Türk olmak utanılacak birşey elbette değil, ama demokrasiye inan biri olarak, anti-demokratik düşünceleri savunmak, utanılacak birşey...
Demokrasi söyleminiz ve vurgunuz inanın çok etkileyici. Amaaaaaa
11 Yıldır tek başına, üstelik muhalefetsiz iktidar olan bir hükümetin şimdi mi aklına geldi bu
PKK ile yapılan uzlaşmada bu madde yer almasaydı, hükümetin böyle bir planı projesi varmıydı sizce
Vardıysa parti programına koymayı niye akıl edemediler sizce
Eğer PKK ya bir taviz olarak böyle bir hamle yapıldıysa bu hamle, biz Kürt olmayan vatandaşların duygu düşünceleri hiç hesaba katıldı mı mesela
Kürt bir çocuğun Andımızı okurken hissettiği duyguları insani olarak hissettiğini söyleyen arkadaşlar, neden mesela Sünni olmayan çocukların (Hristiyanı, Musevisi, Alevisi, Şafii, Ateisti, Şamanı) din derslerinde neler hissettiklerinden bahsetmezler
Diyanet İşleri Başkanlığının sadece Sünni kesime yönelik hizmet vermesine üzülmezler
Demokratlık o kadar kolay değil sonuç olarak.
İşine geldiğinde hissiyatlı demokrat olup, işine gelmeyince üç maymunu oynamak nasıl bir duygu
Burada andımızı savunan arkadaşlara bir şey sormak istiyorum her sabah siz kalkıp varlığınızı kürt varlığına armağan eder misiniz bir de bu açıdan bakın
İktidar partisi ülkenin düzenini değiştirecek büyük değişiklikler yaparken ilgiyi dağıtmak için salata olarak böyle konular çıkarıyor, insanlar bunları tartışırken asıl gündemde olması gereken işler sessiz sedasız yürüyüyor.
Referandumla yargıyı ele geçirirken çocukları koruma sendika hakkı Kenan Evren yargılanacak vs yemler atılmıştı. Şimdi RTE'yi başkan veya genişletilmiş yetkilerle cumhurbaşkanı yapmak için uğraşıyorlar, ama bu konu değil de "Andımız" konuşuluyor.
Burada andımızı savunan arkadaşlara bir şey sormak istiyorum her sabah siz kalkıp varlığınızı kürt varlığına armağan eder misiniz bir de bu açıdan bakın
Hayır tabi ki ama sen lütfen şu açıdan bir bak. Nufusun büyük çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu adı türkiye olan Türklerle Türk kimliği ile özdeşleşmiş bir ülkede yaşıyorsun...Ve sadece kürtler değil lazlar çerkezler gürcüler ermeniler museviler rumlar ahıskalar abhazalar pomaklar çıtaklar terekemeler ve adını sayamadığım farklı etnik gruplarda yaşıyor bu ülkede ve hemen hemen hepsinin kendi dili, örfü adeti var ...Herkes herşeyi kendi dili yada milli kimliğine göre yapmaya kalkarsa kaos çıkar bu ülkede...
Hem kusura bakma ama lazların çerkezlerin ve diğer bir sürü mozaiğin sesi çıkmıyor da neden hep kürtler herşeyden rahatsız oluyor?
Son 300 yıldır neden bütün isyanlar kürtlerden çıkıyor...
Artık kürtlerde uyanmalı bence maşa olarak hiç bir yere varılamaz ve millette olunamanz ancak bu vaatlerle kullanılır.sen bu gün bu ülkeden bölünürsün yarın amerika izin verir veya gafletine gelir iran veya suriye veya bir diğeri hooooop diye yutar seni...
11 Yıldır tek başına, üstelik muhalefetsiz iktidar olan bir hükümetin şimdi mi aklına geldi bu
PKK ile yapılan uzlaşmada bu madde yer almasaydı, hükümetin böyle bir planı projesi varmıydı sizce
kimsenin elinde sihirli bir değnek yok ki her şeyi biranda yapsın.şartlar olgunlaştıkça her şey yapılır.1923 yılında cumhuriyeti kuran Atatürk anayasada laiklik ilkesini 1937 de anayasaya koydurmuş.
1924 yılındaki anayasadan 1937 ye kadar 13 yıllık bir zaman dilimi geçmiş.Atatürk neye dayanarak laiklik ilkesini 1937 ye kadar anayasaya koydurmamış.Atatürk koalisyon ortağımıydı ki uzlaşmanın peşinde koşacak.elbetteki şartların olgunlaşmasını bekledi.olgunlaştığını düşündüğü zamandada laiklik ilkesini anayasaya koydu.bunu daha önce erbakanda seslendirmişti buyrunn sonucu
Alıntı:
“Yıllardır bu ülkenin evlatları mektebe besmeleyle başlarlar. Siz ne yaptınız? Besmelenin yerine “Türküm, doğruyum, çalışkanım”ı getirdiniz. E siz böyle yapınca öbür tarafta da Müslüman evladı “ya öyle mi? O zaman “ben de Kürdüm, daha doğruyum, daha çalışkanım” deme hakkını kazandı ve böylece bu milletin evlatlarını birbirlerine yabancılaştırdınız.”
(24.02.1994- Bingöl Konuşması)
Erbakan Hoca, bu konuşmanın hemen ardından Diyarbakır 1 No’lu DGM tarafından, TCK’nın 312. Maddesinin 2. Fıkrasındaki “halkı din ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek” suçundan 1 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
Şimdiki Çin’in kurucularından olan ve 1949’dan 1976’ya kadar Başbakanlık yapan Çu En Lay’a 1789 Fransız Devrimi hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, ‘bir yargıya varabilmek için henüz çok erken’ diye cevap verdiği söylenir.
Çu En Lay, böyle bir cevapla bir toplumsal dönüşümün, aradan 150 yıl geçse bile, geriye dönebileceğini anlatmak istedi sanıyorum. Ayrıca bir dönem için çok ilerici sayılan siyasi hareket ve dönüşümler eskiyebilir ve eskidiği oranda da gericileşebilirler. Bugün Fransız Devrimi’nin özgürlük, eşitlik, kardeşlik mottosu nerede, kimlerin elinde? İşte bu soruya bugün kimse doğru bir cevap veremez. Çünkü bu motto yere düşmüştür ve onu düştüğü yerden bir kaldıran çıkmamıştır. Hürriyet, Müsavat (eşitlik), Uhuvvet (kardeşlik) kavramları da bu topraklarda Osmanlı’dan başlayarak temel siyasi akımlarının reddetmeyeceği amaç oldu. Ama bu amaç, bütün bir 20. yüzyılda dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de ayaklar altına alındı. Şimdi her alanda bunu, yeniden yerden kaldırmaya çalışıyoruz.
Günlük siyasi ve ekonomik gelişmelere, tam buradan baktığımızda, birçok sorunun cevabını bulabiliriz diye düşünüyorum. Örneğin Demokratikleşme Paketi’nin başlıklarından birisi ilkokullarda okutulan ve ‘Türküm’ diye başlayan andın kaldırılması idi. Şimdi ideolojik çıkışını Fransız Devrimi’nin o ünlü kavramlarından aldığını varsaydığımız CHP’nin lideri, ‘bu andın neresinden rahatsız oldunuz da kaldırdınız’ dedi. Bu soruyu sorabildiğine göre ya kardeşlik-uhuvvet- kavramının, bu yüzyılda, bu topraklarda nasıl gerçekleşeceğini bilmiyor ya da biliyor ama bu siyasi olarak işine gelmiyor ve karşı çıkıyor. Bu faşist uygulama, kardeşlik kavramını baştan reddettiği için, ötekileştirici olduğu için geç de olsa kaldırıldı.
Krizin çözümü için başlangıç noktası
Gördünüz mü, Çu En Lay ne kadar haklı; Fransız Devrimi, burjuvaziyi iktidara getirdi; iktidarı, özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganı ile aldı bu sınıf. Ama sonra gericileşti ve bu üç kavramı da ayaklar altına aldı. Faşizme sarıldı. İşte CHP ve onun lideri, Türkiye’de gericileşen burjuvazinin siyasi temsilcisidir. Bu gericileşmeyi biz Avrupa’da nasyonel-sosyalizm, faşizm olarak gördük biliyorsunuz. O zaman da rakiplerini yakalamayan, pazar ve hammadde sorunu çeken Alman sanayisini ve finans kapitalini elinde bulunduran gerici burjuvazi, son çare olarak Hitler’e sarılmıştı. Şimdi Türkiye’de küresel rekabet yapamayacak durumda olan, Türkiye’de yeni sermaye girişleriyle ve demokratikleşme ile ‘devletçi’ olma avantajını kaybedecek sermaye kesimleri anlaşılıyor ki, kanlarının son damlasına kadar, CHP marifetiyle bu değişime direnecekler. Ayrıca, Haberal Meclis’te -ne yazık ki- yemin ederken de bunu düşündüm.
Öte yandan şu ABD’nin başına gelenlere baktığımızda, buradaki bütçe kilitlenmesi ve borç tavanı sorunu, bu kez çok daha köklü bir tartışmanın sonucu olarak gelişti. Hiç şüphesiz ki, dünya yeni bir ekonomik yol arıyor. ABD devleti bu kilitlenmeyi defalarca yaşamış. Ancak bu seferki kilitlenmenin, kısır bir Demokrat-Cumhuriyetçi çekişmesinin sonucu olarak değil de, çok köklü bir arayışın sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Kilidin kaynağı, ‘Obamacare’ denilen sağlık reformu gibi gözüküyor. Ama Obama yönetimi, bu gibi reformlarla devletçi olmayan ama sosyal yanı güçlü ve krizden alınan dersler çerçevesinde anti-tekel yeni bir ekonomi yolu arıyor. Ama bu ‘yeni’ yola, tıpkı bizde olduğu gibi, oranın gericileri olan Cumhuriyetçiler direniyor. Ancak bu kriz diğerlerine benzemiyor, mutlaka yeni ve şimdiye kadar batının hiç konuşmadığı bir yol bulmak zorundalar. Bu yol, hiç şüphesiz, batıya Fransız Devrimi’nden beri hiç uğramayan eşitliği öne çıkaracaktır. Aksi halde sistemin ayakta kalması mümkün gözükmüyor.
Bugünkü krizin çözümünün başlangıç noktası, dünyadaki sermaye temerküzünün tersine işlemeye başlaması ve yeni ekonomi şirketlerinin tekelci yapılara dönüşmeksizin artmasıdır. Tabii bu bir başlangıç noktasıdır. İkinci olarak, devletin kamusal işlevini üstlenecek ve bu yolla da piyasayı düzenleyecek yeni bir sivil-kamusal ekonominin adımlarının atılmasıdır.
Bir çıkış: Vakıf ekonomisi
Örneğin vakıf müessesesi ve ekonomisi bu anlamda önemlidir. İslam dünyasında ve daha özel olarak Osmanlı topraklarında, yoksulluğu ortadan kaldırmayı amaçlayan ve ekonomiyi düzenleyen en önemli kurum vakıflardı. Çünkü beşeri sermayenin en önemli unsurları olan sağlık ve eğitime yönelik harcamaların büyük bir kısmı vakıflar tarafından sağlanmaktaydı. 1546 yılında yalnız İstanbul’da 2.515 vakıf bulunuyordu. Murat Çizakça bu ekonomiyi şöyle anlatır: “Gerçekten de, vakıflar sayesindedir ki güçlü devlet tarafından mülkiyet haklarının çiğnenmesi engellenmiş; İslam medeniyetinin zengin mimari mirası finanse edilip yüzyıllarca korunabilmiş; mahalleler maddî bunalıma düşen bir devlet tarafından bindirilen ağır vergi yükünü kaldırabilmiş; arazilerin İslam hukuku gereği aşırı parçalanması önlenebilmiş; yaşlılık ve maluliyet maaşları verilebilmiş; bir kurum olarak sigortanın bilinmediği bir çağda, lonca ya da mahalle üyeleri için ilkel de olsa bir sigorta güvencesi sağlanmış; köprüler, yollar, limanlar, deniz fenerleri, kütüphaneler, sarnıçlar, su bentleri, çeşmeler ve kaldırımlar inşa edilip, korunabilmiş; kısacası savunma hariç medeni bir toplumda olması beklenilen tüm hizmetler bu sistem sayesinde finanse edilmiş, örgütlenmiş, inşa edilmiş ve korunmuştur.” Ancak vakıf müessesi ve ekonomisi, ‘Modern’ Türkiye’de tabii Batı’nın da etkisiyle, yerle bir edilmiş, yağmalanmıştır. Bu da ayrı ama çok acı bir hikâyedir. Ama vakıf ekonomisini ve anlayışını da yeniden, günün koşullarına uygun olarak, inşa etmeliyiz. Bu dünya için de yeni bir yoldur.
PKK ile yapılan uzlaşmada bu madde yer almasaydı, hükümetin böyle bir planı projesi varmıydı sizce
Vardıysa parti programına koymayı niye akıl edemediler sizce
Konunun özeti bu, bunun üstüne söylenebilecek pek bir şey yok.
pkk ile uzlaşmayıp ne yapacaktın.koca devlet önce kurdu pkk yı sonrada başedemedi bir avuç kürt çocuğu ile. şimdi hükümete eli mahkum kaldı. amerika bir haftada türkiyeyi suriye ve ıraktan beter hale getirir.birinci dünya savaşı sonrası nasıl İngilizler tiyatro oynattı bize ise aynısı bu
özel timle milyonlarca kürdümü öldüreceksiniz. zaten pkk yı ne büyüttü bu kadar.ilkokulda bile nefret ederdim sabah soğukta bu andımız işkencesinden.
Alıntı:
mesela Sünni olmayan çocukların (Hristiyanı, Musevisi, Alevisi, Şafii, Ateisti, Şamanı)
bir düzelltme yapayım,safii ler zaten sünnidir.
şaman zaten ülkemizde yok.ama bazı aleviler kendilerinin şaman olduğunu söylüyor alevi televizyonlarında