Neden ergenekoncu AKP olmuyormu Mehmet
O zaman şeriatçı Fetullahçılarda diğer safta senin değine göre
ergenekoncu akp süper espri
Alıntı:
Kudüs mitingini hatırla laik devlet düşmanı Erbakan ın herdediğine inanırsak oo
yani inanıp inanmamak serbest tabi de, van minüt çıkışına, türkiyedeki en koyu israil karşıtı adam olan erbakan hoca önceleri bu bir plan flan diyordu, şimdi o da plan olmadığını anladı bizim eserimiz diyor.
peki bunun bir plan olduğu konusundaki delilin nedir? israille ilişkilerimiz toz pembe mi? her şey çok güzel mi? adam büyükelçimize hakare etti, bir çok olay var. hangi akılla bunlar plan diyorsun?
Alıntı:
ABD nin karşı çıkmasına rağmen girmedimi Kıbrısa kahraman TSK .Ordu o kadar şereflidir ki Senin hayran olduğun kurumdan daha fazla ABD düşmanı vardır
Ordu Kıbrıs'a sivil iradenin emri ile girdi. SANKİ KENDİ BAŞINA GİRMİŞ GİBİ KONUŞUYORSUN. Ordu devleti mi yönetiyor? bırakın artık bu militarist kafayı. ORDU SİYASETİN EMRİNDEDİR.
Ordu abd düşmanıdır ama her zaman ABD'NİN KUCAĞINA OTURUR. saf saf, rejim tehlikede diye abd planlarına hizmet eder. kekim benim.
Alıntı:
Ordu bağımsız ve laik bir kurumdur. Erbakan Türkiyeyi araplaştırma ve laik düzeni yıkmaya çalıştığı için oldu Yoksa ABD falan deli saçması
şte siz öyle bir kapana sıkışmışsınız ki, abd plan yapıyor, sizin gibi keklerde hoca laik düzeni yıkacak diye onu deviriyor sonra abd geliyor akp'yi koyuyor. sonra ona da saldırıyorsunuz
İfade vermeye hazırmış, demekki elinde iddilarını kanıtlayack birşeylerde var. Sayın savcılar a duyrulur.Bu iddialara ve öne sürülenlere bakılırsa yakında deşifre olacak çok sayıda sahte plan ve isim göreceğiz
Baştan aşağı kendi kendine çelişen ifadeler.
Sanırım aylardır ortaya çıkan şeylere akıl ve mantık çerçevesinde cevap veremeye veremeye, bazı dostların kendi kendilerini zihnen ikna etmek için başvurdukları savunma mekanizmalarının bir sonucu. Tabii fikriyatta "karar verilmiş sonuç"a ulaşabilmek için bahane üretme zorunluluğu yaşandığından bahanelerin birbirini çürütmesi veya daha çetrefilli açmazlara sokması gözden kaçabiliyor veya daha kötüsü içeriğine bile bakılmadan bu bahanelere sığınılabiliyor...
İzah edeyim sevabına;
Hanımefendinin birisi ifade vermeye hazırmış. bu güzel. Elinde de iddialarını kanıtlayacak birşeyler varmış. Bu birşeyler her ne ise, bugüne kadar ortaya saçılan imzalı mühürlü, koordine paraflı, gömülü aşikar, resmi veya kaçak göçek ses kayıtlı, mühimmatlı, bombalı, Danıştaylı, Cumhuriyet gazeteli zilyon şeyden daha önemli olmalı ki, bu saydıklarımı kaale almamış dostlarımız hanımefendideki şeylere dikkat çekiyor...
Bununla da yetinilmiyor, zaten hukuk sistemimizde görevlerini yaptıkları için kendisi gibi düşünenlerce en çok eleştirilen "savcı"lara durum duyuruluyor.
İşin en garip tarafı ise, bu duruma bakılarak "yakında deşifre olacak çok sayıda sahte plan ve isim" görülebileceğinden bahsedilmesi...
Açmazlara bakar mısınız? Sığınılan limana bakar mısınız? Ortadaki ses kayıtlarından, defalarca resmiyeti kanıtlanmış, ortaya dökülmüş ıslağı kurusu belgelerden daha önemli görülerek reklamı yapılan belgelerin otomatik olarak "sahte plan ve isim" olarak, üstelik elde herhangi bir adli soruşturma, mahkeme kararı olmadan "downgrade" edilmesine ne denir?
Daha bitmedi... Varsayalım ki, hanımefendinin elindeki bu belgeler bazı dostların gönül koyduğu gibi sahte olsun... İyi de bu sahte belgeleri kim hazırladı? Eski eşi mi? kendi mi? yoksa ekmeğini yedikleri kurumdan birileri mi? Bu belgelere hanımefendi nasıl sahip oldu? Yani bu konu biraz açıklanmış ama işe geldiği kadar, sorduğum şu; gerçekse de, sahte ise de, bu tür belgelerle alakası olmayan bir hanımefendi bu belgelere nasıl ulaşmış... Hani, "hukukun üstünlüğüüüü" diye ünleyen dostlar, iş askeri tesislerin hukuk erbabınca araştırılmasına gelince "devlet sırrı" söylemine yatay geçiş yapıyordu ya, bu hanımefendi bu sırlara sahip olunca işin bu boyutu birden gözden kaçıveriyor galiba...
Eski eşine fatura kesecekler varsa dikkatli kessinler, bu sefer bambaşka noktalar ortaya çıkacak
Aman dikkat...
"Demek ki, her halukarda bazı dostların asla söz söyletmedikleri bazı kişile ve kurumlarda da alengirli şeyler olabiliyormuş" deyiverir birileri... Sonra da yıpratmaydı bilmemneydi demeyesiniz...
Bu günkü Vatan gazetesinde manşetteki haberlere bakarsan,
Nerden beslendiğiniz anlaşıldı, aydın doğan grubunun vatan gazetesini kaynak almanız nasılda yönlendirildiğinizi gösteriyor. tarafı eleştirirken kendinizde sanki çok iyi bir medyayı takip eder pozuna bürünmeniz tam bir şark kurnazlığı. takke düştü kel göründü.
alman ortaklı vatansız gazetesi .
klasik chp yandaşı gazete.
ordu yandaşı aynı zamanda. yada öyle görünüyor.
bir takım güruh....
En son Mehmet Kasım tarafından Pts 19 Nis 2010, 20:23 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Eğer bu ülkede denokrasi bir yerlere gelecekse ve bunu istiyorsak, TSK'nında görev yetki ve sorumluluklarını politikanın ve siyasetin dışına taşımalıyız.
Şimdiye kadar bu başlıkta darbe savunuculuğu yapanlar darbelerin uzun süreli ne tür yararları oldugunu ve bu ülkeye ne kazandırdıgını anlatabilirmi?
Ermeni tehciri, Yunanistan'ın NATO'ya kabulü gibi Türkiye'nin başına bela olan iki unsurla askeri darbelerin nasıl bir bağı var?
Hürriyet Gazetesi'nden Ertuğrul Özkök, perşembe günü yayınlanan, "Paşa darbe yapar mı?" başlıklı yazıda, üst düzey bir komutanın ağzından şu tarihî ifadeleri aktarıyordu: "Türk ordusunun geçmişte en kötü duruma düştüğü dönem hangisidir? Gerileme dönemi falan değil. 1908 ile 1918 arasıdır. Yani ordunun İttihat ve Terakki hareketi ile siyasete bulaştığı dönem. Biz bunu harp okullarımızda ders olarak öğretiyoruz."
Paşa'nın üzerinde durduğu dönemi yani 1908 ile 1918 arasını şöyle bir hatırlamakta yarar var. 1908 askerî bir darbeyle Abdülhamit'in padişahlıktan indirilip Selanik'e sürgün edilmesi ve 'Üç Kafadar Paşa'nın devleti hayaller, ütopyalar ve gizli emelleriyle yönetmeye başladıkları tarihtir. Ve bu 10 yıllık süreçte askerî gücü arkalarına alarak yaptıkları şeyler bir yüzyılı ve koskoca bir coğrafyayı derinden etkileyecek ahmaklıklarla doludur. Bütün ülkenin darmadağın olması, Balkanlar'ın, Ortadoğu'nun elimizden uçup gitmesi, Ermeni tehciri, Birinci Dünya Savaşı, Sarıkamış faciası hep bu dönemde gerçekleşmiş, ülke perme perişan, tarumar olmuştu. Yani sadece ordu değil, ülke belki de tarihinin en kötü dönemlerini yaşamıştı.
Bilindiği gibi askerî dönemlerde ya da askerin politikada etkili olduğu zamanlarda her şey iki dudak arasından yönetilir. Fevriliklerin, hesapsızlıkların, yanlışların bini bir paradır. Tepede duran askerler koskoca ülkeyi yönetirlerken mutlak güç sahibidirler. Güç, insanı pek bir mutlu eder böyle dönemlerde. Bu mutluluğu yaşamak için de pek çok şey gerekçe gösteril(ebil)ir. Türkiye'deki bütün sıkıntıların temelinde askerin çeşitli bahanelerle -kimi zaman komünizm tehlikesi, kimi zaman kardeş kavgası, kimi zaman ise irtica- siyasete karışması yatıyor. Böylesine büyük ve stratejik bir ülkeyi kim ya da kimler iki dudak arasından yönetmek istemez ki? Türkiye'nin tıpkı 1908-1918 yılları arasında olduğu gibi geri dönülmez kayıplar verdiği zamanlar, hep askerî dönemlerdir. Buna bir örnek vermek gerekirse 12 Eylül'den hemen sonra Yunanistan'ın askerî kanada yeniden dönmesini sağlayan Rogers planıdır.
1974 yılında NATO'nun askerî kanadından ayrılan Yunanistan, daha sonraki yıllarda bu kararından pişman olmuş, geri dönmek istemiş; ancak Türkiye bunu veto etmişti. ABD de Yunanistan'ın askerî kanada dönmesini çok istiyordu. Ama Türkiye veto etmekte çok kararlıydı. 12 Eylül darbesinden hemen sonra Kenan Evren başkanlığındaki askerî yönetim, ABD'nin bu ricasını geri çevirmemiş ve hiçbir karşılık almadan bu isteği kabul etmişti. Böylesine bir olay sivil bir hükümet iktidarda iken olabilir miydi? Pek mümkün görünmüyor. İşte askerî yönetimler, ülke için böylesine kolay kayıpların çokça yaşandığı dönemlerdir.
Atatürk bu olayın farkında olduğu için üniformalarıyla ülke idaresine müdahale eden, siyaset yapan komutanları uyarmış, "Eğer siyaset yapacaksanız o üniformaları çıkartın." demişti. Türkiye belki son elli yılın en iyi büyümesini askerin kendi yerine çekilmeye özen gösterdiği bu beş yılda gerçekleştirdi. Bu duruma Özkök Paşa'nın tavır ve davranışlarının katkısı da çok büyük olmuştur.
Askerin yönetime müdahale ettiği, siyasete karıştığı dönemler ülkenin felaha erdiği, sükunete erdiği zamanlar değil, bilakis kayıpların alabildiğine kolaylaştığı dönemlerdir. En büyük kaybı da askerin en etkili olduğu 1908-1918 yıllarında yaşamıştık.
Mehmet Kamış/Zaman
Kim ABD yanlısı kim degil o belli oluyor. Sanırım yunanistanın kucagınada birileri oturmuş!!!!
[/quote]
Erzurum'daki Ergenekon davasının İstanbul'da görülmekte olan "İrtica İle Mücadele Eylem Planı" davasıyla birleştilmesine karar verildi.
Alıntı:
Mahkeme heyeti, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki davayla Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu gerekçe göstererek söz konusu davaların birleştirilmesine oy çokluğuyla karar verdi.
Mahkeme Başkanı Mustafa Karatay, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Erzincan'daki ''Silahlı Terör Örgütü'' davasının İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davası ile birleştirilmesine oy çokluğu ile karar verildiğini açıkladı. Karatay, gerekçeli kararda ise Erzurum'daki dava ile hukuki ve fiili bağ bulunduğunu gösterdi.
Mahkeme heyeti sanık ve sanık vekillerinin taleplerinin de İstanbul'daki 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi yönünde karar verdi.
Bu arada tutuklu sanıkların delilleri karartma ve kuvvetli suç şüphesi sebebiyle tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.
millet bu planlara gereken cevabı sandıkta verdi. ergenekona destek olanlar yerlerde süründü. halk ergenekonu istemiyor. dursun çiçek gibiler bitti artık.