Yunus Emre (1238 -1328) yılları arasında yaşadığı tahmin edilen ve Anadolu da Türkçe şiirin öncüsü olan bir Türk halk şairi ve mutasavvıftır, yaşamına ilişkin belgeler sınırlıdır. Anadolu'ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir'de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu'nun birkaç yöresinde "Yunus Emre" adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden "makam" adı verilen yer vardır. Türkiye'nin pek çok yerinde Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlardan başlıcaları şöyle sıralanabilir: Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Keçiborlu ilçesi civarı; Aksaray; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Ordu'nun Ünye ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Görüldüğü gibi sayı ve iddia hayli kabarıktır. Bazı belgeler, Yunus Emre'nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy'de olduğuna işaret etmektedir.Aslında bu durum, Yunus Emre'nin Türkler tarafından ne kadar sevildiği ve benimsendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü"dür.
Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamazlar.
Yaşadığı çağın gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli tarafı ortaya çıkar: Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir.
En son Oguzhan34 tarafından Prş 17 Ağu 2006, 15:35 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Yûnus Emre'ye ait eserler:
- Divan Yunus Emre'nin şiirleri bu Divanda toplanmıştır. Şiirler aruz ölçüsüyle ve hece ölçüsüyle yazılmıştır. Ayrıca Fatih nüsnası, Nuruosmaniye nüsnası, Yahya Efendi nüshası, Kahraman nüshası, Balıkesir nüshası, Niyazi Mısrî nüshası, Bursa nüshası diye 7 ye ayrılır.
- Risaletü'n - Nushiyye 1307'de yazıldığı sanılmaktadır. Eser, mesnevi tarzında yazılmıştır ve 573 beyitten oluşmaktadır. Eser; dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır. "Öğütler kitabı" anlamına gelmektedir.
Yûnus Emre'ye ait bazı beyitler:
* Bir hastaya vardın ise, Bir içim su verdin ise, Yarın anda karşı gele, Hak şarabın içmis gibi
* Bir gönülü yaptın ise, Er eteğin tuttun ise, Bir kez hayır ettin ise, Binde bir ise az değil
* Döne döne binbir öğüt verirler, Dünya malı ile gözün boyarlar, Aşık öldü deyu sala verirler, Ölen hayvan olur, Aşıklar ölmez
* Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü, Yaratılanı hoş gördük, Yaratan'dan ötürü
* Tapduk'un tapusunda, kul olduk kapısında, Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah
* Sen doğru olda varsın sanan eğri sansın. Lakin sakın unutma ki sen kendini birşey sanmadığın sürece doğru insansın
* Sabır saadeti ebedi kalır, Sabır kimde ise o nasib alır
* Ete kemiğe büründüm; Yûnus diye göründüm
* Aşka uçtuktan sonra kanadı kim arar
* Derdi dünya olanın, Dünya kadar derdi olur
* Hiç hata yapmayan insan, hiç bir şey yapmayan insandır, Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır
* Gezdim halep ile şam'ı eyledim ilm-i talep. Meğer ilim bir hiç imiş, illa edep illa edep
* Sofilere sohbet gerek, Ahilere ahret gerek, Mecnunlara Leyla gerek, Bana Seni gerek
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin
Ben yunus emre'nin karaman bölgesinde yaşadığınına ve türbesininde karamanda olduğuna inananlardan biriyim .Aslında yunus emre nin naşının hangi türbede olduğunu bilimsel verilere dayanılarak tekrardan bir araştırılsa bence çok daha kesin bir sonuç olur. Ama büyük ihtimalle yunus emremiz karamanlı...
Mevlana dervişleriyle yaptığı sohbeti bitirdikten sonra, bir derviş telaşla odaya girdi ve heyecanla, uzaklardan gelen genç birisinin kendisini ısrarla görmek istediğini haber verdi.
Mevlana, '' Buyursun bakalım '' diye izin verdi.
İçeriye orta boylu, cübbesiz,külahsız ve sakalsız, çok sade giyinimli bir delikanlı girdi.
Mevlana yerinden adeta bir ok gibi fırladı. Bu zatı mana aleminden tanıyordu. Bu, kendisi gibi çağlara damgasını vuracak yiğit bir Hakk aşığı olan Yûnus Emre idi...
Heyecan ve hasretle kucaklaştılar.
Odadaki dervişler bu samimi karşılamaya bir anlam verememişti, ama ortamın manevi yükünün yoğunlaştığını anlamakta zorlanmadılar...
Daha sonra Mevlana ve Yûnus Emre karşılıklı dini şiirler söylediler...Bir Mevlana söylüyor...Bir Yûnus Emre söylüyor... Dervişlerde onları hayranlıkla izliyordu...
Yûnus Emre ve Mevlana birbirini özleyen iki kardeş gibi yan yana oturdular...Mevlana sordu;
- Pek güzel, Pek sade giyinmişsiniz. Üzerinizde hırkanız bile yok, üşümezmisiniz ?
Yûnus Emre şiirle karşılık verdi;
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen,hırkaya muhtaç değil
Mevlana beğendiğini belli eden bir hareket yaptı. Ve yine sordu;
- Pek doğru söylersiniz. Nasılsınız iyimisiniz? Nelerle meşgulsünüz? Ne yapar, ne eylersiniz?
Yûnus Emre yine şiirle karşılık verdi ;
Adımız miskindir bizim,düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmazuz,kamu alem birdir bize
Ben gelmedüm dava için,benim işum sevi içün
Dostun evi gönüllerdir,gönüller yapmağa geldüm!
Mevlana, Yûnus Emre'ye sordu;
-Biz dervişlerimize Tevhid'i öğretirken '' Bir elma iki ayna '' demiştik. Siz ne dersiniz ?
Yunus Emre cevap verdi;
Tevhid imiş cümle alem
Tevhidi bilendir adem
Bu tevhidi inkar eden
Öz canına düşman imiş.
Mevlana, Yûnus Emre'nin bir süre dergahta kalmasını istiyordu.
-'' Evet, davetimizi kabul buyurursanız, çok memnun kalacağız. Hemde size yazdığımız 6 ciltlik Mesnevi'yi okurduk '' dedi.
Yûnus Emre kalktı, kapıya doğru yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;
-Ne kadar uzun yazmışsınız! Çok emek ve gayret sarfetmişsiniz. Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik;
'' Ete Kemiğe Büründüm, Yûnus Diye Göründüm ''
Ardından Yûnus Emre kapıdan hızla çıkıp gözden kaybolur...
Kendinize yapılabilecek en büyük ihsana 1 saatinizi ayırın,size yapılabilecek bu en büyük dostluğu ve iyiliği özünüzden esirgemeyin,şeytanınıza yenilmeden lütfen,duru ve şartlanmasız bir kalple (duygu) bu videonun tamamını izleyin,hergün seyredin, her seyrettiğinizde yeniden doğun.
Gelişmeye, genişlemeye ve derinleşmeye yolculuk yapmak istiyorsanız düşüncelerinizi geri alın ve mutlaka seyredin,YENİDEN DOĞMAK İÇİN ŞİMDİ ÖLÜN Kİ SONSUZA KADAR ÖLMEYİN.
Demek ki;
Emek harcamadan, para kazanalar,
Okumadan, bilgiçlik taslayanlar,
Halkın dini duygularını sömürenler, bugün olduğu gibi 700 yıl önce de varmış.
Çok ayıp gerçekten çok ayıp, Yunus Emre'yi sansürlemek ne hadlerine.
Ah güzel ülkem herkes işine geldiğinde özgürlükten bahseder, işine gelmediğinde Yunus Emre'nin şiirine bile tahammül edemez