Brüksel çok yoğun bir iş ve kamu şehri. Avrupa Birliği kurumlarının bir çoğu bu şehirde bulunuyor.
Genelde temiz ve güzel bir şehir ama Türkiye'den gelenlerin şehirde doğal güzellik olmaması, manzara noktası ve çekirdek tarihi kısım dışında çok fazla turistik atraksiyon bulunmaması nedeniyle belkide umduklarını bulamıyabileceklerini düşünüyorum.
Çok fazla beklentide olmamak lazım çünkü burası bir Paris, Londra veya Roma değil.
Tabiki görmek gezmek için yine de değerli bir lokasyon fakat sadece buraya gelinirse belki sıkılınabilir çünkü hava şayet kötü olursa kasvetli olabilir. Sonuçta bir kuzey Avrupa şehri.
Türk insanının daha fazla hoş anı bırakacak Paris, Londra, Roma, Madrid, Milano, Nice, Viyana, Lizbon, Amsterdam, Venedik, Floransa gibi şehirleri görmeden tek başına sadece buraya gelmesini tavsiye etmem.
Bu şehri gezmek ve tanımak için bir tam günün yeterli olduğunu düşünüyorum. Brüksel'den sonra trenle istenilen heryere gidilebilir çünkü ulaşım imkanları oldukça önemli. Mesela trenle Paris veya Almanya veya Hollanda yada Brüksel'e bu şehirlerden trenle gelinebilir.
Bir önceki Brüksel başlığı altında Amsterdam'dan bahsettiğim için bir Türk için Brüksel'den çok daha fazla tatmin edici olacağını düşündüğüm Amsterdam'dan birkaç fotoğraf ekliyorum.
Bu şehri ziyaret etmek için en iyi ayların Mayıs, Haziran, Temmuz ve Eylül olduğunu düşünüyorum.
Ekim başında kış geleceği için pek tatmin edici olmaz çünkü teraslarda yemek dışarıda yiyip oturamazsınız.
Amsterdam 24 saat yaşayan ve oldukça emniyetli korkmadan dolaşılabilecek bir şehir.
Fakat yine de üzerinizde çok fazla nakit taşımamakta ve cep telefonlarınız iç ceplerde saklamakta fayda var. Roman genç kız yankesecilere dikkat!!!
Kafede otururken hoş sürpriz. Önümüzde oldukça iyi bir sesi olan caz sanatcısının bedava konseri, işte burası Amsterdam, her an herşey olababilir
Şehrin tam merkezinde Kraliyet sarayının olduğu meydanın sol kolundaki kafeler uzun bir yürüyüş sonrası yorgunluk atmak için ideal
Gördüğünüz gibi her karede neredeyse bir bisikle var. Amsterdam bir bisiklet cenneti.
Bisiklet kiralayarak bir tur da siz de atabilirsiniz.
Bisiklet spor suit'lerinizi yanınıza almanızda fayda olabilir tabi yazın ve baharda geliyorsanız
Hava iyi olursa kanal turu yapmanızı tavsiye ederim. Ben daha yıllar önce yapmıştım şimdi fotorağım yok ama oldukça zevkli o dar kanalları turlamak.
Sonuç: Amsterdam'ı görmek için yapılacak masrafa değer.
Iki tam günden daha kısa kalmayın.
Ideal: Cuma sabah gelip Pazartesi dönmek, Cuma ve Cumartesi geceleri çok hareketli
Bu başlığın varlığından haberdar olmadığım için çok az sayıda ben ve eşim olmayan boş fotorağ var.
Bunları sizlerle paylaşırken kısa notlar vereceğim
Kısacası doğa manzarılarını seviyorsanız, yazın dağların zirvelerinde kar, yerlerde çim ve göl üzerinde gezmeyi seviyorsanız İşviçre'den çok zevk alabilirsiniz.
Ilk 4 resim ülkenin en büyük şehri 1.4 milyon nüfuslu Zürih'den. Burada Almanca konuşuluyor. Büyük bir göl kenarında yer alan bir şehir Zürih. Çok temiz, mükemmel bir organizasyonu var ama çok fazla turistik çekiciliği yok. Daha çok arap zenginlere alışveriş için hitap ediyor. Kısacası Finans merkezi ve ülkenin başkent olmadan en büyük şehri ve ticaretin kalbi (İstanbul örneği gibi)
Zürih'den ayrıldıktan sonra Zürih gölünün güney kıyılarından sonra (yukarıda) gölü arkada bırakıp Zug şehrine gittik. Zug gölü çok muhteşem. Dağlar 800-1000 metre arası ve göl kıyısına çok yakın. Muhteşem bir doğa var (aşağıda)
Ve Lüzern şehri.
Bu şehirde bir göl kenarında yer alıyor. 10 yaşındayken gitmiştim. Tekrarı uzun seneler sonra kısmet oldu. Tek kelimeyle muhteşem bir İşviçre şehri. Biz bir gece kaldık ama yine de doyamadım.
Tarihi Lüzern tahta köprüsü. Altından tertemiz erişim kar suları suyu nehir olarak akıyor ve biraz ileriden göle dökülüyor.
Lüzern;den ayrıldıksan sonra Interlaken'e doğru giderken suyunun türkuaz mavisi renginden dolayı mola verdiğimiz otoban yanındaki o muhteşem minik gölden birkaç kare:
Ve Interlaken:
Anlamı Almanca'da iki göl arası demek.
Aşağıdaki panodanda görüldüğü üzere iki göl arasında kalıyor ve gerisinde Alplerin en yüksek noktalarından olan 4400 metre cıvarı Eiger, Mönf ve Jungfrau dağları var.
Bu dağlara Interlaken;den çıkan bir tren var. Bu tren inanmayacaksınız ama 4000 metre kadar yükseğe çıkıyor. Son durakta bir gözlem istasyonu var ve buradan Avrupa'nın en büyük buzulunu seyredebiliyorsunuz.
Biz bu tren tırmanışına sabah çok erken saatlerde başlanılması gerektiğinden yapamadık önceden biletlerimizi almaya cesaret edemedik hava durumunu kestiremediğimiz için. Tepeye çıkıp dönmek tüm bir günü alıyor. Ayrıca hava bulutlanırsa kişi başi 125 Euro harcadığınız halde yine de son noktaya gelememe ve alt istasyonlardan geri dönme tehlikesi var.
Interlaken şehir merkezinden Jungfrau dağı. Tek kelimeyse muhteşem (17 Temmuz 2012)
Interlaken'de Temmuz ortasında sıcaklık 21 dereceydi.
Sokaklarda en çok dikkatimi çeken turistler tamamen gözü yüzü kapalı hicaplı Kuveyt'li veya sanırım Suudi Arabistanlı aileler oldu. Ayrıca Filipin ve Endonezya tarafları olsa gerek oralardan da inanılmaz turist vardı. Ama hepsi geldikleri ülkelerin en zenginleri her hallerinden beklli. Hava atmalarından ve kibirli kibirli salınmalarından anlayabiliyorsunuz hemen
Sıcaktan kaçıp yazı İsviçrede geçiriyorlar sanırım. Oteller bu insanlarla dolup taşıyordu.
Evet şimdi İnterlaken'i geride bıraktık ve İsviçre'nin başkenti BERN'e geldik.
Bu şehri daha önce görmemiştim. Hayran kaldım. Tahminlerimin ötesinde güzelliği beni çok şasırttı.
Birkaç kare:
İlk önce 100 km geride bıraktığımız Jungfrau dağına Bern otelinin penceresinden bir zoom
Bern nehri oldukça aşağıda kalıyor. Şehrin iki tarafını bağlayan köprüde yürürken aşağıya bakarken korkuyorsunuz. Çok yüksek bir vadi.
Köprü üzerinden sol kolda kalan İsviçre millet meclisi:
Ve sağ kolda kalan Katedral:
Ve şimdi merkezi muhteşem derece güzel ve otantik olan BERN şehri şehir merkezinden birkaç görüntü, ilk önce Katedral çevresi sonra çarsı caddesi ve tarihi burç (geri planda)
Bern'de çok hoş 1,5 günden sonra Leman gölü tarahı (fransız kantonları) tarafına doğru yola koyulduk.
Muhteşem Leman gölüne vardığımızda karşıdaki kıyılardaki Alplerin (Fransa'ya ait) manzarası ve tepeden göl doyumsuzdu (Montreux tepelerindeki parktan görüntüler)
Bu noktada birşey söylemek istiyorum. Şu gölü görüyorsunuz. Karşıdaki dağlarıda. Bilenlere görenlere neyi hatırlatıyor????
ANTALYA ve toroslar
Neyse konuyu fazla dağıtmadan Leman gölü ve Monteux manzaralarına devam
Cenevre'nin meşhur JETTE D'EAU fıskıyesı
MONT BLANC dağı 4850 m ve gerilerden LEMAN gölü (Cenevre öncesi sırtları)
Ve Avrupanın en yüksek dağı MONT BLANC'a Cenevre sırtlarından bir zoom (kalitesi pek iyi değil kusura bakmayın) fakat o gün olağan üstü bir gün, çok net, adeta Uludağ'ın Kartal'dan görülmesi gibi bir olay
Evet arkadaşlar bu tepelerden daha da yukarı tırmanıp Fransa'ya geçerek güzel İsviçreden ayrıldık.
Mostar, Bosna-Hersek'in Hersek bölgesinin en büyük şehridir ve Adriyatik denizine yakındır. Bundan dolayı Bosna-Hersek'in en güneşli şehridir ve aynı zamanda başkent Saraybosna'dan daha eski bir tarihi vardır. 1468'de Osmanlı hakimiyetine girmiştir.
Mostar denilince, ilk akla gelen Mostar köprüsüdür.
İşte Mostar Köprüsü:
Şaka şaka. Bu üsteki Köprü, Mostar Köprüsünün mimarı Hayreddin'in "Radobolja" deresinin üzerinde"deneme çalışması" eseridir. Köprünün adı "Kriva cuprija" yani Eğri Köprü. Mimar Sinan'ın talebesi olan Mimar Hayreddin o zamana kadar sadece Camii yaptığından önce bu küçük köprüyü yapmış ve sonra bunu model alarak asıl Mostar Köprüsünü'n inşasına başlamıştır. Bu köprünün yakınında Kriva Cuprija Hotel Restoran bulunuyor.
Mostar'da kalmak isteyenler buradan bkz. http://www.hotel-mostar.ba/
Gelelim "Neretva" nehri üzeri kurulu olan büyük Mostar köprüsüne. Boşnakların deyimiyle "Stari most" yani Eski Köprü.
Mostar Köprüsü savaş esnasında Hırvatlar tarafından yıkılmıştı. Köprüden çektiğim bu fotoğrafta, kenarda görülen taş bloklar, yıkılan köprünun parçaları.
Bir türk şirketi olan Yapı Merkezi tarafından temel, beden duvarları ve zemini güçlendirilen köprü, ER-BU adlı diger bir Türk şirketi tarafından 2004'de aslına uygun olarak yeniden inşa edildi.
Önceleri köprüden atlamayana kız vermezlermiş!!! (ben herhalde bekar kalırdım )
Bari Köprüyle bir fotoğrafımız olsun:
Köprünün ve Eski Mostar yerleşim yerinden biraz bahsedeyim. Şehr'e batıdan giriliyor. Mostar köprüsü, "Eski Mostar"yerleşim bölgesinden geçen Neretva nehri üzeri kurulu. Nehrin batı tarafında çoğunlukla Hırvatlar yaşıyor, doğusunda ise Boşnaklar.
Mostar Köprüsü üstenden kuzey'e bakarken, nehrin sağ (doğu) tarafında görülen Koski Mehmet Paşa Camii.
Koski Mehmet Paşa Camii nehir kıyısında Eski Köprü'nün 150 metre kuzeyindedir ve Mostar'daki en büyük ikinci camiidir. Bu camii'de savaşta zarar görmüş fakat şimdi tekrar inşa edilmiştir.
Minarede şarapnel izleri halen görülüyor.
Mağlesef geç öğrendim; Minaresinden, eski yerleşim yeri ve manzara fotoğrafları çekebilirsiniz.
Koski Mehmet Paşa Camii inşaatı 1618 yılında tamamlanmıştır. Karagöz Bey Camii'ne benzer fakat ondan biraz küçüktür. Karagöz Bey Camii'de, Mehmet Paşa Camii'den devam ederken carşı içerisindedir.
... ve Boşnak kahvesi.
Aslında Türk kahvesinden fazla bir farkı yok. Boşnaklar "bosanska kahva" diyorlar. Fark; kahve burada cezvesinin içinde masaya geliyor, sen kendin fincana katıyorsun. Birde yanında Lokum ve bir bardak su var.
Kahvenizi böyle nehir kenarında kurulu kafe'lerde içebilirsiniz!
Mostar nüfusu Boşnaklar ve Hırvatlardan oluşuyor. Hırvatların çoğunluğu ise katolik hristiyanlar. Bundan dolayı Vatikan burada yaşayan Hırvatlara hem maddi destek hemde önem veriyor.
Mostar'daki Katolik Franziskan Kilisesinin çan kulesi Avrupadaki diğer kilise kuleleriyle kıyasla çok daha uzun olması dikkat çekici.
Mostar Köprüsü'nün doğu ucundan batıya doğru bakış. Camii ve Katolik Franziskan Kilisesi minareleri yan yana.. Kilisenin Camii'den daha uzakta olmasına rağmen, çan kulesi camii'nin minaresinden daha uzun olduğu görülüyor.
Ayrıca Mostar'ın hemen hemen her yerinden görülen dağın tepesine dikilen haç'ın arkasindeki güç acaba kim?
Buradaki Müslümanların bu duruma karşılık bir deyimleri var: Bir gün gelir, biz bu haç'ı oradan indiririz. Eğer gücünüz yetiyorsa gökteki hilali siz indirin!
Avrupa'nın oldukça kuzeyinde kalan bu şehri Isveç'i tanımak istiyorsanız ve kuzey ülkelerine meraklıysanız gönül rahatlığı ile ziyaret edebilirsiniz.
Hemen hemen herkes heryerde akıcı İngilizce konuşuyor. İngilizceniz varsa metro'da bilet alırken dahi yaşlı bilet satıcısına siparişinizi İngilizce olarak verebilirsiniz.
Turistler için çok rahat çok güvenli ama tabiki çok da pahalı bir şehir.
Isveç'de yemek yemek Almanya'dan yaklaşık 2 defa daha pahalı diyebilirim.
Yanınıza Isveç kronu almanıza veya havaalanında yüksek komisyonlar vererek Euro'larınızı bozdurmanıza gerek yok.
Taksilerde dahi ödeme VISA veya MASTERCARD'la yapılabiliyor. Miüzelerde veya en ufak bir kahve için dahi ödemeyi kartla yapabilirsiniz.
Biz son yıl içinde 2 defa gittik. Biri Aralık başında biri de yaz ortasındaydı. Her iki sezondan da zevk alsakta Türk turistlere Haziran ayı ortalarını tavsiye ederim.
İmkanı olanlar 21 Haziran günü Stockholm'den düzenlenen günü birlik turla Norveç'in'in en kuzey noktasına giderek beyaz geceyi dışarıda geçirebilirler. Bu tur oldukça yorucu çünkü tüm gece uyanık kalıyorsunuz çünkü güneş asla batmıyor
Not: Arkadaşlar resim yüklemeyle ilgili şu anda bir problem var bu nedenle Stockholm resimlerini ek bir mesajda tekrar yüklemeyi deneyeceğim, kusura bakmayın 7 resim az oldu ama
Mostar kenti hakkında resim ve tecrübelerimi daha önce paylaştım. Şimdi Mostar çevresinden bahsedeyim.
Mostar'dan güneye, Adriyatik denizine doğru yola devam ediyoruz. Saraybosna ile Mostar arası Konjic'ten itibaren, Bosna-Hersek'e hayat veren Neretva nehri ile paralel ileliyoruz. (Konjic, Osmanlılar zamanında, Konyalılar'ın yerleştirilmesiyle kurulan bir kasaba.)
... ve bir başka Osmanlı kasabası.....Pocitelj ya da türkçe Pöçiteli
(sadece bu resim alıntıdır)
Bosna bölgesi (Saraybosna çevresi) 1463 ve Mostar 1467'de Osmanlı tarafından fethedili. Pocitelj ise 1471'de fethedildi ve Osmanlı'nın bu bölgedeki en güneyde bulunan yerleşim yeriydi. Bundan dolayı stratejik öneme sahipti. O zamanlar Adriyatik Deniz kıyılarına Venedikli'ler hakim'di.
Pocitelj’de 1383 yılında Bosna Kralı I. Stjepan Tvrtko tarafından inşa edilmiş ve 1471’de Osmanlı tarafından fethedilen bir kale bulunmaktadır. Yerleşim yerinin 1383’de, kale ile beraber kurulduğu sanılmaktadır. 1600'den sonra Osmanlı mimari yapılar oluşmaya başlamıştır.
Altdaki fotoğrafta görüldüğü gibi, tipik Osmanlı Camii ve konaklarıyla, Anadolu'daki tarihi bir köyden farkı yok. Nüfüsun çoğunluğu zaten müslüman Boşnaklardan oluşuyor.
Şişman İbrahim Paşa Camii içi...
1562/63 yıllarında inşa edilen Camii'nin önceleri yüksek, süslü gravürlü bir minaresi vardı.
Savaş zamanında yıkılan minarenin parçaları Camii avlusunda sergileniyor.
1878 yılında Bosna-Hersek'te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetiminin kurulmasından sonra, Pocitelj, stratejik önemini kaybetmiştir. Şehrin stratejik rolünün kaybı ile kasaba, günümüze kadar orijinal biçiminde kaldı ve böylece özgün kentsel mimari topluluğun korunmasında yardımcı oldu. Ancak, Pocitelj Bosna-Hersek'teki 1992-1996 savaşı sırasında hasar gördü. Bombalamanın ardından, 16. yüzyıl İslami sanat ve mimari eserleri tahrip edildi.
2000 yılında Bosna-Hersek Devlet Federasyonu, Pocitelj'i daimi koruma Programı başlattı. Program, bozulan kültürel mirasın korunması, hasarlı ve yıkılan binaların restorasyonu, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin evlerine geri dönüşünü teşvik etmek ve Pocitelj'in tarihi kentsel alanının yeniden uzun süreli korunması ve canlandırılmasını kapsamaktadır. Program halen devam etmektedir.
kaleye çikarken...
kaleye çikarken yarı yolda...
Üstdeki fotoğrafta görülen kule, saat kulesi. 1664'de yapılmış ve bölgenin en eski saat kulesidir. Saat kulesinin çanı I. Dünya savaşı esnasında Avusturyalı'lar tarafından eritilip, kurşun imalatı için kullanılmış. Kule'nin taban ölçüsü 3,22 x 3,26 m ve yükekliği 16 m ile alışılmamış bir görünüme sahip.
ve kale'den kasaba'nın ve Neretva nehri manzarası
Boşnaklar, Sırp ve Hırvatlar gibi (Güney)Slav ırkındandır. Bu sebeple birbirlerine çok benziyorlar ve sokakta kimin Boşnak, kimin Sırp veya Hırvat olduğu anlaşılmıyor. Ancak abdest alırken veya namaz'da birisini görünce anlıyorsun'ki bu bir müslüman Boşnak. Bu durum bana Peygamber efendimizin (s.a.s.) bir hadisini hatırlatıyor. "Kafirlerle aramızı ayıran fark, namazdır." Lütfen yanlış anlaşılmasın: Namaz kılmasada, Müslümanım diyene, kafir denilemez. Böyle birşey söylemek benim haddim değil. Fakat müslüman olmanın ispatı namazdır. Bu hadis-i şerifin "pratiğini" apaçık Bosna'da yaşadım, gördüm diyebilirim.