Etrafi denizlerle cevrili Istanbul’da bulunan vapur iskelelerinin toplam sayisini bilmiyorum ama: Yalniz bildigim bir sey varsa oda: Ada Iskeleleri ve onlarin bulundugu meydanlarin digerlerine nazaran bambaska bir yer ve anlam ifade ettigidir. Iste bu sebepten bu yaziyi Akin'in iskele basligi yerine buraya yerlestirdim.
Kinaliada iskelesi sadece yolcularin gidis gelislerinde vapura inip-bindikleri yer olmaktan cok daha fazla önem ihtiva eder. Her aksam üzeri *iki dirhem - bir cekirdek* giyinmis hanimlar beylerini, nisanli- ve sevgililer müstakbel'lerini, irili-ufakli kizlar babalarini karsilamak icin iskelenin önünde *bir Mahmutpasa kalabalikliginda* beklesirler.
Adalar vapuru esasinda *en kücük ada olmasina ragmen* Kinaliada’da bosalir. Her taraftan denize girilebilmesi, Istanbul’a en yakin olmasi bilhassa son senelerde onu bu derece ragbetli yapmistir. Vapurdan sanki bir mac veya sinema bitisi sonrasinda görüldügü kadar insan kitlesi ciktikca-cikar, kuyrugun sonu ne gelmek nede bir türlü bitmek bilir. Kaptan olayi görmesine ragmen, inecek yolculari harekete gecirebilmek icin gemi düdügünü *Tabanlari yaglayin veya kaldirin anlamina gelen* calan ipe (biraz sakadan – biraz ciddi) birkac defa *vut-vutttttttt* diyerek asilir.
Vapurun yanasmasiyla birlikte, Istanbul'daki isinden gelenler *cogunlugu beyler - babalar - delikanlilar * karsilanir, ellerindeki paketler, cantalar, fileler alinarak (adaya hemen hemen hic kimse eli bos gelmez) büyük guruplar halinde, her istikamete dogru pes pese siralanmis konvoy olarak yürüyerek tekrar evlere dagilirlar.
Bu görünüs, bu yillardir süre gelen anane o derece güzel ve ailevi'dir ki, sanirim adalarina hasret olan insanlarin, gözlerinde ilk canlanan, burunlarinda en cok tüten, iste size anlattigim bu manzaradir.
Genel olarak gece saat 21'e kadar olan zaman adeta adanin en tenha anlaridir. Etrafta, sokaklar ve cafe'lerde cok seyrek insan görebilirsiniz. Ahalinin tamami aksam yemegi icin balkon veya bahcelere kurulan masalarin etrafindadir. Havaya sadece izgara et-köfte ve balik kokulari hakimdir. Tabiki bu yiyeceklere refakaten *sifa niyetine* alinan, hafta icinde bir-iki kadeh (hafta sonunda biraz daha cok) aslan-sütü’nü ayrica izah etmeme lüzum yok.
En gec 22'den sonra etraf gene kalabaliklasmaya baslar. Gencler iskele önünde ücer-beser kisilik guruplar halinde (kokteyl benzeri) toplanirlar. Orta yas ve ötesi olanlar Bahar’daki bütün masalari kaplarlar. Artik adada herkez ayakta ve hareket halindedir. Adeta *Aheste cek kürekleri – Mehtap uyanmasin !* sözüne sadik kalinarak yavas yavas iskele-havuz arasinda, sahile vuran dalga sesleri esliginde, karsiyaka’nin (nerdeyse Yesilköyden – Kartal veya daha fazlasi kadar Istanbul) yanip-sönen, arada bir uzaktan semalari aydinlatan havai fiseklere bakarak gidip gelirler.
Bu ahengi tek bozan olay, yasak olmasina ragmen bisikletlerini *zengin yeni yetismelerin Bagdat Caddesinde kullandiklari araba süratinde* bu kadar insan arasinda kullanmalaridir. Genel olarak büyük kazalar olmasa da, bilhassa kadin ve yaslilarin her zaman yürekleri agzina gelir. Nedense buna yillardir care bulunamaz.
Hoscakalin
P.S. Sizlerin aksine benim tanimadigim (TV’deki bir yarismayi kazanan) birisi icin iskele meydaninda düzenlenen müzikli bir gece.
Dikkatli bakildiginda son senelerde Kinaliada’nin mimari tarzinda iki önemli gelisme göze carpar. Bunlardan ilki binalarin büyük bir kisminin *bir adaya en güzel yakisir bir sekilde* renklerinin beyaz’a boyanmasi, ikincisi ise yeni insa edilen veya restore edilen binalar betonarme yapilmis olsalar da dis görünüslerinin eski Istanbul evlerini andirmasi yani ahşap (dogal madde tahta’nin usta, maharetli, zevkli ellerin kullandigi aletlerle, yontulup islenerek, endami hos, estetigi şık, ahengli ve alimli bir sekilde) olarak yapilmasidir.
Burada görmüs oldugunuz bina da *Yali*, benim sizlere bahsettiklerimden birisidir. Iskeleden cikar-cikmaz saga dönüldügünde (Alsancak Caddesi) havuza varmadan biraz önce sol tarafta (sag kolda zaten deniz vardir) bir viraj üzerindedir.
Bakin bakalim ! Benim anlattigim kadar varmiymis ve sizlerinde hosuna benim kadar gidecek mi?