Dil devrimi Ataturk ile pat diye yapilan bir devrim degildir. Eger biraz incelerseniz 1839 yilinda ilan edilen Tanzimat ile beraber bu tartismalar surekli yapilmis Omer Seyfettin, Namik Kemal, Sinasi gibi yazarlarin katkilariyla adeta devrimin altyapisi hazirlanmistir. Turkce’yi Arapca ve Farsca kelimelerden arindirarak halkin anlayabilecegi sade Turkce’ye yonlendirme cabalarinin neticesidir Ataturk’un dil devrimi. Burada tartisilacak, Turk Milleti’ni rahatsiz edecek bir nokta oldugunu zannetmiyorum. Kuran’i anlamak icin dahi Arapca ogrenmeyen cahil ve tremble din tacirlerinin iftiralari ile ortaya atilan iddialar malesef halkimizi yanlis yonlendirmektedir.
Vefatının 81. yıldönümünde, kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü anmak için sayın Cumhurbaşkanımız ve MHP lideri Devlet beyefendi de Anıtkabir’deydi. Halkın yoğun tezahüratlarına nail oldular.
Dil ve harf inkılapçıları da gelmiş tam olmuş. Dilde devrim olmaz. Dil, yaşayan bir varlıktır ve zaman içinde değişim ve etkileşimlere uğrar. Bir dil, diğer dillerden ne kadar etkilenirse o kadar zenginleşir çünkü etkileşime girmeyen bir dil, aslında dünyadan izole topluluklar tarafından konuşuluyordur.
Dilde sadeleşme adında masa başında oturup kelime üretemezsiniz. Bu, dile ihanettir. Kelimelerin de bir çıkış kaynağı, hayat hikayesi vardır. Atatürk, Falih Rıfkı Atay'a "çocuk, biz dili çıkmaza sapladık" diyerek yaptığı sohbette dili arapsaçına döndürdüklerini ve bunun yanlış olduğunu; bu yanlışta ısrar etmeyeceklerini söylüyor. Zaten Güneş Dil Teorisi saçmalığını bırakıp, Türkçeyi daha fazla katletmeyi bırakmaları buna örnektir. Atatürk, realist biriydi. Hatadan dönmeyi de bilirdi ama bazıları bir türlü dönemiyor. Çünkü ideolojik cehaletleri buna izin vermiyor. Gerçi "şapka devrimi" diyen tiplere "dil devirimi" gayet normal gelir de devrimleri basitleştirmek/ucuzlaştırmaktan başka bir şey değildir bu. Bir devrim arıyorsanız "cumhuriyet" başlı başına bir devrimdir. Ona, saçmalıklarla değil, ilim ile değer katabilirsiniz.
Bugün, devlet ve hukuk alanında kullandığımız kelimelerin neredeyse tamamı Arapça ve Farsça'dan dilimize girmiştir. Bugün sözlükte M harfini taradığınız zaman neredeyse etimolojik kökeni Türkçe olan bir kelime ile rastlamazsınız ancak bu kelimeleri sözlükten çıkardığınızda ise Türkçe konuşamazsınız.
Ben, Adriyatik'ten Çin sınırına kadar Türk topraklarının neredeyse hepsine gittim. Orada çok rahat şekilde Türkçe konuştum ancak bir fark ile; sözde devrimden sonra uydurulan yapay kelimelerin hiçbirini anlamıyorlardı. Çünkü bunların Türkçe ile alakası yok. Çoğu, Türkçenin kurallarına bile uymuyor. Halbuki bildiğimiz köy ağzı ile konuştuğumuzda birbirimizi gayet iyi anlaşıyorduk. O köy ağzı da sayısız Arapça-Farsça kelime içeriyor. Biz dilde devrim yaptık da o garibanlar da mı yaptı!?
Bir de tutup klasik dönem edebiyatından örnekler verip bu farklı bir dil ve anlaşılmıyor diyorlar... Cehaletten dolayı böyle diyorlar. O paylaştığın şey bir sanat eseri. Eseri, dil ve kelime oyunlarıyla süslüyor. Yani eser sahibi kalemini konuşturmanın derdinde. Amaç şaşalı olması, sokaktan geçen adam için yazmıyor onu. Tutup klasik metinleri düz yazı türü ile yazılan hikaye, masal ile karşılaştırmak ne cahilliktir. Zaten Yunus'dan verdiği kısacık şiir örneğinde bile 30 kelime Arapça-Frasça kökenli. Hayır yani onu da geçtim. Bugün devlet protokolünde, tıp, hukuk ve felsefe alanında yazılan kitapların kaçını hece hece anlayarak okuyorsunuz? Bırakın da binlerce yıllık medeniyetimiz ona uygun şekilde hareket etsin. Sokak-kahve ağzıyla konuşan bir devlet ricali, mahkeme metni, sağlık raporu olur mu hiç!?
Bana yaptığın saygısızlığa eyvallah der geçerim ama hala yaptığın saygısızlığı burada savunmaya çalışıp duruyorsun.
Özrü kabahatinden büyük demiş atalarımız çok doğru söylemiş. Yaptığın hatayı başkasının üzerinden temizlemeyi bırak bir an önce o mesajını kaldır.
O saatte benim 3 yaşındaki kızımdan ülkenin Cumhurbaşkanına kadar herkez saygı duruşunda hareketsiz durdu neyi savunuyorsun, kimden buluyorsun bu saygısız tavrına kılıf