İslamcı hareketlerden özgürlüklere saygı beklemek imkânsız (mı?)
ABDULLAH EL EYYUBİ'nin bu çok doğru tespitini ve muhteşem analizini paylaşmadan geçemedim. Bn kendisine %100 katılıyorum ya siz?
ABDULLAH EL EYYUBİ
Bahreyn gazetesi Ahbar El Haliç, 29 Temmuz 2009
Gazze’deki Filistinli vatandaşların Hamas’ın bölgenin kontrolünü sürdürüp siyasi, sosyal ve ekonomik işleri yürütmesi karşısında duyduğu endişeler yersiz değil. Siyasal İslami güçler demokrasiyi, siyasi çeşitliliği ve özgürlükleri ‘kabul etmeleri’ açısından aynı çatı altında buluşuyor gibi görünüyor. Fakat deneyimler, bu kabulün belirli bir zaman dönemiyle, yani iktidar dışında kaldıkları dönemle sınırlı olduğunu ifade ediyor. Fakat iktidara gelmek yönündeki stratejik hedeflerini gerçekleştirir gerçekleştirmez siyasi çoğulculuk, bireysel özgürlükler ve demokrasinin ilkeleri geçmişin çöp sepetine atılıyor.
Hamas, Gazze’de Filistin ulusal yönetimine karşı darbe yapıp iktidarı istila ettiği dönemde şehirdeki siyasi ve sosyal güçlerin endişelerini artıracak adımlar atmadı, bu güçlerin kendi düşünsel ve ideolojik kanaatleri doğrultusunda siyasi ve sosyal faaliyetlerde bulunmalarına açıkça itiraz etmedi. Özellikle de Hamas’ın bizzat kendisi seçim sonuçlarının ifadesi ve kabulü olarak iktidara gelmişken... Fakat iktidarını güçlendirir güçlendirmez farklı siyasi güçlere ve özellikle de laik eğilimlere sahip olanlara sınırlama getirmeye başladı.
Hamas kendi siyasi ve fikri kanaatlerini uygurlarken, farklı güçlere siyasi rahatsızlık verip onların haklarını ihlal etmekle yetinmedi. Verdiği rahatsızlık sosyal alanlara ve bireysel özgürlüklere kadar uzandı. Örgüt, Taliban tarzı uygulamaların ilk yapı taşlarını koymaya başladı. Bu uygulamaların sonuncusu, Gazze’deki Filistinli kadın avukatların başörtüsü takmasını zorunlu kılması ve tatilcilerin deniz kıyafeti giymelerinin yasaklanması. Bu kişiler artık Hamas’ın kıyafet anlayışına uygun giyinmek zorunda.
Hamas’a bağlı Yüksek Adalet Konseyi’nin çıkardığı kararla gelen bu yeni eğilim avukatlar sendikası, sivil toplum ve insan hakları örgütlerinden sert tepki alırken, Filistinli entelektüeller de örgütü topluma sert şartlar dayatan bir projeyi hayata geçirme planı yapmakla suçladı. Hamas’ın da diğer siyasal İslami hareketler gibi demokrasi ve çoğulculuğun aksi yönündeki ilkelere dayanan bir hareket olarak kendi yapısından kurtulması mümkün değil. Söz konusu yapı başkalarının özgürlüklerine ve inançlarına saygıyı somutlaştıramıyor. Hamas’ın ve diğer siyasal İslami güçlerin demokrasiyle ilgili bütün söyledikleri, içinde yaşadıkları toplumların siyasi haritasındaki konumlarıyla bağlantılı konjonktürel tutumlardan ibaret. Zira demokrasi, çoğulculuk ve bireysel özgürlüklere saygı sadece bu güçler iktidar dışındayken veya kendi gündemlerini dayatamadıkları zaman mevcut...
Taliban gibi davranmak zorunda kalacak
Hamas Gazze’deki Filistinlilere Taliban modelini dayatabilir, ancak böyle bir durumda Taliban’la aynı yöntemi de kullanması gerekir. Fakat Filistin toplumundaki sosyal ve siyasi şartlar Taliban’ın iktidara geldiği dönemde Afganistan’da hâkim olan şartlardan farklı. Hamas’ın demokratik girişime katılırken Filistin toplumundan gizlediği gündemini gerçekleştirmesi, bu gündemi belirleyip uygulama emrini verenlerin düşündüğü gibi kolay olmayacak. Hamas Gazze’de şu an rahat hareket etse de, hedeflerinde başarılı olmak ve İslamcı programını payata geçirmek için taciz ve şiddete ihtiyaç duyacak. Bu durumda da, siyasal İslami güçlerin fırsatçılığına, dürüst olmadıklarına, demokrasiye, çoğulculuğa ve özgürlüklere karşı olduklarına dair yeni kanıtlar sunulmasına katkıda bulunacak..
İmkansız değil.
Çünkü yukarıda bahsedilen grup, düşünce veya oluşumlar, dini örgütler değil siyasi örgütlerdir.
İslam ne Hamas ne Taliban ne de İran tarafından temsil edilir. Şu anda Dünya'da bu temsiliyet yoktur, çünkü Hilafet kurumu yoktur.
Dünyada şu anda İslami yönetim yok ki. İslami yönetim olabilmesi için Hilafet Kurumu'nun olması gerekir, onu söylemek istemiştim. Bunlar bireysel hareketler, bireysel İslami yorumlar.
Dünyada şu anda İslami yönetim yok ki. İslami yönetim olabilmesi için Hilafet Kurumu'nun olması gerekir, onu söylemek istemiştim. Bunlar bireysel hareketler, bireysel İslami yorumlar.
Bunun da sizin kişisel yorumunuz olduğu gibi değil mi Ama bu bu yorumu yaptığınız gerçeğini değiştirmiyor. Hilafet kurumundan tam kastınız nedir bilmiyorum ama tam olarak ne demek istediğinizi anlayamadım.
İslam dini bile her coğrafyada farklı algılanıyor, islami bir yönetimin genel geçer ve tek tip olması mümkün değil.
Temelini dine dayayan tüm siyasi ve toplumsal oluşumlar günümüz insanının çağla beraber değişen bireysel ve toplumsal ihtiyaçlarına cevap verememekte, dünyanın hiç bir tarafında demokratik bir alternatif olarak insanlığa yeni ufuklar sunamamaktadır.
3. dünya ülkelerinden oluşan bir coğrafyada, eğitimin ve ekonomik refahın düştüğü bölgelerde, azgelişmişlik değerlerini kullanarak çoğu zaman demokratik olmayan yollarla silahlı güç kullanarak siyasi iktidar mücadeleleri vermektedir.
Uygarlığın iki ayağı vardır, Bilim ve Sanat. Temelini ve gelişimini pozitif bilimden ve çağdaş insan haklarından ve demokrasiden almayan tüm hareketler önü tıkalı olarak kalmaya mahkumdur. İnsanlar birey olma bilincini elde ettikçe ümmet mensubu ya da özgür bir birey olma tercihini de kullanacaktır...
ümmet mensubu ya da özgür bir birey olma tercihini de kullanacaktır...
"Ümmet mensubu" olmanın karşıtı "özgür birey" olmak değil, "dinsiz birey" olmaktır. Bir kişi hem müslümanım deyip hem de İslam ümmetinden değilim diyemez.
Bunun da sizin kişisel yorumunuz olduğu gibi değil mi Ama bu bu yorumu yaptığınız gerçeğini değiştirmiyor
Bu benim kişisel yorumum değil.
İslam en son din olmasına rağmen dünyada üzerinde en çok kitap yazılan din'dir. Tüm kıstas ve şeraitleri de yazılıdır. Sizin sorduğunuz genellemeyi (özgürlüklere saygı bekleme) yapabilmek için; gerçek anlamdaki bir islam devletinin kurulabilmesi ve Hilafet Kurumu'na ihtiyaç duyuluyor. Eğer bu kurum, yani müslümanları tek merkezden yöneten, tek merkezden fetva çıkaran bir kurum yok ise, ortada bir islam devleti olamaz. Bu yüzden ki, Türk-İslam, Arap-İslam, İran-İslam gibi şeyler sadece devletlerin kendi yorumlarından başka birşey değildir.
Aslında cevap sorunuzun içinde de var. İslamcı hareketler. İslam değil
Sevgiler.
En son Cem Tamer tarafından Prş 30 Tem 2009, 11:36 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
"Ümmet mensubu" olmanın karşıtı "özgür birey" olmak değil, "dinsiz birey" olmaktır. Bir kişi hem müslümanım deyip hem de İslam ümmetinden değilim diyemez.
Bnuu belki de Sudan'da pantalon giydiği için kırbaç cezasına çarptırılan kadınlara sormak lazım. Özgür birey dinsiz birey midir diye? Kimbilir ne der?
"Ümmet mensubu" olmanın karşıtı "özgür birey" olmak değil, "dinsiz birey" olmaktır. Bir kişi hem müslümanım deyip hem de İslam ümmetinden değilim diyemez.
Bu da bir itikat ve biat yaklaşımı olup laik ve özgür bireyleri ilgilendirmemektedir. Kimin müslüman sayılıp sayılmayacağınla demokratik ülkeler değil, mollaların verdiği fetvalarla yönetilen ülkeler uğraşmaktadır.