Diyarbakır şu aşamada potansiyelinin çok altında seyreden bir şehir. Bulunduğu konum, her yeri tarih kokan caddeleri, Dicle'nin döndüğü yerdeki tepeye kurulmuş ihtişamıyla bu kentte turist kaynaması lazım. Diyarbakır ekonomik olarak da çok potansiyeli olan bir kent. Irak ve Suriye ile anlaşma yapılıp Dicle nehri su taşımacılığına açılır ve Diyarbakır'a da liman yapılırsa, Diyarbakır ve Güneydoğu ekonomisi patlama yapar. Düşünsenize Diyarbakır'dan Bağdat'a vapurla gittiğinizi.
İnkar etmek doğru olmaz Ama temmuz ayında Urfa'ya nazaran daha serin olduğu söylenebilir. Kuru bir sıcak yok. Özellikle Temmuz ayının hangi saati olursa olsun Dicle Vadisini izlemek için Gazi Köşkünde oturmak mükemmeldir. Çok serindir. Ayrıca Karacadağ'dan esen rüzgarlar sürpriz bir şekilde en sıcak vakitte bile memleketi serinletebiliyor.
Ek olarak dün yağmur bile yağdı mesela. Hemde iyi miktarda.
Ama akşam ve ikindi vakitleri ısı yumuşuyor ve sıcaklık tam kıvamında çok güzel oluyor.
Turistler bahar ayındansa yoğun olarak yaz ayında gelirler. Geçen yıl konuştuğum yaz ayında gelen japon turistlerin de tek şikayeti sıcaklardı (:
Ben özellikle gelmek isteyenlerin Mayıs ayında gelmesini öneririm.
...
Sanılanın aksine turist az demek yanlış olur. Bu vakitte Balıkçılarbaşı semtini ya da kalenin burçlarını iç kaleyi gezerseniz kafileler halinde özellikle yabancı turist görmek mümkün.
Ama daha büyük bir potansiyel olduğu doğru. İçkale'deki çalışmlar bitince dünyanın en büyük açıkhava müzesi ünvanını alacak. Turist sayısının kat kat daha fazla olacağına inanılıyor o zaman. Gerçi içkaleyi şimdiki haliyle de görmek lazım. Mükemmel yapılar var.
Millet uzaydaki kaybolan robotlarının peşindeyken, Ben, 2010 Türkiye'sinin Diyarbakır'ını, bir öküz tarlaya girdi, hıyarları yedi diye beş kişinin öldüğü, son derece eğitimli insanların (!) şehri diyebilirim.
Hayır, abartmıyorum.
Kaynak:
http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/05/22/diyarba ...index.html
Millet uzaydaki kaybolan robotlarının peşindeyken, Ben, 2010 Türkiye'sinin Diyarbakır'ını, bir öküz tarlaya girdi, hıyarları yedi diye beş kişinin öldüğü, son derece eğitimli insanların (!) şehri diyebilirim.
Hayır, abartmıyorum.
CERMIK ilcesi buyuk yuzdesi ile Turkmen olan bir Diyarbakir ilcesidir.
Diyarbakir, etnik olarak oldukca karmasik bir ilimizdir. Sehir icindeki etnik Turk nufusu hic de azimsanacak boyutta degildir.
Insanlari sicak ve mert, yurtseverdir.
Aslinda isyankar ( haksizlik anlaminda ) tabiatlari da yok degildir. Ama cografyanin, iklimin bir ozelligidir ayni zamanda bu.
1974 yilinda 3 ay kalip bir daha goremedigim bu guzel sehrimizde o zamanlar apartman tepelerinde acik hava sinemalarinda bayagi bir film seyretmisligim vardir.
Sur ici ise tam bir alemdir. Kendi gozlerimle gordugum ( epey bir antik ama islevsel ) yuzme havuzunda yuzen cocuklar, daracik sur ici sokaklarinda faytonlarla gezinen insanlar hala aklimdadir.
Gece hayatinin cok hareketli oldugu, insanlarin ozellikle yaz geceleri gec saatlere kadar kadinli-erkekli disarida eglendigi, sinemalara gittigi bir yerdi o zamanlar Diyarbakir.
1974 yilinda kaldigim ( Turistik Otel ) hala duruyormu bilmem ama Ataturk heykelinin bulundugu ve her Cuma ve Pazar gunleri askeri bando esliginde yapilan bayrak cekme ve indirme torenlerinde halkin ayakta buyuk bir saygi ile durdugunu, toren bitince de meydana bakan ( Yalova Kiraathane'sinin alcak hasir tabureli, sus havuzlu avlusunda cay icmeye gidildigini iyi hatirliyorum.
Tabii, yemeklerin nefaseti de ayri bir konudur.
Benin orada kaldigim sirada 1 ay ramazan donemi idi. Oruc tutan-tutmiyan kimse birbirine yan gozle bile bakmazdi, insanlar rahatca yemegini yer sigarasini icer oyle dolasirdi, belki de havalar sicak oldugu icin olacak lokantalari hep kalabalik gorurdum. Bir de iftara dogru sokaklarda cigkofte yoguran lokantacilar bana bayagi bir ilginc gelmisti.
Bu guzel kentimizde bir de futbol maci seyrettim.
Diyarbakirspor-Karagumruk. O zamanlar benim patronum olan kisi ve gurup uyeleri hep iIstanbul'lu olduklari icin gizli gizli Karagumruk'u tutuyorlardi, ben de renkleri kirmizi-siyah oldugu icin oyle. Maraton tribununde ustumuz acik, gunesten cayir cayir yanarak maci izlemistik. Ilk golu atan Karagumruk maci 2-1 kaybetmisti, ama niye yalan soyliyeyim seyirciyi o zamanki olculere gore ( cok sinirli ) gormustum. Disarida cok candan-misafirperver olan kisiler iceride bayagi bir degisik gorunmustu gozume.
Genel olarak o yillarda ( biraz bakimsiz ) buldugum Diyarbakir'da gecirdigim o firtina gibi 3 ay ben de derin izler birakmistir.
Tum Diyarbakir'li dostlarima benden kucak dolusu selamlar.
Biliyorum, bu guzel kentimiz simdi benim anlattigim 36 yil onceki halinden cok daha guzel ve modern ama iste sizinle biraz ( antikite ) paylasayim dedim .
Maraton tribununde ustumuz acik, gunesten cayir cayir yanarak maci izlemistik. Ilk golu atan Karagumruk maci 2-1 kaybetmisti, ama niye yalan soyliyeyim seyirciyi o zamanki olculere gore ( cok sinirli ) gormustum. Disarida cok candan-misafirperver olan kisiler iceride bayagi bir degisik gorunmustu gozume.
Yaklaşık 2-3 yıldır maraton tribünümüzün üstü kapalı Bir daha ki sefere güneşten daha korunaklı bir biçimde sizi bekleriz
Taraftarımızın maçlarda değiştikleri doğru. Çok ateşli bir hal alıyorlar. İnsanlarımızın biraz duygusal olmalarından kaynaklanıyor diyebilirim.
Açık olduğu zamanlarda çekilmiş bir fotoğraf:
Bugün maraton tribünün kapalı olduğu şekliyle çekilmiş bir fotoğraf:
Son 15 yılda nüfusu 2.5 katına çıktı. Suriçi'nde yaşayan yerli halk Batı'ya göç etti. Bayağı bir süredir by göçlerin altından kalkmaya çalışıyor Diyarbakır..
Bunun dışında gözüme ilk çarpan çeteler halinde gezen binlerce çocuk oldu. Ben Türkiye'nin hiç bir yerinde bu kadar çocuğu bir arada görmedim. Bu kadar çocuk nasıl eğitim alacak, nasıl giydirilecek, nasıl iş bulunacak aklımı kurcaladı durdu. Diğer gözlemim şehrin heryeri pislik içindeydi. Çocuk bezlerinden tutun çikolata ambalajına kadar çöpler vardı sokaklarda. Pek sevemedim şehri. Önyargılı yaklaşıyorsun demeyin çünkü aynı bölgede gezdiğim Malatya, Antep ve Urfa'yı çok beğendim.
bu açıklama yukarıdaki dincer32 rurmuzlu arkadaşa kapak olsun..!
Şaşırmadım. Diyarbakır gençliğinin terbiye seviyesini çok iyi bilirim. Fakat şu mesaj düşüncelerimi daha bir pekiştirdi. Katkıda bulundunuz. Sağolun.
Karşılaştırmak istedim, fakat Bir Mardin kadar bile olamıyorsunuz. Arada 40 dakikalık yol farkı var. Oraya da gittim, orada da kaldım. Fakat arada dağlar kadar fark var. Öyle-böyle değil, iki farklı ülke gibi fark. Anlamadım ne iştir. Mardin sokakları pırıl pırıl, yukarıdaki arkadaşın anlattığı gibi sokakta çocuk bezi bulamazsın. İnternet kafelerde, birbirlerine küfür üstüne küfür eden ufacık çocuklar bulamazsın. Mardin'de, kimse yanındaki kız arkadaşına, karına, kızına öküz gibi, yiyecekmiş gibi bakmıyor. Fakat bunları ben Diyarbakır'da çok yaşadım. Yüz metreden başlıyor yanımdaki eşimin orasına burasına bakıyor, yetmiyor geçip gidince arkasına dönüyor bir de arkadan tekrar bakıyor. Mardin'de ise herkes kendi önüne, kendi işinde, gücünde. Yahu olmaz mı hani yanlışlık olur, yok, bir tek Allahın kulu göz ile rahatsız etmedi. Mardin halkı çok efendi, şehirleri de çok temiz idi. İşte benim de Güneydoğu tecrübem böyle...
En son Dincer32 tarafından Cmt 29 May 2010, 18:18 tarihinde değiştirildi, toplamda 6 kere değiştirildi
Degerli Mehmet Satar arkadasimizin son yukledigi fotografa bakilirsa o bolge muhtesem goruluyor.
Tabii, sehirin genelini bilemiyorum.
Cok cocuk sayisi ve bunun egitime yansimasi, is hayatina yansimasi maalesef bir dram.
Bolge insaninin egitim duzeyi ve kalitesi yukseltilmezse bu is cok buyuk dertlere yol acar.
Ben simdiki durumu pek iyi bilmiyorum ama bolgede nufus artis hizi batidan daha yuksek olsa da orada da bir miktar normallesme olmustur diye dusunuyorum. Kent merkezinde yasiyan insanlar kirsal kesimde oldugu gibi 8-10 cocuk yapmiyor sanirim ( ama sadece sanirim, yoksa durumu tam bilemiyorum ).
En son Aksit Ozkural tarafından Cmt 29 May 2010, 18:16 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi