Ana Sayfa 930 bin Türkiye Fotoğrafı
Ayasofya'nın sırları...!!!

Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
tunati34

4 yıl önce - Çrş 24 Mar 2010, 10:19
Ayasofya'nın sırları...!!!


Ayasofya'nın sırrı harcında gizli
http://www.milliyet.com.tr/ayasofya-nin-sirri-har ...htm?ver=59

Alıntı:
Ulusal Atina Teknik Üniversitesi adına Ayasofya’da çalışan Prof. Dr. Antonia Moropolou, Ayasofya’nın inşasında kullanılan harcın deprem sırasında ortaya çıkan enerjiyi emerek hasarı önlediğini belirterek, "1999 depreminden önce, bu kompozisyon ve yapısal özellikteki bir anıtın 7 şiddetindeki bir depreme dayanabileceğinden emin olmuştuk" dedi.


Araştırmayı yapan kim..? Bir yunan Prof.
Bizim pek çok üniversitemiz yok ya dibinde kimse araştırmıyor yunanistan gelip bu çalışmayı yapıyor birde çalışmalarını ingilizce ve yunanca yapıyor aferim size prof. lar ne işe yararsınız??


Alıntı:
Ulusal Atina Teknik, Princeton ve Boğaziçi üniversitelerinin, Ayasofya’nın yapı malzemesi ve yapının statik değerlendirmesi üzerine 16 yıldır yürüttüğü çalışmaların sonuçları "Ayasofya’nın Konservasyonunda Yunan İşbirliği" adlı Yunanca ve İngilizce bir bilimsel yayında toplandı
.

Alıntı:
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Erdik ve Princeton Üniversitesinden Prof. Dr. Ahmet Çakmak’ın önsözünü yazdığı kitabın İstanbul Arkeoloji Müzesi Konferans Salonu’nda gerçekleşen tanıtım toplantısında çalışmalarla ilgili bir sunum yapan Prof. Dr. Moropolou, sorularını da yanıtladı.

Prof. Dr. Moropolou, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Yunanistan Parlamentosunun himayesinde 4 Temmuz 2000 tarihinde Atina’da imzalanan "Türkiye Yunanistan Kültürel İşbirliği Anlaşması" kapsamında yapılan bu çalışmalarda elde ettikleri bilgilere değindi.

15 yüzyıldır tüm depremlere direnç gösteren Ayasofya’nın ilk inşasından sonra, kubbe tuğlalarında kullanılan malzemenin Rodos’taki tarihi yapılarda kullanılanlara yüzde 97 oranında benzerlik gösterdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Moropolou, tuğlaların aynı zamanda Anadolu’da geliştirilmiş yangına karşı dayanıklı bir malzeme içerdiğine de dikkati çekti."Bu ilk anıtın, Anadolu ile Bizans ve Erken Yunan yapı teknolojisinin karışımının bir ürünü olduğunu gösteriyor’ diye konuşan Prof. Dr. Moropolou, yapının tuğlalarının strese dayanıklı olduğunu, aynı zamanda alelade tuğla ağırlığının 12’de biri kadar hafif oldukları için yapıya yönelik bir stres unsuru oluşturmadıklarını söyledi.

Yapının harcının ise depreme karşı belli dozlara göre hazırlanmış özel bir kompozisyona sahip olduğunu dile getiren Prof. Dr. Moropolou, "Ayasofya’da kullanılan harcın yarı kristalize bir yapısı var. Bu özel harç, yapının deprem anında ortaya çıkan enerjiyi hasar görmeden emmesine yol açıyor. Çalışmalarımızda bu materyallerin bir simülasyonunu da yaptık. Boğaziçi ve Princeton ile yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında bu kompozisyon ve yapısal özellikteki bir anıtın 7 şiddetindeki bir depreme dayanabileceğinden emin olmuştuk. Ve bu çalışma 1999 depreminden önceydi" şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Moropolou, incelemeler sonunda anıtın başlangıçtaki yapısal devamlılığının en az seviyede rahatsız olabilmesi için, tapınağın bakımı sırasında ilk inşa edilirken kullanılan orijinal malzeme ile uyumlu malzeme kullanılmasını öngördüklerini vurguladı.

Binanın korunması yönündeki çalışmalar sırasında "Büyülü Kubbe"sinde meydana gelen problemleri de incelediklerini anlatan Prof. Dr. Moropolou, şunları söyledi.

"Kubbedeki su emilimi gibi aşınmaya yol açan birçok etken incelendi. Bu problemler etkin bir şekilde azaltıldı. Kubbe içindeki sıva ve dış tarafını kaplayan beton da kaldırıldı. İsviçreli mimar Fossati’nin 19. yüzyılda koruma amacıyla mozaikler üzerine yaptığı sıva korozyona uğruyordu. Sıvayla kapanmış mozaiklerin yeniden ortaya çıkması, çalışmalar sırasında kubbedeki meleğin keşfedilmesi bu doğrultuda çok büyük adım oldu."


Sizlerinde bildiği sırlar vardır elbet


Turgay34
4 yıl önce - Çrş 24 Mar 2010, 11:09

Ayasofya’dan çıkarılamayan büyük levhalar




Fetih yadigârı olan bu Ayasofya camilikten çıkarıldıktan sonra kubbesindeki o şaheser levhalar bulundukları yerlerden sökülmüş; büyük oldukları için de kapılardan çıkarılamamıştı. O levhalarda ise Allah, Peygamber ve dört halifenin mübarek ve muazzez isimleri yazılıydı. Meşhur hattatlarımızdan Mustafa izzet Efendi'nin eseri olan bu levhaların hazin hikâyesini İbnülemin Mahmud Kemal Bey, "Son Hattatlar" adlı eserinde şöyle dile getiriyor: "İsm-i Celâli, ism-i Nebevî'yi, esâmi-i Çâryâr ve Haseneyn'i ihtiva eden bu elvâh-ı celîle, bir takım kıymet bilmez eşhas tarafından indirilip bir kenara konulmuş ve bazılarının bazı yerleri zedelenmişti. Bu hal, bizimle beraber diğer erbab-ı îmânı dağdârettiğinden tekrar asılması için uğraştıksa da muvaffak olamamıştık. Nihayet Ayasofya Müzesi Müdürü Muzaffer Ramazan Bey'i teşvik ve teşcî ettiğimde: "Para yok, olsa asarım!" demişti. Öteden beri bu işe sarf-ı zihin eden yüksek mühendis Ekrem Hakkı ve tüccardan Nazif Beyler, îcab eden parayı hîbeten lillah vererek, Ekrem Bey'in nezareti altında levhalar tamir edildi. Yine o zat-ı ekremin himmetiyle levhalar, bikeremihi'l-Kerîm 28 Kâ-nûn-ı Sâni 1949 (22 Rebîülevvel 1568)'de elvah-ı şerîfe yerlerine asıldı. Ekrem beni alıp götürdü. Levhaları mahall-i kadîminde (eski yerinde) görünce ağlamaya başladım. Cenâb-ı Ekremü'l-Ekre-mîn'e hamdü sena ve Nazif ile Muzaffer'e teşekkür ve dua ettim."

Ayasofya camii minareleri neden yıkılmadı?

1934'te Küçük Ayasofya minaresi yıktırıldıktan sonra, Ayasofya'nın dört minaresini yıktırma işlemine başlanılacağı sırada oluşan tepkiler üzerine, minarelerin yıkılması kararı askıya alınmıştır, İbrahim Hakkı Konyalı bu hadiseyi şöyle anlatmaktadır; "Bir gün İstanbul Müzeler Müdürü Kemal Akan bana geldi, iki gözü iki çeşme ağlıyordu. Hayretler içinde kaldım. Türk-İslam Eserleri üzerinde fevkalade hassasiyete sahip, ecdadını cidden seven insan olan Kemal Bey'in böyle ağlaması için çok önemli bir sebep olmalıydı. Nedir, ne oldu? diye sordum. Yıktılar, bu gece yıktılar! Sülün gibi minareyi bir gecede yerle bir ettiler dedi ve kırık bir sesle devam etti: İstanbul Arkeoloji Müzesi Müdürü Aziz Oğan, evvelki gün beni çağırdı. Ayasofyaların Büyük ve Küçük Ayasofya minarelerini yıkacağız dedi. Dün gece sabaha kadar Kadırga civarındaki Küçük Ayasofya Camiinin şerefe altı istilastikli, muntazam kesme taşlarla yapılmış Türk mimarisinin şaheser bir örneği olan minaresi temeline kadar yıkıldı yok oldu. Bu gece de Büyük Ayasofya'nın minareleri yıkılacak bir Bizans kilisesi haline getirilecek.

Kemal Altan'ın yanan kalbine teselli suyu serptim. Otur dedim. Büyük Ayasofya'nın minarelerini yıkamazlar. Bir rapor hazırlayalım. Ben söyleyeceğim, sen yaz. Merhum Kemal Bey'e dikte ettirdiğim rapor şu idi; Bizans İmparatoru Jüstinyen'in miladi 537 senesinde ibadete açtığı Ayasofya, Bizans'ın çökme ve çözülme devrinde çok haraptı. Bizans'ta bunu tamir edecek kudrette mimar yoktu. İmparator Sultan II. Murada müracaat ederek bir mimar istemişti. Padişah da Neccar vasfı ile anılan Ali isminde bir mimarı göndermişti. Mimar Ali, çökmek üzere olan mabedin etrafına payandalar ve göğüsleme duvarları yaparak ömrünü uzattı. Rivayete göre Bizans'ın Türkler tarafından alınacağına inandığı için kıble tarafının sağındaki bir payandayı minare temeli ve kaidesi olarak yapmıştı. Fatih İstanbul'u aldıktan sonra bu mabedi esaslı bir surette tamir ettirdi. Daha sonraları ilk tahta minarenin yerine tuğla minareler yapıldı. Hasılı her Osmanlı padişahı, bu ilk fetih yadigarını ayakta tutmak için tamirat yaptırmıştır. II. Selim zamanında mabed 1037 yaşını dolduruyordu. Bir tarafına bir buçuk arşın kadar eğilmişti. Binanın dört tarafına kır/angıç yuvalan gibi evler yapılmıştı. Padişah, mimarbaşı Koca Sinan Ağa'yı çağırdı. Beraberce mabedi incelediler. Ve esaslı bir tamir yapılmasına karar verildi. Sinan, derhal işe başladı. Etrafı saran köhne yapılar yıkıldı. Mâbed, kalın payandalarla desteklendi. Ana kubbeyi desteklemek için kubbe ile mütenâsib olarak kuzey ve batı tarafına iki kalın minare yapıldı. Şimdi bu ihtiyar mabedin yaşı daha da ilerlemiştir. Minareler, ana kubbenin dayandığı son payandalardır. Eğer minareler yıkılacak olursa, kubbe tamamıyla yere serilecektir. Ve tetikte bekleyen Hristiyanlık âlemi de Türkler Ayasofya'yı yıktılar diye feryadı basacaktır. Merhum Kemal Altan, aşağıyukan bu mealdeki raporu ilgililere verdi ve minarelerin yıkılmasından vazgeçildi..

(Tarih ve Düşünce Dergisi, sayı:66)


tunati34

4 yıl önce - Pts 19 Nis 2010, 07:17

Ayasofya'nın bin yıllık derin sırrı
Ayasofya, kalp hastalığını iyileştiren suyu, unutkanlıkları iyi etmesi, her derde deva delikli direği, Nuh’un gemisinin tahtalarıyla yapıldığı söylenen kapıları ve muhteşem varlığı ile içinde sayısız sırlar saklar...
Yazı Boyutu 10 12 14 16

Alıntı:
http://samanyoluhaber.com/h_409950_ayasofyanin-bi ...5haber.com





Ayasofya 921 yıl kilise, 421 yıl da cami olarak hizmet verdi. Doğu Roma İmparatorluğu’nun en ünlü kilisesi, M.S. 326 yıllarında Büyük Kostantin tarafından yapılarak Allah’a adandı ve “Büyük Kilise” diye anıldı. Daha sonra Hagia Sofya denildi. Birçok kereler yıkıldı ve yapıldı. En son yıkılışı da Bizans tarihinde geçen Nika isyanı sırasında oldu. Bu isyan sırasında tamamen yandı.

JÜSTİNYEN YAPTIRDI

Kilise İmparator Jüstinyen tarafından o güne kadar görülmemiş bir zenginlik ve büyüklükte tekrar yaptırıldı. Jüstinyen kilisenin Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan daha büyük ve süslü olmasını istiyordu. 27 Ocak 537’de büyük bir törenle gerçekleşen açılışta İmparator Allah’a şükür secdesine kapandı ve “Ey Süleyman!.. İşte şimdi seni geçtim!” diye haykırdı. Sonrasında kilisenin büyük bir kısmı depremde yıkıldı. Ayasofya en büyük tahribatı ise Batılı Hıristiyanlardan gördü. Ayasofya 1400’lü yılların başında halkın yardımına muhtaç hale gelmişti. Fatih İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya’yı bu halde buldu. İlk Cuma namazının burada kılınmasını ve camiye çevrilmesini emretti. Ayasofya 1. Şubat 1935 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldü.

Bizans imparatoru Justinyanus kiliseyi yeniden yaptırmaya karar verdi. Yapacak mimarı bir türlü bulamadı. O günlerde çok ilginç bir olay oldu: Bir ayin sırasında elindeki kutsal ekmekçiği bir arı kapıp kaçtı. İmparator arının saklandığı peteği bulup getirene ödüller vaat etti. Sonunda birisi bulup getirdi ve hayretlerle gördüler ki petek mabet maketi şeklindeydi. Mabedin mihrap yerinde de kutsal ekmek duruyordu. Duvarlar kubbe seviyesine gelince mimarbaşı ortadan yok oldu.

İMPARATOR MİMARBAŞINA KIZDI

Roma’ya kaçtığını öğrendiler. 7 yıl sonra bu defa mimar Roma’daki işini de bırakıp tekrar İstanbul’a döndü. İmparator mimarbaşını görünce çok kızdı. Fakat mimarbaşı ona şöyle dedi: “Bu koca yapının temelinin çok sağlam olması gerekir. Eğer kalsaydım acele ettirecektiniz ve yapının sağlamlığı tehlikeye düşecekti.”

AÇILMAZ KAPININ SIRRI

Ayasofya’nın güney tarafında ufak ve dar bir koridorun ucunda örülmüş bir kapı var. Buna “açılmaz kapı” deniyor. Anlatılanlara göre Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a girdiğinde Rum Ortodoks Patriği yanındakilerle bu kapının önünde dua ediyormuş.

Osmanlı ordusu kiliseye girince Patrik bu kapıdan kaçıp kaybolmuş ve kapı bir daha açılmamış. Her paskalyada bu kapının önünde kırmızı yumurta kabukları ortaya çıkarmış.

THEODORA’YI YILANLAR YEDİ

Justinyanus’un karısı İmparatoriçe Theodora, güzelliğinden başka birşey düşünmeyen çok günahkar bir kadındı. Ölünce yılanların kendisini yiyeceklerinden çok korkuyordu. Bu nedenle kurşun bir lahit yaptırdı ve kilisenin büyük kapısı üzerine gömülmesini emretti. Ancak efsaneye göre iki yılan lahitte delikler açarak girdiler ve cesedi yediler. Şimdi Ayasofya’nın giriş kapısı üzerinde görünen delikler yılanların açtığı delikler olarak kabul edilir.

FATİH’İN EL İZİ

Binanın güneydoğusundaki kubbeyi tutan fil ayağının bir yüzünde 6 metre yükseklikte ele benzeyen bir iz var.

Kuşaktan kuşağa anlatılanlara göre Fetih günü, Fatih Sultan Mehmet’in atı ürkmüş, Sultan eliyle bu kemere tutunmuş. Atı ise sütunun kaidesini zedelemiş. Bir başka olay Kanuni Sultan Süleyman döneminden. Gece bir derviş gurubu camiye ibadet etmek için geliyormuş. Uzaktan Ayasofya’nın bütün ışıklarının yandığını görmüşler, içeriden ilahi sesleri geliyormuş. Dervişler korkup içeri girmemişler, olay padişaha iletilmiş. Kanuni adamlarıyla bizzat gelmiş ve dışarıdan olayı aynen görmüş. Sonra içeri girilmesini emretmiş ama içeri girenler kimseyi bulamamışlar.


KALBE İYİ GELİYOR(!)

Ayasofya’nın içinde büyük salonun ortasında bir kuyu var. Eskiden bu kuyu kalp hastalığına tutulanların sık sık geldikleri bir yerdi. Üç cumartesi art arda aç karnına buraya gelir, sabah namazı kılar ve bu sudan içerlerdi. Bu gelenek cami müze haline getirilene kadar sürdü. Kuyunun üzerinde yaklaşık 50 cm çapında bir kapak var. 7 metrelik bir çubuk sarkıtıldığında dibine ulaşılamıyor. Su hala mevcut tatlımsı ve mineralli.

TERLEYEN DİREK

Ayasofya’nın kıble tarafındaki kapılardan soldan sayılınca sonuncusunun iç tarafında bir mermer sütun var. Bu sütunun en büyük özelliği kış ve yaz nemli olması. Bu sütuna “terleyen direk “ deniyor. Sütunun zemininden başlayarak bir buçuk metrelik bir kısmı bakır plaklarla kaplı. İnanca göre sürekli baş ağrısı çekenleri, sindirim sistemi hastalıkları olanları ve sıtmaya tutulanları bu direk tedavi ediyor. Önce iki rekat namaz kılınıyor sonra hasta avuçlarını önce bakır plaklara sonra yüzüne sürüyor. Bu üç kez tekrarlanınca hastalıklar iyi oluyor. Ayrıca elleri çok terleyen kimselerin, direğin üzerinde bulunan deliğe parmaklarını soktukları ve artık elleri.

SOFYA’NIN TABUTU

Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta kraliçe Sofya yatıyor. Yalnız bir tehlike var “Bu tabuta sakın dokunmayın” deniyor. Çünkü tabuta el sürülürse büyük bir gürültü başlıyor ve tüm bina sallanmaya başlıyormuş.

19.04.2010 08:02:45


tunati34

4 yıl önce - Prş 27 May 2010, 14:48

Ayasofya'nın hazineleri ilk kez sergilenecek
Ayasofya Padişah Türbeleri restorasyonu sırasında gün yüzüne çıkan sanduka kılıfları, kabe-i şerif iç örtüsü, kisve-i şerif, ravza-i mutahhara örtüleri, yüzyıllarca Ayasofya'nın minberinde asılı duran ve müzenin deposunda bulunan fethin sembolü tarihi sancak, ilk kez İstanbul'un fethinin 557. yıl dönümünün kutlanacağı 29 Mayısta sanatseverlerle buluşacak.


Ayasofya Müze Başkanı Haluk Dursun, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul İl Özel İdaresinin katkılarıyla restore edilen Ayasofya Padişah Türbeleri'nin geçen yılın sonunda ziyarete açıldığını anımsattı.

Türbelerin bakım ve onarımı sırasında müze envanterine kayıtlı objeleri gözden geçirdiklerini belirten Dursun, bu eserleri de özel bir günde sergilemeye karar verdiklerini kaydetti.

İstanbul'un gözden saklı ve kıymetli, kültür tarihi bakımından önemli objelerinin ilk defa ortaya çıkarılacağı ''Ayasofya'nın Hazinesi, Ayasofya'nın Haziresi'' adlı serginin 29 Mayısta açılacağını belirten Dursun, ''29 Mayıs özel bir gündü. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet'in hatırasına olan bir yer. Bunun için bir seri etkinlik düşündük ve türbelerde bulunan, bugüne kadar sergilenmeyen sanat tarihi eserlerini sergilemeye karar verdik'' diye konuştu.

Eserlerin geçici bir süre sergileneceğini bildiren Dursun, ''Fatih'in hatırasına, Osmanlı türbelerinin hatırasına türbeler bölümünde olacak sergi, birkaç gün sürecek. Şunu söyleyebilirim ki en fazla bir hafta sürecek'' diye konuştu.

Herkesin, Ayasofya'yı Bizans dönemine ait Doğu-Roma Kilise Müzesi olarak değerlendirdiğini ifade eden Dursun, ''Bu büyük yanlış ve eksik. Türbelerin açılmasıyla fetih sonrası Ayasofya'nın İslam Osmanlı dönemine ait önemli bir müze olduğunu ve bu tür eserler bulunduğunu daha bir açıklıkla görmüş oluyoruz'' dedi.

Dursun, İstanbul'un fethinin 557. yıl dönümü dolayısıyla Ayasofya Müzesi bahçesine 557 gül dikimi yapıldığını belirterek, serginin açılış töreni sırasında da Fatih Belediyesi tarafından yaptırılan özel helva ikramı yapılacağını anlattı.

-SANDUKANIN YÜZLERCE YILLIK GİZLİ ÖRTÜLERİ-

Türbelerde bulunan tarihi eserler hakkında bilgi veren Dursun, türbe sandukalarının üzerine zapdedilen ''puşide'' denilen örtüler bulunduğunu, örtüleri, sandukanın durumunu görmek için açtıklarında altında birtakım başka örtülerin olduğunu gördüklerini anlattı.

Dursun ''Sanduka tahtası ile üzerindeki puşidenin arasında serilen başka örtüler olduğunu gördük. Hemen bakıma alınan örtülerin tarihi, kültürel, sanat, müzecilik açısından çok kıymetli objeler olduğu tespit edildi. Örtüler, ince ve zahmetli bir bakımdan geçti'' diye konuştu.

-KAZILAR, DİNİ ÖRTÜLERİN ESKİYİNCE GÖMÜLDÜĞÜNÜ DE ORTAYA ÇIKARDI-

Sergide, sanduka kılıfları, eski bir Türk geleneği olan ve sandukanın üzerine konulan şehzade kaftanları, entarilerin yer alacağını belirten Dursun, şöyle konuştu:

''Gelenek olarak suru alayıyla İstanbul'da dokunarak Kabe ve Hz. Muhammed'in mezarına konulmak üzere Mekke ve Medine'ye gönderilen dini örtüler, Kabe iç ve dış örtüsü, Kisve-i Şerif, Ravza-i Mutahhara örtüleri her sene yenileniyor. Örtüler, yenilendikten sonra atılmıyor ve İstanbul'a, saraya getiriliyor. Saray da öncelik sırasına göre, örtüleri padişah türbelerinde türbe puşidesi olarak değerlendiriyor. Bunlar türbelerdeki sandukaların üzerine konuluyor. Uzun süre burada kalıyor ve yıprandıktan sonra da atılmıyor. Bunlar türbenin yanındaki bahçelere gömülüyor; çöp olmasın, ayak altında durmasın diye... Ayasofya'da yapılan kazılar sonrasında bu türbelerden çıkan lime lime olmuş, görsel bir değeri kalmayan artıkları da bulduk. Böylece bir tespiti yaptık. Bu da kültür tarihi açısından önemli bir bilgi oldu. Suru alayından İstanbul'dan gelen örtülerin sonunun ne olduğu bilinmiyordu.''

-MERAK KONUSU SANCAK DA GÖRÜCÜYE ÇIKACAK-

Müze Başkanı Dursun, sergide, uzun zamandan beri Ayasofya'nın minberinde asılı bulunan, fethin sembolü ve Fatih döneminden beri gelenek olan sancak konusunun merak edildiğini belirtti.

Sancağı, Ayasofya'nın depolarında bulduklarını bildiren Dursun, uzun yıllar geçtiği için asılabilecek durumda olmayan sancağın diğer eserler gibi camekan içerisinde sergileneceğini söyledi.

Dursun, sergide, Kabe-i şerif iç örtüsü, Kisve-i şerif, Ravza-i mutahhara örtüleri, 16. yüzyıla ait el yazması Kuran-ı Kerim, şamdanlar, rahleler, sanduka kılıfları, şehzade kaftanları, hanım sultan entarisi ve Osmanlı türbe puşide örneklerinin yer alacağını bildirdi.

-Sadece TÜRBE GİRİŞİ BEDAVA-

Müze Başkanı Dursun, türbelerin açılma hikayesini de şöyle anlattı:

''Türbelerin zaman aman açılması düşünülmüş ve birer, ikişer açılmış. Osmanlı'dan sonra tamamı birden ilk kez açıldı. Bunun bir kaç sebebi vardı. Bunların birisi, restorasyon altyapısının hazır olmayışı. İstanbul İl Özel İdaresi, büyük fon ayırdı ve türbelerin restorasyonu bitirildi. İkinci sebebi, bunların korunması meselesiydi. Ayasofya'nın eski Müzeler Yönetmeliğine uygun olarak elinde bulunan güvenlik elemanı sayısı bunları korumaya yeterli değildi. Yeni yapılanma sonrasında güvenlik elemanlarının dışarıdan hizmet alımı şeklinde alımıyla sayı artırıldı. Artık müzeyi ve türbeleri çok sayıda güvenlik elemanıyla koruyoruz. Kamera ve güvenik sistemi getirildi. Biz orada hem binayı ortaya çıkardık hem de korumasını yaptık. Ben de bundan bir kültür tarihçisi olarak çok büyük mutluluk duyuyorum

Ayasofya Müzesi'nin girişinin 20 lira, türbelerin girişinin ise ücretsiz olduğunu belirten Dursun, ''Türbeler bölümüne girişi bedava yaptık. Ben buraya 'ölüm kültürü müzesi' diyorum. Burası bir Fatiha okunarak geçilecek yer değil. Türbeler, Türk kültür ve sanat tarihi bakımından binasının tasarımından kapılarına, içindeki 16. yüzyıl çinilerine, hat güzelliklerine, türbe puşide örtülerine kadar İstanbul'a 2010 sürprizi oldu'' diye konuştu.

-''İSTANBUL'UN ÖNEMLİ BİR HANEDAN MEZARLIĞI''-

Ayasofya Padişah Türbeleri bölümü hakkında da bilgi veren Dursun, şöyle devam etti:

''2. Selim, Kanuni Sultan Süleyman'dan sonra kendi külliyesi dışında İstanbul'a gömülen ilk padişah. Kanuni Sultan Süleyman, 2. Beyazıd, Fatih Sultan Mehmet hep kendi külliyesine gömülmüş. İlk defa Ayasofya'yı tercih eden ve ölmeden önce yerini ayırtan, minarelerini kendisi koyduğu için Ayasofya'yı kendi eseri sayan 2. Selim'dir. 2. Selim'in türbesini de Mimar Sinan yapmış. Burası, Mimar Sinan'ın İstanbul'da yaptığı en güzel türbelerden birisi. Sonra 2. Selim'in oğulları bu geleneği devam ettirmiş. 3. Murat, 3. Mehmet buraya gömülmüş. Sultan Ahmet kendi camisini yaptığı için karşıya gitmiş. Sultan Mustafa ve Sultan İbrahim de buraya gömülmüş. Toplam 5 padişahımız var. Bir şehzadeler türbesi var. Bunların hepsinin yanında hanımları da gömülü. Önceki gelenekte padişah türbesi bağımsız olarak inşa edilmiştir. 2. Selim'in Atik Valide diye anılan hanımı Nurbanu Sultan yanında yatıyor. Sultan 3. Murat ve 3. Mehmet'in eşleri Safiye Sultan ve Handan Sultan, bunların kızları, Sokullu Mehmet Paşa'nın eşi de burada gömülmüş. Burası İstanbul'da önemli bir hanedan mezarlığıhttp://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=988751&title=ayasofyanin-hazineleri-ilk-kez-sergilenecek&haberSayfa=1

Darısı Ayasofya'nın Fatih'in Vasiyetine uyar hale gelip açılmasına gelmiştir inşaallah...

Bizim isteğimiz bizim niyazımız Sadece ve sadece Allah'ımızdandır,
Onun izni ile kapatıldı,
Açılmasını da ondan istiyoruz.
Amir, memur, Hükümet vs kimseden bir talebimiz yoktur.
Allah her şeye kadir-i mutlaktır.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET