Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1
Ahmet Kozanlı
8 yıl önce - Sal 29 Hzr 2010, 00:35
Türk kılıcı ve yatağan yabancı ustalara emanet


Türk kılıcı ve yatağan yabancı ustalara emanet



Tarihî Türk kılıcını ve yatağanı aslına uygun imal etmek için yeni projeler üretiliyor. Ancak Türkiye’de yeterli araştırma olmaması büyük bir sıkıntı. 500 yıl önceki kalitesiyle kılıç imal edebilecek ustaların sayısı ise dünya genelinde 10’u geçmiyor.





--------------------------------------------------------------------------------

Kayahan Horoz bilgisayar mühendisi. Son 5 yıldır eğimli ağzıyla meşhur Türk kılıcına ve yatağana dair araştırma yapıyor. Ancak tüm gayretlerine rağmen yurtiçinde ulaştığı kaynaklar sınırlı. Üstelik tahmin etmediği bir ilgisizlik de söz konusu. Onu en çok üzen husus, kendi kültürüne ait bir zanaatı yabancı uzman ve dokümanlardan öğrenmek: “Kılıca ve yatağana dair araştırma yaparken kapsamlı bilgilere sahip yerli eserlere ulaşamadım. Amerika ve Avrupa’da durum tam tersi. Kültürümüzü bizden iyi biliyorlar.” Geçtiğimiz haftalarda yayına başlayan “cebehane” isimli internet sitesinde şimdiye kadar ulaştığı bilgilere yer veren Horoz’un amacı Türk kılıcını ve yatağanı kendi topraklarında yeniden ihya etmek; hatta 500 yıl öncenin ustalarının elinden çıkan kalitede ürünler imal etmek. Japonların millî kılıçları ‘katana’ sayesinde kültürlerini tanıttığına ve maddî kazanç elde ettiğine değinerek, “Aynı durum bizim için niye geçerli olmasın?” diyor.

Image

ORTA ASYA’DAN DÜNYAYA YAYILAN TÜRK KILICI

Aslında Kayahan Horoz yalnız değil. Denizli Serinhisar’a bağlı Yatağan Belde Belediyesi ile Müftü Arif Akşit Eğitim ve Kültür Vakfı, “Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Günümüze Türk Kılıcı Yatağan” başlıklı bir projeyi bu yıl hayata geçirdi. 150’ye yakın kursiyere eğitim vermeyi planlayan projenin hedefi, Türk kılıcını ve yatağanı usta ellerde yeniden canlandırmak. Öncelikli hedef ise yurtdışından gelen ehil ustalar sayesinde hâlihazırda Yatağan’da basit şekliyle imalat yapan atölye sahiplerini eğitmek... Projeyi hedefleri itibariyle umut verici bulan Kayahan Horoz’un bazı çekinceleri de yok değil. Türkiye’de “usta” kabul edilen kişilerin seviyesinin iyi ölçülmesi gerektiğini belirten Horoz’a göre, dünya standartlarında aslına uygun kesici silahlar üreten Amerikalı ve Avrupalı ustalar, kılıç ve benzerleriyle ilgili çalışmalarını hem teorik hem de pratik alanda birlikte yürütüyor. Yeri geldiğinde ocaklarda demir ve çelik bile dövüyorlar. “Yatağan ve Türk kılıcı uluslararası bir üne sahip. Kalitesiz, sadece göze hitap eden ürünlerle bu imaj yıkılmamalı. Yapmışken hakkını verelim ve atalarımız gibi kaliteli eserler ortaya koyalım.” diyor.

Horoz’un verdiği bilgilere göre, Türk kılıcı zaman içinde üretim ve kullanım aşamasında kazandığı farklılıklar sebebiyle benzerlerinden ayrılıyor. Orta Asya’da çevrelerindeki onlarca düşman kabileyle mücadele eden Türk toplulukları, her defasında muzaffer olabilmek için özellikle silahlarında sık sık yenilikler yapar. Örneğin, Türk süvarilerinin (atlı) düşman piyadelerine (yaya) karşı düz kılıçlarla karşı koymasında zorluklar çıkınca çare aranır. Harcanan kuvveti düşürmek, buna mukabil kesme etkisini artırmak için kılıcın kesici tarafına dış bükey eğim verilir. Ayrıca kılıcın sırtı tabir edilen diğer ağzının da bir kısmı geniş tutulur ve keskinleştirilir. Horoz’a göre bu Türk kılıcının karakteristik özelliği. İlk kılıçlarda 4’te 3 oranındaki kesici bölüm, sonraki dönemlerde 3’te 1’e ve 4’te 1’e düşer. Bunun sebebi dövüşte kullanılmayan bölümle uğraşmamadır.

Başarılı sistemin ilk taklitçisi Çinlilerdir. Türklerin geliştirdiği şekli kendilerine uyarlayan Çinliler ‘dai-dao’ denilen meşhur kılıçlarını üretir. Japonların dünyaya nam salan ‘katana’sının eğikliği de temelde Türk kılıcından esinlenmiştir. Göçler, akınlar ve savaşlar sayesinde Türk kılıcının etkisi yayılır. Hindistan’da ‘talwar’, İran’da ‘şamşir’, Arap Yarımadası’nda ‘seyf’ ve nihayet Avrupa’da ‘sabre’ hep bu formun sayesinde ortaya çıkar. Türk kılıcı zamanla daha da gelişir. 1297-99 arasında hüküm süren Memluk Sultanı Hüsam El Din’e ait hâlihazırda Topkapı Müzesi’nde sergilenen kılıç, bu özel biçimin Türkiye’deki en eski örneğidir.

Türk kılıcı estetik ve performans bakmından en üst seviyeye 16. yüzyılda ulaşır; ancak aynı dönem bu türün gözden düşmeye başladığı zaman diliminin de başlangıcıdır aslında. İran’daki şamşir’in Türk kılıcından farkı, sap kısmından uca kadar orantılı incelmesidir. Bu özellik, Safevî Devleti’nin etkisiyle Osmanlı ülkesine girer ve Anadolu’daki üretim şeklini etkiler. Ayrıca o yıllarda İngiltere’den hatırı sayılır miktarda kılıç ithal edilir. Böylece kalite gittikçe düşer. III. Selim devrinde (1806’da) ordudaki yenileşme hareketleri çerçevesinde Türk kılıcı kullanımı yasaklanır.

TÜRK ASKERİ AVRUPA, AMERİKAN ASKERİ TÜRK KILICI TAŞIYOR

III. Selim’in Nizam-ı Cedid (Yeni Düzen) dönemiyle başlayan Avrupa tarzı kılıçların kullanımı Osmanlı’nın son dönemlerine kadar devam eder ve günümüze ulaşır. Kayahan Horoz’a göre, bugün Türk subayının belini resmî bayramlarda ve mezuniyet törenlerinde süsleyen kılıçlar Avrupaî. Ancak burada dikkat çekici bir anekdot var. Horoz’un araştırmalarında bulduğu bu şaşırtıcı bilgi Türk milletinin unutkanlığına dair bilgiler de veriyor. Şimdilerde Amerikan deniz askerlerinin beline taktıkları tören kılıçlarından biri Türk kılıcı formunda mesela. Peki, Türk kılıcı Amerika’ya kadar nasıl uzandı?

Kayahan Horoz’un verdiği bilgilere göre, 19’uncu yüzyılın başlarında Fas Sultanlığı, Cezayir, Tunus ve Trablusgarp Beylikleri ile ABD arasında Kuzeybatı Afrika-Akdeniz sahillerinde Birinci Berberî Savaşı yapılır. ABD’nin zaferiyle neticelenen harbe iştirak eden Yüzbaşı Presley O’Bannon’a, Derne çarpışmaları anısına Karamanlı Hamit Bey bir Memluk kılıcı hediye eder. Memlük kılıcı dikkate alınarak üretilen model, 1825 yılından sonra törenlerde deniz subaylarının belini süslemeye başlar.

Image

Türk kılıcının serencamı böyle. ‘Levent’ namlı bahriye askerlerinin ve yeniçerilerin kullandığı ‘yatağan’ ise ana silah değil aslında. Yardımcı silah olarak yakın dövüşlerde kullanılır genelde. Çoğu kişinin Muğla’nın aynı isimli ilçesinde yapıldığını zannettiği yatağan hakkında çeşitli rivayetler var. Şimdilerde Denizli Serinhisar’da basit örnekleri imal ediliyor. Kılıçtan kısa, hançerden uzun, kılıcın aksine içbükey silahın Türkiye’deki en eski örneği 1526 tarihli. Ahmet Tekülü isimli ustanın Kanunî Sultan Süleyman için hazırladığı bu silahın kabzası fildişinden. Üzeri altın, gümüş, yakut ve incilerle süslü.

Yatağanın kökenine gelince… Mısırlıların kullandığı ‘khopesh’ isimli kesici silah Makedonya Kralı İskender döneminde formunu biraz değiştirerek ‘kopis’ adını alır. İskender’in seferleriyle doğuya ulaşır. Nepal’in millî silahı ‘khukri’ de yapı itibariyle bu silsilenin devamıdır. Sultan Süleyman’ın bu dönemden kalma eserlerden esinlenerek yatağanı yaptırdığı rivayet ediliyor. Bir diğer görüşe göre Selçuklu Sultanı 1195’te, namlı bir yiğidini Osman Bey’i Teke Yarımadası’nı fethe gönderir. Osman Bey bilgili ve tecrübeli bir askerdir ve girdiği harpleri kolaylıkla kazanır. Halkın nazarında artık ‘yattığı yerden savaş kazanan kişi’ diye anılmaya başlar ki bu durum kendisine ‘Yatağan Baba’ unvanını kazandırır. Sultanın hizmetinden çıktıktan sonra Teke’ye döner ve orada dergâh kurar. Aynı zamanda iyi bir demirci ustası olur. Özel kılıçlar yapmaya başlar.

TÜRK KILICI VE YATAĞAN İHYA EDİLEBİLECEK Mİ?

Rivayet bu, yanlış da olabilir doğru da. Ama Kayahan Horoz’un da üzerinde durduğu gibi yatağanın teknik özellikleri ve işlemeleri onun cazibesini artırıyor. Keskin çelik ağız, vurmanın şiddetini yumuşatan sırt kısmında T şeklindeki demir yapı bu silahın en önemli özelliklerinden. Ağırlık merkezi uca yakın olduğundan başarılı bir yarıcı silah aynı zamanda. Yatağanın 17’nci ve 18’inci yüzyılda Osmanlı coğrafyasındaki itibarı artar. Özellikle Balkanlarda yaygın olarak kullanılır. Hatta bir dönem Sırbistan’ın millî kılıcı haline gelir.

Türk kılıcı ve yatağan marka haline getirilebilir mi? Haberin ilk bölümünde bahsi geçen “Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Günümüze Türk Kılıcı Yatağan” başlıklı proje bu anlamda umut veriyor. İki yıllık çalışma kapsamında 150 kişiye demir dövmeden işlemeye kadar geniş bir sahada eğitim verilmesi söz konusu. Proje Koordinatör Yardımcısı Kudret Şenel’e göre çalışma Türk kılıcı ve yatağanı hak ettikleri noktaya taşıyacak. Eğitimlere Yatağan’da ustalık yapan demirciler de iştirak edecek. 70 yaşındaki Hüseyin Can ve kılıç ustası Süleyman Şahin bunlardan ikisi. İkisi de ocak başında yetişen isimler. Ancak kendi ifadeleriyle ortaya çıktığı üzere yatağan ve kılıç imalatları daha yeni. 10 yıldır kılıç ve yatağan üreten Can ve 1999’dan bu yana işin içindeki Şahin, çalışmalarını elde edebildikleri eski kesici silahları görerek yapmış. Bilimsel bir inceleme söz konusu değil yani.

Şenel, yerli ustaların yurtdışından gelecek ustalar tarafından eğitileceğini belirtiyor. Şimdiye kadar bir Alman ustayla anlaşılmış durumda. Japonlarla görüşmeler ise sürüyor. 1,5 milyon Avro’ya yakın AB hibesi alan proje önümüzdeki aylarda başlatılacak. Horoz’a göre Rick Barrett, Kevin Cashen, Vince Evans, Richard Furrer, Jim Hri soulas, Michael T. Pearce, Angus Trim, Tim Zowada gibi Batı’da nam salan ustaların bilgisinden yararlanılmalı. Bunlar gerekirse Türkiye’ye davet edilerek ocak başında çalıştırılmalı. Sadece Fatih Sutan Mehmet’in meşhur kılıcını birebir imal eden Evans ve akademik kariyerinin yanında örs başında çalışan Hrisoulas dahi gelse kâr. İkisi de Türk kılıçları konusunda uzman çünkü.

s.gulmez@aksiyon.com.tr







yaşar1965

8 yıl önce - Sal 29 Hzr 2010, 01:20

Yatağan, 16. yüzyılda yaygınlaşan bir Türk kılıcı. Bilinen ilk yatağanlardan biri Ahmet Tekelû ustanın Sultan Süleyman için yaptığı işlemeli yatağandır. New York Metropolitan Müzesi'nde sergilenmektedir.




Yatağan adının kökeni

Genel kanı, bu kılıçlar çoğunlukla Denizli'nin Yatağan köyünde yapıldığından ötürü, kılıcın da buranın ismiyle anıldığı şeklindedir. Ayrıca köye de ismini veren Bektaşi Yatağan Baba'nın etkisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Bir rivayet ise, kuşağa sıkıştırılan yatağanın, yan durmasından ötürü bu ismi aldığıdır. Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin tavsiyesi üzerine Türkmen ustalar tarafından yapılan Kılıcın en önemli özelliği sadece tek tarafının keskin olması ve aman diyen, teslim olan düşmana ve hayvanata yaşama şansı vermesidir.

Özellikleri

Yatağan, pek çok doğu kılıcı gibi kavislidir, ancak (geleneksel kılıçların aksine) keskin ağzı içe gelecek biçimde, ters kavislidir. Çarpışma anında yüksek strese maruz kalan yatağanların ağızları çelikten, sırtları ise esneklik kazanması için demirden yapılırdı. Sapındaki kulaklar, bileği kavrayarak, içe doğru kavislenmesi nedeniyle savrulması zor olan yatağanın kullanımını kolaylaştırır. Bu kulaklar yüzünden, halk arasında "kulaklı" diye de bilinir. Genelde sapından sırtına doğru uzanan bir kemer, darbe anında kırılması muhtemel olan bu bölgeyi destekler. Yatağanların çoğu, sapında ve kabzasında işlemeler taşır. Kabzaya sedef kakma, inci ve değerli taşlarla süslemeler yapılır. Yanaklara ise ustanın adı, "Allah", "Muhammed", "Ali" gibi kakmalar yapılır, veya Kur'an'dan ayetler yazılırdı. Ancak kullanımının yaygınlaşmasıyla, siviller tarafından kullanılan oldukça basit yatağanlar da yapılmıştır.

Kullanımı

Yatağan'ın bıçak eğimi, İspanyol "falcata"sı, Mısır "kopesh"i ve Yunan "kopis"iyle benzerlik göstermektedir. Yarımay biçimide bir gövdenin, iç kısmı keskin, dış kısmı ise küttür. Yatağan, görünüş itibariyle doğu esintileri taşısa da, kullanımı daha ziyade Romalıların "gladius"larına benzer. Zira, pala, şimşir gibi kılıçlar, darbe enerjisini bıçağa yayarak, kesme üzerine odaklanırken, düz kılıçlar daha çok enerjiyi kılıcın ucuna yakın odaklayarak, daha sert darbeler vurma eğilimindedir. Yatağanda ise, kılıcın ucu keskin kenar üzerine yatırılarak, uç kısımın açısı değiştirilmiş, kılıç daha çok baş-boyun bölgesine vurulması için geliştirilmiştir. Boyna inen sert bir darbe, bu bölgede zaten zayıf olan ortaçağ zırhlarından pek etkilenmeden hasmı öldürebilir. Avrupalılar bu kullanım tarzına istinaden, bir çift yatağana "kelle makası" demişlerdir.

Kısa bir kılıç olması dolayısıyla, hem sivil kullanımına uygun, hem de askerlerin yan silah olarak taşıyabileceği bir silahtı. Bir çok hançer ve kısa kılıca göre daha ölümcül olması da yatağana olan ilgiyi arttırdı. Yatağan, yeniçerilerin olduğu gibi, 18 ve 19. yüzyıllarda pek çok balkan ordusunun sembolüydü. Yeniçeriler, öncelikli kullandıkları tüfek ve kılıçların yanında, kuşaklarında birer yatağan da taşıyorlardı.

Siviller arasında da oldukça yaygın olan yatağan, Kullanımı hançerden daha zor olmasına ve ustalık gerektirmesine karşın, kulaklarının azameti ve şeklinin güzel olması dolayısıyla, oldukça popüler bir silahtı. Kavgalarda, açıkça üstün olan tarafın, zayıf olan tarafa yatağanın keskin ağzıyla değil de, sırtıyla müdahale etmesi bir görgü kuralıydı.

Zengin ve çeşitli içeriğe sahip olan Osmanlı da
kullanılan silahları dört ana bölüme ayrılır. Bunlar:



•Vurucu silahlar (eslah-i darbe),

•Delici silahlar (eslah-i nafize),

•Kesici silahlar (eslah-i cariha),

•Atıcı silahlar (eslah-i ramiye) diye
adlandırılır.


Bıçak kılıcın esas kesici görevini yerine
getiren en önemli bölümüdür. Uzunluğu ve genişliği üzerinde standart
ölçüleri olmayan namlu Osmanlı kılıçlarında form olarak özellik gösterir
ve Avrupa kılıçlarından bu özelliği itibari ile ayrılır. Osmanlı
kılıçları hafif balçaktan uca doğru hafif eğimli ve tek taraflı keskin
olarak yapılmışlardır. Bu eğimin kılıcın kullanılmasında kolaylığı ve
etkinliği sağlamak üzere belirli teknik ölçülere göre verildiği
muhakkaktır. Hint, İran ve Memlük kılıçlarında da bu eğrilik görülür.
Türk kılıçlarının en büyük karakteristik özelliği namlularda kullanılan
çeliğin elde edilmesi ve bu namlular üzerinde çağına göre ileri bir
teknikle yapılan süsleme, bezeme ve hat sanatını uygulamalarıdır. Ayrıca
Cengiz Han zamanında Moğol ülkesine giden Çinli elçiler bunların çelik
işlemeyi bilmedikleri Moğol generallerinin ve ordularının kılıçlarını
Uygur Türklerine ısmarladıklarını yazmışlardır. Kılıcın gerek yapımında
gerekse kullanımında tarihi bir geçmişe ve ustalığa sahip olan Türk
toplumu bu özelliğini Osmanlılar zamanında da devam ettirmiştir.





Bir süs eşyası zarafetinde ince ve narin
görünümü ile bugün müze vitrinlerini yerli ve yabancı kolleksiyonları
süsleyen Türk kılıçları yaşadıkları çağlarda usta Türk savaşçısı elinde
zırhları, miğferleri parçalayan aman vermez bir silah kimliğini
taşımaktadır.
Süvari bir ulus olan Türklerde kılıcın her
kişinin yanında taşıdığı bir araç olması çok doğaldır.Türkler at ve
kılıçla tarih boyunca çağlar açmışlar,çağlar kapamışlardır.Kılıç
Türklerde kutsal kabul edilmiştir.Demir ve onu eriten ateşin büyük bir
ruhsal yönü olduğu kabul edilirdi. Demire büyük saygı gösteren Türkler
bu nedenle kılıca da saygı göstermişler, yeminlerini kılıç üzerinde
yapmışlardır.
İyi kılıç yapımı demiri bulan Türkler tarafından
gerçekleştirilmiştir. Kamaların namlu denilen madeni bölümü daha da
uzunlaştırılan Türk kılıçları dövme demirden ve ağırlıkları uç tarafa
toplanacak biçimde yapılırdı.Her bozuluş yada kırılışta yeniden
dövülerek kılıç biçimi veriliyordu. Türkler, kılıcın yapımında ve
kullanımında de üstün yetenek göstermiş,kılıcın kullanım tekniğinde de
büyük aşama yapmışlardır. Özel formüllerle yapılan kılıçlar yetenekli
bileklerde büyük işler başarmışlardır. Tek vuruşta bir deve yavrusunu
ikiye biçen bilek, yine tek vuruşta bir atlası ikiye bölüyor, kat kat
yapılmış keçeyi doğruyordu.

Kılıcı saldırı aracı olarak kullanan
Türkler kılı kesecek kadar hünerli idi ve savunma aracı olarak kalkanı
da ona eş değer özellikte kullanıyordu. Avrupa kılıçları düz ve iki
tarafı da keskin olarak yapılıyordu. Türk kılıçlarının ise bir tarafı
keskin ve kıvrıktır. Mezarlarına atları ve kılıçları ile gömülmelerini
isteyen Türklerin kazılarla sağlanan bulgularında bu tarihsel yönlerini
yansıtan bir çok belge ele geçmiştir.
M.Ö. 23-24. Yüzyıl öncesine
varan doğu Hun Türklerinin silahlarına ait Çin kaynaklarında geniş
açıklamalar vardır. Bir bölümde şöyle denilmektedir: Onların hepsi
zırhlı süvarilerdi. Uzağa mahsus silahları yay ve oktu,Kısa silahları
ise keskin kılıçlar ve mızraktı.
Shamsir (şaşmir): Şaşmir Eski
Persçe de kılıç anlamına gelmekle birlikte kuşağa takıldığına kıvrık
namlusunun yandan bakıldığında aslanın kuyruğuna benzediği için de bu
ismin verildiği söylenmektetir. İran, Türk, Rusya ve Hindistan da
kullanılmıştır.


Sipahi

Tarihçi Lofyor. ”Kılıç, acemilik ve
dikkatsizlikte bir toprak çanak gibi kırılır der. Kılıç onu kullananın
bileğin kuvvet ve yeteneği ile üstünlük kazanır. İşte bu bilek Türklerde
vardır” demektedir.
Ayrıca tarihi belgelerde Alparslan’ın yönettiği
ani saldırılarda her Türk askerinin biri elinde, biri belinde, biride
ağzında olmak üzere üç kılıcı olduğu belirtilir. Savaş dışında ise kılıç
bir egemenlik sembolü olarak kullanılıyordu.

Kılıç; kabza, korkuluk
ve namlu diye adlandırılan üç bölümden oluşmaktadır.
Kabza:
Ağaç, boynuz, kemik yada madeni maddelerden yapılırdı. Kabzanın süslü
olmasına her dönemde ayrı bir özen gösterilirdi.

Korkuluk: Kılıcı kullanan
kişinin elini bir darbeye karşı koruyan bölümdür.

Namlu ise: Kılıcın madeni
bölümüdür. Türk kılıçlarının namluları eğridir. Eğri namlular darbede
daha büyük yara açtıkları için delici kılıçlardan daha öldürücüdür. Bazı
kılıçlarda iki yanları keskin, ucu sivri, düz yada yuvarlak olan namlu
türleri de vardır. Namlunun keskin kenarına kılıç ağzı yada kılıç
yalmağı denir. Kılıçlar kullanılmadıkları zaman ‘kın’
Eski
Türklerde kılıç yapımı ustalığı yanı sıra, kılıç üzerine ve kınına
yapılan işlemecilikte büyük bir sanata dönüşmüştür. Kılıçların kınları
ilk dönemlerden beri hayvan, bitki türündeki motiflere göre süslenirdi.
Kılıçların üzerine de özellikle kabza bölümlerine; kaç yılında, hangi
amaçla, kimin tarafından yapıldığı kazınarak işlenirdi. İslam dininin
kabulünden sonra kılıçlar üzerine ayet, hadis ya da bazı mısralar
işlemekte bir gelenek olarak benimsenmiştir. denilen bir kılıfta
korunur ve taşınır. Kın önceden madenden yada tahtadan yapılırdı. Kının
üst tarafında bele bağlanmasını sağlayacak olan bölüm vardır.
11.Yüzyılda yazılan Kaşgarlı Mahmud un
eserinde; demir maddesinde şu açıklamalar vardır; Kırgızlar
Yabanku, Kıpçaklar ve öteki Türk
boyları yemin edecekleri zaman demirden yapılmış kılıcı
kınından çıkarırlar önlerine enine koyar ‘Bu kök girsin,kızıl
çıksın’ diyerek yemin ederlerdi.Bunun anlamı sözümde durmasam
bu kılıç temiz girsin vücudumdan kanlı çıksın biçiminde idi. Bu suretle ‘Demir
intikamını alsın’
Eski Türklerde daha 5-6 yaşındaki
çocuklar ellerine verilen tahtadan yapılmış kılıçlarla bu uğraşa
hazırlanırdı. Daha sonra iki çocuk bu tahta kılıçlarla birbirlerinin
karşısında beceri edinirlerdi. Eski kaynaklara göre Türkler eğri ve tek
yüzlü bir savaş aracı olarak kullandıkları kılıçları ile ilgili
düzenlenen oyunlara büyük önem verirlerdi. Kılıçla ilgili becerilerini
artırmak, sergileyebilmek için sık,sık gösteri düzenlenirdi. Bu kılıç
oyunları yıl dönümlerinde ve büyük törenlerde yakılan ateşin çevresinde,
müzik eşliğinde ritmik hareketlerle yapılırdı. Bu oyunlar ve benzeri
akrobatik hareketlerin Türk efsanelerinde, destanlarında geçmesi
bunların tarihin derinliklerinden indiğini anlatır.

Kılıç-kalkan oyunu bir dini inançtan
oluşmuştur. Bu gösteri ilkbaharda yeniden ateş yakmak amacı ile yeni
yılın başında yapılırdı. Bundan yeni yılın ürünü için bir sonuç
çıkarılırdı.

İki düşman kabile arasındaki iddialı
gösterilerde öldürme koşulu vardı. Düğün ve bayram gibi özel günlerdeki
gösterilerde ise oyuncular birbirlerini yaralamaktan kaçınırlardı. Ancak
oyunun aşırı heyecan ile yinede ölenler olabilirdi.

Türkler çok iyi kullandıkları kılıçlarına
kutsal bir değer kazandırmışlardır. Eski Türklerde olduğu gibi Osmanlı
Türkleri de yeminlerini kılıç üzerine ederlerdi. Fatih Sultan
Mehmet Bosna’daki Latin kilisesine tanıdığı ayrıcalığı
doğrulamak için ‘‘Kuşandığım kılıç hakkı için” diyerek
güvence vermiştir. Yavuz Sultan Selim de Venediklilere
ticaret ile ilgili olarak verdiği izni; ”Kılıcım hakkı
için” diyerek garanti etmiştir.

Kılıç yapımı için 3-5 kg ağırlığındaki
kılıç yumurtası 5-8 cm çapında ve 8-12 cm yüksekliğinde oval biçimdeki
bir çelik külçe dövülerek yapılırdı. Sonradan değişik formüllerle kılıca
su verilirdi. Kılıca su verme işlemi başlı başına bir sanattı. Kılıç
ustaları kendilerine özgü değişik su verme formülleri bulmuşlar ve
bunları birbirlerinden büyük değer olarak gizlemişlerdir. Bu türde
yapılan Türk kılıçları havaya atılan yaş pamuktan bir yumağı kolayca
ikiye biçerdi. demekti.



Mührüsüleyman

Mühr-ü Süleyman’ın üzerindeki altı kollu yıldız
motifinin daha tunç devrinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla
kullanıldığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir. Keza Roma,
İbrani, Asur, Bizans gibi eski medeniyetlerden kalan eserler
üzerinde de göze çarpmaktadır. Eski Türklerin kullandığı on iki
hayvanlı takvimde de bu yıldızı görürüz. Mitolojik zamanlardan
itibaren bereket ve güç sembolü sayıldığı, pagan
toplumlarda da kutsal kabul edildiği bilinmektedir. Ona her
devirde atfedilen anlam da bu yüzden değişip durmuştur. Altı
yön, matematikte ilk mükemmel sayı, dünyanın altı günde yaratılışı,
bereket ve bolluğun özü vs. bunlardan. Şer güçlerden korunmak
için tılsım oluşu ise pek yaygın.
Hıristiyan ve Yahudiler arasında mühr-ü
Süleyman’a ”Davud Yıldızı” denilmektedir. Onlar altıgen
mührün üzerindeki yıldızın her bir köşesinde sıra ile İbrahim,
İshak, Yakup, Musa, Harun ve Davud isimlerinin yazılı olduğuna
inanırlar. Bugünkü İsrail devletinin bayrağı üzerinde de hexagram
bulunmasının sebebi budur.

Mühr-ü Süleyman’ın önemi Yahudilerce bir
amblem olarak kullanılmaya başladıktan sonra artmıştır. Mührün, İlahî
himayeyi sembolize ettiğine inanan Yahudiler sonraki dönemlerde bu şekli
sancak ve flamalara, muskalara nakşetmişler, büyücülük tılsımı olarak
sıklıkla kullanmaya başlamışlar, zamanla ona kudsiyet atfedilmiş ve
özellikle dinî ikbal uğrunda kullanmışlardır.
Mühr-ü Süleyman, İslam tezyini sanatlarının
metal, ahşap, mimari, dokuma gibi pek çok dalında da nakış amaçlı
kullanılmıştır. Birinin tepesi diğerinin tabanına geçirilmiş iki eşkenar
üçgenin figüratif birleşimindeki kontrast, özellikle yapı
süslemelerinin göbek motifi olarak çok cazip görülmüştür. Mühr-ü
Süleyman’ın bulunduğu yere şeytanın giremediğine dair halk inancından
dolayı da taş, ağaç, cam, kağıt vb. satıhlarda merkezî motif niyetine
kullanılmıştır. Yine bu inanıştan dolayı cami, tekke vb. mekanların
kubbe veya tavan nakışlarında yahut medhal sövelerinde mühr-i Süleyman
desenleri bulunur.
Anadolu Selçukluları, Artukoğulları
ve İlhanlıların eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit
taşlarında sık rastlanır. Osmanlılarda ise başta hamam kubbe delikleri
olmak üzere mezar taşları, cami tezyinatları, anıtlar ve kemer kilit
taşlarıyla çini, seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda şeytanı
uzaklaştırma amacıyla; mutfak eşyalarında, çeşmelerde, sebillerde
zehirlenmeye karşı tılsım niyetine; serpuş, tolga vb. başlıklarda güç
sembolü olarak; giyim eşyaları ve takılarda hırz ve vefk olsun diye
kullanılmıştır. Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa’nın, rüzgara
hükmedebilmek maksadıyla sancağına mühr-i Süleyman motifi
nakşettirmesi bu geleneğin bir neticesidir. Aynı motif Ön Türk
devletlerinin sancaklarında da kullanılmıştır.

Ön Türk Tarihinde iç içe geçmiş iki
üçgenden oluşan bu altıgen yıldızın ”Yaratan ve yaratılan”ı
ifade ettiği belirtilmektedir. Ön Türk boylarında bu yıldız ”Temur
Kazık” yani Kuzey yıldızını simgelemektedir. Daha sonra bu
yıldızın adı, bazı Türk boylarınca ‘‘Çolpan Yıldızı”
olarak adlandırılmıştır. Çolpan Yıldızı, tüm Türk boylarınca, Yaradan
Tanrı’nın bir lütfu ve kendilerinin yıl göstericisi olarak kabul edilmiş
ve ”Temuk Kazık” yani kırmızı renkli sabit
yıldız olarak isimlendirmişlerdir.



Barbaros Hayrettin paşa’nın sancağı

Osmanlı Tarihi,,,,,


sbtj
5 yıl önce - Pzr 03 Mar 2013, 02:02

Günümüzde Hala Devam Etmekte Olan Kılıç İmalat Atolyemizde Eğri Kılıç Türk Kılıcı Yatağan Palası Zülfikar FATİH KILICI Merasim Kılıcı Üremi Mevcuttur . İlgilenen Arkadaşaların Çalışmalarımızdan Bir Kacının Resmleri

Bazı Örneklerimiz ....



(+)














(+)




(+)





(+)





(+)





(+)





(+)



(+)





(+)





(+)









Siz Hayal Edinz Biz Yapalım
yataganelaletleri.com
yatagankilic.com

Sitelerinden Bizlere Ulaşabilirsiniz....
[/code][/quote]




Misafir 3fc

3 yıl önce - Cmt 22 Ksm 2014, 19:48

Bizi tarlada osmanlı kılcı cıkmış tı komşomuzun oğlu bizim tallada buldu ve satimi satmadımı bilmiyorum kecen sene merak etim nasıl diye onların evine kittim elime aldim hala keskin vede hic paslan mamış sedece kavzası biraz pasamıştı okadar ustunde ayvardı foto cekmiştim foto bulursam baylaşa cam

Ali_Adnan
3 yıl önce - Cmt 22 Ksm 2014, 20:00

Alıntı:
Bizi tarlada osmanlı kılcı cıkmış tı komşomuzun oğlu bizim tallada buldu ve satimi satmadımı bilmiyorum kecen sene merak etim nasıl diye onların evine kittim elime aldim hala keskin vede hic paslan mamış sedece kavzası biraz pasamıştı okadar ustunde ayvardı foto cekmiştim foto bulursam baylaşa cam


Allah'ını peygamberini seviyorsan bu Türkçe ile hiç bir şey paylaşma


YASİN34
3 yıl önce - Pts 12 Oca 2015, 01:33

Eğitimle ilgili bilgilendirirseniz çok memnun kalırız,saygılar iyi çalışmalar.



Misafir 3b3

2 yıl önce - Pts 19 Ekm 2015, 23:49

Denizli,Yatağan da 800 yıldır el işçiliği ile hala bu işçilik dwvam etmektedir siz neyden bahsediyorsunuz!

Misafir c19

2 yıl önce - Çrş 06 Oca 2016, 00:35

Selamunaleykum ustalar ricam bende 2 tane zulfikar var kiliclarin sapi yok yardimci olursaniz sevinirim iletisim 0553 646 44 60

Misafir 285

2 yıl önce - Cmt 14 May 2016, 21:40

Bu kılıcı nereden alabiliriz şimdiden teşekkürler

Misafir 48a

2 yıl önce - Sal 24 May 2016, 20:38

Bi usta numarasj alabilirmiyim bana bi kiliç lazim



sayfa 1
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET