1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Elif
|
 |
Okhan
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 14:59
Başbakanımızın konuşmasını ve soru-cevap bölümünü televizyonda canlı yayında izledim. Bence başbakanımız çok başarılı bir konuşma yaptı. Kendisine yöneltilen soruları da çok tutarlı, başarılı ve inandırıcı bir şekilde cevapladı. Bu konuda ülkemizi beklemediğim bir başarı ile savundu.
Avrupa Parlamentosunda halen tartışmalar devam ediyor. Yeşiller ve Sosyal Demokratlar komisyonun kararını savunurken, sağ görüşlü EVP partiler birliği ise Türkiye'ye yeşil ışık yakılmasını kritize etmekte.
Evet, uzun tartışmalar sonunda komisyon böyle bir karar verdi. Artık hayırlısı diyerek, gelişmeleri bekleyip, göreceğiz.
Sağolsun komşum Elif, bu haber ile ilgili bir yönlendirme eklemiş. Bu tarihi bir olay olduğu için, bu konuyla ilgili haberin tam metni bu başlıkta bulunsa iyi olur:
Haber metni:
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~342 ...201,00.asp
'Türkiye ile müzakereler başlayabilir'
AB Komisyonu’nun Başkanı Prodi ve Genişlemeden Sorumlu Temsilci Verheugen, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğini belirterek, İlerleme Raporu'nda "müzakerelerin başlamasının tavsiye edildiğini" açıkladı. İnsan hakları ve reformlar alanında gerileme olması halinde müzakerelerin durdurulması öngörülüyor. Prodi, Türkiye'nin Avrupa'ya katılmasında korkulacak bir şey olmadığını söyledi.
Türkiye'nin beklediği rapor açıklandı. AB Komisyonu, Türkiye'ye ilişkin İlerleme Raporu'nda Kopenhag kriterlerinin büyük ölçüde karşılandığını belirterek, Türkiye ile müzakerelerin başlamasını tavsiye etti.
AB Komisyonu’nun Başkanı Romano Prodi ve Komisyonun Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Günter Verheugen'in Avrupa Parlamentosu'nda açıkladığı raporda müzakerelerin insan hakları gibi temel alanlarda geriye gidiş olduğunda durdurulacağı belirtiliyor ve müzakere başlangıcı için herhangi bir tarih verilmiyor. Komisyon, müzakerelerin başlangıcı tarihinin kararını 17 Aralık'ta yapılacak AB Zirvesi'nde liderlere bıraktığı belirtiliyor.
PRODİ: TÜRKİYE'YE YANITIMIZ EVETTİR, KOŞULLU EVET
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, AB Komisyonu'nun Türkiye'ye yanıtının “koşullu evet” olduğunu söyledi. Prodi, “Komisyonun Türkiye'ye yanıtı evettir, koşullu evet” diye konuştu.
"DAHA ATILACAK ÇOK ADIM VAR"
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Türkiye'de yapılanların AB Komisyonu'nu “evet” demeye yönelttiğini belirtti ve “Daha atılacak çok adım var” dedi.
Prodi, genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen ile birlikte Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye raporu hakkında bilgi verirken, Komisyon'un Türkiye'ye yanıtının “koşullu evet” olduğunu, ortaya konulan isteklerin “başarının anahtarı” olacağını söyledi.
Romano Prodi, Türkiye'nin TCK'nın da onaylanmasıyla, Kopenhag kriterlerini yerine getirme aşamasına ulaşmış olduğunu belirterek, Türkiye'de yapılan reformlar hakkında bilgi verdi. Prodi, “genelde çok şeyin gerçekleştirildiğini” anlatarak, “Daha atılacak çok adım var” dedi.
Yapılanların AB Komisyonu'nu “evet” demeye yönelttiğini, ancak ilerlemelerde aksama halinde müzakerelerin askıya alınabileceğini ifade eden Prodi, sonucun baştan garanti altında olmadığını söyledi.
Prodi, Türk halkına ve hükümetine bir “güven mesajı” verdiklerini söyledi ve Atatürk'ün gösterdiği yolda kararlılıkla yürünmesi, reformların sürdürülmesi çağrısında bulundu.
Romano Prodi, AB kamuoyuna mesajında ise “Türkiye'nin katılımından korkacak bir şey olmadığını” söyledi.
VERHEUGEN: TAVSİYEMİZ MÜZAKERELERİN BAŞLAMASIDIR
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye ile müzakerelerin başlamasını tavsiye ettiklerini söyledi.
Verheugen, Türkiye konusunda çalışmaların birkaç haftalık bir iş olmadığını, çok ayrıntılı, dengeli, tarafsız ve eksiksiz bir rapor sunduklarını, tavsiye kararının AB Konseyi'ne iletildiğini, son kararın ancak AB Konseyi ve üye ülkeler tarafından verilebileceğini söyledi.
Türkiye'deki adli yapının AB kriterlerine uyumlu olduğunu söyleyen ve reformların uygulanmasına verdikleri önem üzerinde duran Verheugen, raporda endişelerin de yansıtıldığını, beklentilerin dile getirildiğini, müzakereler için katı bir çerçeve önerildiğini ve bunların askıya alınabileceği mesajının verildiğini, göç konusunda kalıcı bir kısıtlamanın da öngörülebileceğini, müzakerelerin sonunda bu alanda sorun olacağını düşünmediğini anlattı.
“Tavsiyemiz müzakerelerin başlamasıdır” diyen Verheugen, bu müzakerelerin sonucu hakkında görüş belirtilmediğini ifade etti.
(Hürriyetim)
|
 |
ASLI
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 15:09
Erdogan'in konusmasini naklen izleyenlerden biriyim ve kendisini gayet basarili buldum. Sogukkanliydi ve inanarak konusuyordu. Kibris'la ilgili guzel aciklamalar yapti. Barisci, uzlasmaci yanimizi one cikardi. Komisyonda cogunluk ile, oylama yapilmasina gerek kalinmadan kabul karari alindi. Olumsuz dusunceler zaten sabit olan olumsuz dusuncelerdi ve degistirilemedi..
Erdogan'in konusmasi sonrasindaki basin toplantisinda ise dinledigim kadariyla Turkiye'nin AB platformunda olmasini isteyen taraflar cogunluktaydi. Taraf olmasalar bile bu muzakere sansinin Turkiye'ye verilmesinde hem fikirdiler.. Reformlarin devam etmemesi halinde muzakerelerin askiya alinmasini da olumsuz almadim. Boylece itici bir guc olacak Turkiye'yi ve sermeyecegiz.
Umarim Turkiye bu surec icerisinden alninin akiyla cikar. Girisimiz Verheugen'in dedigi gibi 12-13 yili bulmaz..
|
 |
Patron
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 15:36
Gümrük birliği'ne girdiğimizde de "tarihi bir olay", "Avrupa'ya girdik sayılır" zannetmiştik..
Sonuç : 150 milyar dolar zarar ve hüsran.
Fransız halkının referandum yapıp Türkiye'yi isteyeceğine gerçekten inanıyor musunuz?
|
 |
Ethem
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 15:40
Tarihe gecilecek bir gün,
her acidan bize verilen bu firsati,
ülkemiz ve halkimiz icin cok iyi degerlendirmemiz gerekiyor
Vatana ve Millete Hayirli Olsun 
|
 |
Patron
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 15:42
Tarihe geçecek tabii : "kandırıldığımız gün"
|
 |
Okhan
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 15:54
| Alıntı: |
| Fransız halkının referandum yapıp Türkiye'yi isteyeceğine gerçekten inanıyor musunuz? |
Doğruyu söylemek gerekirse inanmıyorum ama şunu da ekleyeyim böyle bir referandumun gerçekleşeceğine de inanmıyorum. Bu yüzden ister kabul edecek olsunlar isterlerse olmasınlar.
| Alıntı: |
Gümrük birliği'ne girdiğimizde de "tarihi bir olay", "Avrupa'ya girdik sayılır" zannetmiştik..
Sonuç : 150 milyar dolar zarar ve hüsran |
Bu olay tarihi bir olaydı ama bu olay, yapılan "Türkiye AB'ye alınıyor" yaygara ve propagandası tarzında bir tarihi olay değildi, daha çok ilk defa bir ülkenin üye olmadan pazar ortağı olmayı kabul etmesi açısından tarihi bir olaydı. Aslında yazılanlar haksız değil, bu durum Türkiye'ye pahalıya mal oldu, ama yapılan bu zarar eğer şimdiki süreç gelişmeseydi anlamsız kalmış olacak ve zararımızla baş başa kalacaktık. Artık üye olsak da olmasak da, üye olma sürecinin başlamasının Türkiye'ye ekonomik açıdan getireceği faydalar ve atılım, bu yapılan zararlı uygulamanın (gümrük birliği) bir nevi semeresinin şimdi yenileceği bir yatırım olarak kabul etmeyi mümkün kılacaktır. Tarihi bir gün olması konusunda ise yazılması gereken şu: Bu gelişmeyi olumlu veya olumsuz olarak kabul etsek bile, bu kararın Türkiye'nin AB'nin kriterlerini (Kopenhag) tamamen yerine getirdiğinin açıklanmış olması. Yani bu konuda bizi kabul etsinler etmesinler, senelerdir tersi iddia edilen bu gerçek, net bir şekilde açıklanmış oldu. Özellikle ülkemizde insan haklarına saygı gösterildiği ve bu konuda her hangi bir karşı kanıtın iddia edilenlerin tersine komisyon tarafından gözlenilmediğinin belirtilmesi, ülkemizin senelerdir var olan kanımca haksız kötü imaj konusunda çok önemli bir husus. Ayrıca Verheugen'in yaptığı bir başka önemli açıklama ise "eğer Türkiye'den uygulanmasını istememizi beklediğiniz kriterleri bütün üyelerden isteseydik AB'ye sonradan üye olan bütün ülkelerin üyeliği gerçekleşmemiş olurdu. Senelerdir dikkat çekmeye çalıştığımız bu haksızlığın kabul edilmesi ve parlemontaya karşı, o parlementonun komiseri tarafından dile getirilmesi de önemli bir gelişme.
| Alıntı: |
| her acidan bize verilen bu firsati, |
Bu bence doğru değil, bize kimse fırsat falan vermedi, hatta vermemek için ellerinden geleni yaptılar ve hala da yapacaklar, biz bu hakkımızı söke söke aldık (gerçi alıp almadığımız esas 17 Aralık'ta belirlenecek ama, durum bunu gösteriyor).
Sonuç itibariyle üye olmuşuz olmamışız önemli değil, önemli olan bu gelişmenin ekonomimize daha büyük bir canlılık getireceği gerçeği unutulmamalıdır.
En son Okhan tarafından Çrş 06 Ekm 2004, 16:12 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
|
 |
Elif
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 16:05
Romano Prodi'nin konuşma metni....
SPEECH/04/440
Romano Prodi
President of the European Commission
The Commission’s Report and Recommendation on Turkey’s application
Presentation to the European Parliament European Parliament
Brussels, 6 October 2004
Ladies and gentlemen,
It is an honour for me, together with Günter Verheugen, to present before you the
Recommendation and Report on Turkey’s application, which the Copenhagen
European Council of December 2002 asked the Commission to draw up in
readiness for examination by the European Council in December 2004. As
Parliament wished, these documents are accompanied by a preliminary appraisal of
the main issues arising in connection with the prospect of Turkey’s accession, with
particular regard to EU policies and the Community budget.
The Commission has just adopted these documents after several exploratory
debates on the subject and following a long preparatory period which concludes with
today’s debate. It is a natural part of our democratic process for us to present these
results to you at the same time as we inform the Council.
As you know, the first task allotted to us by the Copenhagen European Council was
to draw up a report on the extent to which Turkey meets the Copenhagen political
criteria and to put forward a recommendation. However, I should like to stress that it
is, of course, the European Council itself - as it made abundantly clear in its
December 2002 decision - to decide whether the criteria are being met and whether
to open negotiations with Turkey.
The Commission’s task was thus to analyse, as objectively and precisely as
possible, Turkey’s state of progress with regard to these criteria, and to draw up a
recommendation to the Council on the basis of this analysis and any other relevant
factors, including the impact study requested by Parliament.
The Commission’s response today is YES. That is to say, its response as regards
compliance with the criteria is positive, and it recommends opening negotiations.
However, it is a QUALIFIED YES that is accompanied by a large number of
recommendations on following up and monitoring the situation in Turkey, and some
specific recommendations on the conduct of negotiations.
I want to draw your attention to these two aspects, which are inseparably linked as
far as we are concerned. In all sincerity, I appeal to the European public,
Parliament, the Council, and to our Turkish partners – the people of Turkey and the
Turkish Government – not to separate these two aspects: on the one hand our
response, which is positive overall, and on the other the provisos that form the
essential key to the success of the whole process of integrating Turkey into the
European Union.
How has the Commission come up with this response?
Firstly, as regards Turkey’s compliance with the Copenhagen criteria, the
Commission has, as I have already noted, tried to present as objective and precise
a picture as possible. Nothing has been concealed, covered up or distorted, neither
the positive nor the negative aspects. On the positive side, the whole of Turkish
society has been committed to a very far-reaching reform process, particularly over
the last few years. In short, as regards the essential documents on the organisation
of democracy in Turkey – the Constitution itself, all the internal laws and Turkey’s
accession to the various international conventions, whose primacy over its domestic
laws it now recognises – Turkey has reached the level required by European
standards in such matters – or will do so once the new Criminal Code recently
adopted by its Parliament enters into force.
3
All these instruments are already having a strong impact on public life and
behaviour in Turkey. Two examples are the abolition of the death penalty and the
recent review of Leila Zana's trial and her release. However, much remains to be
done to implement these texts in full and to bring actual reality in Turkey closer to
practices in the countries of the European Union. The report draws attention to the
situation as regards torture, women’s rights, trade union rights, religious freedom
and relations between civil and military authorities. A great deal has been achieved
in these areas and progress is clearly visible – especially over the last few years.
Nonetheless, much remains to be done.
This accounts for our position, which is positive, but at the same time cautious.
Looking at today's snapshot, we have to admit there are still some blurred areas. If
we consider the long-term picture, however, we see an increasingly active Turkish
civil society and institutions that clearly project their desire to move towards our
democratic values and standards and which are, indeed, making rapid progress in
this direction. This is what prompts us to say YES. But at the same time, we have to
ensure that these developments really are irreversible and that they will be pursued
to completion. We must take the time needed to make sure that all the important
reforms adopted become day-to-day reality for Turkish citizens, both men and
women. And we must also tell our Turkish partners clearly and calmly that any
breakdown in this progress towards democracy, human rights, fundamental rights
and the rule of law as practised in the European Union will automatically bring
negotiations to a halt.
To take an entirely different angle, our impact study indicates that the overall
balance is positive. Taking all the relevant factors into account, we believe that
Turkey’s accession to the EU may make a positive contribution to the Union.
However, the country’s size, geographical position and traditions as a regional
power, its defence capacity, population and demographic growth, its current level of
development, the disparities between its regions, its infrastructure and the size of its
rural and farming population call for profound reflection and clear precautions in
conducting accession negotiations, so as to prevent Turkey’s integration from
weakening the structure we have been building for over 50 years.
The impact study we are presenting today is modest in its claims. It does not seek to
be exhaustive or to predict the future while essential parameters such as economic
growth in Turkey and the Union remain uncertain. Nonetheless, it does already draw
attention to various sectors that will require lengthy periods of preparation and
adjustment in Turkey’s policies, notably rural and farming policy. Long transition
periods will be needed, and sometimes, as with the free movement of persons,
permanent safeguard clauses could prove necessary.
An estimate has been made of the impact of Turkey’s accession on the budget.
Bearing in mind all the methodological precautions that are needed when it comes
to interpreting such figures, which depend on parameters that are, as I said,
uncertain, the main political lesson to be drawn from this estimate is that Turkish
integration cannot be included in the 2007-2013 budgetary perspective on which
negotiations have started on the basis of proposals put forward by the Commission
some months ago. This means that negotiations on the chapters of the Turkish
accession treaty that have financial implications can only be started on the basis of
the financial perspective for the following period. This is consistent with the prudent
pace of negotiations to which I referred earlier.
4
Finally, as with all negotiation processes, particularly those that are as complex as
our study indicates, we must stress that the outcome is not a foregone conclusion.
There are risks that we must take on board, and that we also ask Turkey to take on
board. However, we cannot imagine a future for Europe in which Turkey is not firmly
anchored.
Honourable Members, this is the main burden of the message I wanted to convey to
you today on behalf of the Commission, to which Günter Verheugen will add further
details. We are ready to reply to all your questions, but firstly I would like to
conclude by addressing myself to Turkey and then, through you, to the European
public.
I want to send a message of confidence to Turkey, its people and its government. In
responding positively today, the Commission is acknowledging your historic
aspiration, in which Atatürk stands as a landmark, to share fully in the destiny and
values of Europe. Likewise, it acknowledges the extent of the efforts made over the
last few years to translate this aspiration into the organisation and operation of your
democracy. Nonetheless, much ground remains to be covered before this objective
can be fully attained, and I appeal to you to show the same determination in
pursuing further reforms and wisely conducting an accession process which, like all
the others, will display both periods of progress and moments of tension and
unavoidable difficulties.
I want to call on the European public to demonstrate equal perseverance. A Europe
with self-confidence and a Constitution, strong institutions and well-established
policies, which is in the process of recovering economic growth and is underpinned
by its model of peace, prosperity and solidarity, has nothing to fear from Turkey’s
accession. The integration of Turkey is only one of the many challenges facing us.
The biggest of these challenges are internal ones. We must also consider the
opportunities that Turkey’s integration will bring us in terms of growth and prosperity.
We must, above all, bear in mind the message of the founding fathers of our Europe
and the project of disseminating the values of peace, security, democracy and
cooperation throughout our continent and among our peoples and nations.
|
 |
Ethem
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 16:22
Erdoğan'dan tarihi konuşma
06 Ekim 2004 13:27
--------------------------------------------------------------------------------
Avrupa Konyesi Parlementer Meclisi'nde konuşan Başbakan Erdoğan, tarihi açıklamalar yaptı. Erdoğan'ın konuşması bittiğinde, salondaki herkesin alkışını aldı..
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliği yolunda son dönemece girmek istediğini söyledi.
Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa ile paylaştığı ortak gelecek bakımından özel önem taşıyan bir günde Avrupa uluslarının en eski parlamenterler forumu olan bu yüce meclise hitap etmekten onur duyduğunu dile getirerek sözlerine başladı.
Türkiye'nin, temel insan hak ve özgürlüklerini savunan ve hukukun üstünlüğü ile çoğulcu demokrasinin yüksek ideallerine bağlı Avrupa uluslarının bu “ortak evin” temellerini 1949 yılında atan kurucu üyesi olduğunu belirten Erdoğan, büyük Avrupa kapsamında yaşanan değişime paralel olarak, Avrupa Konseyi'nin de ufuklarını genişlettiğini söyledi. Erdoğan, Avrupa Konseyi'nin, bugün yaklaşık 800 milyon Avrupa vatandaşının, demokratik değerler ve hukuki standartlar etrafında birleşmesini temsil ettiğini kaydetti.
“İLERLEYEN REFORM SÜRECİ”
Konseyin, en yeni üyesi Monaco'yu tebrik eden ve “Aramıza hoşgeldiniz” diyen Erdoğan, bir Pan-Avrupa forumu olarak konseyin, yeni Avrupa mimarisi içindeki yeri ve katkılarının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bu yapılırken, konseyin sayısız uluslararası sözleşmeyle yıllar içinde ilgili alanlarda oluşturduğu kapsamlı müktesebat, Avrupa'nın önde gelen diğer kurumları tarafından da göz önünde tutulmalıdır. Bu çerçevede, AB'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olmasını, Avrupa Kültür Sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartı'na katılımını destekliyoruz.
Önümüzdeki yılın Mayıs ayında Varşova'da gerçekleştirilmesi planlanan Avrupa Konseyi Devlet ve Hükümet Başkanları 3. Zirvesi, özellikle AB'nin son genişlemesinin ardından konseyin, yeni Avrupa mimarisinde gelecekteki rolünün belirlenmesi bakımından, zamanlı bir fırsat teşkil edecektir. Avrupa Konseyi normlarını oluşturan 190'ın üzerindeki sözleşme, Türkiye için de önemli bir referans noktasıdır. Avrupa normlarının ülkemiz mevzuatına aktarılması, ilerleyen reform sürecimizin ana unsurunu oluşturmuştur. Türkiye bugün de 3 Avrupa Konseyi sözleşmesinin onay belgelerini Sayın Genel Sekretere tevdi etmiş, ayrıca 2 sözleşmeyi daha imzalamıştır.”
YAPILAN REFORMLAR
Başbakan Erdoğan, AKP iktidara geldikten kısa bir süre sonra, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Başbakan olduğu 2003 yılının Ocak ayında bu meclise hitap ettiğini ve hükümetin reform vaatlerini ortaya koyduğunu anımsattı.
Aradan kısa süre geçmesine rağmen, bu vaatlerin neredeyse tümünün gerçekleştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, bu kapsamlı reformların bazılarına değindi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ölüm cezasını tamamen kaldırdık ve mevzuatımızdan ayıkladık. Yakında 13 No'lu protokolün onay işlemlerini de tamamlayacağız. Devlet Güvenlik Mahkemeleri'ni lağvettik. Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitesi'nin raporlarına da yansıdığı üzere, işkenceye ve insanlık dışı aşağılayıcı muameleye karşı etkin bir 'sıfır tolerans' politikası benimsedik ve uyguladık.
Sivil-asker ilişkilerini demokratik normlarla uyumlu hale getirdik. Kadın-erkek eşitliği lehine düzenlemeler yaptık ve bu ilkeyi ilk kez Anayasa'ya dercettik. Türk vatandaşlarının, günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları dil ve lehçelerde yayınlar ve dil kursları başlattık. Terör saldırılarından zarar görenlerin tazmin edilmesi için bir yasa yaptık.”
“SESSİZ DEVRİM”
Başbakan Erdoğan, hayata geçirilen kapsamlı yapısal reformlar ve bunların yeknesak bir şekilde uygulanmasının hızlandırılmasına yönelik atılan adımların, önde gelen Avrupalı siyasetçilerden oluşan Bağımsız Türkiye Komisyonu'nun geçen ay yayınladığı raporda, “sessiz devrim” olarak nitelendirildiğini hatırlattı.
Erdoğan, AKPM'nin, reform programını takdir ederek, Türkiye için denetim sürecinin büyük çoğunlukla sona erdirilmesini memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.
Gerçekleştirilen reformlar arasında, Avrupa Konseyi üyelerinin büyük çoğunluğunun taraf olduğu Uluslararası Ceza Divanı'na, Türkiye'nin de taraf olmasını sağlayacak yasal değişikliklerin yer aldığını anlatan Erdoğan, bu çerçevede yeni Türk Ceza Kanunu'nda soykırım ve insanlığa karşı suçları, çağdaş normlar çerçevesinde düzenlediklerini, Anayasa'ya gerekli değişikliği getirdiklerini kaydetti.
Erdoğan, “İç hazırlıklarını tamamlamış olarak, bugün bu kürsüden Türkiye'nin yakın bir gelecekte, Roma Statüsü'nü onaylayarak, Uluslararası Ceza Divanı'na taraf olacağını ilan ediyorum” diye konuştu.
AB YOLUNDA SON DÖNEMEÇ
Komisyon raporunun ve tavsiyesinin, “olumlu tonunun”, birliğin siyasi liderlerinin ortaya koyacağı güçlü siyasi iradeyle karşılık bulacağına inandığını dile getiren Erdoğan, “Katılım müzakerelerinin 2005 yılının ilk yarısında başlamasıyla uzun zamandır yürünen bir yolun son dönemecine girmeyi temenni ediyoruz” dedi.
Erdoğan, “Türkiye'nin üyeliği, kısa sürede gerçekleşmeyecektir. Tabiatıyla, Türkiye bu süreci makul bir zaman diliminde tamamlamayı ümit etmektedir. Türkiye bu amaçla üstüne düşeni yapacaktır” diye konuştu.
KIBRIS
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türk toplumunda gerçekleşen değişim, Avrupa uzlaşıcı kültürünün de benimsenmesine yol açmış ve bu husus Türk hükümetinin uzun zamandır sürmekte olan Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için gösterilen son çabalar zımnında benimsediği yapıcı tutumda yansımasını bulmuştur. Bu sorunun adil ve kalıcı biçimde çözümü yolunda Türkiye tarafından sergilenen kararlılık ve BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı bir uzlaşı elde edebilmek için gösterdiği çabalara yaptığımız olumlu katkılar, uluslararası toplum tarafından takdirle karşılanmıştır. Maalesef Türkiye tarafından güçlü biçimde desteklenen ve Kıbrıs Türk tarafının büyük bir çoğunlukla Annan Planı'na onay vererek birleşme ve AB üyeliği yönündeki siyasi iradesini ortaya koyduğu 24 Nisan 2004 tarihli eşzamanlı referandumlarla sonuçlanan müzakere süreci, arzu edilen sonuçları vermemiştir. Referandum sonuçları, Kıbrıs'ta yeni bir durum yaratmıştır.
BM Genel Sekreteri, Kıbrıs'taki iyi niyet misyonuna ilişkin raporunda 'Kıbrıs Türk tarafındaki referandum sonucunun, Kıbrıs Türkleri üzerinde baskı kurmak ve onları tecrit etmek için geçerli herhangi bir sebep bırakmadığını' açıkça vurgulamakta ve tüm devletleri hem ikili düzeyde hem de uluslararası kuruluşlarda Kıbrıslı Türkleri tecrit eden ve kalkınmalarını önleyen gereksiz kısıtlama ve engelleri ortadan kaldırma yolunda işbirliği yapmaya davet etmektedir. Referandumların üzerinden 6 ay geçmiştir.”
“SOMUT ÖNLEMLER ALINMASI GEREKİR”
Başbakan Erdoğan, uluslararası toplumun, Kıbrıs Türkleri'nin tabi olduğu siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel tecridi kesin biçimde sona erdirmesinin ve onlarca yıldır uygulanan haksız ekonomik ambargonun kaldırılmasının zamanının geldiğini kaydetti.
Erdoğan, doğrudan ticaret, kültür ve ulaşım bağlarının kolaylaştırılabilmesi için somut önlemler alınması gerektiğine işaret etti.
Başbakan Erdoğan, bu bağlamda AKPM'nin iki gün önce Kıbrıslı Türkler'in seçilmiş temsilcilerinin seslerini duyurabilme yönünde aldığı kararın, doğru yönde bir adım oluşturduğunu belirterek, ”Avrupalı bir karar vermiş olan Kıbrıslı Türkler'in, Pan-Avrupa diyalog ve işbirliğinde yer almaları doğaldır” dedi.
“TERÖRİZM HİÇBİR ŞEKİLDE MEŞRU GÖRÜLEMEZ”
Erdoğan, yüzyılın barış, istikrar ve uzlaşının sağlanmasının yanı sıra demokrasi, iyi yönetişim ve insan haklarının geliştirilmesi bakımından pek çok şey vaat etmekle beraber, aynı zamanda yeni boyutlar taşıyan tehditlerle dolu olduğunu kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Güvenliğimize ve özgürlüğümüze yönelik tehditlerin başında, terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gelmektedir. Terörizm günümüzde küresel bir nitelik kazanmıştır ve bunun bedelini en üst düzeyde ödeyen bir ülke adına konuşuyorum: Terörle mücadelede yeni bir birlik ve dayanışma anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır. Dünyanın neresinde meydana gelirse gelsin, terör eylemleri, insanlığı herhangi bir ayırım gözetmeksizin, bir bütün olarak hedef almaktadır. 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' anlayışıyla hareket edemeyiz. O yılan bir gün sizi de sokacaktır, bunu unutmayın. Terörizm, ulusal ya da bölgesel sınır tanımamaktadır. Tek bir din veya davayla özdeşleştirilemez. Terörizm, insanlığa karşı bir suçtur ve hiçbir şekilde meşru görülemez.
Türkiye, Avrupa Konseyi'nin, terörizm ile mücadele konusunda normatif ve pratik alanda daha aktif rol oynamasını desteklemektedir. Bu bağlamda, Avrupa Konseyi'ni, kültürler ve dinler arasında diyalog ve anlayışı geliştirmek amacıyla İslam Konferansı Örgütü ile temaslarını yoğunlaştırmaya davet ediyorum. Her iki örgütün de üyesi olarak, Türkiye, bu doğrultuda gereken çabayı harcamaya hazırdır.”
“MAYINLARLA DOLU”
Başbakan Erdoğan, konuşmasında, Türkiye'nin komşusu Irak'ta meydana gelen gelişmelere de değindi.
Irak'taki güvenlik boşluğunun, kanun ve düzenin yeniden tesisine, ülkenin yeniden imarına ve rehabilitasyonuna yönelik insani çabalara yardımcı olan tüm taraflar için ciddi endişe kaynağı olduğunu vurgulayan Erdoğan, geçici hükümete yetki devrinin, “normalleşme” yönündeki ilk adımı oluşturduğunu ancak siyasi istikrara giden yolun halen “mayınlarla dolu” olduğunu belirtti.
Erdoğan, Irak Geçici Hükümeti'ne, ülkede güvenlik, istikrar ve refahı sağlama yönündeki zor görevinde yardımcı olmaya devam edeceklerini ifade etti. Türkiye'nin Irak'a gıda, ilaç, altyapı çalışmaları, su ve enerji konularında yardımlarının sürdüğünü belirten Erdoğan, “Bu konuda en büyük yükü Türkiye çekmektedir. Irak'ta 40'a yakın insanımız ölmüştür' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Irak'ta istikrarın yeniden tesisi, toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğin korunması, toplumun tüm kesimlerini temsil eden bir hükümetin kurulması ve bu ülkenin yeniden imarının, Türkiye ve bölge bakımından hayati önem taşındığına dikkati çekti. Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Aynı zamanda Irak ve komşuları arasında, bizim girişimimizle başlatılan istişare mekanizmasındaki rolümüz sürmektedir. Terörden kurtulmuş, kendisi ve komşularıyla barışık, uluslararası topluma tam olarak entegre olmuş bir Irak görmek istiyoruz. Türkiye'nin istikrarlı bir Irak'ın kurulması dışında başka bir gündemi yoktur.
Kıtamızın, çeşitlilik içinde birliğe dayanan, ortak mirasını temsil eden AKPM'ye hitap etme imkanını sağladığınız için teşekkürlerimi sunuyorum. Bu vesileyle, kişisel ve siyasi özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi ortak değerlere bağlılığımızı ve yeni büyük Avrupa genelinde ve ötesinde güvenlik ve demokrasiyi yerleşik kılmak amacını taşıyan ortak arayışımıza yönelik taahhüdümüzü yineliyorum. Türkiye, Avrupa Konseyi'nin aktif bir üyesi olmaya devam edecektir.”
|
 |
Hakan
18 yıl önce - Çrş 06 Ekm 2004, 21:09
Gumruk birliginden 150bln zarar etmedik Burc. Turkiye ozellikle elektronik, otomotiv ve tekstil alanlarinda uzun vadeli kazanimlar sagladi. Ticaretin onundeki sinirlarin kaldirilmasi her iki taraf icinde olumlu oldu.
Turkiye'nin AB'ye uye olmasinin en buyuk faydasi makroekonomik dengenin saglanmasi, hazinenin uluslarasi piyasalardan (ve ic piyasadan) daha dusuk reel faiz odeyerek borclanabilmesi. Turkiye bugun uluslarasasi tefeci kuruluslarin eline mahkum durumda. Yaklasin 140 milyar dolar ic borc, 80 milyar dolar da dis borc var. 2001 Krizine sebep olan bankalar ic borca 38 milyar dolar ekledi. Bugun icinde bulundugumuz ic ve dis borc cikmazinin en buyuk sorumlulari Turkiye'yi soyan Uzanlar, Topraklar, Kara Mehmetler.
Alinda Turkiye bugun siki para politikasi ile krizden uzak dusuk enflasyonlu makroekonomik dengenin saglandigi bir ortama zaten yavas yavas ulasiyor.
Fakat bu isin ekonomik yani.
Burc'un soylediklerine politik acidan katiliyorum. 6 Ekim (ve 17 Aralik) Turkiyenin egemenlik haklarini devrettigi gunler olarak tarihe gececek. Muzakereler basladiktan sonra yasalar kanunlar yapilirken Avrupa kanunlarina ve kurumlarina uygun omasi gerekecek. 1960lardan beri Avrupa birliginin yasama organlarinin olusturdugu "Acquis communautaire" denilen 40 bin sayfalik kanunlara uyum saglamamiz beklenecek.
Turkiye'nin dis politikasi artik bagimsiz olamayacak. Kibristan Bogazlara, Ermeni sorunundan Guneydoguya hera alanda Brukseldeki burokratlarin agzina bakmak zorunda kalacagiz. Ataturk'un bize mirasi "egemenlik kayitsiz sartsiz milletindir" sozunu unutmamiz bekleniyor.
Ugruna savaslar verilerek kurulan ulkenin egemenligini devretmesi neden tartisilmiyor.
Asil tartismamiz gereken AB butcesinden alacagimiz sinirli miktarda yardim icin butun bunlara degermi?
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|