Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 11
Cemoli D18
12 yıl önce - Sal 08 Şub 2011, 12:57



osman67
12 yıl önce - Sal 08 Şub 2011, 16:53

Alıntı:

Konusu : Aile Hayatı
İçeriği : EVLENME
Başlığı : Evlenmenin Mahiyeti ve Yapılışı

Evlenme karı koca arasında birlikte yaşamaya ve kar-şılıklı yardımlaşmaya imkân veren ve taraflara karşılık-lı hak ve ödevler yükleyen bir sözleşmedir. Evlenme akdi diğer akidlerden gerek yapılışı, gerek bu akde gelinceye kadar sürdürülen hazırlıklar, gerekse bu akdin geçerli olabilmesi için maddî ve şeklî hukuk açısından riayet edilmesi gereken şartlar bakımından ayrılmaktadır.
Bu sözleşme her şeyden önce birbirleriyle evlenmeleri dinen ve hukuken mümkün olan kişiler arasında ve iki şa-hit huzurunda yapılır. Şahitlerin mevcudiyeti bu sözleş-meye açıklık kazandırmak ve evlilik ilişkisini etrafa duyurmak hedefine yöneliktir. Bunun dışında evlilik için herhangi bir şekil şartı aranmamıştır. Bu yönüyle evli-lik kilise hukukundaki evlenmelerden ayrılmaktadır. Ki-lise hukukunda nikâhlar ehliyete ve evlenme engeline yönelik şartlara ilâve olarak mutlaka bir dinî mekânda ya-ni kilisede ve yine görevli bir din adamı tarafından kı-yılması gibi şartlar da içerir. Bütün diğer şartlar ger-çekleşse bile bu son iki şartın yerine getirilmediği ev-lilikler geçerli değildir. Dolayısıyla bu tür evlilik-lerde eşlerin meşrû olarak beraber yaşaması mümkün olma-dığı gibi, bu birleşmeler sonunda doğmuş çocukların nesebi de sahih değildir. Bu anlamda olmak üzere kilise hukukunda evlilik dinî bir sözleşmedir.

İslâm hukukunda evlilik Hıristiyanlık’taki mânasında dinî bir sözleşme sayılmaz. Bir diğer ifadeyle nikâhın mutlaka cami gibi bir dinî mekânda yapılması gerekmez. Bu gerekmediği gibi nikâhın mutlaka bir din adamı tarafından kıyılması da gerekmez. Esasen İslâm’da –Hıristiyanlık’ta olduğu gibi– din adamı sınıfı da yok-tur. İslâm hukukunun gerek evlenme engellerine, gerek tarafların ehliyetine ve irade beyanlarına, gerekse ev-liliğin aleniyetine yönelik olarak aradığı şartların gerçekleştiği her türlü evlilik, herhangi bir kişi veya kurumun mârifetiyle olmaksızın sadece tarafların karşı-lıklı iradeleriyle yapılmış olur. Bununla birlikte ta-rafların hak ve görevlerinin daha kolay takibi gibi çe-şitli sebeplerle evliliklerin kontrol altında tutulması-na ihtiyaç duyulması, evlilik akdinin yetkili kişi veya kurum nezaretinde yapılmasını ve kayıt altına alınmasını gerektirmiştir. Bu bakımdan yeterli şartları taşıyan ve tarafların iradelerinin bulunduğu her türlü evlilik kim tarafından yapılırsa yapılsın geçerlidir. Ülkemizde uy-gulanmakta olan dinî nikâhlar, yani dinî nikâh veya imam nikâhı adı altında yaygın olarak yapılagelen uygulama esasen dinin veya İslâm hukukunun biri resmî, diğeri di-nî iki nikâhı şart koşmasından ileri gelmemektedir; tam tersine bu tür uygulama tarihî ve Cumhuriyet döneminde oluşan hukukî şartlarla ve izlenen politikalarla yakından ilgilidir. Bir yönüyle de evlenmelerde İslâm hu-kukunun aradığı şartların gerçekleşmesi veya denetlenme-si hedefine yöneliktir. Osmanlı toplumunda da nikâhlar belli bir dönemden sonra devlet kontrolüne alınmaya çalışılmış, bunun için de nikâh kıyma yetkisi kadılara ya da onların özel olarak izin vereceği kimselere devredil-miş ise de bu konuda tam bir başarı sağlanamamış, mahal-le imamları kadı kontrolü olmaksızın nikâh kıymaya devam etmişlerdi.

İslâm hukukunun klasik doktrinine göre evlenmenin bir din adamı huzurunda yapılması şart olmadığı gibi resmî bir memur önünde yapılması da dinen gerekli değildir. Ancak evlenmelerin belirli bir disiplin altına alınması, tarafların, varsa veli ve vekillerinin evlenme veya ev-lendirme ehliyetine sahip olup olmadıklarının bilinmesi, resmî bir memur tarafından yapılan evliliklerin ispat kolaylığı taşıması, doğacak çocuklarının nesebinin daha kolay biçimde sabit olabilmesi, evlenme engelleri varsa bunların bilinmesi ve ortaya çıkması gibi gayelerle ol-dukça erken dönemlerden itibaren evlenmelerin devlet kontrolünde yapılmasına özen gösterilmiştir. Meselâ Os-manlı Devleti’nin ilk yıllarından itibaren bir kısım ni-kâh akidlerinin mahkemelerde bizzat kadılar tarafından kıyıldığı bilinmektedir. Kadıların görevleri arasında nikâh kıymak da daima sayılagelmiştir. Yıldırım Bayezid devrinde mahkemelerde harç alınmaya başlandığında bu harçların miktarı devlet tarafından belirlenmekteydi. Bu harçlar listesinde 12 akçe ile nikâh harcı da vardır. Bu en azından Yıldırım Bayezid döneminden itibaren mahkeme-lerde nikâh kıyıldığını ve bu nikâhlar karşılığında hâ-kimlerin belirli bir harç aldıklarını göstermektedir. Mahkemelerde kıyılan nikâhların yoğunluğu devirden devi-re, şehirden şehire değişiklik arzetmektedir. Bazı şer‘iyye sicil defterlerinde çok sayıda nikâh kaydı var-ken bazı defterlerde bu kayıtlar daha azdır. Gösterilen çabalara rağmen Osmanlı Devleti’nde bütün nikâhlar mah-kemelerde kıyılmış değildir. Ancak mahkeme dışındaki ni-kâhlar da öyle zannedildiği gibi rastgele kıyılmamış, bunun için önce mahkemeden bir izin ve bir izin kâğıdı (izinnâme) almak gerekmiştir. Büyük camilerinin imamları sadece mahkemeden alınan izin üzerine evlenmek isteyen kimseleri evlendirmişlerdir.

Netice olarak devletin evlenecek kimseleri evlenme ehliyeti ve engelleri bakımından kontrol altında tutması ve geçerli bir evliliği sağlayacak aleniyeti temin edip evliliğin dinî-hukukî geçerlilik şartlarını bilen bir görevliye nikâhları kıydırması İslâm’ın ruhuna daha uy-gun bulunmakta ve nikâh akdiyle eşlere sağlanan hukukî garantileri daha temin edici olmaktadır.

http://sorusor.diyanet.gov.tr/fmi/xsl/fetva/y_dok ...amp;-find=


Yukarıdaki alıntıyı angarali_06 arkadaşımız http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=2083827#2083827 paylaşmış ancak linkini vermemiş, linki ile yukarıda tekrar verilmiştir.

İmam nikahı değil, doğrusu dini nikah'tır. Evlenen çiftlerin (özellikle bayanların), çocuklarının sosyal hayatta öncelikle kanunlar nezdinde güvenceye altına alınabilmesi için resmi nikah ile beraber yapılması gerekmektedir.
Resmi nikah ile kanun önünde çiftlerin evlenme işlemi yapılırken, dini nikah ile çiftler din huzurunda evlenmiş olur.
Resmi nikah yapabilmek için kanuni şartlar olduğu gibi dini nikahında yapılabilmesi için bazı şartlar vardır, bu şartlar aşağıda verilmiştir.

Alıntı:

Konusu : Aile Hayatı
İçeriği : EVLENME
Başlığı : Evlenmenin Unsur ve Şartları

Geçerli bir evliliğin yapılabilmesi o evlilikte bir-takım unsur ve şartların bir araya gelmesi ile mümkün olur. Bu unsur ve şartlardan birinin eksik olması evli-liğin ya hiç doğmamasına veya eksik doğmasına yol açmak-tadır. Bu unsur ve şartları Hanefîler’in kabul ettiği sınıflamaya göre şu alt gruplara ayırarak incelemek ge-rekir.
a) Unsurları

Evliliğin unsurları denince, evlenme akdini oluşturan temel öğeler kastedilir. Bunlar da evlenecek tarafların varlığı ile onların evlilik akdini kuran irade beyanla-rıdır.

1. Taraflar

Geçerli bir evlenmenin olabilmesi için her şeyden ön-ce bu akdin iki tarafının olması gerekir. Bunlar normal olarak evlenecek kadınla erkektir. Taraflar evlenme eh-liyetine sahip değillerse belirli şartlarla velileri ta-rafından da evlendirilebilirler. Hanefîler nikâhın rüknü (unsuru) olarak sadece icap ve kabulü sayarlar, tarafla-rı ayrıca zikretmezler. Bu, icap ve kabulün esasen ta-rafları da içermesi yüzündendir. Diğer mezhep mensupları ise tarafları da akdin unsurlarından kabul ederler.

2. İrade Beyanı

Taraflar veya yetkili oldukları durumlarda velileri yahut vekilleri iki şahit huzurunda yanlış anlamaya im-kân vermeyecek bir tarzda evlenme iradelerini ortaya koyduklarında geçerli olarak evlenmiş olurlar. Bu irade-nin yanlış anlamaya imkân vermeyecek bir tarzda ortaya konması için İslâm hukukçuları bazan çok da gerekli gö-rülmeyen bir titizlik göstermişlerdir. Arapça’da şimdiki ve geniş zaman için aynı kipin (muzâri) kullanılması ve bu kip kullanıldığında bir evlilik vaadinin mi, yoksa o anda yapılan bir evlilik sözleşmesinin mi söz konusu ol-duğunun kesin biçimde bilinmemesi, hukukçuları ihtiyatlı davranmaya sevketmiş, bu sebeple, diğer akitlerde olduğu gibi, nikâh akdinin de geçmiş zaman kipi ile yapılması üzerinde hassasiyetle durmuşlardır. Türkçe’de şimdiki ve geniş zaman için ayrı kipler kullanıldığından böyle bir karışıklığın olması söz konusu değildir. Bundan dolayı ülkemizde bir evlilik vaadini değil de bir evlilik ira-desini ortaya koyan şimdiki ve geçmiş zamanla yapılan veya bu kiplerde muhatap olunan bir soruya aynı kiplerle cevap vererek ya da sadece “evet” diyerek akdedilen bir evlenme sözleşmesinin geçerli olduğunu kabul etmek gere-kecektir.

b) Kuruluş Şartları

Bu unsurlara ilâve olarak bu unsurlarda bulunması ge-reken niteliklerle ilgili birtakım şartlar daha aranmış-tır ki buna İslâm hukuku literatüründe evlilik akdinin kuruluş (in‘ikad) şartları denir. Gerek unsurlara gerekse bu grupta yer alan şartlara riayetsizlik aynı sonucu do-ğurur; akdi geçersiz kılar (bâtıl).

1. Ehliyet

Nikâha kendisi veya velâyet, vekâlet gibi bir hukukî ilişkiye dayanarak başkası adına katılan, yani evlilik sözleşmesini yapanların tam ehliyetli olması gerekir. Bazı durumlarda eksik ehliyetliler veya ehliyetsizler bizzat evlenemedikleri halde velileri tarafından evlen-dirilebilmektedirler. Ancak İslâm hukukçuları arasında bulûğ çağına ulaşmayan kimselerin hiçbir kimse tarafın-dan evlendirilemeyeceği görüşünde olan hukukçular da vardır. İbn Şübrüme bunlardandır. 1917 tarihinde kabul edilen Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi bu görüşü kabul etmiş ve velilerin ancak bulûğun alt sınırına gelmiş kimseleri belirli şartlarla evlendirebilecekleri hükmünü getirmiştir (md. 7).

2. Meclis Birliği

Evlilik birliğini kuran icap ve kabullerin aynı top-lantıda ve araya taraflardan birinin bu sözleşmeden vaz-geçtiğini gösteren bir hareketi girmeden yapılması ge-rekmektedir. İşte irade beyanlarının aynı toplantıda or-taya konmasına “meclis birliği” denmektedir.

3. Evlenme Engelinin Olmayışı

Geçerli bir evlilikten bahsedebilmek için karı koca arasında evlilik engelinin olmaması da gerekmektedir. Arada kan veya süt hısımlığı veya sıhrî hısımlık gibi devamlı ya da başkasıyla evli olma, din farkı, üç kere boşanma gibi geçici bir evlenme engelinin mevcut olması durumunda taraflar sürekli olarak veya bu engeller orta-dan kalkıncaya kadar birbirleriyle evlenemezler. Herhan-gi bir evlenme engeli konusunda bir şüphe ve buna bağlı olarak hukukçular arasında bir ihtilâf yoksa bu engele riayet bir in‘ikad şartıdır. Kişinin kendi üst ve alt soyuyla yani annesi, kızı, kız torunu ile evlenmesi bu gruba giren bir evlilik engelidir. Haklarında herhangi bir şüphe veya ihtilâf mevcut değildir. Dolayısıyla bu şarta riayetsizlik akdin bâtıl olması sonucunu doğurur.

4. Evliliğin Şartsız Olması

Burada evliliğin şartsız olmasından maksat evlilik akdinde geciktirici (ta‘likî) veya bozucu (infisâhî) bir şartın mevcut olmamasıdır. Dolayısıyla “Anne-babamın ra-zı olması şartıyla seninle evleniyorum” gibi bir ta‘likî şartın, veya “Velim razı olmazsa bozulması şartıyla ev-liliği kabul ediyorum” gibi bir bozucu şartın evlilik akdine dahil edilmesi mümkün değildir. Bu şartlarla ger-çekleşen evlilikler geçerli olarak yapılmış sayılmazlar.

Ancak geciktirici ve bozucu şartlarla evlilik akdinin yapılmamasına mukabil bazı kayıtlandırıcı şartlarla ev-lilik akdinin yapılması mümkündür. Ta‘likî ve infisâhî şartla kayıtlandırıcı (takyîdî) şart arasındaki en önem-li fark ta‘likî ve infisâhî şartta akdin yapılması veya bozulması tarafların iradeleri dışında bir iradeye ya da olaya bağlanırken kayıtlandırıcı şartta ise evlilik ta-mamen tarafların iradeleriyle belirli kayıtlar altına alınmaktadır. Söz gelimi evlenecek kızın veya erkeğin “Annemin de bizimle beraber oturması şartıyla evlenmeyi kabul ediyorum” demesi kayıtlandırıcı şartla evlenmeye bir örnektir.

Hangi tür kayıtlandırıcı şartın evlilik sözleşmesine dahil edilebileceği konusu İslâm hukukçuları arasında farklı ölçütlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu konuda nisbeten dar bir yorumu benimseyen Hanefî hukukçuları evliliğin mahiyetine ve evlilikle ulaşılmak iste-nen hedefe aykırı olmayan takyidî şartların ileri sürü-lebileceği görüşündedir. Her şartı bu açıdan titiz bir değerlendirmeye tâbi tutarken daha geniş bir yorumu be-nimseyen Hanbelî hukukçuları evlilik akdinin mahiyetine uygun olanların yanı sıra bu mahiyette olmayan, ancak taraflardan birine yarar sağlayan ve açıkça da yasaklan-mamış bulunan şartların ileri sürülebileceğini ve taraf-ları bağlayacağını söylerler. Her iki mezhep hukukçuları arasında en fazla tartışma konusu olan nokta evlenen ka-dının kocasının tek eşli olmasını şart koşmasının mümkün olup olmadığıdır. Hanefî hukukçuları bu şartın geçerli olmadığını, Allah’ın verdiği bir iznin bu şartla ortadan kaldırmış sayılamayacağını ileri sürmektedirler. Hanbelî hukukçuları ise bu şartın mümkün ve kocayı bağlayıcı ol-duğunu, çünkü bu şartın geçerli olmadığını ortaya koyan bir nassın mevcut bulunmadığını ve bu şartın kadına ya-rar sağladığını söylemektedirler. Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi bu konuda Hanbelî mezhebinin görüşünü kabul etmiş ve bu tür bir şartı geçerli kabul etmiştir (md. 38). Koca bu şarta rağmen ikinci defa evlenirse kadın kocasının tek evli kalma şartına riayet etmemesi sebe-biyle kendi evliliğini feshettirme konusunda bir seçim hakkına sahiptir. Dilerse mahkemeye başvurur ve evlili-ğini feshettirir.

c) Geçerlilik Şartları

Evlilik akdinin geçerli (sahih) olarak doğması için aranan şartlardır. Bu şartlara riayetsizliğin sonucu ak-din fâsid olarak doğmasıdır. Akdin fâsid olarak doğması ile bâtıl olarak doğması arasında ileride görüleceği ü-zere önemli farklar vardır.

1. Şahitler

Sıhhat şartlarından en önemlisi evlenmenin şahitler huzurunda yapılmasıdır. Hz. Peygamber’in, “İki şahit ol-madan nikâh câiz olmaz” (Buhârî, “Şehâdât”, 8) hadisi ev-lilikteki en önemli şekil şartını getirmektedir. Mâlikî-ler dışındaki üç mezhep şahitlerin nikâh anında hazır olmasını ararken Mâlikîler şahitlerin mutlaka nikâh a-nında hazır olmasını gerekli görmezler; nikâhın aleniye-te dökülmesi düğün yapılması ve böylece etrafa duyurul-ması suretiyle de olabilir.

Hanefîler’in dışındaki mezhep hukukçuları, şahitlerin ikisinin de erkek olmasını şart koşarken Hanefîler Baka-ra sûresinin 282. âyetini yorumlayarak nikâhta da bir erkek ve iki kadının şahitliğini yeterli kabul ederler. Bu konuda mezhepler sahip oldukları metodolojik prensip-ler ve yaşadıkları sosyal ve kültürel çevrenin etkisiyle şahitler konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlar, an-cak bu ictihadlarıyla farklı şekilleri benimseseler bile aslında evlenmenin şüphe edilmeyecek bir aleniyet içinde yapılmış olmasını temin etmek istemişlerdir. Din İşleri Yüksek Kurulu 17/10/2002 tarihli kararı ile kadının şa-hitliğinin erkeğin şahitliğine denk olduğu yönünde görüş beyan etmiştir. Bu itibarla nikah akdinde sadece iki ka-dının şahitliği de geçerlidir. Öte yandan şahitlerin müslüman ve aile hukuku bakımından tam ehliyetli olması, yani temyiz gücüne sahip ve ergen (bâliğ) olması da ay-rıca gerekmektedir. Ne var ki Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf şahitler konusunda daha farklı bir yorumu benimsemekte ve evlenecek kadın Ehl-i kitap ise şahitlerin de Ehl–i kitap olabileceğini kabul etmektedirler. Şahitlerin dini konusundaki bu farklılık gayri müslimlerin şehâdetlerini yasaklayan doğrudan bir âyet ve hadisin olmaması, başka maksatlarla zikredilen nasların fakihlerin yorumuyla şa-hitlik için de uygulanması sebebiyledir. Bu yorumlarda hukukçuların içinde bulundukları çevrenin etkisi gözden uzak tutulmamalıdır.

2. Evlenme Engelinin Olmaması

Kalıcı ve birinci derecede önemli evlenme engelleri-nin evliliği hükümsüz kıldığını ve böyle bir engelin bu-lunmayışının akdin kuruluş şartı olduğu bilinmektedir. Burada söz konusu olan evlenme engeli ise, haramlığı ko-nusunda şüphe veya hukukçular arasında ihtilâf olan en-geldir. Meselâ, bâin talâk iddeti bekleyen kadınla ev-lenmenin yasak olması bu gruba girmektedir. Bu tür bir evlenme engeline riayet bir sıhhat şartıdır ve riayet-sizlik sıhhat şartlarına riayetsizliğin hukukî sonuçla-rını doğurur.

3. İkrahın Olmaması

Hanefîler’in dışındaki mezheplere göre nikâhta her-hangi bir cebir ve zorlamanın, bir diğer ifadeyle ikra-hın olmaması da bir sıhhat şartıdır. Dolayısıyla ikrahla yapılan akid sıhhat şartlarının eksikliği sebebiyle ge-çersiz (fâsid) bir akiddir. Hanefîler ise ikrahı iradeyi sakatlayan bir sebep olarak kabul etmemektedirler. Hane-fîler’in dışındakilerin bu konudaki dayanakları, Hz. Peygamber’in, “Ümmetimden hata, unutma ve yapmaları için cebir ve tazyike mâruz kaldıkları şeylerin sorumluluğu kal-dırılmıştır” (İbn Mâce, “Talâk”, 16) hadisidir. Hanefîler ise ikrahın evlenmeye ve boşanmaya etki etmemesi tarzın-daki görüşlerini Resûlullah’ın, “Üç şeyin şakası da cid-didir, ciddisi de ciddidir; nikâh, talâk ve talâktan dönüş” (Ebû Dâvûd, “Talâk”, 9; Tirmizî, “Talâk”, 9; İbn Mâce “Ta-lâk”, 13) hadisine dayandırmakta ve cebir ve şiddete mâ-ruz kalanı şaka yapan kimseye benzetmektedirler. Ayrıca Hanefîler’e göre cebir ve şiddete mâruz kalanın aslında iradesi sakatlanmış değildir; rızâsı ortadan kalkmış an-cak hür seçim imkânı ortadan kalkmamıştır.

Burada Hanefîler’in dışındaki hukukçuların görüşleri-nin hukuk tekniği ve sosyal ihtiyaçlara cevap vermesi açısından daha uygun olduğunu belirtmek gerekir. Nitekim Osmanlı Devleti’nde kız kaçırmalarda Hanefî mezhebinin görüşünün uygulanması bazı hukukî ve sosyal problemler çıkarmamış da değildir. Problem uzun asırlar kız kaçır-maya getirilen cezaî tedbirlerle çözülmeye çalışılmış-tır. Fakat sonunda Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi ge-rek zorla yapılan nikâh ve gerekse aynı durumdaki boşan-malar konusunda Hanefî hukukçularının görüşünü terkederek diğer hukukçuların görüşlerini kabul etmek zorunda kalmıştır (md. 57, 105).

4. Evlenmenin Gizlenmemesi

Bu şart sadece Mâlikîler tarafından ileri sürülmüş-tür. Onlara göre şahitlerle anlaşarak yapılan evlenmenin gizlenmesi ve etrafa duyurulmaması sıhhat şartlarına ay-kırıdır; dolayısıyla böyle olan nikâhlar geçersizdir. Ne var ki diğer üç mezhep bunu bir sıhhat şartı olarak ka-bul etmez, şahitlerin duyduğu nikâh artık gizlilik sını-rını aşmıştır derler. Ne var ki günümüzde resmî şekil ve kayıt bulunmadığı sürece iki şahidin, özellikle büyük yerleşim merkezlerinde alenîliği sağlamaya yetmeyeceği ortadadır. Fakihlerin çoğunluğunun iki şahidi yeterli görmesi dönemlerinin toplumsal telakkileriyle yakından ilgili olup böyle bir gizliliği tasvip ettikleri şeklin-de anlaşılmamalıdır. Bu itibarla, ülkemizde iki şahitle fakat gizlilik içinde kıyılan nikâhların taşıdığı sakın-calar göz önüne alındığında Mâlikîler’in bu görüşünün de tamamen yabana atılmaması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

d) Yürürlük Şartları

Evlenmenin hükümlerinin işlerlik ve yürürlük (nefâz) kazanması için aranan şartlardır. Bazan nikâh geçerli olarak akdedildiği halde hükümleri hemen işlerlik kazanmaz. Meselâ eksik ehliyetlilerin velilerinin iznini almadan yaptıkları evlenme böyledir. Veli icâzet verene kadar bu evlilik normal sonuçlarını doğurmaz. Tam ehli-yetli bir kimseyi velisinin evlendirmesi de aynı gruba girer; ancak tam ehliyetli bu işlemi kabul ederse hüküm-lerini doğurmaya başlar. Genel olarak bizzat evlenecek kimseler tarafından akdedilen evlilik velilerin, veliler tarafından akdedilen evlilik de tarafların izin veya i-câzetine muhtaç olduğu durumlarda bu iznin alınması bir nefâz şartı olmaktadır.

e) Bağlayıcılık Şartları

Evliliğin bağlayıcı (lâzım) olması için aranan şart-lardır. Evlilik sözleşmesi esas itibariyle bağlayıcıdır, diğer bir ifadeyle lâzım bir akiddir. Taraflardan birisi veya her ikisi evliliği bütün sonuçlarıyla birlikte or-tadan kaldıramaz. Ancak boşanmanın farklı bir hukukî iş-lem olduğu belirtilmelidir. Fakat bazı durumlarda nikâh akdinin bağlayıcı olmadığı, taraflardan birinin bunu feshedebildiği görülmektedir.

Tam ehliyetli bir kadın evlenme akdini velisinden i-zinsiz yapıyorsa, bir kısım İslâm hukukçusuna göre koca-sının kendi konumuna denk, mehrinin de misil mehir, yani kadının konumuna denk olması gerekir. Aksi halde velile-rin bu evliliği feshettirme hakları vardır. Öte yandan baba veya baba-dedesi dışındaki bir velisi tarafından evlendirilen küçüklerin nikâhı, kocası kendisine denk (küfüv) ve mehir de misil mehir olsa bile, bağlayıcı olmayan, yani gayri lâzım bir nikâhtır. Böyle bir durumda bulunan küçükler ergenlik çağına gelince evliliği feshettirebilirler. Bunun için herhangi bir se-bep ileri sürmek zorunda da değildirler. Bu durumdaki genç kızların bir seçim hakkından bahsedilir. Buna da bulûğ muhayyerliği (hıyârü’l-bulûğ) denir. İslâm hukukçularının gündeme getirdiği bu şart, genç kızların konumuna ve ailesine denk bir kimseyle evlilik yapmasını, böylece hem evliliğin mâkul bir zeminde kurulmasını hem de tarafların ve ilgililerin haklarını korumayı hedefler.

f) Şartlara Uymamanın Sonucu

Bu unsur ve şartlardan birisine riayet edilmemesi du-rumunda ihmal veya ihlâl edilen unsur ve şarta göre ev-liliğin ya tamamen veya bazı yönleriyle geçersiz olması söz konusu olacaktır.

Unsurları, kuruluş (in‘ikad) ve geçerlilik (sıhhat) şartları tamam olan evlilik hukuken geçerli (sahih) bir evliliktir. Böyle bir evlilik karı-koca ilişkisinin helâl olması, mehir, nafaka, evlilikten doğan sıhrî hısımlık ve mahremiyet (hürmet-i musâhere), neseb ve karşılıklı mirasçılık gibi evliliğin bütün sonuçlarını doğurur. Un-surları ve in‘ikad şartları tamam olup sıhhat şartların-da eksiklik olan evlilik fâsid evliliktir. Bu tür evli-likte tarafların derhal ayrılmaları gerekir. Fâsid evli-lik kendi başına herhangi bir sonuç doğurmaz. Ancak bu evlilikle birlikte fiilî birleşme de (zifaf) vuku bul-muşsa bu evlilikten şu sonuçlar doğar: 1. Mehr-i misil ile müsemmâdan az olanı kadının hak etmesi. 2. Böyle bir birleşmeden doğacak çocukların nesebinin babaya bağlanması. 3. Ayrıldıklarında kadının fesih iddeti bekle-mesi. 4. Fâsid nikâhla bir araya gelen eşler arasında hürmet-i musâhere denilen sıhrî hısımlıktan doğan evli-lik engelinin teşekkülü. Ebû Hanîfe diğer akidlerde yap-mış olduğu bâtıl-fâsid akid ayırımını nikâh akdinde de yapmaktadır. Ona göre unsurları veya in‘ikad şartlarında eksiklik olan akid bâtıl akiddir. Tarafların derhal ay-rılmak zorunda oldukları böyle bir akidden herhangi bir hukukî sonuç doğmaz. Ancak zifaf olmuşsa mehr-i misil gerekir. Unsurları, in‘ikad ve sıhhat şartları tamam o-lan yürürlük şartlarında eksiklik bulunan akde de mevkuf akit denir. Mevkuf akid yetkili kimsenin izin ve icâzet vermesine kadar doğuracağı sonuçlar bakımından fâsid ni-kâh hükmündedir. Diğer şartları tamam olup, bağlayıcılık (lüzum) şartlarında eksiklik bulunan akde gayri lâzım veya câiz akid denir. Fesih hakkı sahibi bu yönde bir talepte bulunup evliliği feshettirinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.
http://sorusor.diyanet.gov.tr/fmi/xsl/fetva/y_dok ...amp;-find=


Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında gerekli şartları sağlayarak resmi nikah'ın yanında dini nikah'ında yapılması kanaatindeyim.
Eğer resmi nikah yapılmadan dini nikah yapılırsa, ileride oluşabilecek anlaşmazlıklarda çiftlerin ayrılmalarında/geçimsizliklerinde kanun/mahkemeler önünde herhangi bir şey talep etmeleri kendileri açısından çok zor olacaktır.


MürselErsagun

12 yıl önce - Sal 08 Şub 2011, 17:27

Alıntı:
Allah kuranda da açıkça bu konuya değinir. mesela mehir meselesinden bahseder, anlayacağınız şekilde nafaka diyeyim. hoca nikahı o kişinin sana helal olması için gereklidir. resmi nikah ise medeni kanunların getirdiği bir takım yasadır. ikisinin de olması lazım. resmi olması bir çok kolaylık sağlıyor insana yaşadığı ülkede...


Nasil bu kadar cahilce birsey soyleyebiliyorsunuz anlamiyorum. Sayfalarca insanlar birseyler yazmis. Bir kere okuyun ne yazilmis. Hala hicbir mesnete dayanmaksizin hoca nikahinin gerekliliginden bahsetmissiniz.
Herhangi bir dini egitim almaksizin, hicbir kaynaga muracaat etmeksizin fetvalar vermeyi ne kadar cok seviyoruz.


CihangirAydın
9 yıl önce - Cmt 02 Ağu 2014, 05:55



Batuhan42
9 yıl önce - Cmt 02 Ağu 2014, 14:36



CihangirAydın
9 yıl önce - Cmt 02 Ağu 2014, 14:46

Alıntı:
Türkiye lafa gelince Müslüman ama dini nikaha gelince Allahı tanımayan bir ülke.

Resmi nikah,dini nikahın şartlarını yerine getiriyor zaten bir tek mehir eksik mehir nikah kıyılırken yada daha sonrada belirlenebilir...


Yusuf Esengül
7 yıl önce - Cmt 11 Hzr 2016, 11:30



ismail cemre
7 yıl önce - Cmt 11 Hzr 2016, 13:35

Alıntı:
Şimdi gelelim soruya:
Evlendiklerinde her ikisi de Müslüman olan çiftlerden erkek olanı irtidat edip Heistiyanlığa geçse nikahın durumu ne olur?

Nikah düşer mi?
Bayan derhal boşanmak zorunda mı

evlilikte müslüman bir kadın için aslolan müslüman bie erkek ile evlenmesi.erkek dinden çıkıp farklı bir dine geçmiş olsa yada ateist olsa islami hükümlere göre kıyılan nikah hükmünü yitirmiş olur.


Misafir 5aa

5 yıl önce - Pts 18 Arl 2017, 16:18



Ali Eren Seli
1 yıl önce - Prş 28 Tem 2022, 17:16



sayfa 11
« önceki   123 ... 91011
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET