1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2  |
 |
Gökhan Gök
10 yıl önce - Sal 30 Ekm 2012, 03:32
Sebatay yahudileri haric, Türkiyede azinmayacak kadar ermeni kiriptolari da vardir
mesela Yigit Bulut, Türkiyedeki kiriptolari yerlesik duzen diye adlandirarark anlatiyor
|
 |
Gökhan Gök
10 yıl önce - Pzr 23 Arl 2012, 21:46
M. Şevket Eygi : Kriptolar Pakraduniler
Onun asıl isminin Artin olduğunu biliyor musunuz?.. Türk veya Kürt olmadığı kesin ama Kriptoların hangi grubuna mensup olduğu kesin değil.
Bu kanlı hikayenin içinde birtakım Derin İstihbaratçıların olduğu söyleniyor.
Koskoca bir devlet, muazzam bir ordu bu faciayı otuz yıla yakın bir zamandan beri bitiremiyor.
Çok kanlı ve çok kârlı bir iş bu.
Ülkeye, halka ve devlete yüz milyarlarca dolara mal oldu.
Birileri bu işten çok paralar kazandı, büyük zengin oldu. "Mallar" bir ara helikopterlerle taşındı.
Bu kanlı facianın ismi "Bitmeyen Faciadır..."
Bunu kimse bitiremez... Özal bitirmek istemişti de onu bitirmişti Derin'ler.
Derin ve gizli birileri bu savaş bitmesin ve sonunda Türkiye bölünsün ve parçalansın istiyor.
Böyle bir şeyi gerçek Kürtler ister mi? İstemezler, çünkü Türkiye parçalanırsa onlara ait topraklara birtakım yabancılar gelecektir. Kavga bitecek ama yorgan da gidecektir.
Bu bir Kürt millî hareketi midir? Hayır!.. Kostümler Kürttür ama oyunu sahneye koyanlar ve senaryoyu yazanlar Kriptodur.
Kripto ne demektir? İki kimlikli demektir. Görünen kimliği iğreti, yalan ve sahtedir. Asıl kimliği gizlidir.
Kriptolar sadece dağdakiler midir?.. Hayır!.. Asıl güçlü, sinsi ve dehşetli Kriptolar dağda değil, bağdadır.
Kriptolar doğu ve güneydoğu Anadolu'yu boşaltıyor mu?.. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Oraları niçin boşaltıyorlar?.. Müsait zaman gelince, fırsat zuhur edince o bölgelere dışarıdan nüfus getirilecektir. Boşluk onlar için hazırlanıyor.
Dağdaki ve bağdaki belli başlı Kriptolar niçin tespit edilip teşhir edilmiyor?.. Doğrusu buna benim de aklım ermiyor...
Türkiye halkı bu Kriptolar meselesine vakıf mıdır?.. Maalesef yüzde değil, binde biri bile bilmez bunları.
Bu konuda Türkiye gazetesinin 9 Şubat 2012 tarihli nüshasının birinci sayfasında çok önemli bir haber yayınlandı. Gereken ilgi gösterilmedi, kaynadı gitti...
Niçin bu kadar önemli bir haber ilgi görmedi?.. Demek ki uyuyoruz!..
Büyük medya, Türkiyenin parçalanmasına yol açabilecek bu çok önemli ve vahim konuda ne yapıyor?.. Büyük medyanın gündeminde futbol var, magazin var, bazısında müstehcen yayınlar var, meraklı haberler, şehvet var... Ülkeyi allak bullak eden Kriptolarla uğraşacak vakitleri yok.
Başka sebep yok mu?.. Var tabiî... Ülkemizde iki büyük Kripto azınlık vardır. Birileri yazımın üst tarafında dağda ve bağda olanlar diye anlattığım kesim; diğeri ise Yahudi kökenli olanlar.
Birinci kesimdeki Kriptolar içinde de Yahudi kökenli olanlar var mı?.. Var... Onlara Pakraduniler deniliyor... Yahudilikten Ermeniliğe geçmişler... Daha sonra da Kürt veya Türk, Sünnî veya Alevî Müslüman görünmüşler...
Aaaa!.. Ben bu Pakraduni lafını hiç duymamıştım. Sen bunu nereden çıkarttın?..
A akıllım, dünya ve bilgi senin bildiklerinden ibaret olsaydı, her şey ne kadar yoz ve basit olurdu... Sen bilmediğin için onlar yoktur diyenlerden misin yoksa?
Peki bu konuyu nereden öğreneceğiz?
Çoook zor... Kar izleri silmiş...
1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden Abraham Galanti önce Hamenora dergisinde bu konuda Fransızca bir makale yazmış, sonra bu makale küçük bir kitap halinde bastırılmış.
30 yıllarda İstanbul'da yayınlanmış bu derginin İstanbul kütüphanelerinde bir koleksiyonu mevcut değildir.
Fransızca kitapçık da yoktur. Bendenize Pakradunilerle ilgili kitabın mikro filmlerini Berlinden bir dostum göndermek lütfunda bulundu. Berlin Devlet Kütüphanesinde (Eski Prusya Kütüphanesi) bir nüsha varmış.
Peki neymiş, kimmiş bu Pakraduniler?
Böyle gizli, esrarlı konular öyle kolayca anlatılamaz. Pakradunileri anlamak için tarih uzmanlarından bir sene sıkı ders görmek gerekir.
Bizde böyle uzmanlar var mıdır?.. Yoktur, dış dünyadan uzman bulup getirmek gerekir.
Bizim Merakî bey zora hiç gelemez... Madem ki Pakradunileri anlamak ve öğrenmek zor; medyadaki kavga gürültü, magazin, futbol, ıvır zıvır yalan dolan, manken haberleri okumaya ve seyr etmeye devam...
Ehl-i dünya dünyada, ehl-i ukba ukbada...
Kemalistlerin derdi M. Kemal... Müslümanların derdi Çamlıca camii vs...
Dağdaki ve Bağdaki Kriptolar da işlerine devam eder.
Türkiye parçalanıncaya kadar.
Kabak en fazla Müslüman Kürtlerin başında patlar...
Makaleyi Sesli dinlemek icin:
http://www.reklam_link?v=10151309962813979
|
 |
Gökhan Gök
10 yıl önce - Çrş 14 Ağu 2013, 02:44
Burasi Anadolu, bir cok medeniyet ve bir cok degisik halk topluluklarinin yasadigi bir yer, Bu topraklarda guclu kuvvetli olmalisin, olamazsan kendini kirptolamis saklamis gizlemis cakallar bu milleti bölmeye, zayiflatmaya ve her turlu karkasayi cikarmaya calisacakdir
Onun icin ki bu topraklarda her zaman uyanik ve guclu olmak zorundayiz
Biz ne hitler gibi yahudi avina cikariz, ne de hiristiyan papazlar gibi cadi avina, bu topraklarda dimdik ayakta durarak ve bu kirptolarin her oyununu bozarak, dusmanimizi KAHRIDAN öldururuz
TVNET Anlamak İçin - Sabetay Sevi ve Sabetaycılık
|
 |
Hasann35
9 yıl önce - Cum 01 Ksm 2013, 10:01
Yahudiler dünyanın her yerinde -Rusya, İspanya, İngiltere, Almanya, Portekiz, İtalya- zulme, işkenceye uğrarken Osmanlı Devleti zulme uğrayan yahudilere kucak açmış ve yahudileri kendi vatandaşlarından asla ayrı tutmamıştır. Ve bunun bedelini ihanetlerle ödemiştir.
Sabetay Sevi, 1 Ağustos 1626'da, İzmir'de doğmuştur.
Selanik şehrinde çoğu Yahudi olmak üzere gayrimüslim sayısı uzun yıllar fazla olmuştur. Sabetay Sevi burada Mesih olduğunu ilan etmiş ve ayaklanmalara sebep olmuştur.
Kendisine sunulan "ya idam edileceksin", "ya Müslüman olacaksın" seçeneklerinden ikincisini seçer. Fakat yıllar sonra kendisi ve cemaatinin Müslüman kılığında fakat Talmud okudukları anlaşılır. Devamı detaylıca anlatılmış. Daha sonra iş dini boyuttan çıkıp menfaate dayalı siyasal bir sistem kurmuşlardır. Ülkemizde özellikle medyanın büyük bir bölümünü kontrol altında tuttukları iddia edilmektedir.
|
 |
Gökhan Gök
|
 |
Kerim AK
5 yıl önce - Cmt 07 Ekm 2017, 14:21
İTTİHAT VE TERAKKİ, SELANİK DÖNMELERİ (SABETAYİZM), MASONLAR, YAHUDİLER VE SLOGANLARI.
DÖNMELİK Yahudiliğin Kabbala mektebinden ilham almaktadır. Bu ekolde temel sloganlar devrimcilik, ilerlemecilik, özgürlükçülüktür…Dönme örgütlerin temel düsturları özgürlük, eşitlik, kardeşlik kelimeleridir. Yahudiler Fransız devriminde bu düsturları dile getirdiler. Ama kardeşlik derken amaçlan Yahudilerle iyi geçinilmesiydi. Eşitlik derken Yahudilere iyi davranılmasıydı. Özgürlük derken ise Yahudilere alabildiğince özgürlük verilmesiydi. Onlar kardeşlik, eşitlik ve özgürlük sözlerinin altında kendileri için gerekli olan şeyleri isterler. Kimsenin reddedemeyeceği bu sloganlara sığınarak beynelminel bir kimliğe ve bilince bürünmüşler; vatan ve kavim bilincinin üstünde yeni bir bilinç yaratmışlardır.Dönmeler Istanbul locasından sonra Selânik locasını kurdular. Selânik locası Avrupa’daki tüm locaların ruhanî babası durumundaydı. Artık en yetkili âzâlar Avrupa devletlerine Selânik locasından gönderiliyordu. Ittihat ve Terakki örgütünü de kuran onlardır. Sen isme bak hele. Yapmak istedikleri şeyin tam tersini söylüyorlar. Ittihat ve Terakki birlik ve yükseliş anlamına geliyor. Halk ve diğer kesimler birlikten devletin birliğini, yükselişten de devletin yükselişini anlarlar. Fakat onlar Yahudilerin birliğini, Yahudilerin yükselişini kastederler. Sultan Abdülhamid Yahudilerin neler yapmak istediğini iyi bilen akıllı bir adamdı.
Şöyle diyor:
“Sekreterim Ahmet Celâl Paşa’ya Mısır’dan Ali Kemal Bey adlı bir zâttan gönderilmiş bir mektup buldum. Orada doktor Abdullah Cevdet’in, doktor Ishak Sukûti’nin, doktor Bahâuddin Şakir’in doktor Nâzım’ın, doktor Ibrahim Temo’nun adı geçiyordu. Hepsi de ya Fransa’da ya da İtalya’da kurulmuş Mason localarına mensup kişilerdi. Bu lo¬calar Osmanlı devleti içerisine yerleştirdikleri üyelerine çok büyük meblağlara ulaşan paralar gönderiyorlardı.”
Bu örgütlerin dışında yabancı devletlerin elçilikleri de devrimcilik iddia eden, ittihat ve terakki davası güden bu komitecilere kulak açıyor, onlarla görüşmelerde bulunuyordu. Onlara Osmanlı emperyalizminden kurtulmaktan dem vuruyorlar, Kızıl Sultan diye andıkları Abdülhamid’in egemenliğinin yıkılması gerektiğinden bahsediyorlardı.
Dünya Yahudiliğinin komuta merkezinin Selanik olduğunu söylemiştik. Çünkü burası yarıdan çoğu Yahudi olan bir kentti. Nüfusu 340 bin civarındayken, Yahudilerin adedinin 200 bin civarında olduğu bilinmektedir. Kısaca Selânik Avrupa’daki Yahudi mahallesidir diyebiliriz.
Yahudiler dünyaya açılırken kendi isimlerini kullanmazlar. Masonluk teşkilatları halinde ortaya çıkarlar. Amaçları kirlidir. Masonluğun ürettiği gruplardan biri de Jön Türklerdir. Yani genç Türkiyeliler.
Abdülhamid dönemiyle ilgili şöyle bir gerçek vardır:
Serasker Avni Paşa Ingilizlerden büyük yardım aldı. Yüksek dereceden mason olan bu zat Abdülhamid’in amcası olan Abdülaziz’in tahttan hal edilmesinde ve yerine Sultan Murad’ın tayin edilmesinde de rol oynamıştı. Sonradan anlaşıldı ki, Mithat Paşa, aynen Avni Paşa gibi yüksek dereceden bir masondu. (Hani şu kandırılmış Arapların Ebu’d-Düstûr, yani anayasanın babası diye övdüğü sadrazam!) İngiltere tarafından piyon olarak kullanılan Mithat Paşa’nın amaçlarından biri Osmanlı ülkesi içinde yeni sorunlar çıkarmak, diğeri de bizzat yönetimin merkezi olan sarayda dengeleri altüst etmeye çalışmaktır. Mithat Paşa ülkenin harp gailesiyle uğraşmasında da büyük katkıları olan bir zâttır.
Kısaca Yahudi kaynaklı bir örgüt olan masonluk gerek Osmanlı devletinin, gerekse diğer devletlerin yönetim birimlerinde çalışan kişileri kendi adamlarından ayarlamaya çalışmış, ayrıca hedefe varmak için kesif bir casusluk faaliyetinde bulunmuştur. Hükümetlerin gönderdikleri gizli mektupları okuyan, tercüme eden ve masonluk merkezlerine bildiren özel adamlar vardır.
Müslümanların gafletinden faydalanarak girişilen ince hesaplar meyvesini vermiş, İslâm âlemi bu duruma düşmüştür. Onların en tehlikeli kararı, hatta peygamberleri öldürmek, ineğe tapmak kadar büyük bir cürüm olarak nitelendirebileceğimiz son oyunları İslâm hilafetini çökertmek olmuştu. Böylece Yahudiler Müslümanlara karşı tarihteki en büyük zaferlerini elde ettiler.
|
 |
Kerim AK
5 yıl önce - Pzr 08 Ekm 2017, 00:59
SABETAYİST NAZİF ÖZGE'NİN İTİRAFLARI...
Yıllardır içe dönük, gizli yaşayan Sabetayistlerin "kuzu bayramı"yla ilgili ritüelleri ne zaman ortaya çıkmıştı ?
24 Temmuz 1952 tarihinde, başta Ahmet Emin Yalman üzere Sabetayistlere ağır sözlerle saldıran İslamcı Büyük Doğu gazetesinin kapısı çalındı. Gelen kişi, "Ben dönmeyim; Selanik dönmelerinden... Fakat tamamıyla hidayete ermiş bir insanım. Size dönmelerin bütün esrarını ifşa edeceğim" diyen Nazif Özge adında bir Sabetayist/Karakaşî'ydi.
Sabetayist/Karakaşîlerin önde gelen ailelerinden, tekstil ticareti yapan Dilber kardeşlerle kavga etmiş, İstanbul Fatih Noterliği'nden 15 Mart 1952 tarihli bir ihtarname çekmiş, ama muhataplarının onu adam yerine koymaması üzerine, tüm bildiklerini açıklama karan almıştı!
Aldattıklarından biri konumuzu ilgilendirdiği için alıntı yapalım:
Ben Sütlüce'de mezbahada çalışırım. Şark Deri Limited Şirketi'nde bağırsakçıyım. Bir gün evime de mezbahadan bir parça et getirdim. Eve girince ne göreyim. Dönmelerin en büyük hocalarından biri karıma bir kâğıt yazdırıyor. (Adamın adı) Akil Kibar, Yeşildirek Karakolu, Katırcıoğlu Hanı, numara 2'de Abdurrahman Kibar'ın ağabeyidir.
Ben eve girince, o ve karım birdenbire bozuldular. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Birbirlerine kaş göz işareti yaptıklarını gördüm. Akil Kibar, birtakım beylik laflar edip çıktı gitti. O gidince karımı zorladım, kendisine yazdırılan kâğıdı aldım...
Evet, karıma tasallut ettiler. Kendi akideleri icabı dönme karıları böyle hocalarla yatıp da hamile kalacak olursa doğacak çocuk (hâşâ) Allah'a yakın olurmuş. Böyle çocuklara da dönmeler cemiyeti bakar ve onları yetiştirir. Karıma tasallut etmeye kalkmışlar, fakat muvaffak olamamışlar. Bilahare kendisiyle bayram yemeğini yediğim Akil Kibar bana, "Bizim dinimizde böyle şeyler günah sayılmaz" dedi.
Nazif Özge'nin anlattıkları doğru muydu?
Sabetay Sevi'nin doktoru olduğu iddia edilen Yeşu Karillo'nun biyografisini yazan Claude Gutman'ın kitabı dilimize İzmir'in Çılgın Dedikoduları adıyla çevrildi. Kitap, Hıristiyanlığa dönen Karillo'nun ağzından, Sabetay Sevi'nin eşleri Sara20[F20F] ve Esterle yaşadığı cinsel ilişkiler başta olmak üzere, Sevi'nin özel yaşamını anlatmaktadır.
Anlatılanların, Tekvin'de (19/20) geçen Sodom ve Gomorra'dan hiç farkı yoktu!..
Bu kitap, Nazif Özge'yi doğruluyor!..
Gad Nassi'nin, 18 Ekim 1989 tarihinde, Tel-Aviv Üniversitesi'nde toplanan Birinci Uluslararası Türkiye Yahudiliği Kongresi'ne sunduğu tebliğde ilginçti:
Sabetaycı akımın liderlerinden Osman Baba'nın mevcut ahlak kurallarının iptal edilerek, birinci derecede akrabalar arasında cinsel ilişkiyi desteklediğini bilmekteyiz.
Peki niye böyleydi?
Kabala'daki Mesih inancı gereği Sabetay Sevi'nin "ahlaksız bir ortam yaratması"; fahişeyle evlenmesi inanılmayacak olaylar değildir aslında. Çünkü Mesih'ten önce toplum o kadar ahlaksız olacak ve çürüme yaşayacaktı ki, Mesih geldiğinde bunların hepsini düzeltecekti!
Daha önce de basite indirgeyerek yazdım; Mesih Hz. İsa'yı örnek gösterdim: Domuz yenmiyorsa, Mesih gelince yenecektir.
Sünnetliyse, Mesih gelince artık sünnetsiz olacaktır!
Sabetay Sevi bu nedenle Yahudi kurallarını hiçe sayıyordu. Tüm yerleşmiş kuralları kaldırıyordu.
20 Sabetay Sevi'nin evlendiği kadınlardan biriydi Sara. Adı, Yahudi kaynaklarında geçer. Ancak, bizde de "Sare/Sara" ismi vardır. Bunun nedeni Hz. İbrahim'in karısı olmasıdır. Şeyhülislam Üryanîzade Esad Ahmed Efendi'nin kızının adı da Sare ya da Sara'ydı.
Sabetay Sevi'nin ritüelleri buna uygundu.
Örneğin, Tevrat, hayvanî yağların (heleb) yenmesini yasak etmiştir; yemenin cezası cemaatten atılmaktı. Ama Sabetay Sevi "müritlerine" bilerek böbrek yağı yediriyordu.
Yahudi dininde Tanrı'nın "tetragram" olan adı ağza alınamaz, ama Sabetay Sevi bu din yasağım da bozmuştu.
Kadın ve erkeğin eşitliğine inanan düzenlemeler yapmıştı. Dualara, ziyafetlere kadınlar da katılıyor, erkeklerle dans edebiliyorlardı.
Bayramların düzenini-anlamını değiştirerek, Yahudi dininin temel inanç ve yasalarını yerle bir etmişti.
Bütün bu "olumsuzlukları" Mesih gelecek "olumluya" çevirecekti.
Aynı zamanda, Mesih'in gelişini hızlandırmak için, "olumsuzluklar" giderek artırılıyordu!
Bir dakika!..
Son bir not yazmak istiyorum; kimse kimseyi küçük düşürücü sözlerle yargılanmasın; tarihin şaşırtıcı bir sayfasıyla karşılaşabilirler...
Alexandre Bennigsen ve Chantal Lemercier-Quelquejay adında iki Fransız, Orta Asya'daki sufî tarikatlarla ilgili çalışmalarında ilginç olaylarla karşılaştılar:
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Nakşibendi Yesevilik tarikatı Laçiler adıyla bir yapılanmaya girdi. Heterodoks bir nitelik arzeden ve militan bir yapıya sahip bulunan Laçiler, 1870 yılında Hokand hanı tarafından zındık olduğu gerekçesiyle idam edilen Sanivar adlı Yesevî şeyhi tarafından kurulmuştu. Ancak takibata uğraması sebebiyle tarikat varlığını gizli olarak sürdürmüş, özellikle Kırgızlar arasında taraftar bulmuştu. Bu tarikat mensupları gizli gizli düzenledikleri toplantılarda kadın erkek bir araya gelerek musiki eşliğinde "hikmetler okudukları için, seks âlemi yaptıkları gerekçesiyle tatbikata uğramaktaydılar. (aktaran Ahmet Yaşar Ocak, Türk Sufiliğine Bakışlar, 2004, s. 48.)
Yine uzattık...
Özetle, kına yakmadan, nazardan korunmaya; adak olarak horoz kesmekten, muska yazmaya; ağza tükürmekten, sünnete; gelin hamamından, loğusa yatağına kadar bugün Anadolu'daki birçok örf ve âdet Yahudilerde de vardı!..
Bektaşîlik'teki "takiye" anlayışı Sabetayistlerin zaten yaşam zorunluluğuydu.
Derviş, ağa, baba gibi Bektaşî lakaplarını Sabetayistler önde gelen kişilerine vermişlerdi.
Bu "benzerlikleri" yazdıktan sonra gelelim, Tarikat-ı Salahiye Cemiyeti'ndeki masonik özelliklere:
Ritüelleri, masonlar nasıl Yahudilik'ten almışsa, Tarikat-ı Salahiye de mason localarından almıştı.
Örneğin, toplantılarda para ve diğer bağışları toplamak için yeşil renkli bir kese ve kutu (hasenat kesesi) bulunuyordu; yani masonların "dul kesesi" gibi... Oylamalarda kullanılan "skrüten" kesesi-sandığı ve üyelerin tekliflerini yazıp attıkları "teklif kesesi" aynen masonluktan alınmaydı.
Mason toplantılarında "dul kesesi" ve "teklif kesesi" her toplantı sonunda üyeler arasında dolaştırılırdı; Tarikat-ı Salahiye'de de bu aynen vardı!
Toplantı salonunda tören düzeni; toplantı güvenliği; konuşma sıralan ve âdetleri; kabul merasimi ve üst mertebeye terfi törenleri; giyilen simgesel kıyafetler bile masonlukla benzerdi. Bitmedi.
Tarikat-ı Salahiye'nin idarî sistemine ve tören usullerine Bektaşîlikken ve Hurufîlik'ten
esinlenen esinlenen harf ve sayı gizemciliği derinlemesine nüfuz etmişti. Tarikat-ı Salahiye de Arap harflerinin sayısal değere sahip olma özelliğiyle oynar; örneğin tarikatın simgesi ümmet sözcüğünün sayısal değeri olan 441'dir. Bu konuda da masonlukla hatırı sayılır bir ortaklık söz konusudur. Çünkü masonluk da Arapların "sihirli karelerinden miras alınmış, Yahudi Kabalacılar ve Hıristiyan Hermesçiler tarafından uyarlanmış gizli bir alfabeye sahiptir. (Thierry Zarcone, islam'da Sır ve Gizli Cemiyetler, 2005, s. 142.)
Bitmedi. Tarikat-ı Salahiye'nin imzası (......) Yahudilerin ve masonların simgesi "yedi kollu şamdan"a benziyordu...
Tarikat-ı Salahiye'nin üyelerinin kimler olduğunu yazmadan önce, yakın tarihimizden bir olayı size nakletmek istiyorum, istiyorum ki, masonların Bektaşî tekkeleri içinde ne kadar güçlü olduğunu görünüz.
|
 |
mahmut11
5 yıl önce - Pzr 08 Ekm 2017, 01:49
Şuanda aktif ve yasal olarak çalışan "Rotary Vakıf"ları mevcut. Bunlara nasıl hareket edebiliyorlar?
|
 |
Misafir d63
5 yıl önce - Pzr 08 Ekm 2017, 01:57
Çok yakın bir arkadaşınız sabetaycı çıksa ne yapardınız?
|
 |
Cenkcan
5 yıl önce - Pzr 08 Ekm 2017, 02:07
Ermeni kriptolarının çoğu Kürtler arasında çünkü eskiden Kürtler arasında yaşardı Ermenilerin çoğu.
|
 |
sayfa 2  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|