1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 6  |
| Mersin ve Sinopta Nükleer Santral Yapılmalımı? |
| Hayır |
 
|
37.4% |
[164] |
| Evet |
 
|
50.0% |
[219] |
| Başka Bir İl/Bölge'ye Yapılmalı |
 
|
11.4% |
[50] |
| Henüz zamanı değil belki daha sonra |
 
|
1.1% |
[5] |
|
| Toplam Oy : 438 |
|
 |
Ar-Man
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 00:56
Ya millet yazıklar olsun size! Nükleer santral nedir, çevresine, ekosisteme ne zararlar verir bilmeden hemen yapılsın diyorsunuz.
Bir Türkiye'nin nükleer santrale ihtiyacı yoktur çünkü tam olarak coğrafi konumunun getirdiği enerji kaynaklarını yüzde yüze yakın kullanmıyordur. Rüzgar pervaneler, güneş enerjileri gibi.
Bir de bir laf var millet gider tersine biz gideriz tersine diye aynen bu durum söz konusudur. Artık ülkeler CO2 salınımını azaltmak için yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanıyorlar. Tamamen fosil yakıtlarla olan enerji üretimine karşı durumda bütün Dünya ama maalesef biz Dünya şartlarını yakalamakta geç kalıyoruz. Nükleer santral modası 40-50 sene öncesiydi. Şimdi Dünya çok farklı bir yere gelmiştir ve bizim onu yakalmamız gerekir. Ülkenize, çevrenize ve sağlınıza sahip çıkın.
|
 |
yaşar1965
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 00:58
| Alıntı: |
| Mersin ve Sinopta Nükleer Santral Yapılmalımı? |
Neden Sinop ? Doyumsuz yeşiline binbir bitki örtüsüne yazık değilmi bu Allaha revamı,,, istemem ama desem ki Ankara’nın göbeğine bir yere yapın yazık değimli oradaki insanlara,,, kul yapısı sonuçta bir aksilik olduğunda teknik bir aksilik sonucu doğabilecek oluşabilecek zayiatın bedelini kim ödeyecek ?? Neden bir kuş uçmaz kervan geçmez ıssız bir bölge seçilmiyor yokmu böyle yerler ?? Zaten Karadeniz bir Çernobil faciasından aldı nasibini yetmedimi bu ders ,,, yoksa birilerinin Karadeniz yeşilliğine doğasına hıncımı var.
Bana bu proje çok samca geliyor inşallah ihtiyacımız varsa mutlaka yapılır ama dediğim gibi yerleşim alanlarından uzakta ve doğaya cevre bitki örtüsüne zarar verilmeyen bir bölgeye yapılır, ben Afşin Elbistan santralini yakından gördüm sabah saatlerinde bölge üzerinde kalın toz bulutu tabakası ve Elbistanın içerisinde bu kirlilikten nasibini almış.
Bir cevre felaketi zararları uzun vadede sonuçlarını mutlaka verir, şimdi bu tür projeler planlanıp tasarlanırken neler hangi kriterlere bakılıyor çok merak ediyorum.
Afşin Termik Santralı Tazminat Ödemeye Mahkum Oldu!
| Alıntı: |
Afşin –Elbistan Termik Santrali ile ilgili yörede yaşayan çiftçilerin açtığı tazminat davasını kazanmaları basında geniş yankı uyandırdı. Yargıtay tarafından onanan bu kararı özel kılan ne? Hiçbir şey. İlgi uyandıran mahkeme kararı değil. Afşin’de yıllardır yaşanan bir ekolojik felaket gerçeğinin yüzümüze çarpması. Yüzde ellilere varan kanser vakaları, uranyum dolu topraklar, yasal limitlerin 50-100 misli kimyasal atıklar ve Türkiye’nin sera gazı emisyonu rekortmeni bir termik santral. Türkiye’nin bir yandan Kyoto Protokolü’nü imzalayıp diğer yandan Cumhuriyet tarihi boyunca kurulan kapasitenin 8-10 katı kömürlü termik santral kurmaya başlaması. Termik santrallerin kardeş yatırımı olan çimento fabrikalarında da K.Maraş ilk sırada ve Pazarcık’ta dünyanın üçüncü ve dokuzuncu büyük çimento fabrikaları hem de yan yana bir süredir üretim yapıyor. İşte dehşete düşmemiz gereken tablo bu. Yoksa yargı kararı değil. Evet. Bu mahkeme kararı vesilesiyle Afşin’deki ekolojik felaketi tartışma fırsatımız oldu. Ama işin içine para girince, konu maddi tazminat olunca herhalde toplum olarak algılarımız daha fazla açılıyor. Örneğin Türkiye’nin hukuk sistemi açısından gerçek bir hukuksal kazanım olan Türk Ceza Kanun’a getirilen çevre suçları ile ilgili Yatağan Termik Santrali yetkililerine verilen daha sonra para cezasına çevrilen hapis cezaları neden kıyıda köşede kalmış birkaç küçük haber dışında haber değeri taşımadı ve bu kadar ilgi çekmedi.
Bir yanlışı düzeltmek gerekiyor. Bu tazminat kararı ilk değil. 1926 yılında Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilmesinden bu yana hukuk sitemimizde bulunan “Komşuluk Hukuku” ilkelerine göre verilen bir tazminat kararı. Yani termik santral komşu tarım arazilerine verdiği zararlar nedeniyle mahkûm oldu. 1990’lı yıllarda Çorum çimento fabrikası ile ilgili benzer kararlar gündeme gelmişti. 4-5 yıl önce Siirt-Kurtalan Çimento Fabrikası ile ilgili tazminat kararları verildi. Hatta daha geçtiğimiz ay Silopi’de termik santral hakkında köylülerin açtığı aynı içerikte bir davada tazminat karar verildi. Şu anda Çanakkale’de çimento fabrikalarının zeytinliklere zararı ile ilgili devam eden davalar var. Daha bilmediğimiz davalar, şirketlerin olay büyümesin diye dava dışı anlaşma yoluyla “çözdükleri” ekolojik sorunlar..
Bu karar asla çevreye verilen zararlarla ilgili bir karar değil. Tarlanın semeresinde kirlilik nedeniyle meydana gelen bir kayıp var. Çiftçinin ticari hasılatı azalıyor. Zarar buradan doğuyor. Çevre Hukuku açısından ise “Kirleten Öder” ilkesi geçerli. Bu ikisi arasında zarar kavramı açısından fark var. Kirleten Öder ilkesi açısından en azından çevrede meydana gelen zararın telafi edilmesi gerekiyor. Buna başta toprakların temizlenmesi olmak üzere tahrip edilen çevrenin rehabilitasyon giderleri olarak bakmalıyız. Bu giderlerin bu davada ödenen tazminatlardan kat be kat fazla tutacağından şüphe yok. Çevre Hukuku açısından Kirleten Öder ilkesi dahi ekolojik krizin ve iklim değişikliğinin eriştiği boyutta eksik bir mekanizma olarak eleştiriliyor. Kyoto Protokolü’nün ve en son Kopenhag görüşmelerinin temel gündemlerinden olan esneklik mekanizmaları da Kirleten Öder ilkesinin uzantısıydı. “Parayı veren doğayı istediği kadar kirletir” sonucunu doğuran ve ekolojik kriz karşısında önleyici etkiler doğurmayan bu ilkeye karşı dünyada yeni kavramlar geliştiriliyor. Örneğin Paris Asliye Ceza Mahkemesi 2008 yılında verdiği bir kararla “ekolojik zarar” kavramını evrensel hukuk literatürüne kazandırdı. Geçtiğimiz yıllarda ABD’de Florida Eyaleti’nde ve Avustralya’da sera gazı salımı yaparak iklim değişikliğine sebep olan şirketler, yüz milyonlarca dolar tazminata mahkum oldular. Bizim köylümüzün aldığı bunların yanında devede kulak bile değil.
Çevre Hukuku’nun kavramlarıyla konuşursak Afşin’de ihlal edilen bir üstün kamu yararı söz konusudur. Afşin’de köylüler, ekonomik zararlarını dava yoluyla karşılamaya başladılar. Ya bunca zamandır kanserden ölenler, yurdunu terk etmek zorunda kalanlar, bir daha kullanılamayacak hale gelen topraklar, salınan sera gazlarının dünyada öbür ucunda yarattığı felaketin mağdurları ne olacak? Bunca zamandır yaşananlara göz yuman yetkililerden hesap sorulmayacak mı? İklim değişikliği sadece alıştığımız havaları değil, yerleşik hukuk sistemlerini de değiştirmeye başlıyor. Karşı karşıya kaldığımız sorun, bir trafik kazası sonucu aracımızda meydan gelen zararın tazmini sorunu değil. Aracınızı sigorta ettirebiliyorsunuz ama dünyamızı sigorta ettireceğimiz bir sigorta şirketi yok. Çok uluslu şirketlerin ve onların yerel işbirlikçilerinin karşısına ancak bugünün ve gelecek kuşakların haklarını koruyacak yeni ve daha güçlü kamusal mekanizmaları yaratarak durabiliriz. Afşin’deki ekolojik felaketin kanıtlanması için neden dava açmaya gerek kalsın? Geçtiğimiz ay, Yargıtay, Uşak-Eşme’de 2006 yılında meydana gelen siyanürden kaynaklandığı iddia edilen toplu zehirlenmelerle ilgili davada; olayın halen aydınlatılmayı beklediğini belirtti. Siyanür zehirlenmesi gibi bir tehlikeyle ilgili ve halen altın madeni faaliyetine devam ederken neden üç yıl bekleniyor? Neden tek tek yurttaşlar, Afşin’deki gibi dava açmak zorunda kalıyor. Kamu kurumları ve “sosyal devlet” ne için var? Bakanlar, Valiler niye maaş alırlar?
Yakında Afşin’de kanserden ölen insanlar için de tazminat kararları çıkabilir. Verilen tazminatların miktarını arttırmanın caydırıcı olacağını düşünmüyorum. Şirketlerin yatırım maliyetlerini arttırmış oluruz. Şu anda Obama’nın ekonomi danışmanı olan, bir zamanların Dünya Bankası baş ekonomisti Lawrence Summers; “üçüncü dünyalı bir insanın ortalama yaşama maliyetinin gelişmiş ülkelerdeki benzerlerinden daha düşük olduğunu, kirliliğin bu ülkelere ihracının sosyal maliyeti azaltacağını” önerirken aslında küresel kapitalist sistemin insana ve doğaya yaklaşımını da özetlemişti. Halkımız ne güzel söylemiş; “kan parası” diye. Maliyet artarsa termik santral Afşin’e değil de Bingöl’e kurulabilir. Ya da Summers’in önerisiyle Afrika ülkelerine gönderilir. Yine de bir hukukçu ve avukat olduğumu hatırlayarak şimdiye kadar bu mahkeme kararlarından dahi mahrum olduğumuzu düşünerek “emeği geçenlerin eline sağlık” diyorum. Artık bu haberlerden sonra Türkiye’de yaşayan yurttaşlar olarak vicdanımız Afşin’de yaşananlara sessiz kalmamıza izin vermeyecek. Afşin-Elbistan termik santrali derhal kapatılmalıdır. Yeni ünitelerin ihaleleri iptal edilmelidir. TBMM, K.Maraş Milletvekili Durdu Özpolat’ın araştırma komisyonu önerisini dikkate almalıdır. Yörede kapsamlı bir sağlık taraması yapılmalıdır. Doğaya verilen zararlar tespit edilerek rehabilitasyon çalışmalarına başlanmalıdır. Bütün bu giderleri devlet karşılamalı ve bu giderlerini şimdiye kadar buna göz yuman en alt derecedeki memurlardan, Valilere ve Bakanlara kadar kişisel kusuru ile sorumlu olanlara rücu etmelidir. Bunlar için yasal değişikliğe gerek yok. Mevcut hukuk sistemimiz bunları yapmak için yeterli yasal zemin sunmaktadır.
Sonuç olarak bir kez daha ekonominin diliyle ekolojinin dilinin ayrıldığını görüyoruz. Ağacın değeri, nasıl tomruk değeri ile ölçülemezse, toprağın değerini de hasılatta meydana gelen zararla ölçemeyiz. Tazminat mantığıyla, insan merkezci çözümlerle ancak insanlar arasındaki çoğu kez ticari hale gelmiş sorunlara geçici çözümler bulabiliriz. Ama doğa hiçbir zaman insanlıkla pazarlık masasına oturmayacak. Yaşanan bütün felaketlerin her gün hatırlattığı gibi: Doğa intikamını alır.
Av.Mehmet HORUŞ
|
Afşin Elbistan Ovası ve Göksun ormanlarını bekley ...n tehlike!
|
 |
raufkibar
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 01:02
| Alıntı: |
| ne yapalım mağarada mı yaşayalım |
Sonunda olacağı o .İnsanlar dünyayı böylesine kullanır ve bu şekilde devam eder ise sonunda olacağı taş devrine dönmek .
Hiç olmaz ise taş devrinde modernleşmenin getirdiği hastalıklar yoktu mikroplar ve kirlilik yoktu .
Yani o insanlar bizden daha şanslı imiş.
Bir cocacola kutusu düşünün .
Yapımı için ne kadar güç ne kadar aliminyum kullanılır o kutuyu imal için ne kadar elektrik harcanır ve içindeki o fuzuli mamulü yapım için ne kadar enerji harcanır ve sonuçta bir kutu cocacola elde edilir. Bunun hesabı yapıldığın da ve o cocacola içildiğinde ne kadar enerji verir. Yani o cokacola ne alır dünyadan ne verir dünyaya. İnsanlık bunun hesabını yapmalı bir kola satacağım diye Dünyanın enerjisini bitirmemeli ve bu santraller değil Sinop a dünyanın hiç bir yerine kurulmamalı Dünyanın enerjisi fuzuli yere harcanıp tüketilmemeli .Bu tehlikeli santrallere ucuz enerji diye gerek duyulmamalı .Bence .
|
 |
inanç09
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 01:02
En büyük nükleer santral tasarruftur.israf edilecek enerji için nükleer santral yapmak yanlış olur
şu başlığı bir inceleyin
http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=77320
Nükleer santralların çevreye insan sağlığına verdiği zararı geçtim toplum piskolojisi üstündeki olumsuz etkisi bile paha biçilemez derecededir
En son inanç09 tarafından Çrş 16 Mar 2011, 01:09 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
nebi
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 01:35
2 MW'lik bir Ruzgar pervanesini, 1000 MW'lik bir Nukleer santral ile kiyaslayanlar var hala, ben buna sasiyorum.
Hatta, o pervanenin sadece ortalama senenin 4te 1 yani 3 ay çalisacagini hesaba bir katin, Gunes enerjisi deseniz, Kaliforniya'da bile tam kullanimda sadece 3 ay tam çalisiyorken...
Hala nukleer santrale hayir diyebilirsiniz, bende biliyorum ki dunyanin en temiz enerjisi degil, ama karsisina adam akilli bir alternatif sunamiyorsak ne yazik ki mecburidir.
Simdi siz saniyormusunuz ki Komur, Petrol, çevreyi kirletmiyor?
Nukleer santral yapilmali, artik bu teknoloji'yi hak ediyoruz. Yeni nesil santrallerde o kadar risk yok, kimse korkmasin, Ermenistan'daki santral kadar korkunç olani yoktur herhalde...
Nukleer atiklar içinde çok ciddi çalismalar yapiliyor, ulkeler bu konuyu çok ciddiye aliyor ki zaten oyle olmali.
Faydalari zararindan çok.
|
 |
Özgür Tekirdagli
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 01:54
Nebi Bey, koskoca Almanya, o dev ekonomisiyle nükleer enerjiden vazgeciyorsa, demek ki alternatif enerjiler ihtiyaci karsilayabilecek gücte.
|
 |
can8989
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 02:05
Alllah korusun bu santral kuruldu diyelim.bir patlama oldugunda kim verecek bunun hesabını.üstelik yapılmak istenen yerler kalabalık.sahsen adanada oturuyorum ve mersinde bir patlama olsa bu yaklasık 10 milyona yakın insanın hayatını ilgilendirir.kim verecek bunun hesabını.illaki kurmak istiyorsan nufusun az oldgu yere kur.mesela doguanadolu bunun ıcın cok uygun.sahsen ben mersinde yapılmasına karsıyım.ayrıca akdeniz 9 10 ay güneşli güneş panelleri kursunlar elektirik üretmek için. neden bundan faydalanmıyorlarda hayatımızı tehlikeye atıyorlar zaten adana incirlikte abd nın 100 den fazla nükleer bombası var bu yetmezmıs gıbı bıde mersınede kurun iyice diken üstünde olalım.
|
 |
yaşar1965
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 02:16
Dünya nükleer enerji konusunda yeteri kadar zayiat görmedimi, bizim ne zaman aklımız başımıza gelecek,,, ne zaman akıllanacağız illaki bir felaket’mi olması gerekiyor. İllaki nükleer bir felaket yaşamak için’mi bu tür projelere ihtiyacımız var.
Bakın dünya nükleer santraller konusunda ne tür adımlar atmaktalar
| Alıntı: |
Dünya, nükleer enerjiden vazgeçmiştir
1950’lerde “Köleniz Atom” (1), “Ölçülemeyecek kadar ucuz” (2) olarak lanse edilen ve bütün dünyayı kaplayacağı varsayılan nükleer santrallerden, bugün hızlı bir kaçış vardır. 1974 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) hazırladığı bir rapora göre; 2000 yılında dünyada 4500 adet nükleer santral olacaktı (3). Oysa 2004 yılı sonu itibariyle, 441’i işletmede olan ve birçoğu neredeyse 15-25 yıldır yapımı devam eden 30 adet nükleer santralı toplarsak (4), en fazla 471 adet nükleer santral olacaktır. Bu sonuçtan da görülüyor ki, nükleer santrallerin yaygınlaş(tırıl)masına ilişkin öngörülerde, on misli bir yanılgı ve büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. TAEK eski Başkanı ve aynı zamanda Akkuyu ihale şartnamesini hazırlayanlardan rahmetli Prof. Dr. Nejat Aybers’in, 38 yıl önce yazdığı öngörüsüne göre de; “2000 senesinde, dünyanın elektrik üretme kapasitesi 4 milyon Mwe olacak ve bunun da yüzde 60’ını nükleer santraller teşkil edecektir” (5). Oysa bugün, dünya toplam elektrik üretiminin yalnızca yüzde 15’i nükleer santrallerden elde ediliyor. Dünya enerjisinin nükleer enerjiden karşılanacağı öngörüleriyle, nükleer santralleri “zorunlu ve tek çözüm” olarak sunan resmi kuruluşların, akademisyenlerin, teknokratların, siyasilerin ne kadar yanıldıkları ortadadır.
Nükleer sektörde yaşanan bu büyük yanılgının temel nedenlerine gelince; yatırım-finansman-kredi-garanti-işletme maliyetlerinde, ekonomik-ticari olarak tam bir başarısızlık yaşanması; diğer enerji kaynakları ile artık rekabet edememesi, atıkların nasıl bertaraf edileceğinin hâlâ çözümsüz olması ve şimdiden birçok ülkenin başına çok büyük belalar açması; arızalar nedeniyle sık sık devre dışı kalması, normal işletme anında bile çevreye sızan ve işletmede çalışanlara da zarar veren radyasyon yayılımı; sıkça yaşanan ve milyonlarca kişiyi etkileyen nükleer kazalar; yüksek güvenlik nedeniyle lisanslama sürelerinin 15-20 yıla uzaması; nükleer silahlanma ve 11 Eylül saldırısı gibi uluslararası tehditlerin artması; uranyum yakıtı işletmeciliğinin sorunları; nükleer enerjiye karşı gelişen yurttaş tepkisi ve güvensizlik; yenilenebilir, alternatif, temiz enerji kaynaklarının gelişmesi; enerji verimliliği, enerjinin etkin kullanımı ve tasarrufu yaklaşımlarının yaygınlaşması; enerji yoğun üretim yerine, düşük enerji kullanımlı teknolojilere ve üretime geçiş; enerji tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi birçok konuyu sayabiliriz.
Nükleer santralleri ülkemizde sürekli gündeme getiren nükleerci politikacılara, bürokratlara, teknokratlara, firmalara ve onları destekleyen akademisyenlere, şu can alıcı sorunun sorulması gerekmektedir: Nükleer santraller iddia edildiği kadar çevreci, temiz, risksiz, ucuz, sorunsuz, tehlikesiz ise; bize bunları satmaya çalışan ABD’de 1978 yılından (6), Almanya’da 1982 yılından, Kanada’da 1978 yılından itibaren yeni bir nükleer santral siparişi niye yok? (7). Ülkemizdeki nükleercilerin göz bebeği olan Fransa ise, 1997 yılından itibaren 2010 yılına kadar nükleer programını askıya aldı (8). Eylül 1999’da, Yeşillerin Çevre Bakanı Dominique Voynet tarafından, Fransa tarihinde ilk kez bir nükleer santralin, Carnet Nükleer Santrali’nin yapımı durduruldu. Kettering University (ABD) Elektrik Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Hüseyin Hızıroğlu; “Nükleer Santraller bilhassa 1979’daki Three Mile Island kazası ve 1986’daki Çernobil olaylarından sonra artık hiç kimse tarafından istenmiyor. Başlanmış olanlar durduruldu, kimisi buhar santralına, kimisi de doğalgaz santralına dönüştürüldü. Artık ABD’de nükleer santral, bitmiş bir teknoloji çeşidi olarak göz önüne alınabilir” (9) diyor.
Mart 1997 Monju’dan sonra, Eylül 1999’da Tokaimura’da yaşanan Japonya’nın en büyük nükleer kazası nedeniyle, Japonya halkı da nükleer santrallere karşı çıkmaya başladı. Japonya’da, 1996 yılında Maki kasabasına yapılmak istenen nükleer santral için, halk; referandumda “hayır” demişti. |
Nükleer Enerji Hakkında Makaleler Belgeler
|
 |
Ali_Hasan
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 02:21
Gec kaldik Basbakan Rusya lideriyle el sikismis kazmayi yakinlarda vuracaklar insallah mersin halki buna bir sekilde mani olur ve insaati engeller yoksa akkuyu karakuyu olarak tarihe gececek
|
 |
abdulkerim Güzel
12 yıl önce - Çrş 16 Mar 2011, 02:42
| Alıntı: |
Kimse köprü yapmayalim, yol yapmayalim demiyor. Siz konunun özünü kavrayamamissiniz galiba.
Japonya´yi bugünlerde izlemenizi tavsiye ederim.
|
Ben geçenlerde Okan Bayülgen'in Diskokralı programını izliyordum.
Okan Bayülgen üçüncü köprünün asla yapılmamasını bunun yerine insanların toplutaşımayı seçmesini istiyordu. (kendisi acaba toplutaşıma araçlarını hiç kullanmış mı?)
Bütün Üniversiteli gençler de ayakta alkışladılar bu sözleri.
Ayrıca geçmişte de yapılmış olan Boğaz köprülerini birileri istemiyorlardı.
Ayrıca japonyada yaşanan olay bir doğal felaket yani; henüz santrallerde de extrem bir durum yok.
Doğaya karşı insanoğlu karşı duramaz bunun farkındasınızdır umarım. 
En son abdulkerim Güzel tarafından Çrş 16 Mar 2011, 02:48 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
sayfa 6  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|