Feto, Baykalın kasedini yayınlayarak Chp nin başından indirdi, inmese daha çok kaset yayınlayacaktı dendi ya. Ülkenin siyasetini yönetenlerin nerdeyse hepsi dedi.
Habertürk'teki canlı yayına katılan Süleyman Özışık çarpıcı bir iddiada bulundu.
Habertürk'teki Ece Üner'ün programı Enine Boyuna'ya konuk olan gazeteci yazar Süleyman Özışık'tan çarpıcı bir iddia geldi. Özışık, Deniz Baykal'a kaset komplosu düzenleyenlerin şuan CHP'de üst yönetimde olduğunu söyledi.
Süleyman Özışık Baykal'a komplo olarak değerlendirilen kasetin cemaat mensupları tarafından kendisine gönderildiğini belirterek; "Baykal'ın kasedi Türkiye'de ilk olarak bana geldi. Ancak biz bunu yayınlayamacağımızı söyledik. Aynı görüntüler Akit Gazetesi'ne de gönderilmiş. Onlar yayınladı." dedi.
Aynı programa konuk olan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Orhan Bursalı, Özışık'ın bu sözleri karşısında bir isim vermesini istedi. Özışık ise görüntülerin Aktifhaber.com isimli bir internet sitesi üzerinden gönderildiğini kaydetti. Bursalı'nın ısrarlı isim istemesi üzerine ise haber kaynağını açıklamak zorunda olmadığını belirten Özışık, bu komployu kuranların arasıda şuan CHP'de aktif siyaset yağan üst düzey 2 kişinin de olduğunu aktardı.
Özışık, savcıların bilgi talep etmesi durumunda gerekli ve yeterli bilgiyi onlara vereceğini, canlı yayında isim vermeyeceğini söyledi.
CHP'Lİ İKİ İSİM KİM?
Süleyman Özışık'ın bu iddiası çok su götüreceğe benziyor. CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte çalışan iki üst düzey yöneticinin Baykal'a kaset komplosunu kuranlar arasında olduğunu söyleyen Özışık'ın sözleri, CHP'li bu iki ismin kim olduğunu düşündürdü.
Kaset kumpası çözülmek üzere, bakalım neler olacak. Paralelin siyaseti dizayn etmek için neler yapabileceğini gördük! Şimdi hesap zamanı!
Kaynak: Hürriyet Gazetesi
Alıntı:
nkara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve bazı eski MHP'li milletvekillerine ait olduğu ileri sürülen görüntülerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, 120 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal ve bazı eski MHP'li milletvekillerine ait olduğu ileri sürülen görüntülerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, 120 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Şu an kadar 36 ismin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltı kararı alınan 30 kişi ise başka soruşturmalardan tutuklu. Siyasilere komplo operasyonunda 34 polis de gözaltında bulunuyor. Gözaltına alınan kişiler arasında Deniz Baykal'ın evine gizlice girilmesini sağlayan çilingir ve kamerayı yerleştiren kişiler de var. Soruşturmada toplam 170 ismin şüpheli olarak yer aldığı ancak hakkında gözaltı kararı verilmeyen 50 kişinin sadece ifadesinin alınmasının istendiği öğrenildi.
NE OLMUŞTU?
O dönem CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal'ın aynı partiden milletvekili olan Nesrin Baytok ile olan görüntüleri internete sızdırılmıştı. Bu olayın ardından Baykal CHP Genel başkanlığı'ndan istifa etmişti. Aynı dönem MHP lideri Devlet Bahçeli'nin "beyin takımı"nı oluşturan isimler " genel başkan yardımcıları Bülent Didinmez, Mehmet Ekici, Deniz Bölükbaşı, Osman Çakır, Ümit Şafak ile Genel Sekreter Cihan Paçacı, Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Taytak ve İstanbul eski İl Başkanı İhsan Barutçu kaset" nedeniyle istifa etmişti. Bu 10 kişi arasından sadece İhsan Barutçu MHP'den ayrılmamış bağımsız olarak Meclis'e girmişti.
İçişleri Bakanı Soylu, Deniz Baykal'a, "Ben İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, yüreğin yetiyorsa İçişleri Bakanlığına bir gel, Kemal Kılıçdaroğlu'yla sana kaset kumpasını kim kurdu bir gösterelim" dedi.
İçişleri Bakanı Soylu, Deniz Baykal'ın Trabzon'daki sözleriyle ilgili, "Deniz Baykal'ı gördünüz, ya sen, ey Deniz Baykal, sana söylüyorum, ben İçişleri Bakanı'yım, sen referandumla uğraşacağına sana tuzak kuranlara ait bir iki cümle söyle de milletin gönlü rahatlasın. Kendini savunamayan bir adamdan memlekete ne hayır gelir, hadi söyle. Ben İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, yüreğin yetiyorsa İçişleri Bakanlığına bir gel, Kemal Kılıçdaroğlu'yla sana kaset kumpasını kim kurdu bir gösterelim. Onların elinin altında oyuncak olmayın ve bu milleti oynatmayın, iftira atmayın. Senin aklın bu saate kadar bu işlere ermemişse Peygamber efendimizi alet edecek, bu işlerle ilgili konuşacak hale de düşmemeni isteriz. Ayıptır, kutsallarımıza, kutsallarımız üzerinden değerlendirmelere girmemeliyiz, bu yanlıştır." dedi.
Deniz Baykalın zaman kaybedilmeden CHP'den ihraç edilmesi gerekiyor, tek adam Kılıçdaroğlu gerçekten faydalı olmak istiyorsa, iyi bir şeyler yapmak istiyorsa, yaşayan ölü Deniz Baykalı kapının önüne koyar.
kılıçdaroğlu baykal'ı ihraç etmese bile artık baykal siyasi denklemin dışındadır,kendi kendine tasfiye oldu
tamam öztürk yılmaz gitti mehmet ali çelebi gitti muharrem ince gitti lakin evetçileri denize dökeceğini izah eden hüsnü bozkurt gibi derin chp olarak görülen isimler var,baykal da bu derin chp'nin koçbaşı
tıpkı derin saadet olarak görülen asiltürk gerçeği neyse derin chp olan deniz baykal,hüsnü bozkurt gibi isimler de bu isimlerdir
derin chp'nin tasfiyesinin zor olduğunu bilecek kadar deneyim sahibidir kılıçdaroğlu
Alıntı:
Kemo, siyasi parti lideri değil ki göresin.
Biden'in yalaması, porno kasetle Genel Müdür yapılmış, CHP Genel Merkezi'nin 14.katından gelen talimatları uygulayan zavallı bir piyon.
Kendi başına bıraksan ne iki kimeyi biraraya getirebilir nede gidip oy vereceği sandığı bulabilir.
Tarih bunları vatan haini olarak kaydedecek ve lanetle anılacaklar.tek adam Kılıçdaroğlu gerçekten faydalı olmak istiyorsa, iyi bir şeyler yapmak istiyorsa, yaşayan ölü Deniz Baykalı kovar
zaten kılıçdaroğlu sırasını bekliyor
hüsnü bozkurt'la deniz baykal'ın tamamen itlaf edilmelerine ramak kalmış vaziyette
eğer bu siyasi mevta konumundaki hüsnü bozkurt gibi deniz baykal gibi isimlerin imhası gerçekleşirse chp'den,işte o zaman gerçek bir sosyal demokrat parti olma yolunda chp daha çok adım atacaktır
bu da chp için ve Türk siyaseti için kayıp değil kazançtır
Alıntı:
Çarşaf ve peçeye savaş açanlar Fransızlar değil Yıl 1935
hiç değişmemiştir diyorsun berat kardeş de 2009'dan bu yana ezberler de bozuluyor,yiğidi öldür hakkını yeme
o gündür bu gündür çarşaflı insanlara rozet takan,türbanlı insanlara belediye başkan adaylıklarında,pm üyeliğinde yer veren bir chp var
hemen değişmek mümkün değil abisi,12 yılda anca bu kadar oluyor
Alıntı:
Adnan Menderes’e olan düşmanlığıyla ve Menderes idam edildiği zaman
ama kılıçdaroğlu da 27 mayıs'a darbe diyen ve menderes'i anan ilk chp genel başkanı
en azından ufak da olsa bunlar da bir gelişmedir
Alıntı:
Ve 1950 yılında Hacca gitmek serbest bırakılır Türkiye'den kalkıp Şam'a inen uçaktan fesli ve sarıklı insanlar zuhur edince başında "laiklik elden gidiyor" feryadları figana karışır Birileri bu hadiseyi not alır ve 10 yıl sonra defterleri açıp hesap sorarlar
ve kılıçdaroğlu gelince “Laiklik kırılgan bir noktada değildir” diyen Kılıçdaroğlu, “Bana göre asıl tehlike sosyal devlet eksikliğidir. Eğer siz sosyal devleti sadaka devlete dönüştürmüşseniz, demokrasiyi, laikliği geliştiremezsiniz.bugün için Türkiye'de laiklik tehlikededir diyemem, böyle bir tehlike görmüyoruz” diye konuştu 2010'da
Kılıçdaroğlu 2010'da genel başkan olunca şunları da söylemişti:
"Ben cemaatlere saygılıyım, insanlarımız manevi dünyalarında cemaatlere yakın olabilir. Nurcu da olabilir, Süleymancı da Fethullahçı da... Yeter ki bunu siyasallaştırmasınlar. Manevi dünyayı siyasete alet etmesinler.
bunları zoraki de olsa bir chp'liden duymak da bir gelişmedir
Alıntı:
Chp bu şahsı nasıl parti başında tutuyor ilginç bir şey.
Bu durum incelenmeli
en azından ince gibi baykal gibi Atatürk tüccarlarının gelmesinden iyidir
kılıçdaroğlu'nun varlığıyla eski chp yerin 5 kat dibine gitmiştir
ayiriyetten İslamcılara da buradan haklı feveranları da iletmeliyiz
Ey İslamcı beyefendiler, yoksa çok mu özlediniz Mustafa Kemal ve CHP’sini de ikide bir “Nerede o Atatürk’ün kurduğu CHP” deyip duruyorsunuz?
peçe düşmanı,şeyh düşmanı,Menderes düşmanı CHP özlenir mi hiç
Türkiye'de laiklik tehlikededir diyemem,cemaatlere saygılıyım,27 mayıs darbedir diyen CHP'nin olması bir kayıp değildir bana göre
Türkiye bile değişirken,eski Türkiye geride kalırken bırakın da eski chp'nin de tabutuna son çivi çakılsın
Ucu Kılıçdaroğlu'na fena dokunacak gibi, Kaset sonucu pazarlık ile o koltuğa geldi ve chp tıpkı tsk gibi dizayn edildi.
2002 yılında bizzat Baykal tarafından CHP'ye üye yapılan ve Genel Başkan kontenjanından İstanbul Milletvekili seçilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk vekillik döneminde özellikle SSK hakkındaki soru önergeleri ve konuşmaları ile dikkat çekmeye başlıyordu...
2002-2007 arası dönem Kılıçdaroğlu için parti içerisinde "tanınma ve tutunma" dönemi olarak planlanmıştı.Ve nitekim öyle de oldu...
Baykal’a Kılıçdaroğlu için yapılan PR ve lobi çalışmalarına ara verilmezken artık bu çalışmaları yapanların elleri daha da güçlüydü.
Asıl sahne ise 2007 seçimleri ile kurulacaktı.Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Merkez kontenjanından milletvekili listesine sokularak Meclis’e girmesi sağlanıyordu…
Baykal’a yapılan PR çalışması etkisini gösteriyor ve Kılıçdaroğlu yeni dönemde 2007 itibariyle Kemal Anadol ve Ali Topuz ile birlikte CHP Grup Başkanvekilliği görevine seçiliyordu.
Kemal Anadol ve Ali Topuz Baykal’ın 30 yıllık yol arkadaşıydı ve bu kritik göreve seçilmeleri de gayet normaldi.Ancak Kılıçdaroğlu’nun CHP geçmişi henüz 5 yıllıkken bu göreve gelmesi gelecekte kendisini nasıl bir “parlak” siyasi kariyerin beklediğinin ipuçlarını veriyordu.
Bu göreve seçilmesi önemliydi çünkü Kılıçdaroğlu’nun parti içinde “parlatılma ve tutunma” aşaması tamamlanmış,sıra “Kamuoyu gözünde parlatılma” aşamasına gelmişti.
Bunun yapılabilmesi içinse Kılıçdaroğlu’nun göz önünde yani medyatik olması gerekmekteydi.Parti adına Genel Başkan dışında kurumsal olarak kamera karşısına geçerek açıklama yapma yetkisi ise sadece Grup Başkanvekillerindeydi.
İşte bu nedenle Grup Başkanvekilliği stratejik öneme sahip, askeri tabirle adeta bir “hakim tepe” konumundaydı.
Ve o “hakim tepe” ele geçirilmişti.
CHP’de 3 Grup Başkanvekili vardı.Kemal Anadol,Ali Topuz ve Kemal Kılıçdaroğlu.Anadol ve Topuz açıklama yaptığında kanallar açıklamaları 2 dakika veriyor,gazeteler bu açıklamaları ya çok küçük görüyor yahut hiç görmüyordu.
Ama iş Kılıçdaroğlu kameralar karşısına geçtiğinde değişiyordu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları gazetelerde geniş biçimde yer alıyor,kanallarda bu açıklamalar ile ilgili dakikalarca haber yapılıyordu.
Özellikle 2014'te Ekmeleddin'i paylaşamayan Ertuğrul Özkök'lü Doğan Medyası ve Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca gibilerin ağababalığını yaptığı Gülen medyası bu bağlamda ilginç bir birliktelik gösteriyorlar,konu Kılıçdaroğlu olduğu zaman açıklamalarına en geniş şekilde yer veriyorlardı.
Özellikle Doğan Medya Grubu’nun bu konudaki “özel çabası” dikkatlerden kaçmıyordu…
Aydın Doğan kendisinin var olması için Erdoğan’ın “gitmesi” gerekliliğine tam anlamı ile kanaat getirmişti.
Aydın Doğan'a göre bu da "Baykal liderliğindeki" bir CHP ile mümkün gözükmüyordu
Aydın Doğan'a göre Baykal çok yıpranmıştı ve halkta bir türlü iktidara gelecek karşılığı bulamıyordu.Yani Baykal için harcanacak çaba beyhude olacaktı... Ya yeni bir siyasal oluşum kurgulanacaktı ki şartlar müsait değildi ya da CHP "yeniden kurgulanacaktı"...
Kılıçdaroğlu'nun parlatılma projesine de Aydın Doğan'ın Erdoğan'ı tasfiye için son bir umutla projeye dahil olması da bundandır...Ve süreç başlar...
Bu arada "REORGANİZE EDİLMİŞ" PENSİLVANYA MERKEZLİ F TİPİ YEŞİL GLADİO ise Gülen medyasını dizayn ediyordu.Proje sürerken gereken destek verilecek, en azından karşıt yayın yapılmayacaktı...
Süreç başlamıştı ve "düğmeye basılmıştı"... Kemal Kılıçdaroğlu'na adeta "bilgi ve belge" yağmaya başlamıştı. YEŞİL GLADİO arşivinden bir bölümü "kullanıma açmıştı"...
Ve beklenen an geldi...
Kılıçdaroğlu ilk büyük patlamasını 2008 yılında AK Parti Sakarya Milletvekili ve partinin MKYK ve MYK üyesi olan Şaban Dişli hakkındaki yolsuzluk iddialarını ortaya atarak yaptı...
Kılıçdaroğlu'nun ortaya çıkardığı belgeler aynı anda Doğan medyasının tüm gücü ile manşetlere çıkıyor ve bu konu ile ilgili saatler süren programlar yapılıyordu... Kılıçdaroğlu ismi ön plana çıkarılıyordu...
Kılıçdaroğlu ses getirmişti... Kısa süre sonra Şaban Dişli partideki görevlerinden istifa edecekti...
Ama yetmezdi bu daha başlangıçtı... Her şey planlanmıştı ve adım adım ilerlenecekti...
Şaban Dişli'yi istifa ettiren yolsuzluk skandalının ardından Kılıçdaroğlu kısa süre sonra bir kez daha kameralar karşısına geçiyordu.Bu kez hedefinde AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat vardı... Kılıçdaroğlu açıkça Fıratı "Uyuşturucu Baronu" olmakla suçladı...
Kılıçdaroğlu'na Fırat'ın yanıtı sert ve yine medya üzerinden oldu... İki isim bir süre medya organları üzerinden tartışmalarına devam ettiler. Doğan meedyası bu sırada Kılıçdaroğlu tarafını ön plana çıkartıyor iddialarını sayfalarına ve köşelere taşıyordu...
Aydın Doğan,Kılıçdaroğlu-Fırat tartışmasının medya üzerinden devam etmesini ve tarafların birbirlerini medya üzerinden suçlamalarını bir süre bilinçli olarak takip etti.Burada hem Kılıçdaroğlu'nu daha da parlatmak hem de tansiyonun yükselmesini sağlamak stratejisindeydi...
Aydın Doğan bir süre daha bekledikten düğmeye bastı...O dönem DOĞAN MEDYA GRUBU bünyesinde olan STAR TV'nin haberlerini gazeteci Uğur Dündar yönetmekteydi...
Türk televizyonlarında seçim öncesi parti liderlerinin açık oturumlarda karşılaştığı yayınlar olmuştu ancak birbiri hakkında iddiası ve sert sözleri olan farklı partilerden 2 siyasetçi hiç bir canlı yayında karşı karşıya gelmemişti...
Bu başarılabilirse bir ilk olacaktı ve habercilik açısından da önemli bir olaydı...
Aydın Doğan böyle bir "düelloyu" sağlaması için Uğur Dündar'ı görevlendirdi
Büyük karşılaşma TBMM'de gerçekleşti... Bütün ajans ve kanallara açık olarak yapılan "düelloda" Kılıçdaroğlu'nun karşısında Dengir Mir Mehmet Fırat çok zor duruma düştü ve 1,5 saat boyunca savunmada kaldı...
Yayının hemen ardından Doğan medyası Kılıçdaroğlu'nu galip ilan ederek,performansını göklere çıkartan yayınlara başladı... Gazeteler Kılıçdaroğlu zaferi manşetleri attılar...
Aradan çok fazla geçmeden Dengir Mir Mehmet Fırat AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmek durumunda kaldı
Kılıçdaroğlu artık "AK Parti Genel Başkan Yardımcısı'nı Koltuğundan Eden Adam" olarak tanınıyordu.Bundan 6 sene önce adını kimsenin bilmediği bu bürokrat emeklisi,6 yıl içinde önce CHP Grup Başkanvekili olmuş,ardından milyonlara adını ezberletmişti.
Ancak artık CHP içerisinde ve kamuoyunda "Parlatılan" Kılıçdaroğlu için yürütülen planlı operasyon "Zirve" yapmamıştı. Operasyonun "Zirvesi" bugüne kadar karşısında kimsenin kendisi ile baş edemediği,polemik üstadı,Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'ti....
Ve aradan çok zaman geçmeden Kılıçdaroğlu bu kez Gökçek'i doğal gaz sayaçları üzerinden vurgun yapmakla suçladığı belgeler ile kamera karşısına geçti ve "Hodri meydan" dedi...
Gökçek'in çağrıya cevap vermemesi düşünülemezdi... İklili yine Uğur Dündar'ın moderatörlüğünde STAR TV ve CNN TURK ortak yayınında karşı karşıya geldiler... CNN'in devreye sokuluşu manidardı ve anlayan için çok "ince" bir mesajdı...
Yayından sonra Doğan medyasında programlarda düello tartışmaya açıldı.Vücut dillerinin analizine kadar yapılıyor,Kemal Kılıçdaroğlu'nun kesin zaferinden bahsediliyordu,gazeteler bir gün sonra Kılıçdaroğlu'nun zaferini yazıyorlardı...
Kılıçdaroğlu'na imaj noktasında "zirve yaptırılmıştı"... O artık AK Partili bir MKYK üyesi ve bir Genel Başkan Yardımcısı'nı koltuğundan eden,Gökçek'i hayatında ilk kez mağlup eden yılmaz bir "Yolsuzluk Savaşçısı" bir kahramandı...
Bu "kahraman" haline gelen eski bürokrat yavaş yavaş CHP tabanında özellikle Baykal'dan rahatsız olan geniş kitleler içerisinde "Kurtarıcı" olarak görülmeye başlanıyordu.
Bunda bazı köşe yazarlarının Kılıçdaroğlu'nun siyasi geleceğini genel başkanlık olarak gösteren yazıları da etkiliydi.
Baykal ise olan biteni sessizce izliyodu. Kılıçdaroğlu üzerinden CHP ve Türk siyasetine bir operasyon çekilmek istendiğini sezinlese de tam emin olamıyor ayrıca Kılıçdaroğlu'nun bunun farkında olup olmadığını yani plana bilinçli olarak dahil olup olmadığını kestiremiyordu...
Partide açıkça kendisine bir rakip yaratılıyor, bunun için en önemli gereklilik olan medya gücü bu yaratılan rakibin emrine amade ediliyor,kendisine ulaşmayan bilgi ve belgeler Kılıçdaroğlu'na ulaşıyordu...
Öte yandan belirli bir çevrenin de parti içerisinde yeniden Karayalçın ismini ön plana çıkartmaya çalıştıkları ve bazı özel toplantılar yaparak,kulis gerçekleştirdiklerini görüyordu...
Bir operasyon geldiğini sezinleyen Baykal,planı püskürtmek ve CHP'nin ele geçirilmesini engellemek için çok riskli ve beklenmedik bir hamle yapacaktı...
2009 Yerel seçim yılıydı...Baykal kimsenin beklemediği biçimde "Parlatılan" Kılıçdaroğlu'nu İstanbul, parti içinde yeniden ön plana çıkarılmak istenen Karayalçın'ı da Ankara adayı olarak gösterdi...
Baykal'ın planına göre işler istediği gibi giderse "Alan tecrübesi olmayan" Kılıçdaroğlu, "Halihazırda Belediye Başkanıolan" ve iktidar partisi AK Parti'nin de arkasında tavizsiz durduğu AK Partili Kadir Topbaş karşısında, Karayalçın ise 1999 ve 2004'te 2 kez yenildiği Gökçek karşısında seçimi kaybedecek ve pasifize olacaklardı...
Eğer bu isimler seçimi kazanırlarsa Baykal geliştirdikleri ilişkiler ağının izini sürerek operasyonu planlayan asıl güçleri öğrenecekti...
Doğan Grubu Kılıçdaroğlu'nun seçim çalışmalarına çok ciddi destek veriyordu."Çamura basan","Fakir aile sofrasına oturan" Kılıçdaroğlu ve halkın ona ilgisini yansıtan fotoğraf ve haberler servis ediliyor,Kılıçdaroğlu'ndan 2.bir "HALKÇI" Ecevit yaratılmaya çalışılıyordu
29 Mart 2009 gecesi sandıklar açıldığında Baykal'ın planları tutmuş gözüküyordu.Kılıçdaroğlu İstanbul'da,Karayalçın Ankara'da kaybetmişti.Gökçek'e karşı 3.kez kaybeden ve çok fazla yıpranan Karayalçın gerçekten tasfiye olmuştu...
Ancak 30 Mart sabahı ile birlikte anlaşıldı ki Kılıçdaroğlu için kaybedilen hiç bir şey yoktu....
Seçimde %37 oy alan Kılıçdaroğlu İstanbul'da CHP oylarını %40 bandına dayamış, bir önceki seçim olan 2004 seçimlere göre CHP'nin oyunu %10'DAN FAZLA ARTTIRMIŞTI...
Doğan medyası özellikle bu %10 artışı işlemeye başladı.Gazetelerde ve kanallarda,köşelerde ve programlarda Kılıçdaroğlu'nun tek başına ismi ile %10 oya sahip olduğu propagandası dillendirilmeye başlandı...
Doğan Grubu, Kılıçdaroğlu'nu kaybetse de galip ilan etmişti "Galiptir bu yolda mağlup" kıvamında yayınlar yapmaya başlamıştı.
Kılıçdaroğlu'nun yükselişi durmamış, tam tersine arkasına "Tek balına CHP oylarını %10 arttıran adam" imajının rüzgarını alarak ivmesini bir kat daha arttırmıştı...
DOĞAN ve SOROS bu algı oyunlarında muhteşem bir icraat çıkarırken müthiş koordinasyonda GÜLENİST YEŞİL GLADİO da üzerine düşeni yapmıştı...
Ve bir gün Haber Vaktim isimli internet sitesinde yayınlanan kısa bir video görüntüsü,Baykal'ın,CHP'NİN VE DAHA DA ÖNEMLİSİ TÜRKİYE'nin siyaset haritasını değiştiriyor,kaderi ile oynuyordu...
habervaktim.com şimdi faal durumda olmasa da bu link tepki toplayınca aynı linkin içeriği değişip site ilgili haberi kaldırmış.o linke tıklayınca da şamil tayyar'la ilgili haber yayımlanmış,buyurun:
Yayınlanan videoda Baykal'a ait olduğu öne sürülen, bir bayanla çekilmiş görüntüler vardı...Ama daha çarpıcı olanı videonun VARAN 1 ibaresi taşımasıydı.Bu çok "ince ve keskin" bir mesajdı...
Operasyonu başlatan güçler"VARAN 1" diyerek görüntülerin devamının ellerinde olduğu mesajını veriyorlardı...
Baykal,bir süredir beklediği ama "gölgeleri" çözemediği büyük operasyonun nihayet yapıldığını ve büyük resmi gayet net görüyordu.... Tarihler 6 Mayıs 2010'u gösteriyordu...
Baykal ortaya çıkan görüntülerin özel bir evde" çekildiğini biliyordu.Burayı ise 3-4 kişi dışında bilen yoktu.Baykal böylece uzun zamandır bildiği teknik takibin yanı sıra "fiziki takibe" de alındığının farkına varmıştı...
YEŞİL GLADİO'nun yeniden reorganize olduğu 1991 yılı itibariyle en etkin yapılandığı alan ise Emniyet İstihbarat Dairesi'ydi. Baykal için komplonun tetikçisini anlamak hiç de zor olmamıştı.
Keza çok manidardır zira 1993 yılında Uğur Mumcu suikasti olduğunda Emniyet bulunduğu yerden sadece izlemişti
kaldı ki uğur mumcu'nun öldürülmeden 3 yıl önce 1990 yılında gülenistlerle özellikle nazlı ılıcak'la nasıl ekranda tartıştığını da bilen bilir
keza 2009'da muhsin yazıcıoğlu'nun helikopteri düştüğünde iha muhabiri ismail güneş'in saatlerdir telefonu açık olmasına rağmen sinyalizasyondan bulunamaması da manidar
1991'den 2016'ya kadar Emniyet İstihbaratı elinde bulunduran Gülenist Yeşil Gladio'yu anlamak aslında birçok şifrenin çözülmesi anlamına gelecektir
bütün bu olaylarda olduğu gibi Gülenci Yeşil Gladio'nun kendisini hedefe oturttuğunu gören Baykal görüntülerin ortaya çıkmasının hemen ardından Angora Villaları'nda bulunan dairesine çekildi.Kritik saatler yaşanıyordu ve yanında tabii ki ÖNder Sav vardı...
İlk şok ile Baykal Sav'a "Sen götür" dese de kısa sürede o ilk şoku atlatarak sakince düşünmeye başladı.Sorun bu büyük operasyon karşısında kimin partinin başında olacağı değildi...
Öncelikli yapılması gereken bu büyük operasyona karşı komplike bir karşı operasyon hamlesi yapabilmekti...
Ve Baykal ilk şoku atlatır atlatmaz stratejisini belirleyerek, Önder Sav ile birlikte CHP'ye yapıla operasyona karşı "kontra operasyon" planını yaptı...
2007 yılından itibaren başlayan 2008 ile hız kazana süreçte gelinen noktada büyük medya desteği ile Kılıçdaroğlu tabanda"Beklenen Kurtarıcı" konumuna getirilmişti...
Baykal,operasyonun bu ayağına şu aşamada direnme şansı olmadığını görüyordu.Karşı operasyon planını bu gerçeği merkeze alarak yaptı...
Önder Sav ile yapılan toplantıda öncelikle alınan karar,kaset komplosunu kimin kurduğunu anlamalarının önüne geçmek için "Bilmiyor" gibi yapmak hatta FETÖ'cü Yeşil Gladio'nun konu ile alakası olmadığını açıklamak oldu...
Böylelikle uğur mumcu'nun,ismail güneş'in,muhsin yazıcıoğlu'nun,hrant dink'in,eşref bitlis'in ama doğrudan ama dolaylı kanıyla yüzünü her sabah yıkadığı artık sağır sultanın malumu olan Cemaat'in artık ''Cemaat'' olmaktan çıkıp CIAMaat'laştığını ve artık YEŞİL GLADİO'ya evrilmiş olduğunu bilen Baykal-Sav 2'lisi"2. bir ölümcül darbenin" önünü kesecekler yahut bu riski minimize edeceklerdi...
Planın 2. aşaması,operasyon yapan asıl güçlerin ve onların taşeronu olan YEŞİL GLADİO'nun "istediklerini elde ettiklerini" sanmasını sağlamaktı...Bunun için Baykal istifa edecekti...
CHP'ye gerçekleştirilen operasyonu planlayanların "istediklerini aldıklarından" emin olması için CHP'NİN BAŞINA HAZIRLADIKLARI ve kamuoyu ile parti tabanında beklenti yaratılan Kılıçdaroğlu'nun önü bizatihi Baykal ve Önder Sav tarafından açılacaktı...
Kılıçdaroğlu için ise artık "altın tepsi içerisinde" kendisine sunulacak "CHP'nin anahtarlarını" bekleme vaktiydi...
Baykal'ın planının işleyebilmesi için iki önemli temel şart vardı.Bunlar YEŞİL GLADİO haline dönüşen Cemaat'e "Sizden gelen bir saldırı yok" mesajını net biçimde iletmek ve Baykal-Sav ikilisinin "ayrıştığı" izleniminin yaratılmasıydı...
Sav plana göre Baykal'ı "Satacaktı"... İkili arasında kavga ve küslük olduğu imajı yaratılacaktı
Planın belki de en can alıcı noktası buydu.Kılıçdaroğlu'na tam bir güven verilmeliydi...
Ve plan uygulamaya sokuldu...Derin CHP "POLİTBÜROSU" DEVREDEYDİ ve CHP "SESSİZ DİRENİŞE" geçmişti...
Tarih yaprakları 10 Mayıs 2010 gününü gösterirken Baykal kameraların karşısına geçti.Tüm Türkiye 4 gündür ne diyeceğine kilitlenmişti. Kurt politikacı duygusal bir veda konuşması gerçekleştirdi...Ancak veda konuşmasının satır aralarında bu tezgah Ancak konuşmasının satır aralarında bu tezgahın kendisine değil, kendisi üzerinden CHP'YE yapıldığı mesajını verdi...
Başta Doğan medyası olmak üzere, televizyon ve gazeteler ise Kılıçdaroğlu'nu çoktan "Pompalamaya" başlamışlardı bile...Adeta Kılıçdaroğlu şimdiden CHP'nin yeni genel başkanı ilan edilmişti...
Kanalların ve gazete köşelerinin başlıca konusu CHP'nin geleceği olurken herkes ağız birliği etmişçesine "CHP'yi bu kaostan Kemal Kılıçdaroğlu" çıkarır diyordu...
2008 itibariyle yapılan PARLATMA OPERASYONU ve psikolojik harekat ile genel kamuoyu ve parti tabanını bu algı yönetimi operasyonunun etkisine açık hale getirmişti...
Sessizliğini koruyan Kılıçdaroğlu ise medyanın ilgi odağı konumundaydı...Operasyon yapılmış nihai sonuca ulaşmak için çok yaklaşılmıştı...Ama "Birileri" Kılıçdaroğlu'na "Bekle" diyorlardı...Bu esnada medyada yoğun bir Kılıçdaroğlu rüzgarı esiyordu...
HABERTÜRK devereye girmişti... Gazete yaptığı anketten %72.4 Kılıçdaroğlu'nun başkanlık desteği çıktığı açıklıyordu...
Ama her şeye rağmen Kılıçdaroğlu'nu "son düzlüğe" sokan eller kendisine beklemesini söylüyorlardı.Medya ilgisinin odağında olan Kılıçdaroğlu 15 Mayıs 2010 tarihinde Baykal ile Beysukent Angora Villaları'nda tam 1 saat 10 dakika başbaşa görüştü...
Herkes bu görüşme sonrasında Kılıçdaroğlu'ndan adaylık açıklaması gelmedi.Baykal Kılıçdaroğlu'na Kurultay'a gelmeyeceği taahhüd ve kararlılığını yineleyerek yeşil ışık yakarken örgüt ve delegeyi kontrol eden Sav'ın tavrını bilmediğini söyleyerek Kılıçdaroğlu'nu Sav'a yönlendirdi
İşte kum saati o andan itibaren geriye doğru akmaya başladı...
Kılıçdaroğlu ısrarla kendisine 12 Mayıs'tan beri Genel Başkan Adayı olup oladığını soran gazetecileri o tarihten bu yana aday değilim diyordu, başbaşa görüşme sonrasında da aday olmadığını bir kez daha beyan etti.Ama bu kez durum farklıydı....
Çünkü, "perde arkasındakiler" zaten başından beri bilinçli olarak Kılıçdaroğlu'na adaylığını açıklatmıyorlar ve üzerinde tabandan ve örgütten baskı oluşmasını adım adım bu baskınınartması stratejisini izliyorlardı...
Yani Kılıçdaroğlu "Aday olmayacağım" demesine rağmen gün geçtikçe dayanılmaz hale gelen taban ve örgüt baskısı ile "Adayım" diyecek ve "Kurtarıcı" olarak karşılabacak, "Liderliği" tartışılmayacaktı...
Fakat Baykal'ın yeşil ışığından önemli olan örgüt ve delegasyona hakim yeni güç odağı Sav'ın tavrıydı... Kılıçdaroğlu mesajı almıştı hemen Sav ile irtibat kuruldu... Bu görüşme kamuoyundan gizli gerçekleşti...
Yapılan görüşmede Sav, Kılıçdaroğlu'na "Baykal büyük bir sorumsuzlul yaparak sadece kendisini yakmadı partiyi de ateşe attı.
Referandum varken onun yüzünden belki ülke tehlikede" diyerek Baykal ile yollarının ayrıldığını ve kamuoyu ile taban desteğinin Kılıçdaroğlu ile olduğunu söyledi...
Kılıçdaroğlu "Ya örgüt ve delege?" dediğinde Sav "O konuda ben taahhüd veriyorum.Bir an önce partiyi bu kaostan çıkarmalıyız.Bunu şu an yapabilecek isim sensin ve bu görevden kaçamazsın" diyerek Kılıçdaroğlu önündeki son engeli de kaldırıyordu...
Bu adaylık açıklamasının hemen ardından Önder Sav tüm il başkanlarını Ankara'da bir araya topluyor ve il başkanları Kılıçdaroğlu'na tam destek deklerasyonu açıklıyordu...
Baykal'ın planı sorunsuz işliyordu...Baykal katıldığı bir davette Önder Sav için kameralar açıkken mikrofonu eline alıyor ve davetlilere hitaben "Benden size tavsiye siyaset yaparken vefalı olun.Siyasette vefa olmalı" şeklinde konuşuyor bu konuşmalar medyaya Baykal-Sav yol ayrımı olarak yansıyordu...
Bu açıklama ile birlikte hala olanları anlamlandıramayan bir kısım CHP tabanında ve genel kamuoyunda Sav çoktan "satıcı" damgasını yiyordu... Baykal-Sav ikilisinin istediği de tam buydu...
artık Kılıçdaroğlu operasyonu bir an önce tamamlanmalı hatta Kılıçdaroğlu'nun yerinin sağlamlaştırılması ve tabanda Baykal'a olası bir dönüşün önünün kesilmesi için medya desteği ile %5-7 arası CHP'nin oyunun artması gerekiyordu...
Kısa süre sonra CHP Olağanüstü Kurultayı'nda rekor sayıda delegenin imza ve oyları ile Kılıçdaroğlu CHP'nin 7. Genel Başkanı oluyordu...