KÜTAHYA ARKEOLOJİ MÜZESİ
Ulu Cami yanında Umur-bin Savcı Medresesi olarak bilinen yapıda 1965 yılında ziyarete açılmıştır. Medrese binası 1314 yılında Germiyan Beylerinden Umur Bin Savcı tarafından yaptırılmıştır. Kesme taştan inşa edilen yapının portali Selçuklu sanatının özelliklerini gösterir.
Kapıları, kubbeli orta mekana açılan dokuz küçük odası vardır. Müzede yer alan vitrinlerde geç Miyosen döneminden itibaren, Paleolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler teşhir edilmektedir.
KÜTAHYA ÇİNİ MÜZESİ
Germiyan Beyi II. Yakup (1387-1429) külliyesinin imaret bölümü olan bu yapı Kültür ve Turizm Bakanlığınca restore edilerek, Çini Müzesi olarak 5 Mart 1999 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kubbeli ve şadırvanlı orta mekana, üç yönde kubbeli eyvan ile iki oda açılmaktadır. Türbe bölümünde II. Yakup Bey'in çinili sandukası bulunmaktadır. Yıkılan Medresenin taş kitabesi giriş kapısının solundaki nişe yerleştirilmiştir.
KÜTAHYA KOSSUTH MÜZESİ (MACAR EVİ)
Macar Sokak'ta bulunan 18. yüzyıl Türk evidir. Macar evi olarak da bilinir. Macar Özgürlük savaşının önderlerinden Lajos Kossuth (1850-1851) yılları arasında bu evde misafir edilmiş ve Macaristan Anayasası tasarısını bu evde hazırlamıştır.
SADIK ATAKAN ÇİNİ MÜZESİ
Avukat Sadık Atakan tarafından düzenlenen Kütahya evinde, son 250 yılın en güzel çinileri sergilenmektedir.
DUMLUPINAR ATATÜRK EVİ MÜZESİ
1929 yılında Yüzbaşı Salahattin tarafından yağlı boya tablosu yapılan, Kurtuluş Savaşımız sırasında Başkumandan Gazi Mustafa Kemal'in kaldığı, Dumlupınar Başkumandanlık Karargahı olarak da kullanılan ev aslına uygun olarak restorasyon ve düzenlenmesi yapılmıştır.
DUMLUPINAR KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİ
Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izni ile 25.03.1991 yılında ziyarete açılmıştır.Altıntaş Merkezi Belediye parkında bulunmaktadır.
KÜTAHYA KALESİ
Kütahya Kalesi antik devirlerden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı ve Kütahya şehrinin ilk kurulduğu yer olduğu tahmin edilen bu günkü şehre hakim tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma, Bizans, Selçuklu ve Germiyanlı ve Osmanlı dönemlerinde iskan görmüş olmasına rağmen hiç bir döneme ait kitabe bulunamamaktadır.
Kütahya Kalesi Evliya Çelebi' ye göre 70 Burca sahiptir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adeta birbirine yapışık biçimde burçlar tespit etmek mümkündür. Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir. Bu durum burçların değişik dönemlerde değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir.
Eski durumu hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, kaynaklar kalenin son şeklinin Bizans döneminde aldığında birleşmektedir. Kale, garip bir şekilde bir çok yönden Diyarbakır Kalesi' ne benzemektedir.
Kütahya Kalesinde iki çeşme, iki mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi mevcuttur. Kale camiinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi son yıllarda suyu kesik olan güzel bir çeşmedir. İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise kaba taştan inşa edilmiş bir su yolu ağzıdır.
Kaledeki bir eser de orta hisar mescidi olarak da bilinen Kale-i Bala mescididir. 1377-1378 yıllarında Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılmıştır. Gördüğü onarımlar nedeniyle orjinal şeklini kaybetmiştir. Eski yapıdan bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.
Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de yine Osmanlılar tarafından yaptırılan altıgen planlı küçük bir mescit vardır. Kerpiç sıvalı olmasına rağmen tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya' daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir.
TELLAL ÇEŞMESİ
Sultanbağı tarafında yaşmaklı perde gibi işlenmiş kemeri ve çiçek motifleriyle ılık çeşmelerdendir. Suyunun içimi lezizdir.
ÇİNİLİ ÇEŞME
Mevlevihanenin köşesinde bulunan çeşmesin palmet ve rumilerle kitabesi, lacivert zeminli orta panoda toplanmış, yapraklar ve hatayiler beyaz zeminli iki yan panoya yayılmıştır.
HÜRRİYET ÇEŞMESİ
Belediyenin önündedir. Mermerden yapılmıştır. Çeşmenin alınlığının ortasında tuğralı arma, iki yanında ve yalak ortasında beş kollu yıldız kabartmaları yer almaktadır.
BÜYÜK VE KÜÇÜK BEDESTEN:
Timurtaş Paşa Camii ile Saadettin Camii arasında bugün "Sebze Hali" ve "Bit Pazarı" olarak kullanılan binalardır. Daha çok birer "Arasta" görünümündedirler. Büyük Bedesten Fatih döneminin ünlü Sadrazamı Gedik Ahmet Paşa vakfıdır. Küçük Bedestenin ise Timurtaş Paşa vakfı olduğu sanılmaktadır
KAPAN HANI:
Bugün Mevlevihanenin doğusundaki alandan girilen aralıkta, sadece kitabeli kapısı kalmıştır. Eskiden kapan altı yada tahıl pazarı denilen yerdedir. Evliya Çelebi Karagöz Ahmet Paşa dönemi vakıflarından olan hanın güzellik ve ihtişamına hayran kalmıştır.
MUVAKKİTHANE:
Balıklı mahallesinde Saadettin Camiinden Balıklıya giderken eski müftülük binası önündedir. Burasını kapıcıbaşı rütbesinde bulunan Kütahya mütesellimi Halil Kamili Ağa 1831-1832 yılında yaptırmıştır.
ÇİNİLİ CAMİ
1973 yılı yapımı olan camii, iki katlı olup içi ve dışı tamamen çinilerle kaplıdır. Orta Asya Türk Mimarisi örnek alınarak yapılan camii, tek kubbeli ve sekizgen biçimli yapısı ile dikkat çekicidir.
Kubbenin içi hat sanatı örnekleriyle süslenmiştir. Dünyada ve Türkiye' de bir benzeri olmayan camii, şehrimize pek çok hizmeti geçmiş meşhur Kütahyalı Ressam Ahmet YAKUPOĞLU'nun şehrimizin kültür ve sanat koleksiyonuna kattığı orijinal ve müstesna bir eserdir.
ULU CAMİ
Gazi Kemal mahallesinde Vacidiye medresesi (bugünkü Kütahya Müzesi) ile II.Yakup Çelebi İmaret Mescidi (Eski Vahitpaşa İl Halk Kütüphanesi) arasında yer alır. 45*25 metrelik bir alanı kaplar. Kütahya' nın en geniş iç hacmine sahip tarihi yapısıdır. Avlusuzdur. Tamamen kesme taştan yapılmıştır. İki tam kubbe ve 6 yarım kubbe ile desteklenmektedir. Dikdörtgen biçimlidir.
Minaresinin kaidesi kesme taş, gövde kısmı tuğladandır. Yapının bugünkü halinde doğu, batı ve kuzeyden olmak üzere üç girişi vardır. Beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Batı tarafındaki bir bölüm 19.yüzyılda örülerek "Vahitpaşa Kütüphanesi" olarak kullanılmıştır. Dikkat çekici keçeli, saraçlı kapı örtüsü vardır.
Kapılardan girildiğinde iç mekan ayrımı geniş, aydınlık ve ferah bir etkiye sahiptir. Yüksek kaideler üzerine yerleştirilmiş, hafif yivli, antik altı büyük sütun geniş mekanı görmeyecek şekilde iki kubbe ile altı yarım kubbeyi taşımaktadır. Sütun başlıkları sade, üstleri ise yastıklıdır. Kemerler ise koyu kırmızı ve gri olmak üzere iki renkli işlenmiştir. İki tam, altı yarım kubbe yanı sıra köşelerde de dört küçük kubbesi vardır.
Caminin ortasında bir şadırvan vardır. Şadırvan üzerine altı küçük sütuna oturtulmuş ahşap tavanlı bir müezzin mahfili vardır. İç mekanın arka kısmının üstü boydan boya mahfilidir. Cami iç mekanında bütün yazı ve istif levhaları ile kalem işleri yoğun bir şekilde kullanılmış olmasına rağmen dağılışları göze batmayan dengeli bir süsleme oluşturmaktadır. Yapının bugünkü sahip olduğu mekan ferahlığı yanında kalem işleri 19.yüzyıl sonunda gerçekleştirilen en başarılı yapılardan biri olarak tanımlanmaktadır. Ancak çiniler diyarının bu muhteşem eserinde mihrabın sağında dört kareden meydana gelmiş kabe tasvirli çini kompozisyonu dışında çini bulunmaması dikkat çekicidir.
Ulu Caminin ilk şekli ağaç direkli bir cami olarak Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmaya başlanılmış, Ankara savaşından (1402) sonra oğlu Musa Çelebi tarafından tamamlanmıştır. (1410) Vakıf kayıtlarında camiden Yıldırım Beyazıt Han Camii olarak bahsedilmektedir. Ünlü seyyah Evliya Çelebi caminin Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından tamir edildiğini de belirtmektedir.
Kanuni, Rodos (1522-1523) ve Irakeyn (1534-1535) seferlerinde bir süre Kütahya' da bulunmuştur. Bu sırada binanın onarımı için seferlere katılmış olan Mimar Sinan' a talimat vermesi mümkündür.
Bundan sonra da bazı onarımlar geçirmiş olmakla birlikte cami son şeklini 1893' de Sultan II.Aldülhamit Han zamanında almış ve bu son büyük onarım sırasında cami kubbeli olarak yapılmıştır.
1888' de başlayıp 1893' de bitirilen bu onarımda duvarlar temellere kadar yıkılıp, yeniden kesme taştan yapılmış, Aizanoi (Çavdarhisar)' dan getirilen sütunlar ve mermer plakalar kullanılarak kubbeli şekilde yeniden yapılmıştır.
ULU CAMİİ SAKAHANESİ
Anadolu Selçuklu Devleti döneminden Kütahya fatihi Hezar Dinari' ye mal edilen yapının 1236-1246 tarihleri arasında yapılmış olması mümkündür. Dışındaki mermer ve çini süslemeler 19.yüzyıl yapımıdır. İç mekan olarak Kütahya'daki Sakahane adı verilen su tesislerinin orjinal durumunu koruyabilmiş tek örneğidir.halen Ulu camii şadırvanı olarak kullanılmaktadır
DÖNENLER CAMİ
Eskiden 'Eski Kapan Altı' denilen yerde Ulu caminin doğusunda; Eydemir hamamı yanındadır. Bu gün Dönenler Camii adıyla anılan Semahane bölümü 1959 yılında vakıflar tarafından onarılarak ibadete açılmıştır Mevlevihane Asitane olarak bilinirdi.
Hezar Dinari Mescidi çekirdek baz alınarak etrafına semahane, dede hücreleri, meşruta ve kütüphane bina edilmiştir. Semahane, sonradan mescit olarak da kullanılmaya başlanınca Hezar Dinari Mescidi türbe haline getirilmiştir Türbe de Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin torunu Ergun Çelebi ve yakınlarının sandukaları bulunmaktadır. Kütahya, Konya ve Afyon'dan sonra mevlevilik tarikatının üçüncü büyük merkezi olarak bilinir. Mevlana'nın torunu Ergun Çelebi' den başka oğlu Sultan Veled' de Kütahya' yı şereflendiren ve Kütahya'yı gerçekten seven beğenen meşhurlar arasındadır. Sultan Veled Kütahya için:
"Kütahya'da bir ay kalana ne mutlu,
İki ay kalacak olursanız, daha fazla müstefid ve münfeyiz olursunuz.
Kütahya kusursuz bir güzeldir.
Böyle kusursuz güzele zeval olur mu?
Ya Rab, bu memlekete kaza-bela verme,
Cennet Kütahya'nın ya altındadır ya üstünde,
Feda olsun Lahor, Keşmir, Tebriz Kütahya' ya." Demiştir
İçeride türbeye açılan kemerin sağında "Adli" mahlası ile sultan II.Mahmud' un tuğrası ve iki tane kitabe vardır. Birinci 1812, ikincisi 1841' deki onarımlara ait kitabelerdir. Son onarım tarihi 1959' dur. Dede hücreleri olan kısım bu gün Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından fakirlere yemek dağıtımda aşevi olara kullanılmaktadır. Kütahya mevlevihanesi, Konya ve Afyon' dan sonra erken dönem mevlevihaneleri içinde ve mevlevi dergahlarından 76 zaviye ve 14 asitaneden birisi olarak bilinirdi.
HÜKÜMET KONAĞI:
1907 yılı yapımı, son devir Osmanlı mimarisinin dikkate değer sivil yapılarındandır. Binanın cephesi düz karo çiniler süslemektedir. Hükümet konağının Kütahya yapıları içinde ilgi çekici bir yanı da, tamamen çini kaplı bir mescide sahip oluşudur. Bugünkü yapı, çağdaş bir Hükümet Konağı anlayışına uygun olarak 1893-1908 yılları arasında Kütahya valisi olan Giritli Ahmet Fuat Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1908 meşrutiyetine kadar Kütahya'da görev yapıp, sonra ayrılmış olan Ahmet Fuat Paşa' nın Hükümet Konağı önünde bir büstü vardır. Alttaki cadde onun adını taşır. Yeşil Camii' de yaptırmış ve Ulu Camii tamir ettirmiştir
GERMİYAN SOKAK
Merkez Pirler mahallesinde, 18. yüzyıl Kütahya evlerinin topluca korunduğu Germiyan Sokak, Arnavut kaldırımlı yolu, elektrik ve telefon direkleri ile tellerinin bulunmadığı, Kütahya'daki tarihi kent dokusunun en güzel örneğidir.
Germiyan Sokak'taki Kütahya Evleri iki veya üç katlı ahşap evlerdir. Payandalarla desteklenmiş çıkmaları, çiftli koca kapıları, kafesli pencereleri ile ahşap Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini oluşturur. 17. ve 18. yüzyıl Kütahya evleri açık sofalıdır. Sofalar odalar arası bağlantıyı sağlar. Ayrıca sofalarda seki yada köşk adı verilen dinlenme mekanları bulunur.
Giriş katlarına taşlık denir. Evlerin ön kapıları dışında geniş arka bahçelere açılan arka kapıları da vardır.
Depo, kiler samanlık hatta ahırlar buradadır. Birinci katta günlük yaşama ait odalar vardır. Bunlar oturma odası, mutfak ve yatak odasıdır. İkinci katta ise misafir odaları ve gelin odaları bulunur. 19. ve 20. yüzyıl Kütahya evleri kapalı sofalıdır. Önceki dönemlerin aksine, bu dönem evlerinin dışları, saçakları, pervazları ve payandaları süslenirken, iç mekanlar aksine sade tutulmuştur. Yine bütün Kütahya evleri payanda destekli çıkartmalara sahiptir. Bu çıkartmalar yola uyum ve iç mekanı düzeltme amaçlı yapılmıştır.
FRİG VADİSİ
Kütahya-Eskişehir yolunun 26 km' si yakınlarında bulunan Ovacık köyüne kadar, ilin doğusu boyunca uzanan çamlar arasındaki kayalık alana "Frig Vadisi" denilmektedir. Frig Vadisi iki ana bölümde incelenebilir. Birinci bölüm Sabuncupınar, Söğüt, İnli, Fındıklı köyleri civarındaki kuzey bölümüdür. İkinci bölüm ise daha güneydeki Ovacık köyüdür. Kütahya' nın doğusunda eski bir yanardağ olan Türkmen dağının, tüfleriyle örtülü olan Frig yayları, çok eski çağlardan beri çeşitli kavimler tarafından iskan edilmiştir. Volkan türünün kolay işlenebilir bir kayaç olması, bölgenin en eski halklarından biri olan Friglerin bunları oyma ve yontma yoluyla çeşitli amaçlarla kullanmalarını sağlamıştır. Friglerin ana tanrıçası Kybele' ye adanmış açık hava tapınaklarıyla, savunma amaçlı yapılar, en çok göze çarpan eserler arasındadır.
Bunların yanında Roma döneminde kayaları oymak suretiyle meydana getirilmiş çeşitli barınaklar, mezar odaları, ağıl ve ahır olarak kullanılan mekanlar, sarnıçlar ve ambarlar da bulunmaktadır.Erken ve geç Bizans çağlarında ise bunlara ilaveten kilise ve şapeller (küçük kilise) inşaa edilmiştir.
Bölgemizde yüzlercesi bulunan bu mekanların büyük bir kısmı kendi hallerine terkedilmekle birlikte tamamı tabiat şartlarına maruz kalmaktadır. Günümüzde bazıları hayvan barınakları, ambar ve samanlık olarak halen kullanılmaktadır. Bu barınakların en yoğun olarak bulunduğu yerler; Söğüt, Armutlu, İnli, Sökmen, Fındık ve İncik köyleri ile Sabuncupınar beldelesidir. Bölge Kapadokya' yı aratmayacak güzellik ve zenginliktedir.
Frig Vadisi'nin ikinci bölümü Kütahya' ya 56 Km uzaklıkta bulunan Ovacık köyünün İnlice mahallesinin doğusunda başlayan çam ormanları arasındadır. bölgenin MÖ 900-600 yıllarında Frigler daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Bu bölgede kayaları elle oyulmuş kaya mezarlar, kiliselerle, sığınma-barınma amaçlı yüzlerce mağara bulunmaktadır. Çok geniş olan bölge incelenirken üç bölüme ayrılmıştır.
Birinci bölümde kayaların içinde iki kilise bulunmuştur (Tekli kilise) ve çiftli kilise adı verilen yapıların duvarlarında freksler vardır. Ayrıca kök boyayla yazılmış yazılar, mender motifleri ve haç işaretleri de görülmektedir.
İkinci bölümde bulunan "Deliktaş Kalesi" de Frigler ve Bizanslılar tarafından kullanılmıştır. Sığınma ve savunma amacıyla kayalar oyularak yapılmıştır. Burada da büyük bir kiliseyle gizli geçit ve dehlizlerle birbirine bağlanan bir çok oda bulunmaktadır. Üst kısmının ise kale surları şeklinde görülmektedir. "Penteser Kalesi" denilen üçüncü bölüm, savunma amaçlı bir kale olup, kayalar oyularak yapılmıştır. Burada çeşitli kaya mezarları ve mağaralar vardır. Bölge doğal kaya yapısı ve çam ormanlarıyla çok ilgi çekici bir turizm merkezidir. İlgi ve tanıtılmayı beklemektedir
AIZANOİ ANTİK KENTİ
Burası, Kütahya' nın 57 Km güney batısında Çavdarhisar ilçesinde yer almaktadır. Bedir çayının iki yakasında kurulmuş olan bir Roma kenti olup hristiyanlık döneminde de önemini korumuştur.
Çevresinde savunma surları bulunmayan kent, özellikle Hadrianus (MS 98-117) döneminde çok gelişmiştir. Bedir çayının iki yakasına rıhtım duvarları yapılmış ve bunların arasında günümüze dek uzanan beş köprü ile bağlantı sağlanmıştır.
Suyun sol yakasında bir Agora (pazar yeri), küçük bir tapınak, Zeus tapınağı, hamam, stadium ve tiyatro yer almaktadır.
Sağında ise Borsa binası, mozaikli hamam, sütunlu cadde ve anıtsal kapı kalıntıları vardır. Nekropal (mezarlıklar) ise kentin çevresine yayılmıştır.
1878' deki hamam kazısında caldarium (sıcaklık), frigidarium (soğukluk), palaestra (spor sahası), F ve H apsisli salonlar, hataion (havuz) bölümlerinin ortaya çıkmasıylahamam tamamlanmıştır. F ve H salonları ile caldarium da derin nişler vardır. H salonunun yıkılmış olan apsisinin temeli belirgindir.
Tiyatro ile stadyum birbirine bitişik yapılarıyla alışılmışın dışında bir plan gösterir. Çevresinden yüksek olan tapınak, Temenos (kutsal alan) içindedir. Temenos sütunlu galerilerle çevrilidir.
Giriş yapısından sonra (propylon) aynı eksende sunak (altar) yer alır. Temenos' un ortasındaki tapınak Roma yapısı olmasına karşın Helenistik (yunan tipi) plan gösterir. Podyun,mlu olup psendodipteros planlıdır. Prostyle (önü sutunlu) planlıpronaos (ön oda), cella (kutsal oda), opisthodomos' tan oluşur.
Cella duvarlarındaki yazıt kuşağında yapının Hadrianus dönemine ilişkin olduğu yazılıdır. Dönemin sikkelerinden, Cellada Zeus' u ayakta, bir elinde kartal bir elinde mızrak tutar biçimde gösteren bir heykelin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Batı ve doğu akroterlerdeki kabartmalar, burada Zeus ve Kybele kültürünün (tapılan şeye gösterilen saygı) olduğunu göstermekte, ayrıca tapınağın altındaki tonozlu salonda Ana tanrıça' nın Kybele kültürü ile ilgili olduğu öne sürülmektedir.
Zeus tapınağı Hrıstiyanlık döneminde kilise olarak dinsel işlevini sürdürmüştür
Her ilçesinde bir kaplıca olması,
Osmanlının kurulduğu topraklar olması, Türkiye cumhuriyetinin temelinde de önemli yeri olması
Tarihi merkezini oldukça iyi bir şekilde koruyor olması,
Çinisi, Aizonai'si
Gerçek anlamda bir marka şehir KÜTAHYA