1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 1  |
 |
Kerim AK
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 12:51
İsrail`in Türkiye'deki tehlikeli tohum avları
İsrail`in Türkiye`deki ''tehlikeli tohum'' avına gelenleri ve onlara hizmet edenleri toprağın ve tohumun gerçek sahibi olan çiftçilerimize ve her taşın altından çıkan şeytani siyonist planlarına karşı uyanık olmaya davet ediyorum.
Getir tohumu götür bilgisayarı! evet şimdi de bu plan sahnede.Hazera Tohumculuk Şirketi Hazera (İbranice de Tohum demektir) ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin ortaklaşa düzenleyecekleri Anadolu'nun yerel tohumlarını getir, bilgisayarı götür şeklinde özetlenebilecek "Hazera Trophy" projesi Türkiye gen varlıkları için tehlikeli yeni bir gelişmenin ipucunu sunuyor.
Proje sitesinde projenin amacı "yerel tohumları her dönem toplamak ve yeniden kullanmak, yerel çeşitliliğin sürekliliği için bir tür garanti oluşturmak" şeklinde belirtiliyor. Birçok sebze türünün gen Merkezi olan Türkiye'de 1980 sonrasında çökertilen tohumculuk faaliyetlerine yön vermek, kontrol etmek ve tohum varlıklarına el koymak isteyen şirketler, üniversitelerle işbirliği içinde, tohum geleceğimizi ellerimizden almaya hazırlanıyor.
Hazera Genetics Başkanı Robert Sevil Hazera, Tohum sektörünü elinde tutarak ülkeyi ve toplumu midesinden bağlayacaklarını biliyor. Buna rağmen, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Hazera Tohumculuk Şirketi ile tohum kaynaklarının toplanması için bir proje geliştiriyor. Proje ile ilgili genel bilgi ise şu, Proje konusu olan sebzenin Latince ve yöresel ismi, yetiştirildiği bölge ve yayılma alanı, eğer varsa farklı kullanım amaçları, yörede ne kadar zamandır bilindiği ve yetiştirildiği, yok olma tehlikesinin bulunup bulunmadığı, tohum çimlenme süresi, tohum çimlenme yüzdesi, tohum ekiminden fide aşaması ve çiçeklenmeye kadar geçen süre, meyve bağlama tarihi, meyve üzerinde yapılan C vitamini, kuru madde değeri, meyve eti sertliği, raf ömrü, depolama süresi gibi veriler saptanacak bir rapor halinde proje koordinatörlüğüne ve poster halinde de proje değerlendirme komitesine sunulacaktır. Juri tarafından değerlendirilen projelerde birinci olana diz üstü, iki ve üçüncüye masa bilgisayarı hediye edilecek, fakültelerinde 1. olan tüm yarışmacılar danışmanları ile birlikte Antalya'da 5 yıldızlı otelde 1 hafta misafir edileceklerdir.
Hazera (İbranice de Tohum demektir) Tohumculuk Şirketi, 1938 lerde İsrailde Kurulan "Hazera Tohum Üretme ve Tedarik Kooperatif Birliği" nin daha sonra Hazera Genetics adını alan şirketin Türkiye'deki iştirakidir. 2004 de kurulan Hazera Tohumculuk şirketinin sahibi olan Hazera Genetics ise Fransız Vilmorin şirketine aittir.Sebze tohumunda Monsanto'nun Seminis şirketi 464 milyon Euroluk satış cirosu (2007) ile dünya birincisi, Vilmorin ise 345 milyon Euro ile ikinci durumdadır.% 80 Vilmorin iştiraki olan Limagrain Verneuil Holding (LVH) ise bugün Avrupanın tahılda birinci, mısır tohumunda ise ikinci büyük tohum şirketidir. Fransız Vilmorin şirketi %100 Türk şirketi olduğu ile övünen Anadolu Tohumculuğun %50 ye varan hisselerini geçtiğimiz yıl içinde almış, Türkiye'de Sebze Tohumunda söz sahibi olan bir konuma gelmiştir. Keza Türkiye'de sebze tohumunda iddialı bir şirket olan Seminis'in Monsanto tarafından alınması ile sebze tohumu pazarı ağırlıklı olarak uluslararası Biyoteknoloji şirketlerinin eline geçmiştir.
| Alıntı: |
Zengin yerli gen kaynaklarıyla, tarımsal biyolojik çeşitliliğimizle övündüğümüz Anadolu, silahsız bir işgale mi maruz kalmaktadır? Taşları yerlerine oturttuğumuzda, 1980'lerde başlayan tarımdaki neo liberal politikalar ile tarımın şirketleştirilmesi hedeflerine ulaşılmakta olduğu, 5553 sayılı Tohumculuk Yasasıyla bunun her türlü alt yapısının hazırlandığı görülmektedir. Yıllardır ABD ile AB arasındaki GDO savaşlarında hangi tarafı tutacağına karar veremeyen TC hükümetleri, bu konudaki politika(sızlık)larını ülke gerçekleri ve yararına değil, AB, ABD ve özellikle ABD hükümetlerinin desteklediği ulusötesi tohum şirketleri lehine geliştirmişlerdir. Bu şirketlerin, dünya ülkelerinde neler yaptıkları, gen kaynaklarını nasıl sömürdükleri, genleri patentleyerek sadece kendilerine ait bitkileri nasıl yarattıkları biliniyorken, Anadolu topraklarını ve biyolojik çeşitliliğini bu talana açmanın anlamı nedir ? Hazera, "yok olmaya yüz tutmuş meyve ve sebze tohumları"mızı niye toplamaktadır, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Hazera Trophy projesinde ulusötesi şirketler grubundaki Hazera'nın tohum toplama, daha doğrusu gen kaynağı toplama işine niye yardımcı olmaktadır? Projenin, "son yıllarda büyük miktarlarda sebze tohumu ithal edilmeye başlanmış olması"na bir alternatif olarak gösterilmesi ise gülünçtür. Zira sonuçta Hazera İsrail menşeli bir Fransız şirketidir. Yani Türkiye'nin liberal tarım politikaları sayesinde ithaline mecbur kılınan sebze tohumlarının dünya ticaretini yapan şirketlerden biridir. Acaba kendi gen kaynaklarıyla hibritleştirdiği tohumlar yerine Anadolu gen kaynaklarını kullanarak yerli F1 ( Hibrit tohum) tohumlar mı geliştirecek ve tekrar bize satacaktır? Bu soruların Tarım Bakanlığı ve Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından acilen yanıtlamasını istiyoruz. Hazera'dan beklediğimiz herhangi bir yanıt yoktur, zira neyi amaçladıkları projeden anlaşılmakta, nasıl çalıştıklarını da kendileri şöyle anlatmaktadırlar; "İsrail'in en büyük akademik kuruluşlarıyla ve araştırma merkezleriyle olan yakın ilişkimiz, çalışmalarımız için oldukça önemlidir. Meslektaşlarıyla ve dünya çapında tecrübeye katılan yetiştiricilerle sıkı bir şekilde irtibata geçen bilim adamlarımız aracılığıyla, geniş bir yetiştirme ağı yelpazesi için üretim yapmaktayız. Bunun yanında, içeride de araştırmalara, kendi üretimimizle yetiştirme denemelerine ve çeşitli iklim bölgelerinde yer alan araştırma olanaklarına yön vermekteyiz. Hazera Genetics, bulunan en iyi bitki genetiğini almakta, bunu geleneksel üretim yollarını kullanarak yenilikçi ticari türlerle birleştirmektedir. Tüm dünyadaki üreticilere en üstün tohumları sağlamak, birinci sınıf taze ürün elde etmek amacıyla, en iyi ıslah uzmanlarını ve bilim adamlarını işe almakta ve de modern teknolojiye dayalı araştırmalarla çalışmaktayız." Bu genetik varlıkların korsanlaştırılmaması için Üniversite ile Hazera arasında yapılan protokolün ya da sözleşmenin bir an önce açıklanmasını bekliyoruz. Bu proje sonucunda, tohum varlıkları, bunların sahibi çiftçilere kazandırılması, tohum varlıklarımızın şirketlerin denetimine geçmemesi için bir an önce Fakülteden bir taahhüt bekliyoruz. Bu tohumlukların kamu kaynakları ile korunması ve geliştirilmesini sağlayacak, ilgili odaların, çiftçi sendikalarının, ekoloji, tüketici örgütlerinin içinde bulunduğu bir komisyon tarafından toplanacak tohumlukların yönetiminin izlenmesine yönelik bir komisyonun oluşturulmasını Üniversite'den bekliyoruz. Şeffaf, katılımcı, demokratik bir kamu yönetimini ilke edinmiş olan Üniversite'nin de bu doğrultuda, tohum varlıklarını Üniversite bünyesinde koruma ve geliştirme sorumluluğunu taşıyacağını düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyunun bilgilendirilmemesi, tohum varlığımızın, gıda geleceğimizin tehlike altında olacağını işaret edeceğinden yasal, demokratik, meşru mücadele yollarına başvuracağımızı bildiriyoruz. Kaynak:
Hazera, "yok olmaya yüz tutmuş meyve ve sebze tohumları"mızı niye toplamaktadır, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Hazera Trophy projesinde ulusötesi şirketler grubundaki Hazera'nın tohum toplama, daha doğrusu gen kaynağı toplama işine niye yardımcı olmaktadır?
Projenin, "son yıllarda büyük miktarlarda sebze tohumu ithal edilmeye başlanmış olması"na bir alternatif olarak gösterilmesi ise gülünçtür. Zira sonuçta Hazera İsrail menşeli bir Fransız şirketidir. Yani Türkiye'nin liberal tarım politikaları sayesinde ithaline mecbur kılınan sebze tohumlarının dünya ticaretini yapan şirketlerden biridir.
Acaba kendi gen kaynaklarıyla hibritleştirdiği tohumlar yerine Anadolu gen kaynaklarını kullanarak yerli F1 ( Hibrit tohum) tohumlar mı geliştirecek ve tekrar bize satacaktır?
Bu soruların Tarım Bakanlığı ve Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından acilen yanıtlamasını istiyoruz.
Hazera'dan beklediğimiz herhangi bir yanıt yoktur, zira neyi amaçladıkları projeden anlaşılmakta, nasıl çalıştıklarını da kendileri şöyle anlatmaktadırlar;
"İsrail'in en büyük akademik kuruluşlarıyla ve araştırma merkezleriyle olan yakın ilişkimiz, çalışmalarımız için oldukça önemlidir. Meslektaşlarıyla ve dünya çapında tecrübeye katılan yetiştiricilerle sıkı bir şekilde irtibata geçen bilim adamlarımız aracılığıyla, geniş bir yetiştirme ağı yelpazesi için üretim yapmaktayız. Bunun yanında, içeride de araştırmalara, kendi üretimimizle yetiştirme denemelerine ve çeşitli iklim bölgelerinde yer alan araştırma olanaklarına yön vermekteyiz.
Hazera Genetics, bulunan en iyi bitki genetiğini almakta, bunu geleneksel üretim yollarını kullanarak yenilikçi ticari türlerle birleştirmektedir. Tüm dünyadaki üreticilere en üstün tohumları sağlamak, birinci sınıf taze ürün elde etmek amacıyla, en iyi ıslah uzmanlarını ve bilim adamlarını işe almakta ve de modern teknolojiye dayalı araştırmalarla çalışmaktayız." [3]
Bu genetik varlıkların korsanlaştırılmaması için Üniversite ile Hazera arasında yapılan protokolün ya da sözleşmenin bir an önce açıklanmasını bekliyoruz. Bu proje sonucunda, tohum varlıkları, bunların sahibi çiftçilere kazandırılması, tohum varlıklarımızın şirketlerin denetimine geçmemesi için bir an önce Fakülteden bir taahhüt bekliyoruz. Bu tohumlukların kamu kaynakları ile korunması ve geliştirilmesini sağlayacak, ilgili odaların, çiftçi sendikalarının, ekoloji, tüketici örgütlerinin içinde bulunduğu bir komisyon tarafından toplanacak tohumlukların yönetiminin izlenmesine yönelik bir komisyonun oluşturulmasını Üniversite'den bekliyoruz. Şeffaf, katılımcı, demokratik bir kamu yönetimini ilke edinmiş olan Üniversite'nin de bu doğrultuda, tohum varlıklarını Üniversite bünyesinde koruma ve geliştirme sorumluluğunu taşıyacağını düşünüyoruz. Bu konuda kamuoyunun bilgilendirilmemesi, tohum varlığımızın, gıda geleceğimizin tehlike altında olacağını işaret edeceğinden yasal, demokratik, meşru mücadele yollarına başvuracağımızı bildiriyoruz.
Kaynak: Ekoloji Kolektifi
|
|
 |
Rifat Behar
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 13:22
| Alıntı: |
| İsrail`in Türkiye`deki ''tehlikeli tohum'' avına gelenleri ve onlara hizmet edenleri toprağın ve tohumun gerçek sahibi olan çiftçilerimize ve her taşın altından çıkan şeytani siyonist planlarına karşı uyanık olmaya davet ediyorum. |
Beni mazur görün, burada belirtilen tohum ile alakalı konu ile şeytani Siyonizm planı arasındaki bağlantıyı çıkaramadım. Açıklarsanız sevinirim. Bağlantı yoksa Siyonizm ile tohum konusundaki işbirliğini ne yönden bağdaştırıyorsunuz? Adamlar tarımsal üretimlerini geliştirmek için daha kaliteli tohum kullanmaya çalışıyorlar. Bunun için de Türkiye'den tohum alacaklar. Herşey yasal, karşılarından muteber bir üniversitemiz var... Böyle masum bir konuyu nasıl bu şekilde çarpıtabilirsiniz? Tohum geni konusundaki kanunlarımız yetersiz ise bundan İsrail'in suçu ne? İsrail gibi tüm diğer ülkelerden şirketlerin gelip benzer işler yapmasına bir mani yok herhalde. Hal böyle iken sanki İsrail gizli kapaklı bir iş çeviriyor gibi başlık açmak ne kadar doğru taktir üyelerimizin.
|
 |
fatihdemirel
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 13:57
Antalya Kumluca'da yaşan biri olarak şunu söylemeliyim ki burası Türkiye'nin sayılı sera bölgesi olduğundan bölgenin doğal olarak büyük bir tohum ihtiyacı var. Tohum piyasasının İsrail tekelinde olduğu söylenemez ancak İsrail bu konuda söz sahibi durumunda ve ülkemize giren tohum mitarının büyük bölümü İsrailden karşılanıyor.
Burada eskiden beri süre gelen yerel tohumlardan bahsetmiyoruz. Genetiği sera şartlarına uygun hale getirilmiş, hastalıklara dayanıklı ve çok verimli olan ve bunun için kurulmuş milyon dolarlık endüstriden bahsediyoruz.
Haliyle elde edilen ürün sadece satmaya yönelik oluyor.Sözgelimi aldığınız domates yuvarlak,kırmızı ve mükemmel görünümlü olsada alıp evinizde kestiğinizde içinin yeşil ve tadının güzel olmadığını görürsünüz.
Üstelik bu domatesin çekirdeğini dikerseniz aynı domatesi birdaha alamazsınız.Birçok tohum firması ürünün ana vatanında eski formunu bulup, ürünü geliştirmek istiyor. Mesela Buğdayın anavatanı Anadolu'dur. Anadoluda buğdayın orjinal halinin bulunarak günümüz buğday tohumlarına gen transferi yapılarak daha sağlam kök yapısı elde edilebilir.
Bu çalışmaları İsrail'den önce bizim yapmamız gerekiyor. Siyonizmle ne ilgisi olabilir bilmiyorum sürekli başımıza işler açıldığından paranoya halinde korkuya kapılmış durumdayız. Tabi kimseyi de boş bırakmaya gelmez. Bir şeyler çevirip çevirmedikleride kontrol edilmeli.
|
 |
AHMET HİSAR
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 14:18
Eğer işin içinde israil varsa bu işlerde hayır olmaz ,çünkü bu millet LANETLENMİŞTİR.
|
 |
Kerim AK
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 15:38
| Alıntı: |
| Beni mazur görün, burada belirtilen tohum ile alakalı konu ile şeytani Siyonizm planı arasındaki bağlantıyı çıkaramadım. Açıklarsanız sevinirim. Bağlantı yoksa Siyonizm ile tohum konusundaki işbirliğini ne yönden bağdaştırıyorsunuz? Adamlar tarımsal üretimlerini geliştirmek için daha kaliteli tohum kullanmaya çalışıyorlar. Bunun için de Türkiye'den tohum alacaklar. Herşey yasal, karşılarından muteber bir üniversitemiz var... Böyle masum bir konuyu nasıl bu şekilde çarpıtabilirsiniz? Tohum geni konusundaki kanunlarımız yetersiz ise bundan İsrail'in suçu ne? İsrail gibi tüm diğer ülkelerden şirketlerin gelip benzer işler yapmasına bir mani yok herhalde. Hal böyle iken sanki İsrail gizli kapaklı bir iş çeviriyor gibi başlık açmak ne kadar doğru taktir üyelerimizin. |
| Alıntı: |
| Siyonizmle ne ilgisi olabilir bilmiyorum sürekli başımıza işler açıldığından paranoya halinde korkuya kapılmış durumdayız. Tabi kimseyi de boş bırakmaya gelmez. Bir şeyler çevirip çevirmedikleride kontrol edilmeli. |
Bu araştırmanın derlenmesinde emeği geçenler bu avı engelleyerek iptal ettirdiler.
Ekoloji Kolektifi olarak
| Alıntı: |
üniversite’nin projeyi iptal etmesini yeterli bulmadığımızı bildiriyor, Hazera ile yapılan anlaşmanın ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak zorunda olduklarını bir kez daha hatırlatıyoruz.
Konu ile ilgili kamuoyunun endişeleri giderilemezse Ekoloji Kolektifi olarak çalışma yürüttüğümüz tüm platformların konu ile ilgili harekete geçireceğimizi ve de tüm yasal yolları kullanarak kamuoyunu gelişmeler ile ilgili aydınlatacağımızı bir kez daha bildiriyoruz. |
Hazera Genetics’in Tohum Avı İptal,Hazera Tohumculuk ve Akdeniz Üniversitesi’nin birlikte düzenledikleri “tohum yarışması” iptal edildi. İptal gerekçesi olarak kamuoyu “önyargılarını” gösteren üniversite ikna olmuş görünmüyor.Hazera Tohumculuk Şirketi ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin ortaklaşa düzenleyeceklerini duyurdukları proje yarışması Akdeniz Üniversitesi’nce iptal edildi. Üniversitenin web sayfasından yapılan yazılı açıklama bulunmaktadır.
1938 lerde İsrailde Kurulan "Hazera Tohum Üretme ve Tedarik Kooperatif Birliği" nin daha sonra Hazera Genetics adını alan şirketin Türkiye'deki iştirakidir. 2004 de kurulan Hazera Tohumculuk şirketinin sahibi olan Hazera Genetics ise Fransız Vilmorin şirketine aittir.Fransız Vilmorin şirketi %100 Türk şirketi olduğu ile övünen Anadolu Tohumculuğun %50 ye varan hisselerini geçtiğimiz yıl içinde almış, Türkiye'de Sebze Tohumunda söz sahibi olan bir konuma gelmiştir. Keza Türkiye'de sebze tohumunda iddialı bir şirket olan Seminis'in Monsanto tarafından alınması ile sebze tohumu pazarı ağırlıklı olarak uluslararası Biyoteknoloji şirketlerinin eline geçmiştir.
Mesajlarımda Siyonist kelimesini kullanmam böyle şeytani planlardan iyi niyetli Yahudileri bu şeytani planlardan ayrı tutma gayretimdendir.Alıntılardaki şeytani tuzaklardan Yahudi Milletinin genelini haksız olarak şuçlamamak özellikle Ülkemizde ki vatandaşlarımızın karalanmaması için her İsrail menşeli şeytani planın arkasında olan Siyonistler olduğunu düşünüyorum.
Ülkemizde ki tohum piyasası ellerinde ancak bununla bile yetinmeyenleri açıklamak paranoya mı?
Ülkemizde ki Musevi vatandaşlarımızın Siyonistlerle ilgili açıklamalara neden alındıklarına anlam veremiyorum. Bizim Musevi veya Yahudilerle işimiz yok,onlara söz söylemek haddimiz de değil.Biz
Musevileri arkasına almaya çalışarak her türlü barbarlığı ve şeytanlığı yapan Siyonistleri ifşa edtmeye gayret ediyoruz bunda da amacımız ülkemizin menfaati.
|
 |
M.ALİ AKKAN
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 15:46
Eskiden tohumlarımızı yetiştirdiğimiz ürünün çekirdeklerinden alabiliyorduk. Şimdi kaynağı belli olmayan ithal tohumlarda ise ürünün çekirdeği kısırlaştırıldığı için bir daha ürün alamıyorsun. Yani birilerine elin mahkum
Bu bağlamda İsrailin tohumculukda hatırı sayılır bir ülke olmasından dolayı Sayın Kerim AK beyin bahsettiği konular gerçekten çok önemlidir. Bazı arkadaşlar buna bilinçli olarak çok masum yaklaşmışlar ama işin iç yüzü hiçte öyle değil...
|
 |
raufkibar
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 18:49
Be
| Alıntı: |
| ni mazur görün, burada belirtilen tohum ile alakalı konu ile şeytani Siyonizm planı arasındaki bağlantıyı çıkaramadım. Açıklarsanız sevinirim. Bağlantı yoksa Siyonizm ile tohum konusundaki işbirliğini ne yönden bağdaştırıyorsunuz? Adamlar tarımsal üretimlerini geliştirmek için daha kaliteli tohum kullanmaya çalışıyorlar. Bunun için de Türkiye'den tohum alacaklar. Herşey yasal, karşılarından muteber bir üniversitemiz var... Böyle masum bir konuyu nasıl bu şekilde çarpıtabilirsiniz? Tohum geni konusundaki kanunlarımız yetersiz ise bundan İsrail'in suçu ne? İsrail gibi tüm diğer ülkelerden şirketlerin gelip benzer işler yapmasına bir mani yok herhalde. Hal böyle iken sanki İsrail gizli kapaklı bir iş çeviriyor gibi başlık açmak ne kadar doğru taktir üyelerimizin. |
Ne yazık ki İsrail Türkiye ile olan dostluğunu hırslarına yenilerek kötüye kullanmış. Türk insanının güvenini kaybetmiştir . Bu arada Türk insan da mazlum mudur tabi ki hayır .
Bir Siyonist lafıdır debisi çok arttı . Neden …Çünkü Müslüman ın da Türkiye de Siyonist i olduğu fark edildi. Türk halkı mazlumdur .Hin değildir derken içimizden bir iş adamı V.Koç çıktı diye düşünürken birde baktık ki son zamanda koç sürüleri türemiş . Dindar görünümlü iş adamlarımız….Dini ticarette kullanmak Siyonist taktiğidir ve bu gibi şirketler araştırıldığında alttan illaki İsrail çıkmaktadır….. Bunca zaman hangi Yahudi vatandaşımız Kara Köy de yadırgamıştı .Hiç biri.Türkiye de bu tür oyunlara pekte gerek yoktu….. Bir Müslüman lik fanatizmi çıktı. Yahudi geri çekildi, Parayı çok seven bazı Müslümanlar , Yahudi ye paravan oldu ve bu bugün ler de oyun dindarlar tarafından fark edildi, Yahudi ye güven kalmadı ve bizde dinimizi ticarete aracı kılmış olduk. Bir taraftan dürüst dindarda bunun için kızıyor ,her kötülüğün altında İsrail aranıyor, Diğer tarafta bunu fark eden tacir dindar. Ticareti Yahudi nin elinden kapmak için Yahudi yi hedef gösteriyor ve bu oyunda figüran olarak kullanılan dürüst Müslüman aldatıldığını kabullenemiyor. Bir suçlu arıyor . Kendini aldatan Müslüman a değil de.İsrail e kızıyor.
Evet Dünya Tohumlarının üzerinde İsrail in genler ile oynayıp üründen tohum alma, Doğal çoğalma yı sonlandırıp tohumu kendine bağlama, Sadece kendi verdiği tohumdan ürün alma yöntemine yönlendiğini biliyoruz ve bu tüm dünyayı İsrail e veya bu işi yapabilen ülkelere bağımlı kılar
Uygulanan tarım politikaları ile de Anadolu nun birçok ürünü kaybedilmiş ve o ürünler şimdi aranır olmuştur. Yapılmak istenene uygun kanunlar çıkarılır ve bizim gibi ülkelere kabul ettirilir ve dediğiniz gibi yapılan her işlem yasal olmuş olur …….
Türkiye miz de nedense bu sorunlar son zamanlarda çok arttı hep bizden bir şeyler isteniyor ve bizde her isteyenin talebini karşılıyoruz. Niye . Şu anda Dünya üzerinde Baş bakanından ötürü ülkesi bir başka ülkeye bağımlı olan tek ülke biz varız 50 li yılların Amerikan taktiği olan bu emperyal sömürü modelinin en son kurbanı ve bu zinciri kıramayan tek devlet biz kaldık ve son fırsat bilinildiğimizden dış devletlerin arzu ve istekleri bitmiyor .
|
 |
Vedat BEHAR
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 19:16
BU ülkede özal ve ondan sonraki hükümetler hollandan ve amerikadan hibrid yani genetiği ile oynanmış tohum almaktadır (bu tohum bir defa ve kaliteli ürün verir, tohumları 2. bir defa ekildiğinde hiç ürün vermez), Türkiye bunun acısısı 2007 yılında en ağır biçimde yaşamıştır.
çiftçimizin aldığı toğumların çoğu bozuk çıkmış ve bunun yanında yaşanılan kuraklıkla çiftçimiz en ağır darbeyi almıştır.
En son Vedat BEHAR tarafından Çrş 02 Eyl 2009, 00:12 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Kerim AK
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 23:24
| Alıntı: |
hollandan, başkenti Tel aviv olan bir ülkeden ve amerikadan hibrid yani genetiği ile oynanmış tohum almaktadır (bu tohum bir defa ve kaliteli ürün verir, tohumları 2. bir defa ekildiğinde hiç ürün vermez), Türkiye bunun acısısı 2007 yılında en ağır biçimde yaşamıştır.
|
Genetik tohum yasası Türklerin ve Türkiye'nin sonu olabilir diyen Doç. Dr. Ümit Sayın'ın anlattıklarına isterseniz göz gezdirelim.
Son çıkan tohum yasası ile genetiği değiştirilmiş (GDO) tohumların ülkemize girişi serbest bırakılıyor.
Türkiye Cumhuriyeti adım adım çökertilirken, tarımı ve hayvancılığı yok edilirken, en stratejik kurumları yabancıların eline geçmiştir,Tarımı, hayvancılığı, ilaç sektörü olmayan ve bu konuda dışa bağımlı olan bir ülke savaşamaz, kendini savunamaz. Çökmeye ve yok olmaya mahkûmdur.
Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO veya GE: Genetically Engineered) içeren tohum belki de insanlık tarihinin en büyük dramı olacaktır.
Bu sayede biyolojik ve mikrobiyolojik savaşın her türlüsü çok büyük kolaylıkla yapılabilir. Yediğiniz ekmekten, meyveden, sebzeden, meyve suyuna kadar her şey ama her şey artık genetik olarak değiştirilmiş olarak odamıza, buzdolaplarımıza girecektir.
| Alıntı: |
| Çocuklarınızın vücutlarını oluşturan karbonhidrat, amino asit, yağ ve diğer bileşenler bile yabancı derin devletler tarafından kontrol edilebilir!Artık sadece beynimizin içine girmekle kalmayacaklar, bedenlerimize ve moleküllerimize kadar nüfuz edebileceklerdir. Bugün kendi halkına veya Avrupa halkına Genetik İşlenmiş yiyecekleri satamayan Amerikan ve İsrail firmaları ülkemizi yok etmeye ve çökertmeye azmetmiş başımızdaki bu yönetimlere bu tohumları satabilmektedirler. Bu tohumların hiçbiri yeterli uzun dönemli deneylerden ve testlerden geçirilmemiştir. Bunların toplumlar üzerindeki uzun süreli etkileri bilinmemektedir. Yeterli hayvan çalışmaları kesinlikle yapılmamıştır. |
| Alıntı: |
| Evet Dünya Tohumlarının üzerinde İsrail in genler ile oynayıp üründen tohum alma, Doğal çoğalma yı sonlandırıp tohumu kendine bağlama, Sadece kendi verdiği tohumdan ürün alma yöntemine yönlendiğini biliyoruz ve bu tüm dünyayı İsrail e veya bu işi yapabilen ülkelere bağımlı kılar |
| Alıntı: |
| Diğer tarafta bunu fark eden tacir dindar. Ticareti Yahudi nin elinden kapmak için Yahudi yi hedef gösteriyor ve bu oyunda figüran olarak kullanılan dürüst Müslüman aldatıldığını kabullenemiyor. Bir suçlu arıyor . Kendini aldatan Müslüman a değil de.İsrail e kızıyor. |
Keşke bu kadar basit olsaydı ama değil,suçlular belli bunu her müslüman biliyor merak etmeyin.
Bakın bu sadece tohum satıp parasını alma veya tekel olma değil.Bu iş becerenin hakkı,konu o değil
konu genlerimize kadar işliyor.
Genetik olarak işlenmiş yiyeceklerin (GDO'ların) özellikleri;
Bu yiyeceklerde, basit dille anlatmak gerekirse, soyun devamını sağlayan genetik kodlar ortadan kaldırılmıştır. Bu bitkiler tohum vermemektedir. Yani bu tohumları her yıl yeniden satın almak gerekmektedir. Böylece Amerika ve İsrail’e bağımlı hale gelmek söz konusudur. Ama ayrıca bir özellikleri daha vardır, bir kez bunlara genetik manüpülasyon yapılmışsa, bu manüpulasyonun sadece tohum verme yeteneği üzerine yapılıp, yapılmadığı bilinemez. Bilemediğiniz başka pek çok gen de bu bitkilere eklenmiş olabilir, ya da zamanla eklenecektir.
Bu tohumlar özel olarak bitki örtüsünün yapısını bozmak üzere kodlanmışlardır. Yani bir tarlaya ekildiğinde içerdikleri genetik bilgi sayesinde o bölgedeki bitki örtüsünü yok etmekte ve o bölgedeki diğer bitki örtüsünü belirli böcek türlerine veya mantar türlerine zayıf hale getirmektedirler. Böylece o böcek türlerini ortalığa salan (daha sonra da onları öldürmek için böcek ilaçlarını satan) dev şirketler bir kaç kez kar etmektedirler.
| Alıntı: |
| GDO buğday ekilmiş bir tarlaya, bu sefer DOĞAL BUĞDAY ekmek isterseniz, toprağa karışmış olan genler nedeniyle ekeceğiniz buğday özel mantar ve böcek türlerine zayıf hale getirileceği için ürün almanız mümkün olmayacaktır. Yani bir tarlaya Genetik Olarak Değiştirilmiş tohum ekerseniz bir 50-70 yıl daha başka tohum ekemezsiniz. Böylece toprağın iç kimyasal ve genetik yapısı değiştirilmektedir. Burada genetik olarak değiştirilmiş yiyecekleri savunanlar, bu 'canavar bitkilerin' mikroorganizmalara karşı daha dayanıklı olduklarını ve daha fazla ürün verdiklerini söylemektedirler. Bunun doğru olup olmadığı, bilimsel olarak ispatlanmış olup olmadığı, tartışmalıdır. |
Bu tohumlardan oluşacak ve gelişecek bitki örtüsü tamamen ülkeyi kaplayacak ve tüm toprağı işgal edecektir. Bu geri dönüşsüz bir olgudur ve en az 50-70 yıl bu topraklarda başka doğal bir bitki yetiştirmeniz mümkün olmayacaktır. Yani sadece beyniniz, karaciğerleriniz, kaslarınız işgal edilmekle kalmamakta, aynı zamanda da tüm topraklarınız, bitki örtünüz, ormanlarınız işgal edilmektedir.
Türkiye'de son 30 yılda TÜRK ırkında kısırlık % 30-40 oranında artmıştır. Artık 6 Türk erkeğinden birisi kısırdır.Türkiye'de Genetik İşlenmiş Tohumun uzun süreli etkilerini araştırabilecek bir merkez veya teknoloji yoktur.
Doç. Dr. Ümit Sayın'ın feryadını duyabilecekmiyiz,merak ediyorum.
Toplumdaki kısırlık oranını arttırıp 5-6 kuşak sonra Türklerin sayısının azalmasına yol açabileceklerdir.
Alerji ve enfeksiyon gibi çok çeşitli hastalıklara yakalanma riskini o toplumun genetik yapısına özgü yöntemlerle artırabileceklerdir.
Toplumun genetik yapısını değiştirebileceklerdir.
Kanser riskini çok artıracaklardır. Bu da yabancı ilaç şirketlerinin işine yarayacaktır.
İnsanlardaki zekâ, düşünme, normal psikolojik denge gibi fonksiyonları olumsuz yönde etkileyeceklerdir. Toplumda, genetik bozukluklar, depresyon, psikoz, nörolojik bozuklar, zeka geriliği veya düşük zeka, hastalıklara eğilim inanılmaz düzeyde artacaktır. Bu ilk 10 yıl içinde görülmese bile, 30-50 yıl içinde kendini gösterecektir.
Türk toplumunu yok etmek ve genetik yapısını bozmak için uzun dönemde etkisi çıkabilecek pek çok kimyasal, amino asit veya genetik materyal bu şekilde topluma enjekte edilebilecektir.
50-100 sene içinde Türklerin kısırlaştırılması, genetik yapılarına tesir etmek, genetik materyali bu yiyeceklerle tüm topluma yaymak, salgın hastalıklara karşı toplumu ortadan kaldırılabilir hale getirmek mümkün olacaktır.
Bu canavar tohumlar ve canavar bitkiler nedeniyle sadece kendi bedeniniz değil, çocuklarınızın, torunlarınızın ve tüm ırkın bedeni ve beyinleri moleküler düzeyde işgal edilmektedir.
Türklerin genetik yapılarına, Türk ırkına ve Türkiye'nin geleceğine müdahale söz konusudur.
Türk Halkı bu gidişe bir dur demelidir!
http://www.beslenmebulteni.com/bes/index.php?ptio ...Itemid=156
|
 |
mordehay kohen
13 yıl önce - Sal 01 Eyl 2009, 23:45
Hazera Tohumculuk Şirketi Hazera (İbranice de Tohum demektir)
yeni bir klime öğrendim hazera tohum imiş
Sanki millete bıçağı dayıyorlar aman tohumu afedersiniz hazerayı israelden satın alın diye
burada israelde her köşede Türkiyeden gelmiş mallar var ve hiç kimse Türkler israelde ava çıkmışlar diye yazmıyor .dünya globallaştı herkez geçim için her yerde malını satmaya gayret gösteriyor
hatta bazı uyanıklar eskimolara buz dolabı satmaya çalışıyorlar .
Ama bazı çevreler sabah kalktıktan sonra acaba bu israel devletine nasıl çamur atarım diye düşünürse bu tablolar meydana çıkar .sanki Türkiyede bütün sorunlar bittide bir israelden satın alınan tohumlar son sorun .özür dilerim tohum yazdın hazera olması lazımdı.
|
 |
sayfa 1  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|