Ana Sayfa 915 bin Türkiye Fotoğrafı
Malatya'nın Efsaneleri
12345   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
hakan topaloglu

4 yıl önce - Cum 04 Arl 2009, 18:02
Malatya'nın Efsaneleri


Farsça bir kelime olan , masal ve söylence manasına gelen “Efsane “ , türkçede farklı olarak : doğa üstü olaylar ve söylemler olarak bilinmektedir. Anadoluda kulaktan kulağa dolaşan çok sayıda efsane vardır. Bu efsaneler bir çok yörede az bir farkla benzeşmeler göstermekte, anlatılmaktadır.Çok eski yerleşimi olan bölgelerde yaşanan efsanelerin daha yoğun olduğu görülmektedir.

Bu başlıkta Malatya ile ilgili Efsaneleri paylaşalım istedim;

İlk Efsane Yeşilyurt dan

Yeşilyurt ilçesinden, bağ ve bahçelerin bulunduğu Taftacık semtine giderken, Davullupınar'ın karşılarına düşen düzlüğe "Gelin Yurdu", "Düğün Yurdu" deniliyor.
Evvelce burası bir yerleşim yeriymiş. Bu bağ ve bahçe sahiplerinin toprak altından çıkardığı çanak-çömlek parçalarından da anlaşılıyor. Orada oturanlar düğünlerini işte bu düzlükte yaparlarmış. Birisi evleneceği zaman herkes oraya çağrılır, yenip-içilip, eğlenilirmiş.
Söylentiye göre orada yaşayanlar kısa boyluymuş. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce, geç saatlerde, Yeşilyurt'lu iki ikişi Düğün Yurdu'na gitmiş. Orada kısa boylu adamları, ellerinde alev çıkaran odunlar olduğu halde, oynarken görmüşler. Korktuklarından onların yanına daha fazla sokulamamışlar.
Bunlar birbirlerine çok bağlı kimselermiş. Her öğünde aynı yemeği pişirirlermiş. O gün ne yemek yapılacaksa ağanın kızı tarafından evden eve duyurulur, bunun dışında bir aş tencereye konmazmış.
Bir gün başka köyden alınan bir gelin, kocasının yemek hakkındaki uyarısına aldırış etmeden canının istediği bir yemek yapmış. Akşam olup kocası eve dönünce ortalık birden karışıvermiş. Adamcağız karısının başka bir yemek pişirdiğini görünce deliye dönmüş. Kazmayı eline almış evi yıkmaya başlamış. Yüksek sesle, "aş karıştı, iş karıştı!" diye bağırmış. Bunu duyanlar durumu anlamakta gecikmemişler.
Kazmayı eline alan evini yıkmış. Eşyalarını toplamışlar, evlerden çıkan direkleri de yanlarına alarak başka tarafa göç etmişler. Böylece birliğin bozulmasına şiddetle karşı olduklarını bir kez daha ortaya koymuşlar.
Bu gün de kendi adlarıyla söylenen, olayın geçtiği yerin sakinleri olan, Kölükoğullarının, o zamanlar sazlık ve bataklık olan Yeşilyurt'un yüksekçe bir yerine, şimdiki Tepecik'e eski yurtarının da görüleceği bir yere yerleşmiş olmaları, Yeşilyurt'ta herkes tarafından bilinmektedir. Aynı aile aynı dayanışmayı vebirliği günümüzde de sürdürmektedir.


En son hakan topaloglu tarafından Cmt 05 Arl 2009, 11:46 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Serdar OKAN
4 yıl önce - Cum 04 Arl 2009, 20:30

Orduzu Gelin Kayası Efsanesi

Orduzu’nun Bahçebaşı köyündeki Arslantepeyöredeki ilk yerleşim alanıdır. Burada yaşayan yoksul bir kıza komşu ülke kralının oğlu sevdalanmıştır. Kral karşı koysa da oğlunu bu sevdadan caydıramaz. Sonunda gençler kırk gün kırk gece süren bir düğünle evlenirler ve gelin alayı yola koyulur. Kız bir ara gelin alayını durdurur evine iki atlı gönderip unuttuğu oklavayı istetir. Buna kızan anası `’gelinlik tacınla askerinle alayınla taş ol’’ diye beddua edince tüm alay taş olur.




Serdar OKAN
4 yıl önce - Cum 04 Arl 2009, 20:39

Malatya Beydağı Efsanesi

Torosların bir kolu olan Beydağında uyuyan, taşa dönmüş bir ermişi anlatır. Ermiş yılda bir kez uyanıp şu soruyu sorarmış; Malatya ovası altın sabanla sürülüyor mu? Olumsuz yanıt alınca tekrar uykuya dalarmış. Malatya ovası çok verimlidir. İyi sürülüp işlenirse bereket, bolluk artacak sabanlar bile altından yapılacaktır. O gün Ermişin yeniden canlanacağına inanılmaktadır. Ermiş O günü beklemektedir....



Serdar OKAN
4 yıl önce - Cum 04 Arl 2009, 20:44

Gündüzbey Derme Suyu Efsanesi. (Malatya İçme suyu)

Hz. İsa'nın hristiyanlığı yaymaya çalıştığı yıllarda Gündüzbey yakınlarında putlara tapan ve bu inanışı büyük ölçüde yakın çevreye kabul ettiren biri yaşarmış.Hz.İsa hristiyanlığı tanıtmak için gezerken Malatya ' ya da gelmiş ve ününü duyduğu bu putperestin yaşadığı yer olan pınarbaşına da uğramış. Putperest kendisine rakip olarak gördüğü Hz. İsa' yı halkın gözünde küçük düşürüp ona inanmalarını engellemek için çeşitli hilelere başvurmuş. Bunlardan birinde de tapınak haline getirdiği yerde kayaların içine önceden su dolu tulumları yerleştirerek üzerlerini toprakla sıvamış.
Tüm hazırlıklarını tamaladıkdan sonra ahalinin önünde elindeki şiş ile toprak görünümlü yerlere vurarak içindeki tulumlardan su akıtmış ve Hz. İsa'ya dönerek,

Aynı şeyi sen de yaparsan dinine inanacağım ya İsa, aksi takdirde buralardan gideceksin demiş.
Hz. İsa putperestin yaptığı bu hileyi farketmiş ve,

Senin akıttığın su az sonra bitecektir ama bu su sonsuza kadar akacaktır diyerek asasını kayalara vurunca derme suyu gürül gürül akmaya başlamış. Hz. İsa elindeki asayı sürükleyerek Gündüzbey yönüne doğru yürümeye başlamış. Su da onu takip
ederek akmış.




Serdar OKAN
4 yıl önce - Cum 04 Arl 2009, 20:55

Koca Vaiz Efsanesi...

Koca Vaiz, Anadolu Selçukluları döneminde Malatya ve çevresinde Uç Beyidir. Yörede büyük bir Din Bilgini ve savaşçı olarak bilinir. Bizans üzerine sayısız akınlar yapmıştır. Bunlardan birinde bir kılıç vuruşuyla başı gövdesinden ayrılır. Vaiz Baba başını koltuğunun altına alarak Malatya'ya döner. Eski Malatya (Battalgazi) yakınlarında bir kadın, Koca Vaizi görür,korkuyla bağırır. İşte o zaman Koca Vaiz düşer ölür. Öldüğü yere türbesi yapılır. Günümüzde de halkın en çok ziyaret ettiği yerdir...

Melik Sunullah Camii (Koca Vaiz Baba)... 



hakan topaloglu

4 yıl önce - Cmt 05 Arl 2009, 11:56
Koca Vaiz Efsanesi (2.Efsane)


Koca vaiz ile ilgili bir başka efsandeyi de ben aktarayım ;
IV. Sultan Murad Han devrinde geçtiği söylenen bu olay şöyle gelişir; Sultan Murad Han Bağdat seferine giderken Fırattan atıyla geçtiği sıralarda boğulma tehlikesi atlatmış , bir el uzanarak padişahı kurtarmıştır. Padişah kendine uzatılan elin sahibini çok iyi görmüş ve o zat hemen kaybolmuş. Bağdat seferi dönüşünde Eskimalatyada alimleri, ulemaları toplamış ve o kişinin bulunmasını emretmiştir. Böyle bir zatın kim olacağı bilinmemekle beraber, o dönemde yaşayan ne kadar eren varsa padişahın huzuruna çıkarmışlar.
Padişah kalabalık içerisinden Koca Vaizi işaret ederek işte o!.. diyerek tanımış.
Padişah, Koca Vaiz’e gereken hürmet ve alakayı göstermiş, onun ne kadar ulu bir kişi olduğunu anlamış, ölünceye kadar koca vaizi korumuştur.


hakan topaloglu

4 yıl önce - Cmt 05 Arl 2009, 13:33
HEKİMHAN YÖRESİ


TÜRK MİTOLOJİSİ EFSANESİ GUGUK KUŞU
Çok eskiden Hekimhan İlçesine bağlı Kocaözü Kasabasında Küllek Hüseyin adında bir köylü varmış. Bu köylünün beş uşağı ile hasta bir avradı varmış. Eskiden bütün köy halkı tarlada çalışırmış. Tarlada çalışmak o günün şartlarına göre çok zormuş. Küllek Hüseyin çok fakir olduğundan avradı ile birlikte hiç durmadan çalışırlarmış. Hasta olan avradı iyice hastalanmış. Köyde ne tohtur ne de hastahane varmış. En yakın hastahane Sivas'ta imiş. Araba ve yol olmadığından gitmek çok zormuş. Küllek Hüseyin avradını ata bindirerek yola çıkmış. Uzun yola dayanamadan Mehri hatın yolda ölmüş. Küllek Hüseyin avradını yolda gömmüş. Yetim kalan beş uşağa hiç bakacak kimsesi kalmamış. Küllek Hüseyin yeniden evlenmiş. Analık eline kalan uşaklara çok kötülük ediyormuş. Uşaklara yemek ekmek vermiyormuş. Babası tarlaya çalışmaya gidince onlara olmadık kötülükler edip babaları gelince şikayet etmesin diye uşakları korkuturmuş. Çevredeki komşular bu duruma çok üzülüyorlarmış. Bir gün evin büyük kızı, ortancılı gardaşını üvey anasının elinden kaçırıp dağa götürmüş. Koynuna bir torba koymuş bir de keser almış. Bunları uzaktan izleyen bir çoban varmış. Zeynep kengeri toplamış Yusuf'un torbasına doldurmuş. Yorulunca bir yere oturup dinlenmişler. Az sonra torbaya bakmış ki torbada hiç kenger yok. Torbanın dibi delik olduğundan hepsi dökülmüş. Yusuf küçük olduğu için kengerin döküldüğünün farkına varmamış. Buna çok sinirlenen ablası keser ile gardaşının başına vurup öldürmüş. Korkusundan eve gidemeyen Zeynep ağlaya ağlaya yürüyecek hali kalmamış gece sabaha kadar oturmuş ağlamış.
Allah'a yalvarmaya başlamış ve demiş ki: "Allah'ım beni bir kuş eyle kanadımı gümüş eyle. Gakgoğ diyem, babbağ diyem, gardaş diyem ağlıyam."

Allah tarafından kuş kesilmiş bunları izleyen çoban, Zeynep'in nasıl kuş olduğuna inanamamış. Zeynep aynen guguk kuşuna benziyormuş. O günden sonra guguk kuşu gardaşını öldürdüğü taşın başına konup hiç durmadan ötüyormuş. Bu olaydan önce köylüler hiç böyle bir kuş görmemişler, günümüze dek gelen bu efsane nedeniyle çevremizde ne zaman bir guguk kuşu görsek büyükler Zeynep geldi derler.


hakan topaloglu

4 yıl önce - Cmt 05 Arl 2009, 15:38
HEKİMHAN YÖRESİ


Hekimhan’ın Kuruluşuna Ve Adına Ait Efsane

Bir sefer sırasında Köprülü Mehmet Paşa’nın yolu Hekimhan dolaylarına düşer. Doğanın güzelliğine hayran kalır, Askerlerine burada konaklanmasını buyurur. Askerler çevreyi dolaşmaya çıktıklarında günümüzdeki Hasan Ağa Çeşmesi’nin yanındaki dereye gelirler. Dere suyunun al al aktığını görürler,suyu izlediklerinde yaralı bir adam bulurlar ve Paşa’ya haber verirler. Paşa hekimiyle birlikte gelir, hekim hastanın durumunun umutsuz olduğunu söyleyince, Paşa sorar;
"Hiç mi canı kalmamıştır?"
Hekim;
"Ancak onda bir canı var" der.
Köprülü bu yanıt karşısında kızar ve şöyle haykırır;
"Onda bir canı kalmış adamı ölüme mi bırakırsın?Ya bunu kurtarırsın ya da senin kanını da bununkine katarım."
Hekim hemen işe koyulur yaralıyı üç günde ayağa kaldırır.
Köprülü Mehmet Paşa Yaralıya kim olduğu sorar
Yaralı, Kendisinin de hekim olduğunu, ilaç yapmak için bitki toplarken, eşkıyalarca vurulduğunu anlatır. Köprülü ağaçları kestirip açtırdığı yere Hekim için bir han, hamam ve cami yaptırır. Çevreden de birkaç aile getirip yerleştirir. Buraya önceleri Hekimin Hanı, daha sonra da Hekimhan denilmiştir.


hakan topaloglu

4 yıl önce - Cmt 05 Arl 2009, 16:43
HEKİMHAN YÖRESİ


ZURBAHAN’A AİT SÖYLENCE

Hekimhan yöresindeki Ayrancı Dağlarının en yüksek tepesine halk Zurbahan Dağı der.Buraya ait çok fazla söylence anlatılır.

Zurbahan’ın 6-7 km güneybatısında Asarkaya denilen sarp bir kaya vardır. Kayanın tepesinden, aşağı basamaklı ve dik bir tünel iner. Buradan yuvarlak, dar bir boğaza varılır. Günümüzde boğazın ağzı taşlarla örtülüdür. Boğazın bir yanı Maltepesi’ne,bir yanı Ballıkaya’ya,bir yanıda Zurbahan’a açılmaktadır. Maltepesi’nde altından yapılmış gereçler, Ballıkaya’da depolar dolusu bal, Zurbahan’da da eşsiz takılar vardır.

Zurbahan’daki takıları ele geçirmek isteyenlerin tünelde 1-2km ilerleyince fenerleri söner, geri dönmek zorunda kalırlar. İnanışa göre fener tünelin tılsımıyla sönmektedir, kimse Zurbahan’a ulaşamamaktadırlar.


hakan topaloglu

4 yıl önce - Cmt 05 Arl 2009, 16:51
HEKİMHAN YÖRESİ


Zurbahan ile ilgili bir başka söylencede şöyledir;
İnanışa göre Zurbahan’ın tepesindeki kayanın içinde üç oda vardır. Biri altın, biri mücevher, biri de altından araç-gereçle doludur. Odanın kapısı ancak tılsımlı bir sözle açılır. Şimdiye dek içeri girmeyi başaranlar olmuşsa da buradan bir şey çıkaramamıştır.
Yörede yaşayan bir hoca günün birinde bu odaların kapısını açmaya niyetlenir. Dağın tepesine çıkıp çember çizer, içine girip okumaya üflemeye başlar. Okudukça çevresinde korkunç yaratıklar belirir, hocayı şaşırtmak isterler. Eğer şaşırırsa tılsım bozulacak, kapı açılmayacaktır. Hoca şaşırmadan duasını bitirir. Kapı aralanınca içeride altınların üstüne oturmuş dünya güzeli bir kız görür. Kıza bakmadan koynunu altınla doldurmaya başlar. Dışarı çıkmak istediğinde kapı bir türlü açılmaz. Ne yaparsa da yararı olmaz.
Sonunda çaresizlikle aldıklarını bırakınca kapı aralanır.


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET