1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 6  |
 |
Cihangir_ist
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:37
| Alıntı: |
| 3 oldu Asr-ı Saadet, Dört Halife dönemi ve Endülüs'ten örnek veriyorum ya.. |
Demek ki ortaçağ toplumlarından verdiğiniz örnek ciddiye alınmıyor. Günümüz sorunlarına 1500 yıl öncesinden referanslar vererek mi cevap bulacağız? Geçmiş gitmiş, çağdaşlarımıza bakalım.
| Alıntı: |
| Tam olarak uyulmuyor olmasından kaynaklanıyor. |
Uygulanıyor ya da uygulanmıyor. Var mı? Hayır. Bu kadar basit.
|
 |
Cem Tamer
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:40
| Alıntı: |
| Demek ki ortaçağ toplumlarından verdiğiniz örnek ciddiye alınmıyor. Günümüz sorunlarına 1500 yıl öncesinden referanslar vererek mi cevap bulacağız? Geçmiş gitmiş, çağdaşlarımıza bakalım. |
Örnek istediniz örnek verdik. Düzgün yaşamanın örneği 10.000 sene önce olsa ne fark eder ki ?
Eğer sorun çözülecekse 1500 sene öncesinden neden referans almayalım ? Örneğin ateş kaç bin sene önce bulundu. O halde birçok sorunu çözebilmek için binlerce sene önce bulunmuş olan ateş'i kullanmayalım mı mesela ? çağdışıdır diyerek ?
En son Cem Tamer tarafından Prş 30 Tem 2009, 14:41 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Turgay34
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:40
| Alıntı: |
| O yüzden dünyada toplumsal huzur ve refaha ulaşmış tek bir müslüman toplum yok değil mi? |
Niye son 1-2 asıra bakıyorsunuz? Daha gerilere gidin toplumsal huzur ve refahın en güzel örneklerini İslam Dünyası'nda görürsünüz.. Meselâ Osmanlılar, Selçuklular, Endülüs Medeniyeti...vs. Bu medeniyetlerin hepsi, bugün medeni olarak nitelendirdiğiniz milletlere "medeniyeti" öğretmiştir.. El'an İslam dünyası bir fetret döneminden geçmektedir. Osmanlı'dan sonra müslümanlar başsız (sahipsiz) kaldıkları için büyük ekseriyeti kukla yönetimlerce idare edilmektedir. Bugünkü yönetimleri "İslami" olarak tavsif etmek imkanı yoktur.
|
 |
Cihangir_ist
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:44
| Alıntı: |
| Örnek istediniz örnek verdik. |
Verdiğiniz örnek saçmaysa ben napiyim? Endülüs örneği veriyorsunuz ki insanlık tarihinin en büyük köle ticaretini gerçekleştirildiği hanedanlardan birisi. Ne refahı, ne hakkı, ne toplumsal huzurundan bahsediyorsunuz. Komik gerçekten.
|
 |
Cem Tamer
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:46
| Alıntı: |
| Verdiğiniz örnek saçmaysa ben napiyim? Endülüs örneği veriyorsunuz ki insanlık tarihinin en büyük köle ticaretini gerçekleştirildiği hanedanlardan birisi. Ne refahı, ne hakkı, ne toplumsal huzurundan bahsediyorsunuz. Komik gerçekten. |
Örnek saçma değil. Endülüs medeniyeti, dünya tarih literatüründe oluşturulmuş olan en üst medeniyetlerden ve refah toplumlarından biri olarak kabul edilir. Kölelik o dönemin feodal yapısından dolayı bir zaruriyetti. Her dönemin kendine göre gereklilikleri vardır takdir edersiniz ki. Bugün de kölelik devam ediyor. Hizmetçilik, kapıcılık, bahçevanlık o dönemdeki köleliğin modern halidir örneğin.
En son Cem Tamer tarafından Prş 30 Tem 2009, 14:48 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
ruben
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:49
Herkes bir inanca arkasını dayayıp, kendi ferdi ya da tarikat ve yahut ta mezhep yorumuyla hakikat budur derse ne olur? Kendisiyle aynı temel inanca sahip olup ta farklı bir mezhep ya da oluşuma tabi olup kendisiyle hakikatler konusunda hemfikir olmayan dindaşlarıyla ilişkisi nasıl olur? Ya da aynı topluluk içinde kendi inancını değil başka bir inancı paylaşanlarla yönetim ve kurallar konusunda nasıl mutabık olur? Bu da bir yana, dinsel kuralların hiçbirini kabul etmeyip toplumun idare şeklinin daha beşeri esaslara dayanması gerektiğini düşünenlerle hiç kimsenin özgürlük alanına girmeden nasıl bir arada yönetilebilir?
Bunun tek cevabı laikliktir. Dinsel düşünceler ve teokratik yönetimler temel olarak dünyaya demokrasi getirmek için gelmemişlerdir. Amaç düşünmeden kabullenilmesi istenen dogmatik fikirlerin biat edilerek tatbikata geçirilmesidir. Dolayısıyla farklı görüş ya da karşıt görüşte bulunanlar için oluşturulan bu düzen içinde kendini ifade etme olanakları çok sınırlı tutulacak, doğrunun değil yanlışın safında bulunanlar gözüyle her zaman potansiyel tehlike sınıfında değerlendirilecektir.
Üstelik aynı inançtan gelmekte birlikte, farklı yorum ve içtihatlarla yüzlerce tarikat, mezhep ve örgütlerin kendi inançlarını tek gerçek görüp, dindaşlarını yanlış yolda görmeleriyle yönetime aday siyasallaşan dini kurumların hangisinin ne istediğini ve neyin amacında olduğunu kestirmek te güçleşecek, kendi dindaşları için bile tehlike yaratmaya başlayacaktır.
Sonuç olarak, değişen ve gelişen dünya şartlarında kamusal idare, herhangi bir dinin ve ya mezhebin tekelinde ve idaresinde olmaktan şiddetle kaçınmalı, inançlar kimsenin sömürmesine ve kullanmasına izin verilmeden tamamıyla bireysel hale getirilmelidir. Dinsel evrimini yapamayan topluluklar bugün dünyanın en geri ülkeleri olmakla kalmayıp, ekonomiden güvenliğe kadar diğer ülkeler için de tehdit olmaya devam etmektedir.
|
 |
Cihangir_ist
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:55
| Alıntı: |
| Hizmetçilik, bahçevanlık o dönemdeki köleliğin modern halidir örneğin. |
Yok artık Köleler alınıp satılan mallardı. Hizmetçiler sigortalıdır, isterlerse işten çıkabilirler, hizmetleri karşılığı para alırlar.
O döneim gerekliliğiymiş? Kölelik gibi utanç verici bir sisteme dayanan medeniyeleri lütfen gelip gelmiş geçmiş en üstün siyasi yapılanmalar olarak lanse etmeyin. Ortaokul çocukları belki inanır ama ben değil.
|
 |
Cem Tamer
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 14:56
| Alıntı: |
| Bunun tek cevabı laikliktir. Dinsel düşünceler ve teokratik yönetimler temel olarak dünyaya demokrasi getirmek için gelmemişlerdir. |
İslamiyet, gerçek anlamdaki laiklik kavramına uygulamalar yönünden ters değildir ki ?
Ama Türkiye'deki gibi emsali başka hiçbiryerde görülmeyen laikliğe elbetteki uymaz.
Kamusal alan denen şey de bana göre saçmalıktan ibarettir. Fıtratı ve doğalı, reeli reddetmektir.
Madem şüphelerden ve ihtimallerden yola çıkarak yorum yapıyorsunuz, sizin verdiğiniz örnekle yola çıkacak olursak: "Birileri ya yarın öbürgün (1930'larda olduğu gibi) ülkenin tamamını kamusal alan haline dönüştürürse ?" o halde sizin laiklik konusu da direkt çuvallayacak demektir, kişiler dinlerinin gereklerini hiçbirşekilde uygulamayacaklar demektir. Kaldı ki, alevi vatandaşlarımız kamusal alanda zülfikar amblemli kolye, rozet ve yüzüklerle rahatlıkla girebiliyorlar. Bunlar siyasi, dini simge olmuyor ama ehli sünnetin ki oluyor. bunun gibi tezatlar çoğunlukta...
| Alıntı: |
| Yok artık Köleler alınıp satılan mallardı. Hizmetçiler sigortalıdır, isterlerse işten çıkabilirler, hizmetleri karşılığı para alırlar. |
Modern kapitalist sistemlerde de bu kişiler alınıyor satılıyorlar. Örneğin hayat kadınları, inşaat işçileri vs. Sigorta konusuna gelince, kölelerin de bu türden hakları vardır ve hizmetleri karşılığında bahşiş alırlardı
|
 |
Turgay34
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 15:03
| Alıntı: |
Verdiğiniz örnek saçmaysa ben napiyim? Endülüs örneği veriyorsunuz ki insanlık tarihinin en büyük köle ticaretini gerçekleştirildiği hanedanlardan birisi. Ne refahı, ne hakkı, ne toplumsal huzurundan bahsediyorsunuz. Komik gerçekten.
|
Evet, komik olan bir şey varsa internet çağında bu lâfın dillendirilebilmiş olmasıdır.. Madem bilmiyorsunuz, okumuyorsunuz, en azından boyunuzdan büyük lâf etmeden önce internete bir bakıverseydiniz keşke.. Eğer baksaydınız aşağıda çok kısa bir bölümünü aktarabildiğim Endülüs Medeniyeti hakkında sayfalar dolusu bilgiye ve belgeye ulaşabilirdiniz..
"Nobel ödüllü ünlü Fransız fizikçi Pierre Curie “Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı. Atomu parçalayabildik, eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı elimize ulaşmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyor olacaktık” demişti.
Muhyiddin İbn-i Arabî, Muvahhidun döneminde İspanya’da doğmuş bir Endülüslü âlim olarak, metafizik, kozmoloji, ahlak, İslami ilimler, psikoloji gibi çok geniş bir perdede eserler vermiş, “Vahdet-i Vücud Teorisi”ni sistemleştirmesi ve böylece kendinden sonrakiler için büyük bir kolaylık sağlaması ile kendinden sonraki gelenlere ışık olmuştur.
Endülüslü astrolog Zerkali, Toledo’da bir rasathane kurmuş ve eserleriyle bu uzay biliminde öncülük etmiştir. İbn Tufeyl, İşraki felsefesinin Endülüs’teki en önemli temsilcilerindendir. Uğraştığı ve önemli eserler verdiği başlıca konular, tıp felsefe ve gökbilimi idi.
Günümüze ulaşan ve bütün dünyada tanınmasını sağlayan eseri ise Hayy bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü’l-Hikmeti’l-Meşrikiye’dir. Dünya da felsefi romanın ilk örneği ve ilk “robinsonad” olan Hayy bin Yakzan, 14. yüzyıldan başlayarak dünyanın bütün belli başlı dillerine çevrilmiş, başta Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe olmak üzere birçok Batılı sanatçı ve düşünürü etkilemiştir."
http://www.edebistan.com/index.php/yunusemretozal ...i/2008/01/
|
 |
ruben
14 yıl önce - Prş 30 Tem 2009, 15:04
| Alıntı: |
İslamiyet, gerçek anlamdaki laiklik kavramına uygulamalar yönünden ters değildir ki ?
Ama Türkiye'deki gibi emsali başka hiçbiryerde görülmeyen laikliğe elbetteki uymaz.
Kamusal alan denen şey de bana göre saçmalıktan ibarettir. Fıtratı ve doğalı, reeli reddetmektir.
Madem şüphelerden ve ihtimallerden yola çıkarak yorum yapıyorsunuz, sizin verdiğiniz örnekle yola çıkacak olursak: "Birileri ya yarın öbürgün (1930'larda olduğu gibi) ülkenin tamamını kamusal alan haline dönüştürürse ?" o halde sizin laiklik konusu da direkt çuvallıyor demektir
|
Bana bugün varolan ya da geçmişte hüküm sürmüş temeli dinsel yönetime dayanan ve günümüz şartlarında örnek olabilecek bir ülke yönetimi söylermisiniz? Ayrıca karşıt olduğunuz her türlü fikri ve ideolojiyi her şekilde eleştiriye tutup, kutsal ve dogmatik değerlerin arkanızı dayayıp, fikirlerinizi ve inançlarınızı dokunulmaz ve tartışılmaz görmek adaletli midir?
Ayrıca benim sizin ya da başka birinin inanç yorumunu ve propagandasını duymaya ihtiyacım yok. Benim beklediğim uygulanabilir, anlaşılabilir ve toplumun tüm kesimlerince kabul edilebilir temelinde mantık ve bilimsellik bulunan çözüm önerileriniz. 
|
 |
sayfa 6  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|