Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3

Mersin ve Sinopta Nükleer Santral Yapılmalımı?
Hayır 37.4%  37.4%  [164]
Evet 50.0%  50.0%  [219]
Başka Bir İl/Bölge'ye Yapılmalı 11.4%  11.4%  [50]
Henüz zamanı değil belki daha sonra 1.1%  1.1%  [5]
Toplam Oy : 438

emrecirik
13 yıl önce - Cmt 26 Hzr 2010, 16:16
cok bilmeden konusmak..




gürsel6855
13 yıl önce - Pts 28 Hzr 2010, 11:50



erdal ırgat
13 yıl önce - Pts 28 Hzr 2010, 12:47



habibkadir
12 yıl önce - Cum 24 Arl 2010, 17:02

Alıntı:
bana sorarsanız yapılmamalı.çünkü çernobilden ders çıkarılması gerek.ikinci bir çernobil istemiyorsak kesinlikle yapılmamalı.


ülkemizde yapılacak olan nükleer enerji santrallerine karşı çıkmak için çernobil geçerli bir bahane değildir ve olmamalıdır da.
neden derseniz aşağıda belirtilen hususları dikkatle okumakta fayda var...

Çernobil ne yazık ki dünyada nükleer enerjinin önünün kesilmesinde en büyük etkenlerden biri olarak her seferde olumsuz bir örnek olarak önümüze sürülmekte. şüphesiz çernobil kısa ve uzun vadede kapanması zor olan yaralar açtı. özellikle zihinlerde. ama çernobil nedeniyle nükleer enerjiye karşı çıkmak için öncelikle çernobili ve çernobil faciasının nasıl gerçekleştiğini iyi bilmek gerekir. yoksa yanlış bilgilerle insanlar çok kolay yanıltılabilir.

öncelikle çernobil nükleer santralindeki kaza nedeni TAEK tarafından 2007 yılında hazırlanan ÇERNOBİL SANTRALİNİN ÖZELLİLLERİ ve KAZANIN OLUŞUMU adlı raporun sonuç kısmında özetle şöyle belirtilmiştir;

''Çernobil kazasının temel nedeni güvenlik kültürü eksikliğidir. Sorumlular deney planlanırken ve
uygulanırken işletme prosedürlerine uymamış, reaktörün tasarım özellikleri de kazanın boyutlarının
büyümesine neden olmuştur.

Güvenlik kültürü; güvenlikle ilgili konularda kurum, kuruluş ve bireylerin güvenliğe öncelik tanıyan
yapı, özellik ve tutumlarının bütünüdür. Nükleer güvenlikle ilgili sorumluluk taşıyan tüm kurum ve
kuruluşlar; insan hatalarını önlemek, yapılanmalarının nükleer güvenliğe olumsuz etkilerini ortadan
kaldırmak, nükleer güvenliğe olumlu katkı sağlayacak yapılanmalara imkan vermek ve personeline
faaliyetlerinin her aşamasında tesis güvenliğine katkıda bulunacak davranışlar kazandırmak için
bir güvenlik kültürü oluşturmalıdır. İlgili bütün kurum ve kuruluşlar, politika ve örgütsel yapılarını
oluştururken nükleer güvenlik ile ilgili konulara öncelik vermelidir. Sorumlulukların sınırları ve
iletişim yolları açık ve net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Güvenlikle ilgili etkinliklerde kalite temini
ve denetim sağlanmalıdır. Yeterli sayıda ve uygun niteliklere sahip personel istihdam edilerek, bu
personelin güvenlik kültürünü benimsemesi ve özümsemesi sağlanmalıdır.

Çernobil reaktörünün, güvenlik kültürü eksikliği ile birleşerek tarihin en büyük kazasına yol açmasına sebep olan bazı önemli tasarım özellikleri bulunmaktadır. Bunlardan ilki, özellikle düşük güçlerde çalışırken, reaktör soğutucusunun buharlaşmasının artmasıyla birlikte reaktör gücünün yükselmeye başlaması ve bu durumun bir kısır döngüye yol açmasıdır. Bu durumun önüne geçilebilmesi için ikinci bir kapatma sisteminin bulunması gerekmekte idi. Ancak, böyle bir sistem Çernobil reaktöründe bulunmamaktaydı. Reaktörün tek kapatma sistemi olan kontrol çubuğu sistemi ise böylesi bir kazayla başa çıkabilecek şekilde tasarlanmamıştı. Kazanın boyutlarının bu kadar büyümesine yol açan asıl eksiklik ise batı tipi reaktörlerde bulunan ve bu tip bir kazada radyoaktif maddelerin çevreye salımını engelleyen koruma kabı binasının bulunmayışıdır. Eğer bu yapı bulunmuş olsaydı böylesi bir kaza sonucunda bile sadece reaktör kaybedilecek tüm dünyada milyarlarca dolar tutan acil durum önlemlerine gerek kalmayacaktı.

Sonuç olarak; Çernobil kazasından nükleer endüstrinin aldığı en önemli ders nükleer reaktörlerin
tasarımından işletmesine kadar tüm safhalarda güvenlik kültürünün ne kadar önemli olduğudur. Batı
tipi reaktörlerde, benzeri bir kaza mümkün değildir. Batı tipi reaktörlerde, radyoaktif maddelerin
reaktör dışına çıkmasına sebep olabilecek herhangi bir kaza meydana gelse bile bu maddelerin
çevreye yayılmasına engel olacak önlemler alınmıştır. Bu nedenle, Çernobil kazası sonrasında bu tip
reaktörlerde herhangi bir tasarım değişikliğine gerek duyulmamıştır...''


aynı raporda kazanın gelişimi başta olmak üzere kazayla ilgili bütün detaylara ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. çernobili kazası herkesin az çok anlayabilecek olduğu şekilde açıklanmıştır. en azından çernobille ilgili görüş belirtenler mutlaka bu raporu anlamak zorundadır ki çernobille ilgili insanları yanıltıcı ifadeler kullanmasınlar...

önemli noktalardan birisi de kazanın, santral normal bir şekilde çalışırken olmamasıdır. santralin çalışması sırasında yapılan bir deney sonrasındaki hatalar zinciriyle gerçekleşmesidir.

yukarıda TAEK tarafından belirtildiği gibi ''Batı tipi reaktörlerde, benzeri bir kaza mümkün değildir.'' Gerekçe olarak da ''Batı tipi reaktörlerde, radyoaktif maddelerin reaktör dışına çıkmasına sebep olabilecek herhangi bir kaza meydana gelse bile bu maddelerin çevreye yayılmasına engel olacak önlemler alınması'' gösterilmiştir.

ve yine bilim teknik dergisi yaklaşık iki sene önceki bir sayısında nükleer enerjiye geniş ve ayrıntılı bir şekilde yer vermişti. dergide nükleer enerji santrallerinin tasırımları ve alınan güvenlik önlemleriyle ilgili olarak şunlar beliritilmiştir.

''Batı tipi nükleer santraller koruma binasıyla çevrili olduğundan reaktörün kalbinin erimesi durumunda bile sivil yaşam için bir tehlike oluşturmaz. Ağır maddi zaralara yol açar. Bunun farkında olan üreticiler reaktör sistemlerini ‘ kendiliğinden güvenli hale getirmeye çalışıyorlar. Halen Batı’da uygulanan nükleer güvenlik kurallarına göre reaktör tasarımları, kalbin erime ve hasar görme olasılığının ‘’10.000 çalışma yılında 1’den az’ olmasını sağlamak zorunda. Fakat çoğu nükleer santral işleticisişimdiden ‘’100.000 çalışma yılında 1’den az’ kısıtını kullanıyorlar. Şimdiki öndegelen tasarımlar ‘’1.000.000 çalışma yılında 1’den az’ kısıtını sağlamakta. Üzerinde çalışılanı IV. Nesil tasarımlarda ise ‘’10.000.000 çalışma yılında 1’i hedefleniyor.''

ayrıca çernobilden önce dünya benzer bir kazayı ve aynı tehlikeyi bir kez daha yaşadı ama bundan kimsenin haberi yok. çünkü alınan güvenlik önlemleri sonucunda santral dışına çernobil kadar ciddi bir sıkınta yaratan radyoaktif bir sızıntının olmamasıdır. bu da bilim teknik dergisi tarafından yine aynı sayısında şu cümlelelerle dile getirilerek iki kazanın sonuçları arasındaki son derece büyük fark gözler önüne serilmiştir.

''Nükleer santrallerde ilk büyük kaza 28 Mart 1979 ABD’ nin Pennsylvania Eyaletindeki Three Mile Island kazasıdır. Bu kazada olası en kötü senaryo gerçekleşmiş ve reaktörün kalbi erimiş fakat basınç kabı erimediğinden tehlike ucuzatlatılmıştı. Yine de halk ilk defa yapay radrasyona maruz kalma riski yaşamıştı.
İkinci büyük kaza ise SSCB’deki Çernobil kazasıdır. 26 Nisan1986 meydana gelen kazada ilk önce reaktörün kalbi ardından basınç tankı erimiş ve koruma binasıda olmadığından radyoaktif madde dışarıya yayılmıştır.''


sonuç olarak da tüm bu gerçekler ortadayken, çernobilden gerekli dersler çıkarılıp tasarıma, güvenliğe ve personel eğitimine çok büyük önem verilirken ve ayrıca şu anda IV. nesil santrallerin tasarımları gerçekleştirilirken olası bir kazanın yaşanması yukarıda belirtildiği gibi bilimsel olarak ‘’1.000.000 çalışma yılında 1’den az’ dır. bir kaza gerçekleşse bile dışarıya tehlike yaratacak bir radyoaktif sızıntının olması reaktörün kalbinde koruma duvarıyla imkansız hale getirilmiştir.

hal böyle iken nükleer enerjiye çernobil örneğini göstererek karşı çıkmak uçak düşebilir uçağa binmeyelim trafikte kazalar oluyor trafiğe çıkmayalım saçmalığıyla eş değerdir...

nükleer enerjiye başka gerekçelerle karşı çıkmak daha faydalı olabilir ama emin olun ki konunun uzmanlarının karşı çıkılan bütün noktalara verilecek mantıklı cavapları da mevcuttur...

nükleer enerji ve nükleer santral çok kompleks ve karışık bir konu olduğundan konu ile ilgili teknik anlamda bilgi sahibi olmadan görüş belirtmek sadece kafa karıştırmaya ve insanlarda huzursuzluk yaratmaya sebep olur...

bunu da şu örnekle açıklayayım. üniversitedeyken nükleer enerjiye şiddetle karşı çıkan ve çeşitli çevre örgütlerine üye bir arkadaşım nükleer enerji üzerine yaptığı bir çalışmadan sonra artık nükleeer enerjiye karşı olmam için hiçbir sebep kalmadı diyerek konu hakkında bilgi sahibi olduktan sonraki tüm olumsuz düşüncelerinin tamamen değiştiğini dile getirmişti.

saygılarımla...


En son habibkadir tarafından Cum 24 Arl 2010, 17:43 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


dmusa
12 yıl önce - Cum 24 Arl 2010, 17:41

Alıntı:
Rusya, nükleerde liderliğe oynuyor...
Rusya'nın inşa edeceği Türkiye'nin ilk nükleer santralinde takvim işliyor. Mersin-Akkuyu'daki inşaat 2013'te başlayacak. İnşaat proje uygulama şirketlerinin kayıtlarının yapılması ve diğer konuların ele alınması amacıyla yüksek düzeyli bir Rus heyetinin dün bu yazıyı yazdığımız saatlerde İstanbul'a gelmesi bekleniyordu.

Mersin-Akkuyu, Rusya'nın son dönemde kazandığı önemli bir nükleer ihale sayesinde gerçekleşecek. Şüphesiz bu Rusya'nın son ihalesi de olmayacak. Bunu başkaları da takip edecek. Nitekim, Rusya ihalesi 2012'de sonuçlandırılacak olan Çek Cumhuriyeti'ndeki Temelin Nükleer Santrali'nin 2 yeni reaktörü için de teklif vermeye hazırlanıyor. Rusya 8 milyar doları bulan bu ihalede Çek Skoda grubu ile birlikte Amerikan Westinghouse ve Fransız Areva şirketleri ile yarışacak.

Teklifi başarılı olursa bu Rusya'nın AB içinde yapacağı ikinci nükleer santrali olacak. Birincisi malum, Bulgaristan'da Belene'de inşa etmekte olduğu nispeten küçük çaplı nükleer reaktör.

Esasen Rusya bugün dünyanın dört bir köşesinde nükleer tesis ve rektörler inşa ediyor (İran-Hindistan-Çin gibi), yenileri için teklifler veriyor, büyük çabalar gösteriyor. Bu bapta en son Venezuela'daki nükleer santral için Chavez yönetimi ile anlaşmıştı.

Rusya, ayrıca kendi ülkesinde de büyük ve kapsamlı bir sivil nükleer tesis inşa etme programı da uyguluyor. Bugün Rusya'da çalışan ve elektrik üreten 31 nükleer tesis bulunuyor. Halen inşa halinde olan 9 tesise ilaveten 7 planlanmış, 37 de karar bekleyen nükleer tesis söz konusu. Rusya bu programıyla bugün toplam enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 17'sini üreten bu tesislerin sayısını artırarak toplam enerji ihtiyacının yüzde 23'ünü 2020 yılına kadar nükleer enerjiden sağlamayı amaçlıyor.



http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1065879&a ...6E7472616C



dmusa
12 yıl önce - Cum 24 Arl 2010, 18:47

Alıntı:
Türkiye ile Japonya arasında, nükleer santral kurulmasına ilişkin işbirliği mutabakatı imzalandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'de Sinop'ta kurulması planlanan santral için temaslarda bulunmak üzere geldiği Japonya'da, Ekonomi-Ticaret ve Sanayi Bakanı Akihiro Ohata ile Türkiye-Japonya arasında nükleer santral kurulmasına ilişkin işbirliği mutabakatı imzalandı. Japonya Ekonomi-Ticaret ve Sanayi Bakanlığındaki imza töreninin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Yıldız, Türkiye'de ileride somut bir nükleer santral kurulmasına yönelik anlaşmaya imza attıklarını söyledi. Yıldız, bu anlaşma sayesinde tarafların (Türkiye ve Japonya) ilgili kurumlarının işbirliği yapmasının önünün açıldığını belirtti.
"Japonya'daki nükleer güç santralleriyle ilgili tecrübenin Türkiye'de somutlaşmasını istiyoruz" diyen Yıldız, Japonya'da kamu ve özel sektörle yapılacak işbirliğinin bu konuya ışık tutacağının altını çizdi.
Yıldız, teknolojinin maksimum seviyeye ulaştığı, en ileri seviyede santrali Türkiye'de görmek istediklerini vurgulayarak, Türkiye'nin gelişen ve büyüyen bir ülke olduğunu anlattı.


http://www.konhaber.com/new/haber/1/39778/Ekonomi ...bakat.html


Emre hazar
12 yıl önce - Sal 28 Arl 2010, 15:54
RUSYA HÜKÜMETİNİ UYARIYORUZ


Alıntı:
Ülkemizin dört bir yanında HES’lere, Termik Santrallere karşı yüreğini siper etmiş çevre ve yaşam savunucusu dostlarımızı saygıyla selamlayarak basın açıklamamızı okumak istiyorum.


Rusya Hükümeti, Ülkemizde Nükleer Santrallerin yapılmaması için 40 yıldır mücadele eden meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, sendikaları, siyasi partileri ve halkın emeğini yok sayarak, Akkuyu Nükleer Santrali projesini ihalesiz, rekabetsiz, şartnamesiz, gizli kapaklı ve kanunsuz bir şekilde, yangından mal kaçırır gibi, her türlü yargı ve teknik denetimi engelleyerek, demokrasi ve hukuk kurallarına aykırı olarak yapmaya çalışmaktadır. Sabıkalı Rus teknolojisi 1986 yılında tarihin en büyük nükleer santral kazası olan Çernobil faciasının sorumlusudur. Bu facianın sonuçlarını dünya, 24 yıldır çok ağır ödemektedir. Rusya, Çernobil çocuklarının tedavilerini bile yapamamış bu çocukların tedavilerinin Küba da hala devam ettiğini biliyoruz.Rusya’nın Akkuyu’da kurmayı planladığı VVER1200 modelinin dünyada denenmemiş ve Rusya’nın teknik ve güvenlik kanun ve yönetmeliklerine uymadığı gerekçesiyle,mahkeme kararıyla Rusya’da kurulumu engellenmiştir.Rusya kendi ülkesinde kuramadığı sabıkalı teknolojisini bizim ülkemizde kurmaya çalışmaktadır.


Bu teknoloji; ülkemiz için çok pahalı, tamamen dışa bağımlı, kaza riski çok yüksek olup, enerjide arz güvenliğini ve teknoloji transferini de sağlayamayacaktır. Ayrıca Nükleer enerjinin; sonlu, finansman, yatırım, işletim, söküm maliyetleri açısından en pahalı, yakıt ve teknoloji olarak dışa bağımlı oluşu, hala çözülemeyen radyoaktif atık sorunu, ekolojik dengeyi bozması nedeniyle ve üretim güvenirliği, kaza ve risk açısından da en tehlikeli enerji üretim teknolojisi olduğu yaşanmış ve bilimsel olarak kabul edilmiştir. Nükleer santrallerin atıkları için dünyada hala sürekli depolama alanları kurulamıyorken, bu atıklar milyonlarca yılda yok olmazken, Çernobil Kazası gibi olası bir kaza yada sızıntı can kaybı ve geniş çevrenin etkilenmesi söz konusuyken; nükleer santrallerin bakım ve güvenlik maliyetleri kuruluş maliyetlerini aşıyorken, Nükleer Santrallerin bilimsel olarak savunabilir bir yanı yoktur. Bu nedenlerden dolayı artık dünya Nükleer Santrallerden vazgeçmeye başlamıştır.


Sn.Putin ve Sn.Medvedev


Ülkemizin nükleer santrallere ihtiyacı yoktur. Ülkemizde Nükleer Santralleri istemiyoruz. Akkuyu nükleer santralinin,1976 yılında alınan yer lisansının şartları çok değişmiştir. Bölgemizde tarıma ve turizme çok büyük yatırımlar yapılmış, artık Akkuyu yerleşim bölgelerimizin içinde yer almaktadır.


Amacınızın, Çernobil kazasından sonra elinizde kalan eski teknolojinizi bize satmak, Ülkemizde nükleer silah hammaddesi olan uranyum zenginleştirmesi yapmak,aynı zamanda kendi ülkenizde imha edemediğiniz ve sürekli radyasyon yayan nükleer atıklarınızı da Akkuyu’ya gömülmesini sağlayarak ,ülkemizi nükleer çöplük haline dönüştürmek olduğunu biliyoruz..Bu proje ile bölgemizin eko sistemi bozulacak,tarımız ve turizmimiz çok büyük darbe alacaktır.Mersinde hareketli Ecemiş fay hattı üzerinde nükleer santral kurulamaz..Bu yatırımınız ülkemizin ekonomik ve sosyal gerçeklerine uymamaktadır.


Bizler;
Limon ve portakal çiçeklerimizin solmasına, çocuklarımızın geleceğinin radyasyona teslim edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Bundan sonrada demokratik ve hukuksal mücadelelerimiz daha da etkinleşecektir. Nükleer santrallerin ülkemizde kurulmasına izin vermeyeceğiz.



MERSİN NÜKLEER KARŞITI PLATFORM



http://www.silifkegundem.com/tr/haber_detay.asp?haberID=187


MEHMET ORHAN BERK
12 yıl önce - Sal 28 Arl 2010, 18:26



Aras Berkin
12 yıl önce - Sal 28 Arl 2010, 18:34



serkan33

12 yıl önce - Sal 28 Arl 2010, 19:42



sayfa 3
« önceki   1234 ... 303132   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET