1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Mehmet Kasım
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 13:19
İstanbul'daki bu zor topografyada Fatih gerçekten de gemileri karadan yürüttü mü?
| Alıntı: |
| Bir sahilden girip diğer bir sahilden çıkıyor. Acaba yol(/tünel) üzerinde rakım çok fazla değişiyor mu? Önce açılan 2. etabının eğimi çok fazla değildi gibi gelmişti bana. Ama tabii eğim, uzun yol boyunca yedirildiği için, insan anlamıyor da olabilir. Dolmabahçe'den Bomonti'ye ise rakım değeri daha fazla olmalı... |
bölgeyi düşünürken aklıma Fatih geldi. Bu tünel güzergahının üstünden gemileri karadan yürütmüştü. Tarihi kaynaklar Dolmabahçe'den Harbiye ve Kasımpaşa der. Tam bu tünelin üstünden gemileri karadan yürütmüş.
|
 |
Akın Kurtoğlu
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 14:40
| Alıntı: |
| Tarihi kaynaklar Dolmabahçe'den Harbiye ve Kasımpaşa der. Tam bu tünelin üstünden gemileri karadan yürütmüş. |
| Alıntı: |
Salla, salla, salla
Mine G. Kırıkkanat
29/05/2002 (2312 kişi okudu)
Bu yıl Fatih Sultan Mehmet epeyce kilolu, leventler de düpedüz semirmiş idi. 'Büyükşehir Nah Çalışıyor!' diyenlere inat, belediyemiz de yine: 'Gemiler Haliç'e ine!' buyurmuş idi. Semiz memiz, nacak yerine cep telefonu taşıyan leventler ahalanarak sarıldı urganlara. Kan ter içinde çeke çeke Taksim'i aşıp, ite kaka Kasımpaşa'ya indirdikleri kadırgalar, hepi topu iki pare idi. Oysa efsane, yetmiş iki pare gemi olup, Dolmabahçe'den Haliç'e BİR gecede yürümüş idi.
Zarar yok. Kahpe Bizans artık alışık. Çünkü 549 yıldır zaten Türk. İki kadırgaya bile yine dili tutuldu düşmanın, Türk'ün kürek sesleriyle inledi Avrupa.. da, acaba kim dinledi?
Benim çok bilmiş bir arkadaşım var, Ömer Genç. Örneğin o dinlemiyor artık. Kendisi tarihe pek meraklı. Bakın ne yazıyor:
"Tursun Bey, Tarih-i Ebul Feth'de: 'İslam gemileri bayraklarla bezenip yelkenleri açtılar. Galata kalesi ensesinden havada yürüttüler. Belki uçurdular,' demiş. Oysa dönemin teknoloji harikası sayılabilecek devasa topları yaptırmayı akıl eden Fatih, böyle akıllara ziyan bir işe niye kalkışsın ki? Yanıt, hem Tursun Bey, hem de Âşık Paşazade, İdris-i Bitlisi, hatta Namık Kemal'den gelir: 'Efendim, Bizans keferesi Haliç'in ağzına zincir çekmişti de ondan!'
Ne menem zincirmiş ki bu, bir türlü kırılmaz, kesilmez, aşılmaz? Bugün isteyenin Askeri Müze'de görebileceği zincir, madem böylesine sağlammış, öyleyse kuşatmadan kaçmayı beceren küffar gemileri nasıl çıkmış Haliç'ten?
Binlerce ağaç kesmek, yol açmak, çukur doldurup tümsek düzeltmek, öküzleri koşmak, kalasları yağlamak, gemileri tek tek üstlerine yerleştirip halatlarla dengede tutmak gibi zihnisinir işlerle uğraşmak daha mı kolaylarına gelmiş? Kurtul zincirden, yığ gemileri Haliç'e. Olmaz! İlla karadan yürüyecek gemiler, hem de bir gecede. Yürü bre Zağanos Paşa, kim tutar seni!..
Diyelim ki ağaçlar kesildi, yollar açıldı, ta Sarayburnu'ndan Ortaköy sırtlarına kadar her yer tabak gibi ortadayken, dolayısıyla meşale yakmadan, karanlıkta el yordamıyla çalışılarak, küffara çaktırmadan gemiler karadan yürümeye başladı. Peki hiç mi kaza olmadı, yol tıkanmadı? Öküzün biri hiç dellenip durmadı mı? Hiçbir levent gaflete düşüp tuttuğu halatı koyvermedi mi? Koyverdiyse gemilerin dengesi bozulmadı mı? Bozulduysa koca gemi gerisin geri inmedi mi yokuş aşağı? İndiyse Fatih buna kızmadı mı? Kızdıysa ol leventin kellesini vurdurmadı mı? Vurdurduysa biz neden bilmiyoruz bütün bunları? Haydi bunları geçelim, hesap kitap da mı bilmiyoruz?
Erdoğan Aydın, 'Fatih ve Fetih' kitabında,
H. Kazankaya'nın yaptığı bir hesabı aktarıyor: '...61 metre boyunda ve 8 metre enindeki bir kadırgayı, denizden karaya çıkarmak için (salt karaya çıkarmak için) gemi başına 10 dakikalık bir zaman ayırsak 72 gemi için 720 dakika, bunu da saate çevirirsek 12 saat eder ve gece biter.'
İşin gülünç yanı, bu konuda en gerçekçi bilgiyi, her şeyi abartmasıyla ünlü Evliya Çelebi'nin vermesi: '...Timurtaş Paşa'yı iki bin askerle Kâğıthane'deki koruluk içinde 50 parça kadırga yapmakla görevlendirdi. Koca Mustafa Paşa ise azep askeriyle Okmeydanı ensesinde Levent Çiftliği denilen yerde
50 parça kadırga ve 50 parça at kayığını hazır eyledi. Şahkulu adlı iskelede denize indirildiler. Gemilerin geçtiği yerler Okmeydanı'nda hâlâ görülmektedir.'
Bugün 29 Mayıs. İstanbul'un fethi. Bize yine aynı masalı anlattılar. Yine gemiler yürüdü yanlış kara, yanlış güzergâhtan, üç gün öncesi."
Ömer Genç böyle yazmış ama, bence bu kez, ilk kez gemileri karadan yürütmekte haklı
İstanbul fetih kumpanyası, pardon belediyesi.
Çünkü 549 yıl sonra Haliç gerçekten kapalı. Türkler tarafından Türk gemilerine kapalı hem de. Kesilesi zincir bile değil üstelik, koskoca Galata Köprüsü açılmıyor! Zaten karadan karadan giden şanlı Osmanlı donanması
da iki kadırgadan ibaret idi. Nokta. |
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=38952
Mine Kırıkkanat adındaki bir köşeyazarı ise bu meselenin palavradan ve sallamadan ibaret olduğunu pek edebi (!) bir dille evirip-çevirmiş yazısında...
Haydeee, hangisi doğru şimdi?
Akın KURTOĞLU
|
 |
Mehmet Kasım
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 15:48
| Alıntı: |
| Mine Kırıkkanat adındaki bir köşeyazarı |
Mine Kırıkkanat Fransa'da eğitim almış, laikçi, aydınlanmacı sekülerist bir kişi olduğu için manevi dünyamızda önemli insanlara değer vermez. Monteskiyöye tapar da konu Fatih olunca uzak durur. Bi aralar lavuğun biri "Fatih İstanbul'u almışda ne olmuş yani" diyordu
|
 |
ismail özçelik
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 15:57
| Alıntı: |
Fatih, gemileri bir tek kafamızdan geçiremedi
Hele tarih alanında hiç eksik olmaz maksatları üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek olanlar. Her 29 Mayıs'ta pusuya yatıyor ve İstanbul'un fethi bir hataydı dedikleri halde, gündeme gelmek için onu ganimet biliyorlar. Samimiyetsizlikleri her hallerinden belli. Ancak basında yandaş bulmaları da çok zor olmuyor anlaşılan.
Okurlarım soruyor: Fatih gemileri gerçekten karadan geçirmedi mi? Timaş Yayınları'ndan çıkan "Ufukların Sultanı" adlı kitabımda bu konuyu ele aldığımı söyledikten sonra şakayla karışık, "Karadan yürüttü ama kafalarımızdan yürütemedi" diyorum; kendilerine. Hakikaten kafalarımız yapıp ettiklerini almıyorsa Fatih ne yapsın?
Vatan gazetesinde (29 Mayıs 2006) çıkan haberdeki iddialar şunlar:
1) Gemilerin karadan yürütülmediğini artık neredeyse herkes kabul ediyormuş ve bu bir masalmış.
2) Kaynaklarda gemilerin iki gecede yürütüldüğünden söz ediliyormuş.
3) Gemilerin geçirileceği alan yokuş, tümsek ve çukurlarla dolu ve sık bir ormanlık alanmış. Dolayısıyla sadece ağaçların kesilmesi bir ay alırmış.
4) Eğer gemiler Kasımpaşa'dan indirilmiş olsaymış, Bizanslılar daha yoldayken gemilerin gelişini görürmüş.
5) Bu gemiler Haliç'in ormanlık bölgesinde kalan Okmeydanı'nda yapılmış ve yapımına 7-8 ay öncesinden başlanmıştır. Bu iddiaya dayanak olarak da iki 'kaynak' zikrediliyor: Evliya Çelebi ile Müneccimbaşı.
Sırasıyla cevaplandıralım:
1) Acaba sözü edilen 'herkes' nasıl bir şeydir? Bilim adamları mıdır bunlar, yoksa iddia sahipleri gibi düşünen birtakım tarih meraklıları veya 'kaynaklar' mı? Belli değil. Mesela Fatih devri üzerine uzmanlığı tartışılmayan Halil İnalcık hoca mı? Aksine, hoca tam tersini savunuyor. Hammer mi? Hayır. Babinger mi? Ne münasebet! İlber Ortaylı mı? İddialara gülüp geçiyor. Kim öyleyse bu 'herkes'? Kendi kitaplarını okuyup ikna olan 'fanları' mı?
Masal, öyle mi? Kuşatmayı yaşamış şahitlerin anlattıkları da mı kâr etmiyor? Nicolo Barbaro Bizans'ın içinden anlatıyor yetmiyor, Tursun Beğ dışından anlatıyor olmuyor, ilk tarihçilerimizden Neşrî anlatıyor, kâfi görülmüyor, Âşıkpaşazade yetmiş pare gemi 'kurudan', yani karadan yelken açtı diyor, kaale alınmıyor, Venedikli Zorzi Dolfin de atıyor anlaşılan. Yani bütün bu fethi ya yaşamış ya da en yakınlarından dinlemiş olanlar birleşmiş ve bir masal uydurmuşlar bize. Ne mecburiyetleri vardı peki? Birbiriyle ilgisiz şahitlerin aynı olay üzerinde ittifak etmiş olmaları gemilerin karadan yürütüldüğüne en büyük kanıttır ve o 'herkes' her kimlerse hiçbir kıymet ifade etmez.
2) Gemilerin bir veya iki gecede yürütüldüğünü iddia edenler Bizanslılardır, Osmanlılar değil. Bunu iyice anlamak lazım. Bizim kaynaklarda gün verilmez. Peki Bizanslılar neden bir gecede diyor? Onlar ilk gemileri ancak sabahleyin görebildi de ondan. Oysa bu konuda bir kitap da yazmış bulunan Feridun Emecen'in de belirttiği gibi (İstanbul'un Fethi Olayı ve Meseleleri), hazırlıklar en az iki hafta öncesinden başlamış olmalıdır. Belki de daha önceden, yani Rumeli Hisarı'nın yapımıyla eşzamanlı olarak. Dolayısıyla bir gecede bu kadar gemi geçebilemez, gemi başına 11 dk düşüyor vs. demek Bizanslıların hayretiyle Osmanlıları yargılamak olur ki, adaletli olmaz.
3) Bu alanın temizlenmesi bir iki günde yapılmadığına göre neden olmasın? Sonra ağaç kesilmesi neden bir ay sürsün ki? Orası hiçbir zaman bir orman arazisi değildi. Belki yer yer ağaçlar vardı Tophane sırtlarında, nitekim Fındıklı isminin buradaki fındık ağaçlarından geldiği söylenir. Yani öyle dev ve sık ağaçlıklar mevcut değildi. Şunu da belirtmek yerinde olur ki, o zamanlar Tophane semtinde bulunan Karabaş deresi yatağının kullanılmış olması da ihtimal dahilindedir. Bir iki kaynak bu noktaya değinmektedir. Bu durumda dere yatağı genişletilip düzeltilerek gemilerin geçmesine uygun bir hale getirilmiş olabilir.
4) Görseler ne yapabileceklerdi Bizanslılar? Hiç düşündünüz mü? Osmanlı ordugâhı Okmeydanı'ndan Kasımpaşa sahillerine kadar uzanıyordu. Yani Bizans ve Venedik gemileri buralara çıkamıyordu ki! Neden? Osmanlı topçuları onları keklik gibi avlarlardı da ondan. Bu yüzden bugünkü Galata Köprüsü ile Eyüp Köprüsü arasına sıkışıp kalmıştı Bizans donanması. Görseler de ellerinden bir şey gelmezdi yani. Nitekim gelmedi de. Fatih zincirin önüne bir filo göndererek Bizans gemilerini meşgul etti bir süre. Bu arada Galata'nın üzerinde bir tepeye yerleştirdiği havan toplarına aşırtma atışlar yaptırarak bu gemilerin Haliç'e indirilmiş Osmanlı gemilerine hücumunu engelledi. Böylece Bizans donanması Haliç'in ağzında çakılı vaziyette kaldı kuşatma boyunca. Ve seyretti muhteşem operasyonu. Bir tek işe yaradı bu gemiler: İstanbul düşünce mağluplarını Avrupa'ya kaçırmaya.
5) Gemilerin Okmeydanı ormanlarında yapılıp Haliç'e indirildiği iddiasına denizciler ne der bilmem. Ama bildiğim kadarıyla, suya indirilip sınanmadan bir gemi yola çıkamaz, çıksa da az sonra batabilir. Böyle saçmalık olmaz. Bu gemiler daha önce muhakkak denenmiş olmalıydı. Karada gemi yap, denize indirir indirmez yüzsün, üstelik savaşsın. Olacak şey mi bu? Bu yaş tahtaya basmayacak kadar akıllı ve tecrübeliydi Osmanlı denizcileri.
Yalnız dikkat edin, fethe şahit olmuş hiç kimseyi kaynak gösteremiyorlar. Onları, başka bakımlardan ciddiye dahi almadıkları Evliya Çelebi'ye dört elle sarılmış görmek gülümsetiyor beni yalnızca. Evliya Çelebi fetihten yaklaşık 230 yıl sonra öldü, Müneccimbaşı ise yaklaşık 250 yıl sonra. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Gemilerin karadan yürütüldüğünü söyleyen onlarca şahit varken bu ne kadar abes bir zorlamadır? Şahitlere inanmayacaksınız ve sırf Fatih böyle muhteşem bir operasyonu başaramazdı demek için olaydan 200 küsur yıl sonra yaşamış insanların söylediklerine mal bulmuş mağribi gibi saldıracaksınız. Ve bunu 'aykırı tarihçilik' olarak ciddiye almamızı isteyeceksiniz. Kaldı ki, bu iddia Sadrazam Mahmud Paşa'nın menkıbelerinin anlatıldığı meşhur bir halk kitabına dayanır. Yani dayandıkları kaynak, en başından hurafe diye bir kenara ittikleri evliya menakıbnamesidir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak diye buna derler herhalde.
Daha 72 parça geminin asıl görevinin Haliç üzerine köprü kurmak olduğunu yazacaktım. Bu gemilerin sayısının ve boyutlarının bile Haliç'in en dar yerini kaplayacak şekilde santimi santimine belirlendiğini ve yan yana geldiklerinde yaklaşık 350 metrelik en dar yerlerinden biri olan Defterhane iskelesiyle Kumbarahane arasında bir köprü oluşturduklarını söylemekle yetineyim. Bu dahi 21 yaşındaki 'çocuk'un harikalarındandır.
|
Mustafa Armağan-Zaman
Bence burada anlatmış herşeyi ayrıca şöyle bir konuda var. Gemilerin karadan yürütmesi tarihte bir ilk değildir.
|
 |
Akın Kurtoğlu
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 16:15
Google Earth'den gemileri taşındığı varsayılan güzergâhı işaretleyip, yolboyunca varolan tüm yüksekliklerin kademe kademe rakımlarını bulduktan sonra ortalama bir çekiş hızı belirlemeli ve tüm parkura uygulamalıyız. Bu sayede yolun geçilebilirliğinin imkân dahilinde olup olmadığı da otomatikman ortaya çıkacaktır zaten...
Akın KURTOĞLU
|
 |
İsmail270116
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 17:41
İyide yürütülmediyse nasıl geçti o gemiler karsıya...
Tek çare vardı o da gemileri uçurmak.
Eee o da olmayacağına göre tek seçenek gemiler karadan yürütüldü.
Var mı baska seçeneği olan ?
Bu zamana kadar bu hep tartısıldı ama 2 seçenek vardı zaten biri imkansızdı gemileri uçurmak diğer seçenek kullanılarak karadan yürütüldü gemiler.
Bunun baska mantıklı açıklaması olamaz.
|
 |
Mehmet.21
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 17:49
Bir çok kaynakta yürütüldüğüne dair belgeler mevcut. Ders kitaplarında da karşıya geçirilen donanmanın parça sayısı bile verilmekte.
Ancak uçurarak indirdi dense bile inanırım. Netice olarak bu olaydan sonra, bir çağ kapanıp bir çağ açıldı.
En son Mehmet.21 tarafından Cmt 19 Hzr 2010, 17:52 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
uğur güllüce
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 17:51
| Alıntı: |
| Karadan yürüttü ama kafalarımızdan yürütemedi |
ancak James Cameron a bir fetih filmi çektirirsek kafalarımızdan geçer bence.
|
 |
Akın Kurtoğlu
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 18:17
Aksi gibi "Google Earth" maalesef çalışmıyor şu anda... Rakım ölçümlerini biraz ileriye atacağız gibi görünüyor.
Akın KURTOĞLU
|
 |
kenanmar
13 yıl önce - Cmt 19 Hzr 2010, 19:21
Gemiler
En başta Ulaşım başlığı altında bu kadar spesifik bir tarihi olayın olmasını biraz yadırgadım. Sonuçta Şirket-i Hayriye'nin tarihi olsa evet ulaşım başlığı ile alakalı derim ama bu hakikaten apayrı bir konu.
Gemilere kanat takılıp uçurulmadığına göre biraz Mine Kırıkkanat'ın [bu yazarı ocu bucu yapıp yaftalamanın da manası yok, sonuçta muhasaranın gün be gün kayıt altına alınmadığı bir tarihi tartışıoyoruz, yazılanlar ya yabancı elçilerin gözlemleri ya da 50-100 yıl sonra Osmanlı tarihçilerinin yazdıkları] biraz da Mustafa Armağan'ın bakış açılarını harmanlar isek muhtemeldir ki bizim bugün kullandığımız Beşiktaş-Üsküdar arasındaki büyükçe teknelerin biraz daha büyüğü manevra kabiliyeti yüksek bir anlamda hücumbot niteliğindeki vasıtalarla Sultan Mehmet İstanbul muhasarasını Kuzey'den de tamamlamak istedi. Çok yüksek ihtimalle varolan gemi-tekneleri kullandı belki ekstradan da o esnada bir kaç tane yaptırmıştır.
Ancak sürekli gençliği ve o yaştaki zeka ve çevikliği övülen bir insanın İstanbul Muhasarısı'ndaki tek dişe dokunur yaptığı işin gemileri kızakların üstünde yürütmek olarak gösterilmesi bence olayı da küçültüyor ayrıca son derece boş bir tartışmaya çekiyor.
Muhasarada asıl mühim olan askerin psikolojisini ayakta tutabilmek bu kadar askeri oraya dizip savaştırabilmek, düşmanın yılmasını sağlamak. Askerin psikolojisini gün be gün ayakta tutabilmenin ne demek olduğunu iyi anlamak gerek, hatırlamalıyız ki Sultan Mehmet tüm divan üyelerini bu muhasara konusunda ikna edememişti. Asker İstanbul'un fethi ile elde edebilecekleri ile kaybedecekleri arasında gidip geliyordu.
Tarih boyunca ise Araplar, Hunlar, Avarlar, Sasaniler ve bilumum topluluk kuşatmaya gelmiş ancak mutlu sona erememişlerdi. Bu durum da ayrı bir psikolojik bariyerdi. Sultan Mehmet'in olaya bu kadar asılmasının arkasında ise kendini cümle aleme kanıtlama isteği de yatıyor.
Bunun dışında muhasara esnasında donanmanın dışarıdan gelen Haçlı konvoyunu da engellemekte başarısız olduğunu biliyoruz. Buna ek olarak hatırlatmak gerekir İstanbul muhasara esnasında perişan bir vaziyette idi. Bu perişanlığın kaynağı ise esasen 1204 IV. Haçlı Seferi ve Latin işgali ve ardından gelen 60 yıllık yağma idi, İstanbul ahalisinin beli zaten bükülmüştü. Bir de olaya bu açıdan bakarsak İstanbul zaten daha evvelden kuşatılmış alınmış, tepe tepe de kullanılmış yani bu ele geçirilemeyen bir şehir değil imajını yıkmaktadır.
Öte yandan çağ açıp kapadığı da biraz bizim tarihimizin bakış açısı ile ilgilidir. Avrupa Tarihi açısından İstanbul'un fethi İtalya cephesinde bir büyük yıkım ve yeni bir başlangıç (Rönesans) için insan kaynağı transfer etmek olsa da diğer Avrupa devletleri için Magellan-Vasco dö Gama-Kolomb'un Amerika Kıtasını keşfi gibi olaylar ve şahıslar daha derinden tarihe tesir etmiştir.
Sonuçta atılgan ve gözüpek Sultan Mehmet ilk başlarda çok sevilse de ardından geçen yıllar boyunca sürekli savaş görüp kendilerince ganimeti keyifle yiyemeyen ordu, O'nun ölümünden sonra neden Bayezid gibi halim-selim, pasifist bir adamı iktidara getirdi [Cem Sultan olayı]. Demek ki sultanın sürekli savaş isteği ile dolu oluşu işin ucunda ganimet de olsa her zaman iyi bir şey değil.
Kayser-İmparator-Sultan II. Mehmet'in vizyonu Doğu Roma'nın ardından yeni bir Roma İmparatorluğu olma vizyonuydu zaten yönettiği toprakların haritasına bakılırsa Doğu Roma'nın 1071 öncesi sınırlarına ulaştığı görülür. Aslında İstanbul'un fethi Sultan Mehmet'in rüyalarını taçlandırmasıdır. Ne yazık ki bu kadar kozmopolit ve kültürel derinliği olan bir sultan olmasına rağmen kendi vizyonunu altındaki tebaya yeterince aktaramadı netice de Osmanlı başka mecralarda kendine liderlik aradı. Günümüz Türkiye'sine benziyor biraz.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL - Haberler ve Sohbet
|