3 büyükler nerde abudik gubidik futbolcu varsa versin milyon dolarları sonra batınca vay anam yandım devlet yardım etsin
yok öyle yağma kim olursa olsun batsın bol keseden dağıt sonra miyavla dur
futbolcu desen zaten vergi vermiyor gibi bişi
Devletin futbol kulüplerini sübvanse etmesi kadar saçma bir şey olamaz. Kulüpleri borç batağına sokan yöneticilerin üstüne gidelim onun yerine. Ayrıca milyonlarca dolarlık kontratlara imza atan futbolcular doğru dürüst vergi vermezken asgari ücretliden çatır çatır vergi alınıyor. Buna da bir el atılmalı.
Kulüplerimizin bu duruma düsmesindeki sebepde bu hazira konma kültürü yüzünden.
Iste bu sebeple Mesela Hollanda liginde 20 yas alti futbolcu sayisi Türkiye liginin 5 kati.
Sen üretmezsen, ürettigin tek tük Arda gibi futbolcularida parasizliktan yani mecburiyetten ortaya cikarmissan, elalemin ürettigini tüketerek batman normal.
Yabanci sinirini 14e cikardilar, bu hazircilik zihniyetiyle durumun dahada vahim olacagini düsünüyorum. En azindan ilk 11de ve kadroda yerli yada yabanci farketmez, 21 yas alti futbolcu limiti getirip, ligimizde oynayan 21 yas alti futbolcularin sayisini yükseltseler.
jet fadılın yerinde olsam gs'yi satın alır siirt'e taşırım kulübü.
Ahmet o değil de UEFA'nın olası cezalarından sonra ülkemizi yurt dışında temsil edebilecek kriterde bi takım bulunacak mı acaba? velevki bulundu 2-3 yıl sonra ülke puanı ne hale gelir acaba?
Ahmet o değil de UEFA'nın olası cezalarından sonra ülkemizi yurt dışında temsil edebilecek kriterde bi takım bulunacak mı acaba? velevki bulundu 2-3 yıl sonra ülke puanı ne hale gelir acaba?
Öyle deme. Basketbol ve voleybol'da başarılı kulüplerimiz var. Güreşçilerimiz her zaman iyi, İlle futbol seyredeceğiz diye bir koşul yok zaten. Ben basket maçlarından daha çok keyif alıyorum. Salonun üstü kapalı olduğu için akustik ve ambians mükemmel oluyor. Sahada mücadele rekabet futboldakinden çok farklı. Her 20 saniyede top bir o potanın önünde bir bu potanın. Yarım saat yan pas seyretmiyorsun. Arada molalar oluyor.
Bence tff derhal 1.ve 2. Lig ekiplerine en az 3 yıl transfer yasağı getirmeli, sezon başı 16 yeni transfer yapan adana demirspor takımı, daha lig ortasında 8 futbolcuyu gönderip bir o kadar yeni transfer yapıyor, malesef başkanlar sadece günü kurtarmak adına kulüpleri yönetiyor. Kulüplerin çoğu halka arz edilmiş ve sahipleride taraftarlarıdır, kulüp başkanları bu bilinçle hareket etmeli ona göre harcama yapmalı, misal kulübün transfer bütçesi 30 milyonsa 70 milyon harcıyor, kimin kasasında ödüyorsun diyende çıkmıyor, başkan başarısız olup gidince'de kimse neden bu kadar borç taktın diye'de hesap sormuyor. Kulübler şirket gibi yönetilmeli ve hesap verebilmelidir.
Besiktasin ikinci baskani Ahmet Nur Cebinden Galatasaray'a ve Fenerbahceye gönderme..
Alıntı:
''Galatasaray ve Fenerbahçe'nin stadı vermeyişini hayatım boyunca unutmayacağım''
"Bir defa evsiz barksız olmak çok zor bir şey. Yani bu stada ilk kepçeyi vurduğumuzda hatırlıyorum hatta kepçenin içinde ben de vardım. O gün hakikaten Fikret Orman'ı sayın başkanı cesareti açısından tebrik etmek lazım. Kolay değildi onu yapmak. O bir öncülük yaptı o işe. Bu konuda öncülüğünden dolayı öncelikle ona çok teşekkür etmek lazım. Daha sonra, ama iki yıl boyunca rakiplerimiz işte Galatasaray, Fenerbahçe gibi büyük camiaların statlarında oynama isteğimiz, misafir olma isteğimizin onlar tarafından reddedilmesi benim spor yöneticiliğimde hayatım boyunca unutmayacağım bir hadise olarak kalacaktır. Yani stadımızın olmamasının bizim için dezavantaj olduğunu, rakiplerimizi bilerek ve bunun arkasına sığınarak bu yol ile kendi şampiyonluklarını yapabilmek gibi arzu içerisinde olmalarını halen anlayabilmiş değilim. Yani bu ne hırstır, bu nasıl bir dünyadır ki bizi misafir etmediler. Hakikaten içimin acıdığı en önemli olaylardan bir tanesi budur.
Yazık etmişlerdir, doğru etmemişlerdir, bir laf vardır, bu gün bana yarın sana... Ben bunu unutmayacağım. Hatta bazılarının verir gibi yapıp da vermeyip, bizleri oyalayıp, bizleri planlama açısından beri bile günlerce meşgul etmiş olmalarını da buradan tenkit ediyorum. Aslında vermeye niyeti yok ama ne demek vereceğiz, yönetime soruyoruz, işte o verirse biz vereceğiz falan gibi söylemler akla zarar şeyler. Bunlar yöneticilerin yapmaması gereken şeyler. Dolayısıyla hem onların vermemelerinin acısını yaşadık hem de onun zorluklarını yaşadık. Düşünün ki bir yönetim kurulu toplantısı yapıyoruz hep gündemimizde bu hafta nerede oynayacağız? Düşünebiliyor musunuz , Beşiktaş'ın bir sürü sorunu var ama öncelik hep bu oldu. Belki o toplantıdaki beş altı saatin bir saatini iki saatini bu konularımız aldı. Başakşehir şu anda bize bu kapılarını açtı. Geçen sene açamadı. Az açtı, çünkü statları yeniydi. Kendi ısıtma sistemleri gibi gibi mazeretleri vardı. Bu sene aştılar.
İnşallah misafirliğimizi çok çabuk orada bitirir çıkarız. Onlara da buradan teşekkür ediyorum. Bunun seyircimizi etkilediği kesin , taraftarımızın sayısını etkilediği kesin taraftarın genelinin de motivasyonunu etkilediği kesin. Dolayısıyla bizlerin de motivasyonunu kötü ,negatif yönde etkilediği kesin. Futbolcumuzun da, teknik kadromuzun da motivasyonunu maalesef kendi evimizde olmamanın hatta çok da uzak bir yere gitmenin, çünkü siz eskort ile gidebilirsiniz yarım saat 45 dakikada ama benim taraftarım oraya iki saatte gelip iki saatte dönüyor. Yani Beşiktaş aşkı olmasa oraya kimseyi getiremezsiniz. Eğer bizim stadımız Vodafone Arena daha önce bitmiş olsaydı, hazır olsaydı biz geldiğimizde inanın belki de iki tane şampiyonluğumuz şu anda bitmişti. Onun da negatif etkisi olduğunu burada söylemek zorundayım. Bu sene inşallah o negatifliği görmedik. İnşallah da Allah bize görmeyi nasip etmez şampiyon olana kadar.''
''Feda dönemi bizi bu günlere getirdi''
''Bugün bakıyorsunuz Galatasaray, Fenerbahçe gibi diğer takımlara. Hep bize kızdılar. Feda dönemi diye bir dönemden geçtik. Hep kızdılar. Ama eğer biz bugün gazetelerde diğer takımlar için yazılan, UEFA kriterleri, yasaklar bugün başımıza gelmediyse o günün başarısıdır bu. O gün onu çektiğimiz içindir. Onu o gün çekmeyenler bir gün çekecekler. Haksız rekabetler oluyor. Bizler Beşiktaş'ı ayağa kaldırabilmek için 20 milyon euro'luk bir takım yapıyoruz ve şampiyon olamıyoruz. Onlar 50 - 60 euroyla takım yapıyorlar ve şampiyon oluyorlar. Yok böyle bir çiftlik. Zamanı geldiğinde siz de onu yaşayacaksınız. Ve haksız rekabet oluyor. Zaten UEFA’nın da, Avrupa'nın da, Dünya’nın da futbola getirmek istediği fair - play kriterinin arkasında yatan asıl neden bu. Bizim maddi anlamda borcumuz onları ilgilendirmiyor. Ama haksız rekabet herkesi ilgilendiriyor. Ve benim 20 harcarken, sen 50 harcıyorsan borçlanarak haksız rekabet yaratıyorsun. Ve ben ikinci oluyorum, sen birinci oluyorsun. Nasıl oluyorsun? Sen bir şeyi fazla para vererek yapıyorsun, borçlanarak yapıyorsun. Aslında dünyanın vermek istediği mesaj bu.
Rekabet şartları eşit olacak. Herkes geliri kadar harcayacak. O zaman yol ne olmalı? Borçlanarak harcamak değil, gelirleri arttırarak olmalı. Bu süreçler artık Türkiye'de futbolu bu hale getirmiş. Süreç sonucunda bizim yaşayacağımız güzel günlere doğru sıkıntı çekerek geldiğimiz zaman, temellerini oturttuğumuz bir Beşiktaş futbol takımı ilelebet kendi gelir ve giderleriyle dönebilecek hale gelmesi lazım. Benim yönetici olarak verebileceğim, yapabileceğim bunları yapmaya çalışmak ve bundan sonra da olacak yönetici arkadaşlara da bu konuda hassas olalım demektir.''
''Beşiktaş'ın tabanında emekçiler vardır''
Ben 5 yaşında Trabzon'dan ayrıldım. Karabük'e gittim. Bizim Kartaltepe mahallemiz vardı. Eski ikinci başkanlarımızdan Recep Sami Yazıcı o tarihte İstanbul'da öğrenciydi. Karabük'e geldiğinde Beşiktaş formalarını milletin önüne atıp, bunu giyeceksiniz, mecbursunuz diyerek bir çok kişiyi Beşiktaşlı yapmıştır. Hatta benim kongre üyeliğimi de o yapmıştı. Karabük camiasına dönüp baktığınız zaman, Beşiktaş taraftarına çok yakındır. Maçlarda bunu hissedersiniz. Karabük işçi ve memur kesiminin ağırlıklı olduğu bir yerdir. Emekçinin olduğu bir yerdir. Beşiktaş'ın tabanına baktığınız zaman emekçiler vardır daha çok. Belki biz Beşiktaş'ın orasını çok sevdik.
Beşiktaşlılık çok önemli bir şeydir. Evet şampiyon olmak çok güzel bir şey ancak, Beşiktaşlılık duruşu var. Bunu yapan Beşiktaşlılar var, yapmayan Beşiktaşlılar var. Yapan da, yapmayan da ben Beşiktaşlıyım diyor. Bunu ben görüyorum. Ve benim için yapan muteberdir, geçerlidir. Her zaman da söylüyorum, yapmayanları da biz dışlamayacağız. Yapan arkadaşlarımız onları da eğiterek yanlarına alacaklar. Ben taraftara her zaman söylerim yanınızda oturan kötü tezahürat yapıyorsa, onu dışlamayın. Onu alıp, kucaklayıp, yapmaması gerektiğini ona anlatın. Ona bunu anlatmazsanız, kızarak bir şey olmaz. Bir sonraki maça geldiğinde, bir başkasının yanına oturup onu yapacaktır. Ama siz onu eğitirseniz, Beşiktaşlılığı ve Beşiktaş'a katkı vermenin ne demek olduğunu, o da başkasını düzeltecektir. Aslıda gayret etmek lazım.''