1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 4  |
 |
Selcuk Aral
18 yıl önce - Pts 23 May 2005, 11:29
Sevgili WOW'cular !
Türkce sanildigi veya bize geldigi kadar ögrenilmesi ve kullanilmasi kolay olan bir lisan degildir. Cok lastiklidir ve ayni kelime cogu zaman bir kac yöne cekilebilir ve yanlis anlasilmalara sebep olabilir. Hatta yanlis kullanilan tek kelimenin bile *bir cuval inciri hilaf etmesi* mümkündür.
Ben kendi payima, cogu zaman, yatip kalkmis Allaha dua etmis *Ne sansliymisim da Türkce'yi annemden ögrenmisim: Ya yabanci bir lisan gibi okulda ögretmenden ögrenseydim* ne yapardim diye düsünmüsümdür.
Mimar Sinan anlatilirken bu yaziyi yazan kisi tarafindan daha cok kibarca *Taklit* anlamina gelen bir kelime kullanilmistir. Bu yanlis oldugu gibi ayni zamanda tahrik edici ve negatif bir ifade veren ve yayan bir benzetmedir.
Öbür taraftan, tabii olarak, Istanbul'un feth'inden itibaren Fatih'le baslayan ve onu devam eden Osmanli Padisahlarinin insa ettirdikleri yapilarda mevcut olan kuppelerde hep Ayasofya' nin bir ölcü olarak alindigi, ona erisilmek hatta gecilmek istendigi bir gercektir. O zamanin en heybetli ve kudretli hükümdarlari olan bu kisilerin, daha evvel yapilmis olandan, daha büyük, daha genis, daha yüksegini yapmak istemeleri gayet normal, insanlarin temelinde yatan bir arzudur.
Bu yukarda bahsettigim arzu zamanimizda da ne eksilmis ne de ortadan kalkmistir. Günümüzde de halen hem national hem de international alanda her bransta her klaslamada ayni hiz ve siddetde devam etmektedir.
Hepimizin bildigi gibi: Istanbulda'da insasina baslanan bir binanin, sadece insaata basladiktan sonra daha yüksek olacagi duyulan, ortaya cikan bir binayi asabilmek icin, planlari degistirilip, ilave ve eklemeler yapilarak, ötekisini gecmeye calisilmaktadir.
Yanliz simdi oldugu gibi o zamanda bu gibi davranislar hakkinda positif ve negatif reaktionlar olsa da: Bu tarz bir davranisa taklit veya kopya etmek demek yanlis olur. Bu bir taklit degil daha cok rakibi (ayni seyi veya benzerini yapan digerini) gecmek ve asmak arzusu, daha dogrusu: tek kelimeyle *Rekabet' dir*.
Hosca ve dostca kalin sevgili WOW'cular !
|
 |
Tolga05
18 yıl önce - Pzr 29 May 2005, 05:15
Haklisiniz taklit kelimesinin yanlis kullanimi soz konusudur ancak bu yanlisliktaki nuans farkini vurgulamak icin sanat terminolojisinin onemli iki kavrami da ortaya konulabilir;
Kopya: Bir sanat eserinin ayni olarak yapilan sureti. Sahte ile ayni manada degildir. Hicbir kopya orjinalini tam aksettirmez bununla beraber orjinalini asmis ornekler de olabilir. Sanatta kopya antikiteden beri gorulur. Ornegin bugun Klasik Yunan heykeltrasisinde bircok urun, ancak Roma Donemi kopyalari sayesinde bilinebilmektedir.
Replik: Ayni orjinale dayanan eserlerin aralarinda aldiklari adtir. Repliklerin cok olusu o orjinalin degerli oldugunun gostergesidir.
|
 |
ASLI
17 yıl önce - Pts 17 Ekm 2005, 20:08
Buyuk ustadin olumuyle ilgili bir yazi, gecen gun fwd mail olarak bana ulasti. Kaynagini bilmiyorum, bilen varsa bildirsin lutfen..
| Alıntı: |
SUSUZ EV
>>>
>>>İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan'ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur. İstanbul'un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı çağırır, der ki:
>>>"Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?"
>>>
>>>Mimarbaşı der ki:
>>>"Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut sulan İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm."
>>>
>>>Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece'den başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş'a kadar istanbul'un kıyılarında,dereleri, akan sulan tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar.
>>>Sultan sorar:
>>>"Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün müdür?" Mimarbaşının cevabı:
>>>"Belki sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var."
>>>"Nedir o mimarbaşı?"
>>>"Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su gelebilir."
>>>Kanuni'nin cevabı şu olur:
>>>"Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle.
>>>Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım."
>>>Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki sultan Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır. Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.
>>>O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp
>>>gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.
>>>Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki:
>>>"İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır."
>>>Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel olarak Sinan'a iletilir. Denir ki:
>>>"Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin."
>>>Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.
>>>Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne'deki Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır. Devir hep öyle geçmemiştir. İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir. Kanuni vefat etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir. Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir. Çevresindeki dostları göçtüğü içinde kendisi istanbul'da adeta yapayalnız kalmıştır. Ve yeni bir nesil yetişmiştir.
>>>Bir gün Sinan'ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar. Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, "Buyurun" der.
>>>Gelen meçhul ihsan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der.
>>>Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, "Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?" diye bastonuna dayana dayana gider.
>>>Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar,müftüler, o günün vükelası. Sinan'a şöyle derler: "Sinan
>>>Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın' diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış."
>>>"Evet," der, "Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım."
>>>"O zaman şu müsaadenizi, fermam görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin."
>>>Sinan'ın cevabı şu:
>>>"Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim.Fermanım
>>>falan yok, ama su benim evimde akıyor."
>>>Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur:
>>>"Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın."
>>>Oradan başkaları cevap verir:
>>>"Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan'a da bu ayrıcalık tanınmasın."
>>>Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur:
>>>"Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır."
>>>Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil. Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır.
>>>Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye değil.
>>>Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder.
>>>Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:
>>>
>>>"Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz."
>>>
>>>Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir.
>>>Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur. Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.
>>>Derler ya:
>>>"Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür."
>>>Öyleyse fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir.
>>>Allah'a dayanmalı, Allah'a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de Allah rızası için yapmalıyız. insan bu tecelli karşısında hayıflanmaktan kurtulamıyor:
>>>"Hey gidi yalan dünya heyy. !!!!
>>>İstanbul'u suya kavuşturan KOCA SİNAN susuz evde vefat ediyor."*
>>>
>>>Ruhun şad olsun !!!! |
|
 |
ahmet_güllü
17 yıl önce - Cmt 18 Mar 2006, 14:40
(+)
MINIA TURK
|
 |
Ahmet Sezgin
|
 |
sayfa 4  |
ANA SAYFA -> İSTANBUL
|