Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 21
ruben
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 20:50

Alıntı:
Samsundan önce Anadoluda müdafai hukuk gibi cemiyetler örgütlenmeye ve mücadeleye başlamıştı. Samsun'dan önce Kazım Karabekir Erzurum'a çoktan ayak basmıştı. Mustafa Kemal'i ısrarla Anadoluya çağıran kişi de Kazım Karabekir paşadır. Her şeyi Mustafa Kemal'e mal etmek isteyen resmi tarihçiler bu gerçeklerden söz etmezler.

Nacizane bildiklerimizi sizlerle paylaşarak resmi tarihin insanlarımızı nasıl aldattığını tarihi nasıl eksik anlattığını göstermeye çalışıyoruz. Sizleri biraz düşünmeye ve soru sormaya sevkedebiliyorsak ne mutlu bize. Buyrun hep birlikte gerçekleri birlikte araştıralım.



Milli mücadele bir taraftan işgalci devletlere, bir taraftan da onların örgütlediği ayrılıkçı azınlıklarla veriliyordu. Bir taraftanda çok acıdır ki padişah ve yandaşları tarafından örgütlenen saltanatı ve hilafeti kurtarma derdine düşmüş silahlı yobazlara karşı veriliyordu (Belki de fikir olarak yakın olduğunuz taraf burasıdır. Ondan milli mücadeleye karşı sıkıntılısınız)

Ne acıdır ki "Din elden gidiyor" diye azdırılan bu kesimler kendi ülkelerinin bağımsızlık savaşçılarına karşı mücadeleye girişmiş, padişahları adına kurşun sıkmıştır. Milli mücadele ne büyük bir mücadeledir. Yabancı devletler bir taraftan, kendi içindeki hainler bir taraftan.


erdemkaya
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 20:52



ali dostbey
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 21:05

Alıntı:
Atatürk olmasaydı ne olurdu bunu bilemeyiz ama benim görüşüm yine de bir esaret altına girmezdik milli mücadeleyi 1 kişi ile yapmadık malum.


ataturk olmasaymis, daha dogrusu kurtulus savasinda kalbleri Allah imani ve sevgisiyle carpan islam mucahitleri yani sehitlerimiz ve gazilerimiz olmasaydi , deist ataturk ne yapardi.

Ayrica bu el yazmalari denildigi gibi orjinal ise burdan su sonuc cikmaktadir, ataturk bir kafir ve bir islam dusmanidir, ama bu el yazmalari ne kadar gercek oda tartisilabilir, cunki bir el yazmasi tercemesi altinda ''dogu perincek'' ismine rasladim, bu adamin ne tur isler icinde oldugunu hepimiz cok iyi bilmekteyiz. ALLAH EN DOGRUSUNU BILIR.


En son ali dostbey tarafından Cum 12 Mar 2010, 21:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi


yaşar1965
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 21:51

Alıntı:
Atatürk olmasaydı ne olurdu bunu bilemeyiz ama benim görüşüm yine de bir esaret altına girmezdik milli mücadeleyi 1 kişi ile yapmadık malum.




Oniki yıl Atatürk'e hizmet eden uşağı Cemal Granda'nın anıları, Turhan Gürkan tarafından 70'li yıllarda kitap haline getirilmiş. 'Atatürk'ün Uşağı idim' adlı kitabın genişletilmiş ikinci baskısı,Atatürk'e 1927'den, 10 Kasım 1938'de ölene dek hizmet eden, bu yıllarda onun en yakınındakilerden biri olan Cemal Granda'nın anılarını ve devamı...

Tarih dersinde Atatürk dersini anlatıp bitirmiş olan öğrenciye çocuğum yalnız bir şeyi
söylemeyi unuttun; Türk milletini kim kurtardı diye sordu. Öğrenci de atamız kurtardı paşam
diye cevap verdi. Atatürk bu cevabı kabul etmedi.

Hayır, çocuğum Türk milletini kendi kanı kurtardı dedi.

Atatürk Galatasaray lisesinin sınıf içi sınavında öğrencilerden birisine Nil
olmasaydı mısır ne olurdu? Diye sordu.

Öğrenci çabuk cevap vermek için birden boş bulunarak heyecanla ve yüksek sesle: hapı yutardı… Dedi. Bu cevap Atatürk ün hoşuna gitti.

Atatürkün gerekli görmesi üzerine köy okutma davasını ele alan bir köy komisyonukuruluyor.

Uzun müzakereler arasında içinden çıkılmaz bir konunun karşısındayız. Bütün

köylerde birer okul açılması kolay, fakat bu kadar okula öğretmeni bulmak zor. Buna karşı
aramızda çavuşlardan askeri görev yapar gibi köy öğretmenliğiyle mükellef bir kadroyu
kurslar açarak yetiştirmek tezini savunanlar çok.

Nihayet mesele Atatürk e arz ediliyor.

Atatürk konu ile ilgili rapora şöyle yazıyor: Köy öğretmenliği üniversite profesörlüğünden
daha güç ve mühim bir iştir. Bu kadar ciddi bir konuyu böyle hafif tedbirlerle çözümlemeye
çalışmanız yanlış olacaktır.


tunc sirman

13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 22:03



ali dostbey
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 22:18

Alıntı:
Mesajlarin bazilarinda acikca bir ATATURK dusmanligi izlenimi var.Birazcik tarih okuyun beyler.O zamanki sartlari, memleketin durumunu bugun , bugunku rahat koltuklarda,elinde ne idugu belirsiz yazilarla elestirmek kolay.Biraz taih okuyun beyler,empati yapin.Bugun elestiri yapmak cok kolay bir yol.Ogunku sartlarin yuzde biri simdi olsa maalesef bunun altindan kalkacak bir lider yok.tekrarliyorum sadece bizim liselerde okutulan tarih kitaplari benzeri yayinlari degil,dunya tarihi okuyun.O zaman ATATURK un degerini anlarsiniz.Ezan sesi her zaman duyulmustur ve duyulacaktir.Turkce ezan elestiriliyor.Evet her ulkenin kendi anladigi lisanda dini cagrilari anlamak kotu bir uygulama degildi.Bugun herhangi bir dini toplantida,mevlitlerde okunan dualari anlamak isteyen cok sayida kisi var.Bunun gunah olmadigi artik belirlendi.Arapca cok zor ve ogrenmesi ezber ile degil,felsefesini,inceliklerini bilmek ayri bir beceri.Oyle olmasa baziTV ler de dualar okununca altinda altyazi olarak Turkce aciklamasi olmazdi.Bu uygulama yapildigina gore ezanin Turkce okunmasi niye elestiri konusu oldu.Biraz arastiralim ve tarih okuyalim lutfen.ATATURK bize bu tartismalari acma firsati verdi.


senin goruslerine diyecek bi seyim olamaz kendi acimdam bu demokratik hakkina herkezin ki gibi bende saygi duyarim , ezan hakkinda gorusunu beyan etmis ve her millet kendi lisaninda okusun demissin peki diyelim, fakat sana sormak istedigim ve cavbini hemen almak istedigim bir sorum var, soyleki ezan arapcadan turkceye cevrilmis , fakat Hayye ale'l-Felâh dizesinin nedense Felâh kelimesi turkceye cevrilmemis, (felah'in turkce karsiligi kurtulustur...) neden acaba cevabini bekliyorum, bilmiyorsan eger istersen ben cavabini veririm.


tunc sirman

13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 22:46
Ali Dostbey sayfa 22




Alperen_dt
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 23:11

Alıntı:
Yagmur
Edıt: Atatürkün Dinimiz hakkındaki düşünce yapısı ne olursa olsun, bugün beş vakit ezan sesi duyabiliyorsak Atamızın sayesindedir,




Alıntı:
Burc
Atatürk gibi bir lidere sahip olmadan da beş vakit ezan sesi duyan 1 milyar insan var dünyada. Atatürk kendisi de doğduğu zaman beş vakit ezan sesi vardı. Onun sayesinde ezan sesi duyabiliyoruz demek ecdadımıza biraz saygısızlık olur bence.


Her ulkede bes vakit ezan sesini duyamasin.

Eger Ataturk ve savascilari olmasaydi ve bu topraklar parcalansaydi ezan sesini birak, camii bulamazdin. Yunnanistan'in baskentinde artik bir camii bulamasin, Turkiye'nin batisi Rumlara kalsaydi dusunun yani! Ermeniler doguda Karabag'da yaptigi gibi, camilerimize ahira cevirirlerdi, hatta bir musluman birakmazlardi. Inglizler Araplara yaptigi gibi, Vahabi gibi orumcek kafali grup cikartip halki cahil birakip kole gibi ezerdi, Ruslar Kafkasda yaptiklarini yapardi.

Musluman nufusu 5-10% civarlarina duserdi, bugun Mustafa Kemal Pasaya laf atanlar Ataturk gibi liderin olmasi icin dua ederlerdi.


Evren3516
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 23:41

Alıntı:
Din ve Millet

Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

Türkler arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra bu din ne arapların, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de mısırlıların vesairenin türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. bilakis türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed' in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri, ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed' in dinini kabul edenler, kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdurlar. Bununla beraber Allah' a kendi milli lisanında değil, Allahın Arap kavmine gönderdiği arapça kitapla ibadet ve minacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah' a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağziyle, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan zorla arapları emirleri altına aldılar, bir taraftan da Avrupa' da Allah kelimesinin ilası parulası altında hristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler. Fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek kuvvetli bir millet yaptılar. Mısır' da belirsiz bir adamı "halifedir" diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gah şarka, gah garba veya her tarafa birden saldıra saldıra türk milletini Allah için , peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah' a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca aslı hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı dikkati görmesine mani olmadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi; dünyanın acısı duyulan tokadı ile derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri türk düşmanlığı olan arap çöllerine gitti... Türk vicdan-ı umumisi derhal yüzlerce asırlık kudret ve küşayişiyle (ferahlığıyla) büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türk' ün milli hissi artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük türk cedlerinin mukaddes miraslarının .................................... Metin burada kesiliyor


Resimler: 3,4,5,6,7.... Anlam bütünlüğü açısından bir bütün olarak ele alınmasında büyük fayda var...

Burada haklı olarak itiraz edebileceğiniz şey Müslümanlık' tan "Muhammedin dini" olarak bahsedilmesidir. Tepkinizi saygıyla karşılar ve ben de katılırım.

Bunun yanında, anlatılanlar dinin hükümdarlığa nasıl alet edildiğidir.

Bu konuyu hepimizin dini duygularından bağımsız olarak anlatabilmek için örnek olarak Haçlı seferlerinden bahsetmek isterim... Haçlı seferleri, görüntüde Hristiyanlığın yayılması için yapılmış seferlerdir. Oysa altında yatan, verimli Mezopotamya toprakları' na ulaşmak ve buraları hükümdarlık altına almaktır. Aslında hristiyanlığın yayılması ile uzaktan yakından alakası yoktur.

İslam Dünyası' nın da Dört Halife Devri' nden sonra yaptığı bundan çok farklı değildir. Hilafet bir hükümdarlık aracı olarak görülmüştür (bu söz, Hz. Muhammed' in "Benden sonra hilafet 30 yıldır. Sonra hanedanlık başlar" sözü ile de desteklenebilir ki Dört Halife Devri de bu 30 yılın sonunda bitmiştir). Bu hususta, manevi değeri çok yüksek olan Alamet-i Farikalar da halifelik ve dolayısıyla hükümdarlık aracı olarak görülmüştür, bir anlamda bunlardan maddi fayda sağlanmaya çalışılmıştır. Halifelikleri döneminde Abbasiler ve Emevi'ler, Araplar' ı üstün ırk olarak görmüştür. Halifelik, Mısır Seferi' nden sonra Osmanlı İmparatorluğu' na geçmiştir.

Ne tuhaftır ki Kur' an-ı Kerim' in, Türk halkının anlayacağı şekilde Türkçeleştirilmesi, Osmanlı zamanında yapılmamıştır. Bunun nedeni ancak ve ancak halkın mukaddes kitabımızı okuyamayarak devlet güdümlü şeyhlere, şıhlara, şeyhülislamlara ve hilafet sahibine bağımlı kalmalarını sağlamaktır. Bu noktada halkımız dini gereği mukaddes kitabımızı okumakta, ezberlemekte (hafız olmakta) fakat Arapça bilmediğinden hiçbirşey anlamamaktadır( Örnek vermek gerekirse, İngilizce "come" kelimesini yazarsınız, "kam" diye okursunuz fakat anlamının "gelmek" olduğunu bilmezsiniz).

Yeri gelmişken bahsetmekte fayda var, İlk bizim anladığımız Türkçe ile (yani Anadolu' da kullanılan)Kur' an-ı Kerim Atatürk zamanında yazılmıştır, İlk Türkçe Kur' an-ı Kerim ise Uygur Türkçesi ile yazılmıştır.

Hükümdarlar tarafından din çoğu zaman hükümdarlık aracı olarak kullanılır demiştik. Aslında bunun en güzel örneği yine Osmalı' dadır. Eskiden milli bütünlük ile yönetilen Osmanlı, dini baskılar kullanılarak yönetilmeye başlandığında (1500' lü yılların başında Yavuz Sultan Selim son Abbasi Halifesi İstanbul' a getirilmiş, Halifenin ölümünden sonra da Halifelik Yavuz Sultan Selim' e geçmiştir. 1595 yılında başa geçen III.Mehmed ile duraklama devri başlar) sistemin zayıfladığı görülmüştür.

Tekrar hatırlatmak isterim: Burada İslami şartlar ile yönetilmenin değil, İslam' ı bahane ederek dini hükümdarlık aracı olarak kullanmanın, dini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmanın Osmanlı üzerindeki etkisinden bahsedilmektedir.

Dini kullanarak hükümdarlık sürmek öyle bir hale gelmiştir ki, Kurtuluş Savaşı öncesinde şeyhülislam, işgalci güçlere mukavemet edilmemesini fetva vermiştir.

Bunun yanında, genç cumhuriyetin önemli basamaklarında (örnek olarak misak-ı milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük'; ün geriye alınması ile ilgili hazırlıklar yapıldığı zaman) "din elden gidiyor" adı altında yapılan isyanların altında Fransız ve İngilizlerin olduğu açıktır. Ve ne hikmetse hep aynı senaryo kullanılmıştır. Sonuçta asıl hedef din veya halkın dini duyguları değil, siyasettir. Din sadece hükmetme aracı olarak kullanılmıştır.

İşte Atatürk buna karşı çıkıyor: Halkın din adı altında uyutulmasına
Eğer Atatürk din düşmanı ise, şimdiye kadar "halifelerin" yapmadığı Kur' an-ı Kerim' in Türkçeleştirilmesi için neden çaba sarfetti?

Neden halkın dinini öğrenmesi için dinin Türkçeleştirilmesi konusunda çaba sarfetsin ki din düşmanı birisi?

Nedenini ben söyleyeyim: Halk dinini bilsin ki tekrar şeyhlerin şıhların eline düşmesin. Kendi dinini kendi öğrensin veya en azından fikir sahibi olsun ki farklı birisi ona dini ile ilgili bir şey söylediği zaman fikir sahibi olmadığı için o kişinin her söylediğini doğru kabul etmesin diye.

Tabii bu Türkçeleştirme sırasında kimimize göre abartılı bulunan "ezanın Türkçe okunması" olayı da cereyan etti. Günümüz koşulları dahilinde gereksiz ve hatta saçma görünen bu durum, şeriat düzeninden yeni çıkmış olan genç Türkiye Cumhuriyeti için doğru bir tutum olarak kabul edilebilir. Tabii ki bu durum ezanın evrenselliğine terstir. Fakat aynı zamanda dini halihazırda yöresel hükümdarlık olarak gören şeyh ve şıhlara da bir meydan okumadır. Bu meydan okumanın anlamı, "artık halkı dini ile kandıramayacaksınız, biz halkımıza dinini öğretmek için dinimizin bir lisanını da Türkçe yapıyoruz" demektir.

Gelelim Türk halkının uyutulmasına:
Osmanlı devrinde ve özellikle halifeliğin Osmanlı' ya geçmesi ile farklı bir boyut kazanan Osmanlı' nın "gavur" ile yaptığı savaşlar sırasında cihad endamına bürünen Osmanlı seferleri sonucunda fethedilen yerlerde yerel halkın yaşayışı ve milliyetini değiştirme çalışmaları yapılmamıştır. Yani bu bir cihad değildir, cihadın mantığına terstir.
Yani kaba bir tabirler, yeni yerlerin fethedilip hazinenin doldurulması olayı için halk "cihad"gazına getirilmiştir.

Tabii vatanın işgali sözkonusu olduğunda şeyhülislamın ne söylediğinden daha önce bahsettiğimizi de unutmamak gerekir.

Türk halkı da gerçeğe ancak "halife" tası tarağı toplayıp kaçtığı zaman kavuşabilmiştir.

..........................................................................................................

Böyle bir noktada, paragrafların içinden kelime seçerek kurgulanmaya çalışılan "Atatürk-Din Düşmanlığı" yakıştırmasının, metnin geneline bakıldığı zaman ne kadar yanlış olduğu anlaşılmaktadır.

Eminim ki kişiler Atatürk' e hakaret etmek değil de, ne söylediğini anlamak konusunda çaba gösterdiğinde, söylediklerim net bir şekilde anlaşılacaktır.


ömer.cındır
13 yıl önce - Cum 12 Mar 2010, 23:49

Alıntı:
Esir iken mümkün müdür ibadet

Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et

Senin gibi dürzülerin yüzünden

Dininden de soğuyacak bu millet

İşgaldeki hali sakın unutma

Atatürk'e dil uzatma sebepsiz

Sen anandan yine çıkardın amma

Baban kimdi bilemezdin şerefsiz !



Sayın Kaya Kaya

Çıkıp tepinmeye yok muydu başka bir saha?
Nedir bu salladığın çifte
Kitabullah'a?
Herif! Şu millet-i masume'den ne istedin?
Ki doğru yol
diye tuttun dalaleti gösterdin! ( MEHMET AKİF ERSOY )



sayfa 21
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET