Artık Bulunmayan İstanbul Esnaf Yemekleri
Öğle vakti yaklaşırken dükkânların kepenkleri yarıya kadar inerdi.
Terziler, kunduracılar, matbaacılar… Hepsinin yolu aynı yere düşerdi: küçük, buharlı bir esnaf lokantası. Menü yoktu çoğu zaman. Gün ne piştiyse oydu. Ama lezzet, her gün aynı güvenle oradaydı.
Bugün İstanbul’da hâlâ çok şey var…
Ama esnaf yemeği yok denecek kadar az.
Bir Tabak Doymaktan Fazlasıydı
Esnaf yemekleri “karın doyurmak” için yapılmazdı.
Ucuzdu ama özensiz değildi.
Basitti ama ruhsuz hiç değildi.
Bir tabak:
- Etli nohut
- Kuru fasulye
- Taze fasulye
- Türlü
- Patlıcan musakka
Yanında pilav, üstüne yoğurt…
Bir de mutlaka ince belli bardakta çay.
Unutulan Tatlar, Kapanan Tencereler
Zamanla her şey hızlandı.
Esnaf azaldı, lokantalar zincire dönüştü.
Günlük pişen yemeklerin yerini vitrinlik tabaklar aldı.
Artık:
- Sabah erken açılan dükkânlar yok
- Tencere başında yıllarını geçirmiş ustalar yok
- “Abi bugün ne var?” sorusu yok
Ve en acısı…
O yemekleri gerçekten bilen kimse kalmadı.
İstanbul’un Sessiz Tarifleri
Bugün çoğu kişi adını bile duymadı:
- Ekşili köfte
- Sebzeli kapama
- Ciğer sarma
- Etli pırasa
- Pazı dolması
Bunlar “menüde dursun” diye değil, o gün gerekiyorsa pişerdi. Mevsim neyse, tencere de oydu.
Esnaf Lokantası Bir Okuldu
Orada:
- Çıraklar yetişirdi
- Ustalar susarak öğretirdi
- Kimse yemeği beğenmezlik etmezdi
- Aç kalan biri asla geri çevrilmezdi
Esnaf yemeği biraz da ahlaktı.
Tencerenin hakkını vermekti.
Bugün Neyi Kaybettik?
Sadece birkaç tarif değil…
Bir ritmi, bir paylaşımı, bir sabrı kaybettik.
Şimdi her şey çok renkli ama çok acele.
Tok oluyoruz belki ama doymuyoruz.
Hatırlayanlara Bir Soru
Yorumlarda buluşalım.
Belki bir tabak anı paylaşırız.