1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Furkan
18 yıl önce - Sal 21 Eyl 2004, 10:01
Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti ABD'de kuruldu
1949'dan bu yana Çin'in işgali altında bulunan Doğu Türkistanlılar, 14 Eylül 2004 Salı günü ABD Parlamento binasının 'Capitol Hill' salonundaki toplantıyla 'Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti'ni dünyaya ilan ettiler.
Doğu Türkistanlılar tarafından Amerika'da 'Sürgünde Doğu Türkistanlılar Hükümeti' kuruldu. 14 Eylül 2004 Salı günü Washington'daki Amerikan Parlamento binasının "Capitol Hill" salonunda düzenlenen basın toplantısıyla dünyaya ilan edilen hükümette görev alan bazı üyeler Türkiye'de yaşıyor.
"Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti" ilk toplantısını Amerika'da yaptı. Toplantının ardından yapılan açıklamada, "1949'dan bu yana Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı, hükümetimizin nihai hedefidir. Bu hedefe, demokratik yollarla uluslararası arenanın desteği alınarak ulaşılması amaçlanmaktadır. Hükümetimiz; 1933 ve 1944 yıllarında kurulan 'Doğu Türkistan Cumhuriyet Hükümetleri'nin devamıdır. Milli bayrağımız ay-yıldızlı Gökbayrak'tır" denildi.
'Hiçbir ülkenin güdümünde değiliz'
Hükümet Sözcüsü ve Turizm Bakanı İsmail Cengiz imzalı bildiride şöyle denildi: "Dünyanın dört bir tarafında sürgünde yaşamak zorunda kalan Doğu Türkistanlıların seçtiği 60 resmi delegenin, oy birliği ile kabul ettiği 'Doğu Türkistan Hükümeti', Doğu Türkistan Milli Meclisi'nin iradesiyle oluşturulmuştur. Doğu Türkistan Milli Meclisi, en rahat ulaşılabilecek, uluslararası arenaya en rahat hitap edilecek yer olduğu için kendi milli iradesiyle ABD'de toplanmıştır."
Doğu Turkistan halkı sesini buldu
Sürgündeki Hükümet'in Başbakan ve Dışişleri Bakanı Enver Yusuf, Capitol Hill salonunda düzenlediği basın toplantısında, "Yıllardan beri Doğu Turkistan halkı şunu merak etti: Onlar adına konuşan bir hükümet, makam olacak mıydı? Bu bekleyiş sona erdi. Doğu Türkistan halkı bir kez daha sesini buldu" diye konuştu. Bildiride, desteklerinden dolayı ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan'a özelilkle teşekkür edildi.
Kabine şu isimlerden oluştu: Cumhurbaşkanı: Ahmet Igemberdi (Kanada), Yardımcısı: Avdulveli Can (Türkiye), Meclis Başkanı: Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı (Türkiye), Başbakan ve Dışişleri Bakanı: Enver Yusuf (ABD), Başbakan Yardımcısı: Hızırbek Gayretullah (Türkiye), Maliye Bakanı: Aydoğan Kubilay (Türkiye), Tarım ve Köyişleri Bakanı: Nefise Özgen (Türkiye) Turizm ve Tanıtma Bakanı: İsmail Cengiz (Türkiye).
|
 |
Furkan
18 yıl önce - Sal 21 Eyl 2004, 10:05
'Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti' ile Doğu Türkistan Partisinin acaba bir ilikisi var mı?
----
DOĞU TÜRKİSTAN PARTİSİNİN BÜTÜN İNSANLIĞA ÇAĞRISI
5 Nisan 1990 günü başlayıp haftalarca süren ve dünya basınında “Barın Katliamı” olarak yer almış olan Kızıl Çin katliamından, sağ olarak kurtulan bir grup Doğu Türkistanlı mücahidin hür dünyaya çağrısını Uygurca el yazısından Türkiye Türkçe’sine çevrilmiş olarak siz vicdan sahibi ve kadirşinas Türk halkına sunuyoruz.
“Kan Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, din kardeşlerimiz dünya Müslümanlarına, dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün teşkilâtlara, bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür ve demokratik devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına, Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu Türkistan’ın tarihî başkenti ve kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin 45 km. batısındaki Aktuğ ilçesine bağlı Barın kasabasında Uygur çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri, molotof kokteylleri, balta keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu Türkistan halkını vahşet derecesinde ezmeye devam eden ve yurdumuzu sömüren Çinli işgalcilere karşı 5 Nisan 1990 tarihînde harekât başlattı. Harekâta katılan her fert sınırsız fedakarlıklar ve benzersiz kahramanlıklar göstererek kendilerinden kat kat üstün olan işgalci düşman kuvvetlerine kanının son damlasına kadar karşı koydu.
İnsanlık duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı isteklerine ve kanunî taleplerine ulaşmak için başlattığı bu hareketi zamanımızın en modern silâhlarını kullanarak kanlı bir şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük ve haklı hareketi bastırmak için yüz binlerle ifade edilebilecek miktarda askerî güç kullandı. Bu kanlı bastırma hareketi sonunda, binlerce vatanperver genç kahramanlık destanları yazarak şehit oldu.
Partimizce Barın kasabasında gerçekleştirilen bu kutsal hareket bütün Doğu Türkistan da ve dünyada geniş yankılar uyandırdı. Bağımsızlık için gerçekleştirilen bu hareketin başarısız olmasına rağmen bu hareket Doğu Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesine olan azmini kuvvetlendirmiştir. Üstelik halkımızın neler yapabileceğini göstermiştir.
Barın şehitlerinin Doğu Türkistan halkının ve hürriyetperver insanlık aleminin kalbinde ebedî yerini almıştır. Barın şehitlerinin pak ruhu erklik aleminde ebediyen yaşayacaktır. Bu kutsal harekete katılanları Yüce Allah (cc) bahtiyar, şehit olanların da mekanlarını cennet eder inşallah. Ülkesi ve dinî için asil kanlarını akıtan kahraman şehitlerimizi derin bir özlem ve rahmetle anıyor,
Bizlere kulak vermenizi bekliyoruz!”
|
 |
Tuna Yersu
18 yıl önce - Sal 21 Eyl 2004, 20:26
güzel haber! Uygur Türklerinden arkadaşlarım var çok ezildiklerini söylüyorlar vede unutulmuş bir toplum..Çin'in onları bırakmamasının bir nedeni de taklamakan çölündeki petrol yataklarıymış!
|
 |
Ufuk
18 yıl önce - Çrş 22 Eyl 2004, 08:39
Amerika'nın bunları neden destekledikleri belli. Bize karşı kürtleri kullananlar, Çin'e karşıda Türk'leri kullanıyor.
Bu arada ABD egemenliği altında olmak daha mı iyi olacak oda ayrı bir konu...
|
 |
BAHADIR
18 yıl önce - Prş 23 Eyl 2004, 03:52
yazıklar olsun bize ki unuttuk onların acılarını yıllardır..
azcık sesi cıkana da fasist dediler ilgilendi diye toprakları dısındaki soydaşlarıyla...
|
 |
SALTUK
18 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 19:41
Dogu turkistan yillardir aynen tibetliler gibi kendi baslarina birakilmis gozlerden uzakta belkide insanlik tarihinin en dehsetli iskencelerini surgunlerini zulumlerini gormus bir millettir. Kimse gormedi duymadi onlarin sesini ama artik cin dunya uzerinde bir guc olmaya basladigi icin bugunlerde gundeme geldiler oysa cok gec artik.
su anda tum dunyada cinin ne kadar buyuk bir pazar oldugundan yada cin mallarinin istilasindan konusulurken kimse dogu turkistandan sinncandan tibetten bahsetmemektedir.
hadi tum dunya duyarsiz bu konuya peki turkiye neden bu kadar ilgisiz ve alakasiz. neden cin devlet baskanina dostluk nisani verecek kadar basiretsiz.
bazilari bizleri sadece turkiyeye hapsederek yalnizliga itmektedir. yillardir ne zaman turkiye disindaki turklerden bahsedilse ya fasist dediler ya turanci ya da irkci. oysa turkiye disindaki turklerden bahsetmek ne fasistliktir ne turanciliktir nede fasistliktir sadece ve sadece gercekciliktir.
yillardir gerek rus gerek cin baskisi altinda surgunden surgune gonderilen bu insanlar herzaman turkiye gelecek bizi kurtaracak hayalleriyle yasamislardir. onlarin kafasinda turkiye o kadar buyuktur o kadar gucludur ki gerekirse rusyaya da cine de kafa tutabilir. butun olanlara ragmen turkiyenin tum duyarsizligina ragmen hala ayni sekilde dusunmektedirler. bu gun rusyanin derinliklerinde turkler vardir her turlu surgune baskina ragmen hala musluman hala turkturler. ahiska turklerini dinleyin siradan bir anadolu koylusu gibi konusurlar butun evlerde ay yildizli turk bayraklari vardir ve rusya bu insanlara pasaport bile vermemektedir cocuklar liseden sonra okuyamamaktadir universiteye gidememektedir ve hepsinin hayali anadoluda bir bozkirda kendilerine verilecek bir araziye yerlesmek ve orayi bir gulistana cevirmektir.
simdi bazilari diyecek ekonomi rusyayla cinle abd ile ab ile iliskiler falan filan. ben demiyorum rusyaya savas ilan edelim cinle iliskilerimizi keselim ama oralarada cok uzaklarda insanlar var siz onlari ister akraba olarak gorun ister gormeyin ama o onsanlar turkiyeye kalpten baglidirlar evlerinde turk bayraklari vardir ve bizim gibi turku soylerler. siz onlari kabul etmesenizde onlarin kafasinda buyuk bir turkiye ve kendilerini kurtaracak tanrilasmis bir mustafa kemal vardir. turkiye kendisine sunulan suni sorunlardan kafasini kaldirip bir bakabilse oralarda cok uzaklardaki bu insanlari gorecektir.
|
 |
SALTUK
18 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 20:44
AHISKA TURKLERININ DRAMI
14 Kasım 1944 gunu, gece saat 12.00'de, daha once siniri takviye amaciyla yerlestirilmis olan on binlerce Rus askeri, silahlariyla Türkevlerine saldirdi. Dort saat icinde kamyonlara doldurulan mazlum ve caresiz insanlar demiryoluna getirildiler. Yuzlerce Ahiskali aile ise her turlu riski gozonune alarak, Rus askerleri ile carpisarak onlarca sehit verme pahasina Turkiye'ye gecmeyi basardi. Bu aileler halen Agri, Mus, Kirikhan,İnegöl, Bursa, Ankara, Istanbul ve diger yerlesim merkezlerinde yasamaktadir.
Turkiye sinirina yakin koylerdeki insanlarimizin toplanmasi icin 15 dakika izin verildi. Bu bahti kara Turk toplumunun basina gelendehsetli serencamin yaziya gecirilmesine imkan yoktur.
Babalari, kocalari, kardesleri Alman cephesinde bulunan kimsesizleri, yetimleri, ihtiyarlari kim hangi sebeple, nereye suruyordu belirsizdi... Bu tarihi facia 45 sene sonra Ozbekistan surgununden sonra aydinliga kavustu. Onlarin sucu sadece Turk olmalari idi. Cunku Sovyetler Turkiye ile savasa hazirlaniyordu. Ahiskalilar savas esnasinda Turkiye lehine tavir alabilecekleri faraziyesinden hareketle surgune gonderilmislerdi.
150-200 bin civarindaki Ahiska Turku, kara kis gununde yuk vagonlarina 8-10 aile halinde koyunlar gibi doldurularak kapilar kilitleniyordu. Yer gok Allah Allah haykirislariyla inliyoer, aglama, sizlama ve hickirik sesleri kulaklari sagir ediyordu. Bu yakarislari isitecek vicdana sahip kimse bulunamadi. Vagonlar Hazar Denizi'ne yaklasmaya baslayinca, denize dokulecekleri haberi yayildi. Gene feryat ve figan Azerbaycan'in o donemdeki yoneticileri, Ahiskalilari Azerbaycan'da iskan etmek istemisti. Ancak Stalin'in karari kesindi. Azerbaycan yoneticilerini kursuna dizmekle tehdit etti. Azerbaycan Turklerinin gayretleride sonuc vermedi. Uc gun sonra vagonlar tekrar hareket etmeye basladi. Ural Daglari'nin soguk havasi bir cok insanin hayatina mal oldu. Onlara kefen ve mezar bile nasip olmadi. Kefenleri Sibirya'nin bembeyaz karlari idi. 35 gun suren yolculuk sonunda bu talihsiz insanlar Kazakis-
tan, Kirgizistan ve Ozbekistan'a dagitildilar. Moskova mihrakli propaganda odaklarinca, Ahiska Turkleri gelmeden once halk dusmani, et yiyen bir toplum olduklari yonunde aleyhlerinde kamuoyu olusturuldu. Bu propagandadan etkilenen Kazak, Kirgiz ve Ozbek Turkleri Ahiskalilari hep disladilar. Ahiskalilara, kan ve din kardeslerinin bu tavri Rus tehcirinden daha agir geldi.
Suruldukleri yerlerde o yil hava cok soguktu ve aclik hukum suruyordu. Kisa sure sonra ozellikle cocuklar va yaslilar acliktan olduler. Analar bagirlarina tas bastilar.
Surulen diger milletlerin aksine Almanlarla isbirligi yaptiklari iddia edilmedi. Zaten Almanlar bu bolgeden cok uzakta kalmislardi. Aslina bakilirsa bu hareket cezai mahiyette nitelenmemis, bilakis dusmanin ulasabilecegi bir bolgenin tahliyesi olarak gosterilmisti. Fakat bu tairhte Almanlarin ciddi bir tehlike olusturmasi soz konusu degildi.
Siyasi ve stratejik motif daha bu tarihte Turkiye ve Bati ile catismayi nazari itibara aliyordu. Gercekten de daha bir yil gecmeden SSCB'de, Turkiye'nin kuzeydogusundaki Gurcu vs. azinliklarla meskun bolgeler uzerinde Sovyetler'in hakki oldugunu iddia edenmakaleler yayinlanmaya basladi.
Sovyet dokumanlarindan Balkarlar, Karacaylar ve Kalmuklar'in surgun gerekceleri belirtildigi halde Ahiskalilara ait bir suc isnadi olmadi. Anayasal ve idari degisiklikler olmadigi gibi, harp sonrasi Sovyet etnolojik atlaslarinda Ahiska hala Turklerle meskun gozukmektedir. Bu belki de atlasi hazirlayanlarin durumdan haberdar olmamasindan kaynaklanmaktadir.
Diger surulen milletleri aksine Ahiskalilar, herhangi bir seyle suclanmamisti: Ozbekistan'a, Kazakistan'a vs. yerlere vardiklari zaman once NKVD'nin Ozel Iskan Kontrolu'ne tabi tutulmadilar. Buna ragmen sartlar, ozellikle de asil surgun bolgesi olan Ozbek Aclik Bozkiri'nda kotuydu. Kontrol takriben 6 ay sonra basladi. Bu tarihten sonra buyuk olcude kayiplere ugramaya baslayip, 50.000 kadari oldu. (R.Conquest, Cev: E.Ozbilen :184)
1945 yilinda Almanlar yenildi, savas bitti. Ama Turklerin cilesi bitmedi. Savastan cok az sayida Ahiskali geri donebildi. Donenlerin cogu yarali ve sakatti. Savastan donenler su soruyu soruyordu: Biz kim icin ve ne icin savastik, bizim ne sucumuz var? Bu tur soru soranlarkisa sure icerisinde tutuklandilar. Gerek Sibirya'ya surulenler, gerekse Turkistan ulkelerine tehcir edilenler alismadiklari hava sartlari, aclik ve bulasici hastaliklar yuzunden olume mahkum oldular.
Ahiska Turkleri'nin, 1944'den 1956 yilina kadar bir ilceden baska bir ilceye gitmeleri, yuksek tahsil yapmalari yasaklandi. O seneye kadar kimseyi askere almadilar.
1956 yilinda Kruscev'in, Komunist Partisi'nin 20. Kurultayi'ndaki gizli konusmasindan sonra surgundeki Karacay, Balkar, Cecen, Ingus ve Kalmuklara kendi ulkelerine geri donme imkani tanindi.
Kirim Turkleri ve Ahiska Turklerinin geri donmesine ise izin verilmedi. Bununlada kalinmadi, Ahiskalilarin ulkelerine misafir olarak gitmelerine bile musaade edilmedi. O yillarda Ahiskali aydinlar, Moskova yetkililerine basvuruda bulunarak geri donus izni verilmesi isteginde bulundular.
31 Ekim 1956'da Yuksek Sovyetler'in yayinlanmamis bir kararnamesi, Ahiskalilar/ Mesketyalilari MVD kontrolunden kurtardi. Fakat yurtlarina rus izni verilmedigi gibi, musadere edilen mallarida iade edilmedi. Muteakip iki yil boyunca atalarinin yurduna donmelerine musaade edilmesi icin muteaddit basvurularda bulundular. Gurcu KGB'si basi olan Alexei Inauri, toplu dilekceye; buna musaade olunmayacagi cevabini verdi. Bazilarina Azerbaycan'a gitme fakat daha yakina gelmeme musaadesi verildi. Azerbaycan'da bulunan, Ahiska'dan 300 mil uzaktaki Mugan bozkirinda iskan edildiler. Ekseriyet Ozbekistan'da kaldi. Fakat daginik gruplar arasindaki irtibati koparmadilar.
1958 yilinda bir grup Ahiskali Azerbaycan'a, diger bir grup ise Kabardey-Balkar'a yerlesti. Turkler'in o donemdeki lideri Enver Odabasov anlatiyor: Ahiska'ya geri donebilmek icin her turlu careye basvurmaya basladik. Gurcu aydinlari bize bir teklfte bulundular; siz, "Biz Meshleri, yani Musluman Gurculeriz" diye kabul ederseniz, sizin geri donme imkaniniz olur dediler. Biz de bu sartlari kabul ettik. Bu dusunce halkimiz arasinda kabul gormedi.
1964 Subati'nda Taskent vilayetindeki bir kolhozda Mesketya Milli Hareketi'nin bir genel toplantisi oldu. Organizasyon komitesi secildi, Moskova ve Tiflis'e heyetler gonderildi. Bunlar da, yine Sovyet ve Gurcu makamlari ile Gurcu KGB'si tarafindan geri cevrildiler ve tevkifler yapildi.
1968 Hazirani'nda Yuksek Sovyet sasirtici bir sekilde surulen halklarin en sonuncusu olarak Mesketyalilari ele aldi ve onlari rehabilite eden daha dogrusu hic bir zaman suclanmadiklari icin sivil esitlige tekrar kavusturan aleni bir kararname cikardi. Fakat ikinci paragrafta onlarin Ozbek SSC'i, Kazak SSC'i vs. gibi yerlerde nihai olarak yerlestirildikleri kaydedilmisti. Yani Kirim Tatarlari gibi onlarinda yurtlarina donmelerine musaade olunmuyordu.
Neticesiz Basvurular:
Bircok neticesiz basvurudan sonra 1968 Temmuzu'nda kalabalik bir heyet Tiflis'e vardi ve 26 Temmu'da Gurcu Birinci Sekreteri Mzhavanadze onlarin bir grubunu kabul etti. Onlara artik kendileri icin Ahiska'da yer bulunmadigini fakat her yil 100 ailenin Gurcistan'in sair bolgelerine yerlestirilebilsecegini soyledi. Muzakereler esnasinda bir cok defa delegelere hukumetin bu meseleri halledecegini ifade edildi. Fakat nihayet 1968 Kasimi'nda Moskova'ya giden bir heyete yurtlarinin Sovyetler Birligi oldugu ve bulunduklari yerlerde kalmakla yetinmeleri resmen beyan edildi. Bir resmi gorevli sikayetlerini sert bir sekilde geri cevirdi ve " Dokumanlarinizi Yoldas Brejnev'e gondermeyecegim, o da sizi kabul etmeyecektir, evinize donun ve calisin" dedi.
Tabii ki butun bu hadiseler bize Sovyetler'in milliyetler siyaseti hakkinda cok seyler anlatiyor. Bahsi gecen milletleri, yurtlarina iade olunanlar dahil olmak uzere memnun kalmadiklari asikardir. 1991 yilinda yurtlarini ilhak eden Carlik Generali Yemolov'un heykelini havaya ucurmak uzere Cecenler'in iki kere tesebbuste bulunduklari haber alinmisti. Mart 1992 ayinda Pravda gazetesi, uzun ve ofkeli bir makaleyle Ingus milletine talimatlar veren Musluman Muridci liderlerin illegal kongresine saldirmisti. Buna benzer pek cok haber bulunmaktadir.
Fakat Mesketyalilar/ Ahiskalilarin hikayesi cok daha buyuk bie ehemmiyeti haizdir. Butun bir halk, hemde bir hudut bolgesinden surulup yurtlarindan binlerce mil uzaktaki bir polis rejimine tabi tutuluyor ki bu agir kayiplara sebep olan bir operasyondur ve butun bu hadise ceyrek asir boyunca Moskova'da ki bir seri siyasi lider tarafindan kesinlikle gizli tutulabiliyor. Bu husus bize Sovyet rejimi hakkinda 100 kitaptan fazla bilgi vermektedir.
1978 yilinda Nalcik kentinde yasayan kendini Meshi kabul eden Guzalasvili ( Halil Omarov) isimli sahis, Tragediya Meshetinskogo Naroda ( Mesh Halkinin Faciasi ) isimli Gurcu propagandasi kokan bir kitap yayinladi. 1988 yilinda ise Latifsah ve Klara Baratasvili, Mi Meshi (Biz Meshler) adinda baska bir kitabi piyasaya surduler. Her iki kitap ve bunlar takip eden yayinlarda; Ahiskalilarin Turk olmadiklari, aslinda Gurcu ve Hristiyan olduklari, Gurcistan'a donmeleri halinde kendi diller surduler. Heraa donmeleri halinde kendi diller surduler. Her iki kitap ve bunlar takip eden yayinlarda; Ahiskalilarin Turk olmadiklari, aslinda Gurcu ve Hristiyan olduklari iddia edildi.
KAYNAK:www.ahiskali.com
|
 |
SALTUK
18 yıl önce - Prş 10 Mar 2005, 21:41
| Alıntı: |
IRAN TURKLERI
X. asrın son çeyreğinden XX. asrın ilk çeyreğine kadar yaklaşık 950 yıl, İran ya Türk hakimiyetinde ya da Türk hanedanı idaresinde bulunan ve orada iskân olunan Türklerin ülkesidir.
Dolayısıyla Türklerin ve Türk kültürünün en kesif olduğu ülkelerin başında İran gelmektedir. Bugün İran nüfusunun yarıya yakınını teşkil etmesine rağmen Türkler İranlıların şövence tutumları yüzünden dil ve tarihlerini öğrenme ve kullanmada en geri kalmış Türk kitlesini teşkil etmektedir. Bin yıla yakın Türk idaresi altında yaşamanın verdiği eziklik yüzünden İranlılar belki de Türklere en kötü muameleyi yapan milletlerin başında gelmektedir.
Müslüman bir ülke olan İran'ın nüfusu 60 milyon civarında bulunmaktadır. Bu nüfusun 25 milyona yakınını Türkler, 30 milyona yakınını İranlılar (Farslar) ve 5 milyona yakınını da diğer etnik gruplar teşkil etmektedir. İranlılar ülke nüfusunun yarıya yakınını teşkil eden Türkler'e kendi dillerinde okuma yazma fırsatı vermemektedir ki bu her türlü insani ve milletlerarası hukuka aykırı bir tutumdur.
İran'da yaşayan Türklerin önemli kısmını Azerbaycan Türkleri teşkil etmektedir. Bilindiği gibi Azerbaycan'ın kuzey kısmı XIX. asrın ilk çeyreğide Ruslar tarafından işgal edilmiştir. 8 milyona yakın Azeri Türkü kuzeyde müstakil Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. Güney Azerbaycan ise İran idaresi altında bulunmaktadır. Yüzölçümü 107.000 km2 olan Güney Azerbaycan'da 20 milyonu aşkın Türk yaşamaktadır. Güney Azerbaycan'ın Türkler ile meskun olan belli başlı yerleşme merkezleri şunlardır: Tebriz, Hoy, Erdebil, Urumiye, Selmas, Maku, Meraga, Astara, Culfa, Merendi, Halhal ve Soğukbulak.
Türkler'in Azerbaycan'a kitleler halinde yerleşmeleri Selçuklular zamanında olmuştur. Bir ara Moğolllar'ın idaresi altında kalan Azerbaycan ondan sonra uzun süre Türkler tarafından idare edilmiştir. Timurlular, Ak-Koyunlular ve Kara-Koyunlular idaresi Azerbaycan'da Türk kültürünün iyice yerleşmesini sağlamıştır. Böylece Azerbaycan tamamıyla bir Türk ülkesi olmuştur.
Daha önceki araştırmalarımızda da belirtildiği gibi Azerî Türklerinin tarihinde en büyük hadise, Şiiliği benimseyen bir zümrenin Erdebil'i merkez edinerek Şii mezhebini bir aksiyon haline sokmasıdır. Şii zümrenin liderliğini yapan Şeyh Safiyyüddin'in torunlarından İsmail bu mezhebi siyasî emelleri için yeniden organize ederek önce Azerbaycan'a sonra da bütün İran'a hakim olmuştur. Kurduğu devlete ve hanedana dedesinin adını veren İsmail Şah olarak hem Azerî Türkleri'nin ve hem de Türk-İslam dünyasının kaderine tesir eden bir siyasetin öncüsü olmuştur. Şah İsmail'in kurduğu Safevi hanedanı iki buçuk asra yakın (1500-1735) Azerî Türkleri'ni ön plânda tutmuştur. Fakat Safeviler'in Şiiliği devamlı aksiyon halinde tutması hem Azerî Türkleri ile Osmanlı Türkleri'nin kaynaşmasına mani olmuş, hem de Türkistan Türkleri ile Osmanlı Türkleri arasında geçit vermez bir köprü gibi uzandığı için bu iki Türk diyarının bir birleriyle olan münasebetlerinin kopmasına sebep olmuştur.
Bu ise Türk dünyasında birliğin kurulmasına menfi yönde tesir etmiştir. Safevi hanedanının diğer menfi bir tesiri de İranlılar arasında Şiiliğin kuvvetli bir şekilde yayılmasını sağlamasıdır. Sonunda İran Şiiliği milli hüviyetini koruma aracı olarak kullanmış ve İslam dünyasında birliğin teşekkülüne mani bir engel haline gelmiştir. İran bununla da yetinmemiş Şiiliği diğer İslam ülkelerine de yaymağa çalışmıştır ki bu da İslam âleminde ayrı bir huzursuzluğa sebep olmuştur. Bu haliyle İran, İslam dünyası içinde daima ayrılık ve parçalanma mihrakı haline gelmiştir.
Azerbaycan Türklerinden sonra, İran'ın kaderine hâkim olan iki Türk boyundan burada kısaca bahsetmek gerekiyor. Bunlar, Nadir Şah'ı sinesinden çıkaran Afşar Türkmenleri ile İran'da ikinci uzun ömürlü hanedanı kuran Kaçar Türkleri'dir. Afşarlar bilindiği gibi, ana Oğuz boylarından birini teşkil ediyorlardı. Bir kısmı Selçuklular ile birlikte Anadolu'ya gelip yerleşen Afşarlar'ın, diğer kısmı Türkistan'da kalmış idi. Fakat Moğol istilası devrinde, Türkistan'da kalmış olan bu ikinci grup Afşarlar da Azerbaycan'a gelip yerleşmişlerdir. Safevi hanedanının inkırazı ile ortaya çıkan boşluktan istifade eden ve esasında Kandahar havalisinde yaşayan Halaç Türkleri İran'da hâkimiyeti ele geçirmeye muvaffak olmuşlardır.
Tarihlerimizde yanlış olarak Afganlar'ın İran'ı işgali diye zikredilen bu hadise Gılzay adını alan Halaç Türkleri'nin İran'da kontrolü ele geçirmesinden ibarettir. Halaçlar'ın İran'daki bu hâkimiyetine son veren ise, Afşar Türkmenleri'nin ileri gelen beylerinden Nadir olmuştur. Şah ünvanını olan Nadir, saltanatı esnasında mensup olduğu kabiliyet ihya etmekle beraber, onları emniyet gerekçesi olarak İran'ın muhtelif yerleşme merkezlerine gönderdiği için Afşarlar bugün İran'ın muhtelif yerlerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar. Bugün nüfusları 650.000 civarında olduğu tahmin edilen Afşar Türkmenleri, Türklüklerini muhafaza etmekle beraber, İran'da siyasî bir nüfuza sahip değillerdir.
Safeviler'den sonra ikinci uzun ömürlü hanedanı kuran Kaçar Türkleri ise, Timurlular zamanında Türkistan'dan gelip İran'a yerleşmişlerdir. Bu Türk boyu önce Kuzey Azerbaycan'da Kafkas cephesine yerleşmişti, Fakat günden güne bu kabilenin kuvvetlenmesinden çekinen Safeviler, Kaçarlar'ı sırf yıpratmak için, Horasan'da Esterabad ve Gürgen bölgelerine yerleştirmişlerdir. Nadir Şah'ın ölümünden sonra ortaya çıkan karışıklığın uzun sürmesi İran'ı oldukça zayıflatmış idi. Bu kritik günlerde, İran'ı muhtemel bir çöküntüden kurtaran ise, Kaçarlar olmuştur. İran'ı ele geçiren Kaçarlar, kurdukları hanedan ile ülkeyi 1794-1920 yılları arasında idare etmiş ve modern çağlara kadar getirmiştir. Ne var ki bu uzun idare devri Kaçar Türkleri'ni oldukça yıpratmıştır. Nitekim, bir zamanların hanedan kurmuş olan Kaçar Türkleri'nin sayıları oldukça azalmış ve 70-80.000 civarına düşmüştür. Bu sayıları ile Kaçarlar, İran'ın bugünkü yönetimine her hangi bir tesirde bulunmaktan uzaktırlar. Halen Kaçarlar, Mazendaran ve Gürgan eyaletlerinin muhtelif bölgelerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar.
İran'da yaşayan Türkler içinde Azerilerden sonra en kalabalık ve önemli topluluğunu Horasan'da yaşayan Türkmenler teşkil eder. Türkistan'ın bir nevi uzantısı olan Horasan, asırlardır Türk topluluklarını vatanlık yapmış verimli bir bölgedir. Selçuklu ailesi önderliğinde Anadolu'ya ve Orta Doğu'ya gelen Oğuz Türkleri'nin bazı boyları Batı Türkistan'da kalmışlardır. Çoğunluğu Horasan ve Horasan'ın kuzeyinde yaşayan Türkmen boyları Safeviler devrinde Şiiliğin siyasî maksatlarla kullanılmasından sonra, Sünni Türkistan Türkleri ile Şii İranlılar arasındaki mücadelelerde en çok zarar gören topluluk olmuştur. Dört asırdan fazla devam eden Şii-Sünni mücadelesinde Sünni Türkmenler, Türkistanlı kardeşlerinin yanında yer almışlardar. XIX. asrın ikinci yarısında Türkistan illeri Rus istilasına uğrayınca, Türkmenler'in bir kısmı İran hakimiyetini kabul etmeyi tercih etmişlerdir.
Bu Türkmen gruplarının başında Göklen, Yamud kabileleri ile Salur, Sarık ve Teke kabilelerine ait bazı küçük boylar bulunuyordu. Türkmenler'in millî şairi Mahdum Kulu'yu sinesinden çıkaran Göklenler başta olmak üzere diğer Türkmen boyları da Türklük şuurunu bütün canlılığı ile muhafaza etmektedirler. Fakat İran yöneticilerinin Türkçe tedrisata izin vermemeleri ve bölgeye yeterli hizmeti götürmemeleri bu Türkmen topluluğunu, hem kendi millî kültürünü geliştirmeden ve hem de medeniyetin diğer nimetlerinden layıkı ile istifade etmede geri bırakmıştır. Kültür sahasında olduğu gibi ekonomik alanda da oldukça geri olan Türkmenler'in bugünkü nüfusları iki milyona ulaşmış bulunmaktadır.
İran'da Azeriler'den ve Türkmenler'den sonra hem sayıca ve hem de siyasî nüfuz yönünden üçüncü önemli Türk grubunu Kaşkaylar teşkil etmektedir. Moğollar devrinde Doğu Türkistan'dan göçerek İran'a gelip yerleşen Kakgay Türkleri törelerine bağlılıkları ile meşhurdurlar. Güney İran'ın Fars eyaleti bütünü ile Kaşkaylar'ın nüfuzu altındadır. Son zamanlara kadar yarı göçebe bir hayat süren Kaşkaylar, birbirlerine olan bağlılıkları, plânlı ve teşkilatlı hareketleri ile tanınmışlardır. Nitekim, bugün bile kendi örflerine göre, muayyen bir kabile idaresi nizamını yürütmektedirler. Millî ve mahallî örflerine bağlı bir takım müesseselere de sahiptirler.
"İlhan"lık idaresi sistemi bu müesseselerden biri sayılır. Ayrıca, mümtaz sınıftan sayılan "İlhan" aile dışında Kalantar, Kethuda, Ra'ye, Tabeke-i Pest gibi tabakalarda mevcut olup, bunlar hep kendi törelerine göre idare edilirler. Kaşgaylar, kendi aralarında iyi bir birliğe sahip oldukları için, İran hükümetinin bazı haksız taleplerini ve emrivakilerini reddetmek başarısını göstermişlerdir. II. Dünya Harbi esnasında cereyan eden ve Kaşkaylar ile İran hükümetini karşı karşıya getiren önemli bazı hadiseler, Türk hükümetinin araya girmesi ile yatıştırılmıştır. Fakat Kaşkaylar'ın bu hareketleri İran hükümetleri tarafından hoş görülmemiş ve onların başka bölgelere sürgüne gitmelerine sebep olmuştur.
Bu arada, son İran-Irak harbinde, yaşadıkları Basra Körfezi kıyıları harp sahasına yakın olduğu için, Kaşkaylar büyük zayiat görmüşlerdir. Yine İran-Irak harbi esnasında İran hükümeti, Azeriler başta olmak üzere diğer Türk gruplarından oluşan askerî birlikleri ön saflarda Irak cephesine sürmesi ve onların büyük zayiat görmelerine sebep olmuştur ki, bu da İran rejiminin Türkler'e karşı ne kadar adaletsiz davrandağını göstermektedir. Türklük şuurunu ve törelerini canlı bir şekilde yaşatan Kaşkaylar'ın bugünkü nüfusları bir milyona yaklaşmış bulunmaktadır. Diğer Türk gruplarında olduğu gibi, Kaşkaylar da İran hükümetlerinin ilgisizliği yüzünden ekonomik ve kültürel alanda oldukça geri kalmışlardır.
Rus işgaline uğrayan Kuzey Azerbaycan Türkleri'nin bu asrın başlarında başlattıkları istiklâl mücadelesi, çok geçmeden Güney Azerbaycan'a da sıçramıştı.
Nitekim Settar Han önderliğinde Tebriz merkez olmak üzere başlayan istiklâl hareketi başarıyla devam etmiş, fakat 1907'de İran'ı iki nüfuz bölgesine ayıran Rus-İngiliz andlaşmasından sonra sıkıntıyla karşılaşmıştır. Ruslar, Güney Azerbaycan Türkleri'nin kuzeydeki kardeşleri ile birlikte hareket etmelerinden çekindiği için, İngiliz ve İran hükûmetleri ile işbirliği yaparak Güney Azerbaycan Türklerinin istiklâl mücadelesine mani olmak için ne mümkünse yapmışlardır. 1922'ye kadar devam eden Güney Azerbaycan istiklâl mücadelesi, İngilizlerden gerekli yardımı alan İran'daki yeni Pehlevi hükûmetinin despotça baskıları ile bastırılmıştır.
Azeri Türkleri üzerindeki İran baskısı 1930'lara kadar korkunç bir şekilde devam etmiştir. Bu dönemde devam eden Rus-İngiliz rekabeti, İran petrollerini paylaşmaya yönelince, Azerbaycan Türkleri'nin mücadelesi de yeniden ortaya çıkmıştır. İran petrollerinden pay almak isteyen Ruslar ve İngilizler, Azerbaycan Türkler'in mücadelesine açıktan destek vermeye başlamıştır. Bu gelişmelerden istifade eden Güney Azerbaycan Türkleri, isyan ederek İran hükûmetinden şu iki hususun yerine getirilmesini istemişlerdir:
1. Azerbaycan'da Türkçe tedrisat yapan okulların açılması izni,
2. Azerbaycan'a Otonom bir statünün verilmesi. İran hükûmeti bu istekleri reddedince Azerbaycan Türkleri haklarını silahla almaya kalkışmış. Azerbaycan'daki İran askerî ve sivil makamlarını kısa zamanda tasfiye eden Azeriler ülkelerinin tamamını kontrelleri altına almışlardır. İran'a bağlı olarak Otonom Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Böylece, kültürel ve ekonomik alanda otonom haklara sahip Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuş oluyordu.
Ne var ki, kurdukları Güney Azerbaycan Otonom Cumhuriyeti'nin içine Sovyet ajanlarının sızmalarına mani olamadıkları için, yapılan Sovyet propagandası neticesinde, Güney Azerbaycan, bir nevi nüfuz bölgesi haline gelmiştir. II. Dünya Harbi sonunda İran'daki Rus-İngiliz müttefik kuvvetlerinin çekilmesi gerektiğine dair Birleşmiş Milletler kararı çıkınca, İran petrollerinden istediği hisseyi koparmış olan Ruslar, ülkeyi boşalttılar. Bu arada Otonom Azerbaycan hükümeti de Azerilerin haklarını garantileyen bir antlaşmayı 14 Haziran 1946'da İran hükûmeti ile akdetmeyi başardılar. Fakat, Güney Azerbaycan Hükûmeti'nin içinde bâzı Sovyet taraftarı üyelerin var olduğu iddia edilerek, İngilizler'in ve Amerikalılar'ın desteği ile, İran ordusu yapılacak yeni seçimlerin emniyetini bahane ederek, 14 Haziran 1946 antlaşmasına aykırı olarak Azerbaycan Azerbaycan'ı 14 Aralık 1946'da yeniden işgal etmiştir.
İran Hükûmeti, Azeriler'in elde ettikleri altı aylık istiklâl dönemini kendilerine pahalıya ödetmişlerdir. İstiklâl hareketine girişmiş bütün Azeri ileri gelenleri İran'ın muhtelif yerlerine sürülüp hapsedilmişlerdir. Bu insanların malları ise, İranlılar'a verilmiştir. Fakat, Azeri Türkleri'nin talihsizliği bununla da bitmemiş 1950'lerde Musaddık başkanlığındaki İran Hükûmeti petrolleri millileştirince, bu sefer, Amerikan ve İngiliz Hükûmetleri İran petrollerinden hisselerini kaybettikleri için ajanları vasıtasıyla Azeri Türkleri arasında İran'dan ayrılmalarını sağlamak maksadıyla büyük bir propagandaya girişmişlerdir.
Bu Amerikan ve İngiliz propagandası neticesi binlerce Azeri Türkü İran Hükûmeti tarafından hapsedilmiş veya sürgüne gönderilmiştir. Sürgüne gönderilen ve hapsedilen Azeriler'in malları İranlılar'a verilmiştir. Bugün, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne imzasını atan İran Hükûmetleri görülmemiş bir şovenist politika takip ederek Azeri Türkleri'nin okullarda Farsça ile birlikte Azeri Türkçesi'ni öğrenmelerini "Türk" ve "Türkçe" isimlerinin kullanılmasını dahi yasak etmiştir. Bu yetmiyormuş gibi, bugün İran'da Azeriler'in Türk olmadıkları ve "İraniyan" soyundan gelen bir halk oldukları mektep kitaplarında okutularak 20 milyonluk Azeri Türkünü İranlılaştırma politikası takip edilmektedir.
Azeri, Türkmen ve Kaşkaylar'dan sonra İran'da yaşayan önemli bir Türk grubu da Şahsevenler'dir. Şahsevenler, millî bir boy adı olmaktan ziyade, İran devlet idaresince, siyasî bir terim olarak kullanılmıştır. Aslında, çeşitli Türk boylarının seçkin askerlerinden meydana getirilen ve Türk asıllı hanedanları korumakla görevlendirilen bu insanlara, bilahare, şahlığı müdafaa ettikleri için Şahsevenler adı verilmiştir. Bu grup, zamanla aralarında kaynaşarak bir nevi ayrı bir kabile haline gelmiştir. Oldukça imtiyazlı bir durumları olan Şahsevenler, uzun zaman iyi imkânlar içinde yaşamışlardır. Modern devirlerde de İran ordusuna büyük hizmetleri geçen Şahsevenler'in, bugün önemli bir kısmı Güney Azerbaycan'da yaşamakta olup, sayıları 450-500.000 civarında bulunmaktadır.
Bu Türk gruplarından başka İran'da yaşamakta olan pek çok küçük Türk boyları bulunmaktadır. Güney Azerbaycan'da yaşayan Hamse Türkleri (250.000), Karapapahlar (40.000), Karadağlılar (150.000), Miskin (9.500), Şatranlu (8.500), Geyimli (6.000), Delikanlu (4.000), Beybağlu (4.000); Tahran'ın doğusunda yaşayan Kengerlüler (60.000), Kirman ve Belücistan bölgelerinde yaşayan Horasani ve Boçağçi Türkleri (95.000); Horasan'da Karayiler (65.000), Nişapur'da Bayetler (150.000), Gürgan eyaletinde yaşayan Timurtaşlar ve Goudanler (165.000), Kazvin ve Hamedan'da yaşayan Türk grupları bulunmaktadır. Kısaca, İran'da yaşayan Türklerin nüfusu 25 milyonu geçmiş bulunmaktadır.
KAYNAK:Bilim Kultur.net |
Biz gozumuzu kerkuge dikmisiz baska bir yere baktigimiz yok. Bugun iran da turkiyeye gonulden bagli bircok asiret ve topluluklar vardir bunlardan bazilari siilik eliyle yari asimile edilsede buyuk cogunlugu hala turk kimligini koruyan topluluklardir. ve malesef bunlarda uzun yillar hemen yanibaslarindaki turkiye cumhuriyeti hukumetlerine seslerini duyuramamislardir. hele Kaskaylarin yasadigi dram goz yasartir.
|
 |
ismailcengiz
13 yıl önce - Prş 08 Ekm 2009, 02:03
dogu türkistan sürgün hükümetin yeni kabinesi oluşturuldu
SÜRGÜNDEKİ DOĞU TÜRKİSTAN HÜKÜMETİ
İSMAİL CENGİZ BAŞBAKAN
HIZIRBEK GAYRETULLAH BAŞBAKAN YARDIMCISI
AHMETCAN OSMAN BAŞBAKAN YARDIMCISI
MAYNUR YUSUF BAŞBAKAN YARDIMCISI
MUHABAY ENGİN DIŞİŞLERİ BAKANI
KÖREŞ ATAHAN KÜLTÜR VE PROPAGANDA BAKANI
SAMET GÜDER İNSAN HAKLARINDAN SORUMLU DEVLET BAKANI
SEYİT TARANCI MİLLİ SAVUNMA BAKANI
ABDULHAMİT TİLEK BİLİM, TEKNOLOJİ ve TABİİ KAYNAKLAR BAKANI
EYÜP AKYOL EKONOMİ VE MALİYE BAKANI
MEHMET YUUSF POSMA EKONOMİ VE MALİYE BAKAN YARDIMCISI
NEFİSE ÖZGEN TURİZM VE TANITMA BAKANI
YAKUP CAN İÇİŞLERİ BAKANI
ABDUSSELAM SAMİ MAARİF BAKANI
REŞİDE GENCER SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM BAKANI
Ayrıca yapılan istişare ve müzakereler neticesinde;
HÜSEYİN QARİ İSLAMİ
SALİH MAHMUT ARTIŞ
Cumhurbaşkanı Danışmanları olarak görevlendirilmişlerdir.
DAMİYAN RAHMET Başbakan Başdanışmanı;
GULAM OSMAN YAĞMA Başbakanlık Danışmanı
TALAT KOÇYİĞİT Başbakanlık Danışmanı
olarak görevlendirilmişlerdir.
Bu atamaların dışında Başbakan İsmail Cengiz tarafından;
Hollanda, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan, İsviçre, İngiltere, Almanya (2 kişi), Belçika, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan ve Pakistan ile Amerika’dan birer kişinin; Türkiye’den ise dış politika, strateji, propaganda, askeri ve güvenlik ile sivil toplum faaliyetlerinde ve iletişim konularında uzman yedi üst düzey kişi, isimleri saklı kalmak kaydıyla Sürgün Hükümet Başbakan Danışmanı olarak görevlendirilmişlerdir.
|
 |
Burhanettin Akbaş
13 yıl önce - Prş 08 Ekm 2009, 02:07
Önemli ve güzel bir adım... Rabbim al bayrağı ve gök bayrağı sonsuza dek hür olarak yan yana dalgalandırsın. Bütün dualarımız sizinle...
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|