Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Ermeni Meselesi: Bütün Yönleriyle
« önceki   123 ... 313233 ... 606162   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
kilitli
sayfa 32
umutyolu
15 yıl önce - Çrş 24 Ekm 2007, 11:37

Alıntı:

Ahmedinecad Diaspora'yı şaşırttı

Soykırım anıtını ziyaret etmedi

Önceki gün Ermenistan'a giden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, dün sabah saatlerinde ziyaretini beklenmedik bir şekilde yarıda kesti, uçağına bindiği gibi Tahran'ın yolunu tuttu. Erivan'daki bir mescidi ve "soykırım" anıtını ziyaret etmesi beklenen İran lideri, Ermenistan Meclis Başkanı, Enerji Bakanı ile yaptığı çalışma kahvaltısından sonra yetkililere, "Ülkemde önemli işlerim çıktı. İzninizle hemen İran'a dönmem gerekiyor" dedi.

'TEPKİDEN ÇEKİNDİ' İDDİASI

Ahmedinecad'ın tavrı önceki gün görüştüğü ve birçok anlaşmaya ortak imza attıkları Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ı şaşırttı. Koçaryan'ın sözcüsü, "Bildiğimiz kadarıyla gitti" dedi. Haberi "acil" koduyla geçen Amerikan AP ajansı "Ahmedinecad'ın soykırım anıtını ziyaret etmesinin büyük tepki yaratması bekleniyordu" dedi.

'SOYKIRIM' DEMEDİ

Ahmedinecad, önceki gün Koçaryan ile görüşmüş, bazı ikili anlaşmalara imza attıktan sonra Erivan Devlet Üniversitesi'nden fahri doktora unvanını almıştı. Üniversitede konuşan Ahmedinecad, bir öğrencinin 1915 olaylarını sorması üzerine, "Dünyanın neresinde, kim tarafından yapılırsa yapılsın, bütün zulümleri kınıyoruz" demiş ve "soykırım" ifadesini kullanmamıştı. Öte yandan Ermenistan Başbakanı Serge Sarkisyan "Ermeni tasarısı için ABD'de lobi yapmıyoruz" dedi.

Kaynak : http://www.haberturk.com/haber.asp?id=41608&c ...2007/10/24


Birde ziyaret etseydi... O kadar Müslümanın kanı olan bir yerde zaten işi nedir? Şimdi diaspora sitelerinde ve forumlarında Ahmedinijad'ın bir sürü garip fotografları çıkar. Ermenilerin en iyi yaptığı işlerden birisi bu


Teşekkürler.


umutyolu
15 yıl önce - Pts 05 Ksm 2007, 14:40

Alıntı:


CHP'Lİ ÖYMEN'DEN, ERMENİLERE, 'HOCALI KATLİAMI' İLE YANIT

02 Kasım 2007, Kaynak : Milliyet

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öymen, “İşgal edilen topraklardan 1 milyon insan göçe zorlanmıştır. Mesele budur. Ermenilerin saldırılarıyla başlayan Azeri-Ermeni çatışmasında yüzlerce insan ölmüştür. Hocalı katliamını unutmadık. Bugün Ermeni sorunu vardır? Ermeni sorunu dediğimiz şey, Ermenistan’ın Azeri topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş olması sorunudur" dedi.

Öymen, Gazi Üniversitesi’nde Ermeni soykırımı iddiaları, 1915 olayları ve Azeri topraklarının işgaliyle ilgili toplantıda konuştu.

“Bugün Ermeni sorunu vardır? Ermeni sorunu dediğimiz şey Ermenistan’ın Azeri topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiş olması sorunudur" diyen Öymen, işgal edilen topraklardan 1 milyon insanın göçe zorlandığını hatırlattı. Ermenilerin saldırılarıyla başlayan Azeri-Ermeni çatışmasında yüzlerce insanın öldürüldüğünü ifade eden Öymen, “Hocalı katliamını unutmadık. Bunları gözlerden kaçırmak için, bunları dünyanın gündeminden çıkartmak için 1915 olaylarını Ermenistan ve onun dünyadaki uzantısı olan Diaspora sürekli olarak gündeme getiriyor. Ermeni-Azeri çatışmasının sonucunda ortaya çıkan insanlık dramı unutuluyor, unutturuluyor" dedi.

"ASALA, KIBRIS HAREKATINDAN SONRA BAŞLATILAN ULUSLARARASI BİR SUİKASTIN ÜRÜNÜ"
1975 yılında başlayan Asala terörünün de unutturulmaya çalışıldığını vurgulayan Öymen, şunları söyledi:

“Bu Asala Ermeni terörünün Türkiye’de yol açtığı tahribat unutuluyor, unutturuluyor. Çok değerli büyükelçilerimiz, diplomatlarımız bu terörist saldırılar sonucunda hayatını kaybetti. Acaba bu saldırılar nereden çıktı? 1915 olaylarından yıllarca sonra nasıl oldu da bir terör örgütü ortaya çıktı ve Türkiye’ye saldırmaya başladı? Öte yandan, Asala saldırıları 1975 yılı başında başlamıştır. Niçin daha önce değil? Çünkü, Asala terör örgütü Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesinden sonra Türkiye’ye karşı düzenlenen bir uluslararası suikastın ürünüdür de onun için." Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili pek çok ülkede kararlar alındığını söyleyen Onur Öymen şunları kaydetti:

ABD’de Temsilciler Meclisi’nde oylanacak olan bir karar var. Diyorlar ki, ‘Daha önce soykırım konusunda imza veren birkaç temsilci imzalarını geri çektiği için şimdilik Amerikan Temsilciler Meclisi’nde oylamaya sunmayacağız ama Türkiye Kuzey Irak’a bir operasyon yaparsa derhal gündeme getiririz’ Böyle şey olur mu? Ne alakası var? Demek ki bunu bize karşı bir koz gibi kullanmak istiyorlar. Bu aşama dahil olmak üzere Türkiye, ülke çıkarlarını ilgilendiren her konuda sonuna kadar direnç gösteren, daha inisiyatif alıcı bir politika izlemelidir."


Kaynak :http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay&BultenNo=10933&Lisan=tr


Güzel bir saptama. Hep savunma durumunda kalmak yerine artık gerçekleri gösterme ve saklananları insanlara anlatma zamanı başladı. Hocalı'da olanları gözardı edenler, ASALA katillerinin öldürdüğü masum diplomatlar ve 1. dünya savaşında Ermeni çetelerce soykırıma tabi tutulan Müslümanlar hep gözardı ediliyor. İşte bunlar dünyayı soykırım diye tek taraflı propaganda yapan Ermeninin yüzüne vurulmalı. Herkez "halen meleği oynayan" Ermeninin diğer kanlı yüzünü görmeli.

Teşekkürler.


Murat Kandemir
15 yıl önce - Prş 08 Ksm 2007, 12:35

Alıntı:
Umutyolu: Güzel bir saptama. Hep savunma durumunda kalmak yerine artık gerçekleri gösterme ve saklananları insanlara anlatma zamanı başladı. Hocalı'da olanları gözardı edenler, ASALA katillerinin öldürdüğü masum diplomatlar ve 1. dünya savaşında Ermeni çetelerce soykırıma tabi tutulan Müslümanlar hep gözardı ediliyor. İşte bunlar dünyayı soykırım diye tek taraflı propaganda yapan Ermeninin yüzüne vurulmalı. Herkez "halen meleği oynayan" Ermeninin diğer kanlı yüzünü görmeli.


Taktikte ve şu an uygulanan pek de birşey yapmamanın (havasahasını ve sınırı kapatmanın haricinde) dışında yeni bir ses olduğu için anlamlı bir çaba bence. Fakat, Ermenilerin yaptığı bu tür bir yanlışı gündeme getirmek yerine bence Türkiye'den toprak talep eden ermenistan anayasasının değiştirilmesini istemek çok daha mantıklı bir politika ve zemin sağlayacaktır uluslararası arenada kanımca. Türkiye, şu an Ermenistan'a uyguladığı yaptırımlar konusunda üçüncü taraf konumunda politika üretir durumdadır. Yani insan hakları ile ilgili bir konuda Ermenistan ile bozuşmuş gibi bir durumda bulunuyor. Bu sakat bir politika. Yarın birgün Ermenistan Azeriler ile ilişkilerini düzeltirse ki bu mümkün olabilir, bizden toprak taleplerini geri mi çekmiş olacaklar? Türkiye realist politika oluşturmak zorundadır. Ermenistan ile sorunlarımız nelerdir:
1- Ermenistan 1915 olaylarını soykırım olarak Türkiye'nin kayıtsız tanımasını istemektedir
2- Ermenistan anayasasında şu anki Ermenistan toprakları doğu ermenistan olarak tanımlanmaktadır, yani dolaylı olarak Türkiye'den toprak talebinde bulunmaktadır.

Bu iki konu direkt Türkiye ile Ermenistan arasında bir konu, politikamızı bu konular üzerine inşaa etmemiz şart. Çünkü bunlar üzerinde biz etken konumdayız. Bu konular bizzat bizim uluslararası arenada yanlızlaşmamızı ve sürekli sağda solda karşımıza sürekli çıkartılan konu haline geliyor. Yoksa Hocalı'da yaşanan katliyamları önemesemeyelim demiyorum, bu konuda da tabii kampanyalar yapılabilir, Azerilere her platformda destek verilebilir. Ama biz politikamızı bu konu üstüne inşa edemeyeyiz.

Son günlerde Cumhurbaşkanımız Azerbaycan'da temaslarda bulunduğunda çeşitli açıklamalarda bulunuyor. Ermenistan'a da belli mesajlar gidiyor bu arada, fakat ne deniyor: "Bizi dışarda şikayet etmeyin, gelin aramızda çözelim konuyu" bu kime deniyor? Fanatiklere, onlar bunu duyup hareketlerinden vaz mı geçiyorlar? Hayır, öyle olsaydı bizim neredeyse 15 yıldır uyguladığımız kısmi ambargo işe yarardı. Şu durumda Türkiye'de işe yaramayan politikasını ve stratejisini gözden geçirmelidir, burada yanlışlar varsa ki bence var cesurca düzeltilmelidir.

Bakın Kıbrıs'da 30 yıldır izlenen milli politika terkedildi ve çözümden yana olan taraf olduk tüm ezberleri bozup. Ne oldu? Bence ki bende o zamanlar bunun doğru olduğunu düşünmüyordum, iyi oldu. Dünya'da artık lafı daha fazla dinlenen bir ülke olduk. Demek ki bazı doğru bildiğimiz ve artık neden savunduğumuzu unuttuğumuz belli politikaları terk etmenin zamanı Ermeni meselesinde de geldi. Buna Ermenistan ile ilişkiler, 1915 olaylarına yaklaşım ve diyasporaaki Ermenilere yaklaşım hepsini kapsayacak yeni bir yaklaşım getirmek şarttır.

Ne yapılacak denirse, strateji oluşturken her zaman yapılan yapılır, güçlü olduğumuz ve zayıfl olduğumuz zemin ve alanlar çıkartılır. Güçlü olduğumuz zemin nedir, hukuk zeminidir, belki bilimsel tartışma zeminidir. Zayıf olduğumuz zemin nedir, uluslararası kamuoyudur. Bunların hepsi konunun ilgili taraflarınca dinlenir. Hepsinin sonunda da ortaya çıkan düşünceler meclisde konuşulur ve milli politika haline gelir.

Zamanla herşey düzelecek, dünya gerçeği görecek, haklı biziz düşüncesi artık işe yaramıyor. Zaman bizim şiddetle aleyhimize işliyor, bugün belki Amerika 1915'i soykırım olarak tanıyan tasarıdan vazgeçti ama bu karşı tarafın politikasından vazgeçtiği ya da Amerikan parlamenterlerin kafasında "evet Osmanlı soykırım kesinlikle yapmıştır" düşüncelerinin silindiği anlamına gelmiyor. Sadece karşı taraf saldırısı bir cephede püskürtüldü o kadar. Bu onları belki bugün biraz bozguna uğrattı ama daha da kamçıladı ve daha da saldırgan bir şekilde üstümüze gelmeye devam edecekler, yarın olmazsa bir sonraki gün.

Bilmiyorum bu yazdıklarımı okuyup hak veren ya da belli noktalarda haksız gören çıkacak mı? Saygılarımla.


umutyolu
15 yıl önce - Prş 08 Ksm 2007, 13:54



umutyolu
15 yıl önce - Prş 08 Ksm 2007, 19:29

Alıntı:

GERÇEKTEN DE BELGELER ZEHİRLİDİR (YUSUF HALAÇOĞLU)

07 Kasım 2007, Kaynak : Radikal

Sayın Levent Yılmaz'ın 17.10.2007 tarihli Radikal'de çıkan yazısına cevaptır:

Sayın Yılmaz,

'Belge zehirli bir meyvedir' başlığı ile bana cevap vermişsiniz. Tarih araştırmalarında herkes bilir ki belge, temel kaynaktır. Tabii ki belgenin niteliğini, tahlilini iyi yapma becerisini gösteremezseniz, başka kaynaklarla karşılaştırma yapamazsınız veya yapmazsanız, gerçekten zehirli bir meyve gibi olabilir. Hele hele geniş tarihi araştırmalar yapmamış, belgeyi tarih metodolojisinin kuralları doğrultusunda kullanmamış, arşivlere sadece istediği bir konuyu ispat için gitmiş veya 'belgelerin dilini' bilmeyenler için daha da etkileyicidir. Bir akademisyenin bunları bilmemesi mümkün değildir. Ama beni bunlardan çok, tarafıma yanıt olarak gazetede verdiğiniz cevaplar hayret içinde bırakmıştır ve bu yüzden aslında cevap verip vermemek ikileminde kaldım. Neden mi? Yazınızın başında ve 10. maddesinde öyle iddialar ve ifadeler kullanmışsınız ki, şaşırmamak elimde değildi.

Sayın Yılmaz. Osmanlı Tapu tahrir defterlerinin en son geldiği tarih 1650 yıllarıdır. Yani tapu tahrir defterleri Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve genişleme dönemine ait vergi veren nüfusu tespit için tutulmuştur. Yani 15. yüzyıldan başlar, 17. yüzyılın ortalarına kadar gelir. En yoğun olduğu dönem 16. yüzyıldır. Bu defterlerde bütün şehirlerdeki mahalleler, köyler, mezralar ve hatta aşiretler ile yaylak ve kışlakları dahil tüm bölgenin insanlarının baba adlarıyla kayıtları, elde ettikleri ürünler ve bunlardan alınan vergileri yer alır. Sizin düşündüğünüz gibi bu defterler tapu kayıtlarını ihtiva etmez. Dolayısıyla ifade ettiğiniz TARBİS projesi 16. yüzyıl kayıtlarıyla ilgilidir. Buna rağmen düşünün ki siz benden 1914 ve 1916 yıllarına ait tapu tahrir defterlerinin Türkçeleştirerek TTK sitesine konulmasını istiyorsunuz ve bunu 20. yüzyıldaki, yani 300 yıl sonraki Ermeni mülkleriyle ilişkilendiriyorsunuz. Ne büyük hataya düştüğünüzün farkında mısınız? Kusura bakmayınız ama bu isteğiniz bile sizin bu konuda ne kadar bilgisiz olduğunuzu ortaya koyuyor. Ayrıca 20. yüzyılda tapu tahrir defteri olmadığını bilmemenizin ötesinde, her tarih araştırıcısının haberdar olduğu böylesine basit bir konudaki bilgisizliğiniz Ermeni konusunda söylediklerinize de ne derece inanılıp inanılmayacağını sorgulamayı gerektiriyor.
İkincisi ise arşivde araştırma yapanların isimlerinin ve kullandıkları belgelerin kayıt altına alınmasına şaşırmışsınız ve hatta bu konuda dava bile açabileceğinizi yazmışsınız. Komik duruma düşüyorsunuz. Arşivlerde araştırma yapanlar gayet iyi bilirler ki, aldıkları her belge kendilerine zimmetlenir, fotokopisini aldıkları her belgenin kaydı kendi dosyasına konulur; bundan bile haberiniz yok. Öyle ki bu durumda sizin İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri gibi yabancı arşivlerde de araştırma yapmadığınız ve buraları da bilmediğiniz ortaya çıkıyor.

Zira İngiltere'de arşive gittiğinizde size üç nüsha kopyalı belge imzalatılırdı ve aldığınız her belgenin numarası da kaydedilirdi. Şimdi ise daha da ileri gidilmiş, tarafınıza verilen manyetik okumalı bir kart ile tüm belgeleri alma veya teslim etme usulü getirilmiştir. Hatta, kafeteryaya gittiğinizde bile bu kartla ancak giriş-çıkış yapabilmektesiniz.

Ayrıca araştırma salonları kameralarla kontrol altında tutulmaktadır. Yani hangi saatte nerede olduğunuz sürekli takip altında bulunmaktadır. Bilim adamlarının arşivlerde yaptığı araştırmaların gizliliği yoktur ve bu, bütün arşivlerde böyledir. Çünkü belgeler araştırmaya açılmışsa, gizliliği kalkmış demektir. Belgelerin araştıranlara zimmetlenmesinin ve onun dosyasına kaydedilmesinin iki sebebi vardır. Birincisi belgeyi alan kişinin o belge üzerinde, konulmuş kurallara aykırı herhangi bir hareketi olup olmadığı ve gerektiğinde takibi (belgenin çalınması, tahribi vs.), ikincisi ise, bir konuda araştırma yapacakların, kendilerinden önce herhangi bir kişinin o konuyu araştırıp araştırmadıklarını öğrenmelerinin sağlanmasıdır. Bu, arşivcilikte normal bir uygulamadır. Galiba siz arşiv denince her şeyin gizli olduğu gibi bir inanca sahipsiniz. Halbuki arşiv araştırmaları bütün dünyada açık bilimsel çalışmalardır ve herkese serbesttir.

Bu girişten sonra size arşiv belgeleri konusunda nasıl bir cevap vereceğimi de doğrusu bilemiyorum. Zira belgelere tapan biri olmadığınızı söylemekle birlikte gerekliliğini de söylüyorsunuz; buna karşılık ifadenizden, sanki bizim belgelere taptığımız gibi bir anlam çıkıyor. Tarih tabii olarak belge ile yazılır. Bu belge yazılı materyal olabilir, kültürel yapılar olabilir, arkeoloji olabilir, hatırat türünden olabilir. Tarih metodolojisi dediğimiz ve tarihçiler için olmazsa olmazların başında gelen şüphecilik, her bilim adamının uyması gereken bir husustur. Belgeye tapmadığını söyleyen, buna karşılık İzmir'den tehcir yapıldığını ifade eden birinden, nasıl belgenin zehrinin etkisinde kaldığını ve bilmeden yediği bu meyvenin onu nasıl yanlışlara düşürdüğünü görmesini bekleyemeyiz.

Anladığım kadarıyla Ermeniler için kullanılan 'tehcir'in ne demek olduğunu da bilmediğiniz anlaşılıyor. Zira İzmir'den komite üyesi oldukları için nakledilen 256 kişi dışında kimse sevk edilmemiştir (Bkz. DH.EUM. 2. Şube, nr.68/260). Atıfta bulunduğunuz belgeyi dikkatlice inceyecek olursanız, sevk edildiği söylenenlerin, söz konusu edilen komite üyeleriyle ilgili olduğunu göreceksiniz ve ayrıca buradaki nüfusun tehcirden kurtulduğunu belirten yabancı arşiv kaynaklarıyla da teyit edebileceksiniz.

Tabii olarak, bu gibi belgelerden haberiniz olmadığı için İzmir'in de tehcir alanı olduğunu iddia etmektesiniz. Keza aynı şekilde Manisa, İstanbul, Tekirdağ gibi yerlerden de İzmir gibi sadece komitelere destek veren kimseler sevke tabi tutulmuştur. Öte yandan şayet tehcir sizin söylediğiniz şekilde sadece Ermeniler için çıkarılmış olsa bile, o zaman aklınıza şu sorunun gelmesi gerekmez mi? Osmanlı yönetimi neden sadece Ermenilerden kurtulmak istedi de, onlardan daha fazla nüfusa sahip Rumlardan kurtulmak istemedi ve onları bir başka bölgeye sürmedi? Bunu da bir düşünseniz ya. Öte yandan İstanbul'daki 100 bin civarındaki Ermeni'yi, Kastamonu'daki 14 bin, Edirne'deki 19 bin Ermeni'yi neden sürmedi? Belki diyeceksiniz ki onlar çok göz önündeydi. Pekâlâ, o sırada Anadolu'da ABD, Almanya, Avusturya konsolosları ile misyonerler ve yabancı okul öğretmenleri yok muydu? Özellikle bu saydıklarımızın 'tehcir' denilen sevk sırasında Ermeni kafileleri ile birlikte hareket ettikleri de göz önüne alınacak olursa, Anadolu'daki Ermenilerin göz önünde olmadığı söylenebilir mi?

Öte yandan olaylara tek taraflı bakmadığınızı söyleyebilir miyiz? Hele hele sadece 1914 başından 1915 Mayıs ayında 'tehcir' kararı alınıncaya kadar, Ermeni komiteleri tarafından katledilen Müslümanların sayısının 122 binden fazla olduğunu düşünürseniz. Dünya Savaşı başladıktan sonra Ruslarla, İngilizlerle ve Fransızlarla Ermeniler işbirliği yaptılar mı yapmadılar mı? Bunlara da bir baksanız ya? Kaç yerde aynı zamanda Ermeni isyanı çıktı, daha sevk ve iskân kanunu çıkmazdan önce? Bir tarihçinin bunları da düşünmesi gerekmez mi daha objektif olabilmek için? Ermenilerin yaşadığı trajediden veya katledilmelerinden bahsederken tarihçi olarak, her iki tarafın da yaşadıklarını araştırmak gerekmez mi?
Mesela 1914 ile 1922 yılları arasında Ermeniler tarafından katledilen Müslümanların sayısının 530 bin kişi olduğunu biliyor musunuz? Bu katledilenlerle ilgili olarak Rus generallerin raporlarından haberiniz var mı? Bizzat olayların içinde olan ve katliamları bizzat gerçekleştiren Antranik'in hatıratını okudunuz mu?
Dolayısıyla olaylara ne İttihat Terakki hükûmetini savunmak, ne Ermenilerin suçsuzluğunu ispat için çalışılmamalıdır. Tarihçinin sorumluluğu, yaşadığı zamandan onlarca yıl önce olmuş bir olayı en doğru şekilde ortaya koymak ve hiç kimsenin vebalini sırtına almamak için tarafsız olmaktır. Bu sebeple bizim bir tarih bilim adamı olarak, o tarihte nelerin yaşandığını araştırmamız ve olayların sebep ve sonuçlarını, başta Osmanlı ve diğer o dönem taraf devletlerin arşiv belgelerini kullanarak tespit etmemizdir ve tarafımızdan da bu yapılmaktadır.

Herkesin bildiği gibi, 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni'nin öldüğü iddia ediliyor. Gerçekten bu iddia doğru mudur ve 1915'te neler olmuştur? Herkes bilir ki, tarihte birtakım olaylar olduğunda bunun karşı yönü de vardır. İddiaların doğruluğunu araştırırken, nedenleri de araştırılır. Doğruya en yakına ulaşmak için her iki tarafın da belgelerine bakılır. Bu iddialara karşı başta Ermeni Milli Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa'nın Fransız arşivlerinde bulunan ve Fransız Dışişleri Bakanı'na yazdığı mektuplar, ABD'nin Mersin, Halep konsoloslarının raporları, Alman konsolos ve büyükelçisinin raporları, o sırada yazılmış sürgündeki Ermenilerin mektupları, yardım kuruluşlarının raporları ve tabii olarak Osmanlı Devleti'nin belgeleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmek zorundadır.

Keşke Boston'da araştırmaya açık olmayan Taşnak arşivlerini de araştırmamız mümkün olsa. Herhalde tarihçi olarak çok şey öğreniriz. Yoksa bir belgeyle, bundan 90 sene önce olmuş bir olayı, gözlerimizle görmüş, yaşanmış gibi kabul etmemiz bilim adamlığıyla bağdaşmaz. Şayet olaylara böyle bakacak olursanız, 1915'te neler olduğunu, mağdur Ermeniler kadar mağdur Müslümanları, emperyalist devletlerin Ermeniler üzerinde oynadıkları oyunları, Osmanlı Devleti'nin Ermenilere karşı uygulamasını daha tarafsız bir şekilde değerlendiremezsiniz.

Halbuki objektif olduğunuzda, 1895'te başlayan Ermeni isyanlarını ve bu isyanların hangi örgütler tarafından çıkarıldığını, bu örgütlerin kimler tarafından kurdurulduğunu, isyanların sadece hak aramak için mi, yoksa başka hedeflere mi yönelik olduğunu, o tarihlerden sonra tutuklanan Ermeni militanlarının neden sık sık affa uğradığını ve serbest bırakıldığını da bütün yönleriyle ortaya koyabilirsiniz. Tabii buna bağlı olarak bugün hukuktan, demokrasiden bahseden, ama düne kadar sömürgelerindeki insanların sırtına basarak, ekonomik kaynaklarını kullanarak kalkınan ve bugünkü refah toplumu haline gelen devletlerin, parlamentolarında 'soykırım' kararlarını almalarındaki hikmeti daha iyi kavrayabilirsiniz. Aksi takdirde 18 Aralık 1918'de çıkarılan geri dönüş kararnamesine rağmen, bu defa da işgal kuvvetleriyle işbirliği yapan Ermenilerin, ikinci defa, bu kere sürgün edilmedikleri halde, yaşadıkları toprakları terk etmelerini anlayamazsınız.

Osmanlı arşivlerinde 'henüz bulunmadığı' için nerede diye sorguladığınız emlâk-ı metruke defterlerine karşılık, Boston'da, Ermenistan'da Taşnak arşivlerinde ne gibi bilgilerin ve belgelerin olduğunu da sormak aklınıza gelmez. Aynı tarihlerde Erivan'dan ve Kafkasya'dan sürgün edilen Müslümanların mallarını da sormayı düşünmezsiniz; onların da Ermeniler gibi mağdur olup olmadıkları sizi hiç ilgilendirmez. Zira insanlık sadece Ermenilerin haklarını aramaktır size göre. Bu anlayış sizi, 16. yüzyıla ait olmasına rağmen tapu tahrir defterlerinin neden yayınlanmadığını sormak hatasına düşürür. Gerçekten hangi ölçüde tarafsız olduğunuzu sizin vicdanınıza havale ediyorum. Biz insan olarak, etnisitesine bakmaksızın acı çeken herkesin yanındayız, ama acı çektirenlerle ve yaşanmışları çarpıtanların yanında değil.

Yusuf Halaçoğlu: Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı


Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Yazıda anlatıldığı gibi tek taraflı tarih tarih değildir. Ermeniler için konuşanlar aynı zamanda madalyonun diğer tarafına da bakmalıdırlar. Sayın Hallaçoğlu'nu bu cevabi ve bilgilendirici mesajından dolayı kutluyorum. Bir bilim adamını sıfatıyla gerçek, tarafsız ve bilgilendirici bir mesaj vermiş.

Teşekkürler.



umutyolu
15 yıl önce - Pts 12 Ksm 2007, 15:49

Alıntı:

TER-PETROSYAN BİR FIRSAT MI? (BEHLÜL ÖZKAN)

09 Kasım 2007, Kaynak : Yeni Şafak


Ermenistan, ikibuçuk milyonluk nüfusu, Konya ilinin dörtte üçünü bulmayan yüzölçümü ve Türkiye'nin milli gelirinin yüzde üçüne ancak ulaşan ekonomisiyle birçok açıdan en küçük komşumuz. Buna rağmen bağımsızlığını ilan ettiği 1991'den bu yana Ankara'nın sorunlu komşularının başında geliyor. Diplomatik ilişkilerin kurulmadığı, sınırların kapalı olduğu iki ülke arasında Soğuk Savaş dönemini anımsatan demir bir perde asılı. Ağrı Dağı'nın eteklerinde, sınırlarımızın hemen yanı başındaki Erivan, coğrafi olarak değilse bile siyasi açıdan Ankara'ya en uzak başkentlerden. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Ermenistan'ın 15 yıldır topraklarını işgal altında tuttuğu Azerbaycan'da bu noktanın altını çizdi. Kafkasların yalnız başkenti Erivan'a Bakü'den mesaj gönderdi: 'İlişkilerin bu hale gelmesinden Türkiye sorumlu değildir. Ermenistan 1915 olaylarının yorumlanmasını başka ülkelerin parlamentoları nezdinde takip etmeyi sürdürdükçe ilişkilerin normalleşmesiyle ilgili bir gelişme beklenmemelidir' dedi. Abdullah Gül'ün de altını çizdiği gibi iki ülke arasında en alt seviyedeki ilişkilere rağmen Türkiye ve Ermenistan uluslararası areneda sürekli karşı karşıya geliyor. Hem Ankara hem de Erivan aradaki sorunları çözmektense üçüncü tarafları kendi yanına çekmenin yarışında. Bu uğurda iki ülke Avrupa ve ABD'deki lobilere ve siyasetçilere oluk oluk para akıtıyor. Türkiye, Ermeni diaspora örgütlerini dengelemek için Yahudi lobisiyle pazarlığa oturmak, dış polikasında ABD'ye tavizler vermek zorunda kalıyor. Geçtiğimiz haftalarda ABD'de hız kazanan, 1915 olaylarını 'soykırım' olarak tanıma çabası bu kısırdöngünün en son örneği.
KISIRDÖNGÜDEN NASIL ÇIKILACAK



Peki Ermenistan ve Türkiye bu kısırdöngüden nasıl çıkacak? Sorun birçoklarının yazdığı gibi Türkiye'nin jest yapıp sınırları açmasıyla çözülebilir mi? Ermenistan siyaseti yakından analiz ediliğinde, iki ülke arasındaki sorunların çözülmesi için Türkiye'nin tek taraflı adımlar atarak tavizler vermesinin, sınırları açmasının çözüm olmadığı ortaya çıkıyor. Ankara'nın Ermenistan'daki baskı rejimini değiştirmek için aktif politika yürütmesi gerekiyor. Bu tabloya yakından bakabilmek için 10 yıl öncesine, 1997'ye gidelim. Ermenistan'ın ilk devlet başkanı, Karabağ hareketinin ve milliyetçi uyanışın lideri Levon Ter-Petrosyan, o yılın sonbaharında bütün dengeleri sarsan politika değişikliğine gitti. Ter-Petrosyan, sınırlarının yüzde 85'i Türkiye ve Azerbaycan tarafından kapatılmış, bölgesel ve global ilişkilerden tecrid edilmiş, ekonomisi çökmüş bir Ermenistan'ın bu şartlar altında daha fazla devam edemeyeceğini halkına açıkladı. Ter-Petrosyan'ın maksimum otonomi karşılığında Karabağ'ı Azerbaycan'a geri vermeyi ve Türkiye ile ilişkileri düzeltip sınırların açılması için masaya oturacağını ilan etmesiyle ülkede siyasi deprem yaşandı. Harekete geçen sertlik yanlıları, beş ay içinde Ter-Petrosyan'ı devirerek devlet başkanlığına Karabağ Ermenisi Koçaryan'ı getirdiler.



Yolsuzluk ve Suç Çeteleri İçinde Bir İktidar: Robert Koçaryan



Koçaryan iktidara gelir gelmez barış görüşmelerini askıya aldı. Ter-Petrosyan'ın kapattığı Türkiye karşıtı aşırı milliyetçi Taşnak Partisi'ni hem serbest bıraktı hem de iktidar ortağı yaptı. Dahası Ankara'yı köşeye sıkıştırmak için Ermeni Diasporasının da desteğiyle 'soykırım' tasarılarının Avrupa ve ABD parlementolarından geçmesi için dış politika atağı başlattı. Koçaryan'ın on yıllık iktidarında başını Karabağ Ermenilerinin çektiği oligarşik yapı ekonomiye tamamen hakim oldu. Ermenistan halkını yoksulluğa ve dünyadan tecrit edilmiş bir yaşama mahkum eden Koçaryan yanlısı çeteler ve çıkar grupları muhalefeti de susturuyor. Yolsuzluk düzenine karşı çıkanların başına neler geldiğinin en kanlı örneğiyse 1999'daki parlemento baskını. Koçaryan karşıtı Başbakan Vazgen Sarkisyan ve Meclis Başkanı Karen Demirciyan'ın kameralar önünde otomatik silahlarla öldürülmesi muhalefetin tepesinde Demokles kılıcı gibi sallanıyor.



ERMENİSTAN'I SÖMÜREN İKİLİ



Ülkeyi içine alan yolsuzluk ağının önündeki en önemli engel, Şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri. Bu seçimlerde Koçaryan anayasa gereği aday olamayacak. Ancak düzenin devamı için yerine yine bir Karabağ Ermenisi olan Başbakan Serj Sarkisyan'ı getirmenin hesaplarını yapıyor. Ermenistan'ı sömüren ikilinin aile üyelerinin servetleri, yolsuzlukların ne boyutta olduğunun göstergesi: Başbakan Sarkisyan'ın yirmibeş yaşındaki kardeşi ülkenin en zengin ilk on kişisi arasındayken, Koçaryan'ın oğlu da milyonlarca dolarlık servetin sahibi. Son döneme kadar, muhalefetin susturulduğu Ermenistan'da, yolsuzluk rejiminin devamını sağlayacak Sarkisyan'ın seçimleri kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak kimsenin beklemediği oldu ve siyasi dengeler bir anda değişti. Koçaryan tarafından devrilen, on yıldır basına açıklama bile yapmayan Ter-Petrosyan tekrar siyaset sahnesine çıktı: 'Koçaryan'ın yolsuzluk ve suç çetelerinden oluşan iktidarı Ermenistan'ı üçüncü dünya ülkesine çevirdi. Karabağ'da çözüm olmadan, Türkiye ile sınırlar açılmadan Ermenistan refaha ulaşamaz' dedi. Geçtiğimiz Ekim ayı sonunda onbinlerce kişinin toplandığı Erivan'da halkın karşısına çıkan Ter-Petrosyan, 'Levon, Levon' tezahüratları arasında başkanlık yarışında aday olacağını açıkladı. Koçaryan rejimini devirmek için diğer muhalefet liderleriyle güç birliği yapacağını duyurdu.



Ankara Erivan'da Rejim Değişikliği İçin İnsiyatif Almalı



Ter-Petrosyan'ın adaylığı, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini içinde olduğu çıkmazdan kurtarabilecek önemli bir gelişme. AK Parti, iktidarda bulunduğu 2002'den bu yana, teorik alt yapısını Başbakanlık Dış İşleri Baş Danışmanı Ahmet Davutoğlu'nun hazırladığı 'komşularla sıfır sorun' politikasını uyguluyor. Bu polikanın özellikle Türkiye-Suriye ilişkilerindeki başarısı, Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunların çözümü için örnek teşkil etmektedir.



Türkiye'nin bir taraftan PKK terörüyle diğer taraftan 'soykırım' tasarısıyla uğraştığı son dönemde Ermenistanda yaşanan gelişmeler Ankara tarafından gözardı edilmemeli. ABD'nin ve Avrupa ülkelerinin Türkiye'ye karşı kullandıkları 'soykırım' tasarılarının engellenmesi, dış politikamızı özellikle de Arap ülkeleriyle ilişkilerimizi esir alan lobilerden kurtaracak Ermenistandaki rejim değişimi fırsat olarak değerlendirilmelidir. Geçtiğimiz yüzyılda Ermeni halkıyla karşılıklı yaşadığımız acıların tedavisi için Ermenistan'a demokrasi götürmek, Osmanlıdan bize kalan bir mirastır.



Fletcher Üniversitesi Öğretim Üyesi


Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr



Konunun geleceği ve geçmiş hakkında çok yaralrı bulduğum bir yazı olduğu için paylaşmayı uygun buldum. Petrosyan önümüzdeki seçimlerde tekrar aday olacak. Ancak Koçeryan isimli katilin ona fırsat verip vermeyeceği tam bir muaama. Koçeryan'ın ne olduğunu ve Türkiye - Ermenistan arasındaki ilişkileri nasıl tıkadığını yukarıdaki yazıda açıkça görüyorsunuz. Sanırım söylenecek başka bir şeyde kalmıyor.

Teşekkürler.


M.O.Dikmen
15 yıl önce - Pts 12 Ksm 2007, 16:01



umutyolu
15 yıl önce - Cmt 17 Ksm 2007, 15:26

Alıntı:

Yorum: Ömer Engin LÜTEM / ELIE WIESEL VE ERMENİ SORUNU

16 Kasım 2007, Kaynak : ERAREN

Macar Asıllı Amerikalı Musevi yazar Elie Wiesel halen Batı dünyasında ve özellikle ABD'de soykırım konusunda otorite olarak kabul edilen kişidir. Alman Yahudi toplama kamplarından kurtulmuş olması, soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlarla mücadele alanında bir çok eser vermiş bulunması ve nihayet Nobel barış ödülü sahibi olması Wiesel'e sadece Museviler arasında değil Batı dünyasında seçkin bir yer vermiştir.

Wiesel'in Ermeni soykırımı iddialarını benimsemesi ABD'de ve diğer ülkelerde özellikle Musevilerin de bu iddialara inanmalarına yol açmıştır. Wiesel Ekim ayı sonunda bir gazeteye [1] verdiği mülakatta yıllardan beri Ermeni halkının hatırlama hakkını el de etmesi için mücadele ettiğini, söyledikten sonra Ermenilerin "soykırıma" uğradığına inandığı için, bir Musevi olarak, onların yanında yer alması gerektiğini söylemiştir.

Elie Wiesel, Türklerin bu olayla ilgili olarak bazı sorumlulukları kabul etmesi gerekip gerekmediği hakkındaki bir soruya aynen şu cevabı vermiştir: "Kimse Türklerden sorumluluk almasını talep etmiyor. Ermenilerin bütün istediği hatırlama hakkıdır. Birinci Dünya savaşında vuku bulan olaylardan bizi yedi kuşak ayırmaktadır ve aklı başında olan hiç kimse vaktiyle olanlar için Türklerin bugün sorumlu olduğunu söyleyemez. Ermeniler tazminat istememektedir; hatta bir özür dahi istememektedir. Hatırlama hakkı istemektedirler. Türkler sadece gerçekte ne olduğunu kabul etmekle çok şey kazanacaklardır. En yüksek mevkilerdeki Türk devlet adamlarıyla konuştum; bu konu hakkındaki tutumları, benim de hak verdiğim bir husus hariç, tamamen mantık dışıdır; Hitler'le kıyaslanmak istememektedirler. Tabii bunu kimse istemez. [2]

Görüldüğü gibi Elie Wiesel, özetle, günümüz Türklerinin (Türkiye'nin) 1915 olaylarında sorumluluğu olmadığını, Ermenilerin de tazminat ve özür değil, hatırlama hakkı (soykırıma uğradıklarının Türkler tarafından kabul edilmesi) istediklerini söylemekte ve Türkiye'nin bu konuda yapacağı bir bildiriyle her şeyin çözümleneceği gibi bir kanı vermektedir.

Sorun bu kadar basit değildir ve Elie Wiesel'in bu sözleri normal Ermeni söylemine ters düşmektedir. Nitekim ABD'de Ermeni gazetecilerinin en ünlüsü olan ve Ermenistan Hükümeti tarafından nişanlar verilmiş bulunan Harut Sassounian, Wiesel'in bu sözlerine derhal itiraz etmiştir.

Adı geçen bu konudaki yazısında [3] Wiesel'in yukarıdaki ifadelerinin doğru olmadığını, aksine Ermenilerin ölülerini hatırlamak veya yasını tutmak için kimsenin iznine ihtiyacı olmadığını, hatırlama haklarının sorgulanmadığını, ayrıca bizi yedi kuşağın soykırımı zamanından ayırdığının da doğru olmadığını, Ermeni soykırımının hala görgü tanıkları olduğunu söylemiş ve Türklerin sorumluluğu konusunda Ermenilerin günümüz Türklerini Ermenileri öldürmekle suçlamadığını, ancak Türk Devletini Ermeni soykırımına ilişkin olayları tahrif ve inkâr ettiği için sorumlu gördüğünü eklemiştir.

Sassounian ayrıca Elie Wiesel'in Ermenilerin tazminat ve özür değil hatırlama hakkı istedikleri hakkındaki ifadelerinin de doğru olmadığını, aslında Ermenilerin Türklerin özür dilemesiyle pek ilgilenmedikleri, buna karşın maruz kaldıkları büyük zarar telafi edilmesi için ısrar ettiklerini belirtmiştir.
Sassounian, adalet yerine gelmeden Türkler ve Ermeniler arasında uzlaşma olmayacağını, adalet için de işgal edilmiş toprakların ve yağmalanmış malların geri verilmesi ve katledilmiş olan 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Görüldüğü gibi Elie Wiesel Türkler ve Ermeniler arasında bir uzlaşma sağlaması için Türkiye'nin soykırım iddialarını kabul etmesinin yeteceğini söylerken Harut Sassounian bunu yeterli bulmamakta ve işgal edilmiş toprakların geri verilmesini (diğer bir deyimle Türkiye'nin Ermenistan'a toprak vermesini) ayrıca tehcire tabi olan Ermenilerin geride bıraktıkları mallarını almalarını ve öldürüldüğü iddia edilen 1,5 milyon Ermeni için de tazminat ödenmesini istemektedir.

Burada üzerinde durulması gereken husus, Elie Wiesel'in Ermeniler Türklerle uzlaşmak için çok az talepte bulundukları ileri sürerek Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesini savunmuş ve ABD'de, özellikle Musevileri buna inandırmış olmasıdır. Oysa. Ermenilerin talepleri her zaman Wiesel'in ileri sürdüğünden çok da fazla olmuştur.

Bu vesileyle Kars Antlaşması halen yürürlükte olduğu için Ermenilerin hukuken Türkiye'den toprak talep etmelerinin mümkün olmadığını, Lozan Antlaşmasının savaşta yerlerini terk eden Osmanlı vatandaşlarına geri döndüklerinde malları alma hakkını verdiğini ancak bu konudaki zaman aşımı çoktan dolduğu için artık bu malların iadesi için talepte bulunulamayacağını, son olarak da Lozan Antlaşması’na ekli Protokol gereğince savaş sırasında siyasi ve askeri amaçlarla işlenen suçlar affedilmiş olduğundan bu dönemde ölen Ermeniler için tazminat verilmesi de söz konusu olmadığını hatırlatalım.

Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Alıntı:

TÜRKİYE KAVGASI

16 Kasım 2007, Kaynak : Hürriyet

Ermenistan'daki devlet başkanlığı seçimlerine adaylığını koyan eski ılımlı Devlet Başkanı Ter-Petrosyan'ın, 'Asıl ticari ortaklarımız Türkiye ve Azerbaycan olmalıydı' demesi Erivan'ı karıştırdı


Ermenistan'ın eski Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan, Ankara ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi çağrısı yaparak Erivan'da uzun süredir görülmeyen bir Türkiye tartışması başlattı.
Şimdi iktidarda bulunan yöneticilerin düzenlediği darbeyle 1998 yılında devrilen ve yaklaşık 10 yıl politikadan uzak duran Ter-Petrosyan, 19 Şubat'ta yapılacak başkanlık seçimlerine katılma kararıyla ülkedeki dengeleri değiştirdi.
Rus ve Ermeni ajanslarına göre, Erivan'da gençlerle bir toplantıya katılan Ter-Petrosyan, "Normal koşullarda asıl ticaret ortaklarımızın komşularımız, yani Azerbaycan'la Türkiye olması gerekirdi" dedi. Ermeni lider, söz konusu ülkelerle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi durumunda Ermeni üreticilerin üç milyon dolar olan ihracatı 15 milyon dolara kadar çıkarabileceğini belirtti.
Erivan'da 10 yıllık bir aradan sonra ilk kez Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi çağrısının yapılması, Devlet Başkanı Robert Koçaryan ve diğer sertlik yanlısı yöneticilerin tepkisini çekti. Koçaryan, "Ermenistan'da ülkemizin asıl ticaret ortaklarının Türkiye ve Azerbaycan olması gerektiğini düşünen siyasi güçlerin bulunması beni şaşırttı" dedi. Ermeni lider, "Doğrusu, Ter-Petrosyan'ı destekleyen Ermeni Ulusal Hareketi'nden de böyle bir şey beklemiyordum. Ermenistan'ın hiçbir zaman Türkiye'nin kucağına düşeceğini düşünmedim. Eğer bu görüşte olanlar varsa birleşsinler" diye devam etti.
Koçaryan'ın adaylığını koyma hakkının bulunmaması nedeniyle iktidardaki Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı olan Başbakan Serj Sarkisyan da Petrosyan'a yüklendi ve "Ekonominin çöktüğü bir anda insanlarımızı umutsuzluğun kenarına getiren Ter-Petrosyan geçmişteki siyasi hataları için halktan özür dilemeli" dedi. Sarkisyan, başkan seçilmesi halinde Türkiye ile Azerbaycan'ın Erivan'a kendi koşullarını dikte etmesine izin vermeyeceğini söyledi.
Ter-Petrosyan, Ermeni işgali altında bulunan Karabağ'la ilgili barış planını Azerbaycan'la imzalamaya hazırlanırken sertlik yanlıları tarafından devrilmişti. Ermeni liderin Türkiye ile yakın ilişki kurmak istemesi de devrilme nedenlerinden biri olarak gösterilmişti.


Levon Ter-Petrosyan
Türkçe dahil 10 dil biliyor

1945 yılında Suriye'de doğan Levon Ter-Petrosyan, bir yıl sonra ailesiyle Ermenistan'a göç etti. Erivan ve St.Petersburg'daki üniversitelerde dil bilimi eğitimi gördü, 1988 yılında muhalif Karabağ hareketine katıldığı için Sovyet yönetimi tarafından tutuklandı. 1992 yılında Ermenistan'ın ilk devlet başkanı seçildi, 1996 yılında ikinci kez başkan oldu. 1998 yılında, dönemin Başbakanı Robert Koçaryan'ın liderliğini yaptığı aşırı milliyetçiler tarafından devrildi.
Çoğunu Erivan'daki Şarkiyat Enstitüsü'nde öğrendiği, aralarında Türkçe'nin de bulunduğu 10 yabancı dil bilen Ter-Petrosyan'ın 70 kadar da yayımlanmış bilimsel makalesi bulunuyor.

Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Alıntı:

ERİVAN'DA 'TÜRKLER HAVA KORİDORUNU KAPATTI' PANİĞ

16 Kasım 2007, Kaynak : Milliyet

Ermenistan Havayolları'nın (Armavia) Beyrut seferini yapan uçağının Türkiye'den geçişine izin verilmemesi üzerine Erivan, Ankara'dan bilgi istedi.
Ermeni Azg gazetesi, Salı gecesi Beyrut'a gitmek üzere Erivan'dan havalanan Armavia uçağının Türk hava sahasına girişine izin verilmemesi üzerine dönmek zorunda kaldığını yazdı.

'Türkler bilgi vermedi'
Ermeni uçaklarına sağlanan koridorun kapatıldığı konusunda Türk tarafının kendilerine önceden bilgi vermediğini açıklayan havayolu yetkilileri, Beyrut'a gitmek isteyenlere Lübnan ve Suriye uçaklarını kullanma çağrısında bulundu.
Ermenistan Sivil Havacılık Kurumu ise, Türk tarafının Erivan-Beyrut ve Erivan-Halep seferleri yapan Ermeni uçaklarına geçici olarak teknik hizmet sağlanamayacağı konusunda kendilerine yazılı bilgi verdiğini doğruladı. Kurum Sözcüsü Gayene Davtyan, Türkiye'nin hava sahasını kapatmadığını, Erivan-İstanbul ve Erivan'dan Avrupa ülkelerine seferlerin yapıldığını açıkladı ve iki güzergaha izin verilmemesinin siyasi bir yönü bulunmadığını bildirdi.


Diğerlerine açık mı?
Ancak Ermenistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vladimir Karapetyan, Türk tarafına başvurarak bilgi verilmesi ricasında bulunduklarını açıkladı.
Rus Regnum Ajansı, Türk hava sahasının sadece Ermeni uçaklarına kapandığını öne sürdü. Ermeni Azg gazetesi, Ermeni uçaklarına sağlanan hava koridorunun kısaca "H50"olarak bilindiğini, Erivan'ın da buna karşılık olarak Azeri uçaklarına kendi hava sahasını kullanma izni verdiğini belirtti.
Gazete,Türkiye'nin koridoru ABD'deki soykırım tasarısıyla ilgili gelişmelere misilleme olarak kapatmış olabileceğini yazdı. Konuyla ilgili haberler doğruysa Türkiye Ermenistan'a karşı uzun süredir ilk kez ciddi bir yaptırım uygulamış olacak.

Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Eraren bülteninden yararlı ve bilgilendirici bulduğum birkaç haberi ekledim. Özellikle Elie Wiesel'in açıklamaları ve Ermeni diasporasının tam ters tavrı aslından diasporanın amacının para olduğunu açıkça gösteriyor. Bütün üzerimize atılan bu yalanlar, iftiralar hep para için...

Teşekkürler.


Canas
15 yıl önce - Cmt 17 Ksm 2007, 15:49



umutyolu
15 yıl önce - Cmt 19 Oca 2008, 01:22

Alıntı:

TÜRK BİLİM ADAMINDAN ERMENİ YANLISI AÇIKLAMA

18 Ocak 2008, Kaynak : İHA

Minnesota Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Taner Akçam, Washington'da Düzenlenen Bir Panelde Yaptığı Konuşmada, Ermeni İddialarıyla İlgili Türkiye'yi Suçladı.

1915 olaylarının Türk hükümeti tarafından 'suç' olarak kabul edilmesinin problemi çözeceğini iddia eden Akçam, Türkiye'nin gerçeklerle yüzleşmekten kaçındığını savundu.

Türkiye karşıtı görüşlerini dile getirdiği "A Shameful Act" adlı kitabın yazarı olan Akçam, Türkiye'de Kürt asıllı vatandaşlara da ayrımcılık yapıldığını iddia etti.


1915 olaylarının, silahlanmış Ermeni gruplara karşı yapılmış meşru bir hareket olmadığını savunan Taner Akçam, Balkan savaşından sonra kendisini tehdit altında hisseden Osmanlı yönetiminin Anadolu'yu Türkleştirme politikası güttüğünü, bu politika çerçevesinde de Türk olmayan Müslüman toplumların asimile edildiğini, Hıristiyanlara karşı ise çok daha sert tedbirler uygulandığını söyledi.

Ermenilerin toplu halde göçe zorlanmasını da bu "Türkleştirme politikası"na bağlayan Akçam, Ermeni halkının yaşadığı sorunların temelde Güneydoğu Anadolu'da yaşayan Kürtlerin sorunlarıyla aynı olduğu görüşünü savundu.

Toplantıya dinleyici olarak katılan Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği Müsteşarı Süleyman Gökçe, Türk hükümetinin Ermenistan'la ortak bir tarih komisyonu kurulması yönünde yaklaşık 3 yıl önce yaptığı ve henüz karşılık bulmayan teklifi hatırlatınca Akçam, Türkiye'de düşünce özgürlüğü olmadığı ve araştırmacılara baskı uygulandığı tezini savunarak, Ermenistan'ın bu yüzden ortak komisyon fikrine sıcak bakmadığını iddia etti.

Ermeni gazetecilerin Türk hükümetinden bu toplantının düzenlenmemesi için bir baskı gelip gelmediği yönündeki sorusuna cevap veren, paneli yöneten Woodor Wilson yetkilisi, "Hiçbir baskı altında değiliz" dedi. Akçam ise daha önce katıldığı çeşitli panellerde sözlü ve fiziksel saldırıya uğradığını, tehdit mailleri aldığını ve konuşmacı olarak davet edildiği üniversitelere baskı uygulandığını savundu.

Kaynak : http://www.eraren.org/index.php?Page=GBultenDetay ...p;Lisan=tr


Başlıkta Türk bilim adamı denildiğine bakmayın. Zira Taner Akçam isimli bu şahıs 30 yıldan fazladır Türkiye'de yaşamadığı gibi bu süre içerisinde sürekli Türkiye alehtarı ve karşıtı ne kadar hareket varsa hepsinin içinde olan birisi. Bu kişiyi aslında iyi bilmek gerek. Zira adamın sorunu bütün Türkiye ile. Ortaya attığı birçok gerçekle ilgisi olmayan iddialar o kadar çok öfkeye ve tepkiye neden olmuş ki (halen oluyor) Türkiye'de en sevilmeyen insanlarından birisi haline gelmiş. Bunları ben söylemiyorum, internette her meslekten, her kesimden herkez bunu açıkça dile getiriyor. Youtube'de bile birçok filmi var ve gördüğüm filmlerin altında yazanlar bu kişinin yaptıklarına karşı nasıl bir tepkinin oluştuğunu açıkça gösteriyor.

Peki 30 yıl önce ne olmuştu? İnternetten edindiğim bilgilere göre, 1970'li yıllarda bu şahıs başında olduğu dergide Kürtçülük ve Komunizm propagandası yapmaktan dolayı tutuklanıyor. Deliller ışığında suçu sabit görülüp 9 yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Ancak Akçam efendi 1 yıl sonra bir fırsatını bulup hapishaneden kaçıyor ve Almanya'ya sığınıyor. İşte o günden itibaren intikam emellerini uygulamaya koyuyor. Önce Ermeni konusunu oradaki Ermenilerden destek alarak bir tez haline getiriyor ve bununla bir akademik iş elde ediyor. Sonra çalışmalarına hız vererek ve hiçbir kaynak - ispat olmadan tamamen Türkiye alehtarı faaliyetler ile Amerika'ya bir üniversiteye alınıyor. Burada Ermeni konusu ile hiç alakası olmayan Atatürk ve Cumhuriyet dönemine karşı son derece kışkırtıcı ve yanıltıcı faaliyetlerde buluyor, kitap yazıyor, sempozyumlar veriyor, Türkiye'deki meslektaşlarına, gazetecilere, siyasilere ve daha birçok kişiye karşı hasmane tutumlar sürdürüyor. Edindiğim son bilgiye göre Akçam hakaret suçundan TBMM'nin en yaşlı milletvekiline tazminat ödemeye mahkum olmuş. Gerisini siz düşünün, yukarıdaki sözleri bile onun Türkiye ve Türk insanı ile ilgili nasıl problemleri olduğunu ve kinini açıkça gösteriyor zaten. Bütün bu yazanları bu kişinin Wikipedia sayfasına bakarak buldum. Kendimden bir katkı yapmama gerek kalmadı. Zira internette ve medyada hakkında herşey anlatılmış. Daha fazlasıda var, örneğin geçen sene Kanada'ya girerken terörist olduğu iddiası ile gözaltına alınmış. Tabi bunun faturasını da yine Türk milletine çıkartmış.

Ayrıca 2 seneden beri Amerika'da Türk tezlerini savunan ve gösteren bir site sahibini (yine Türk) sürekli hedef almış ve konuyla hiç alakası olmayan, Amerika'da yaşayan 3 Türk vatandaşının isimlerini internete vermek süretiyle hedef haline getirmiş. Bu kişileri yakından tanıyanlar maalesef Taner Akçam tarafından hedef haline getirilen bu kişilerin sürekli tehdit, hakaret mesajları ve telefonları aldıklarını ve hayatlarından endişe duyduklarını yazmışlar. Bu Türk vatandaşları işlerini kaybetmiş ve son derece sıkıntılı, korku dolu günler yaşıyorlarmış. Zira diaspora Ermenilerinin fanatiklerinin geçmişte doğruları söyleyen bazı bilimadamlarına saldırdıkları, evlerini yaktıkları, tehdit ettikleri bilinyor. Hatta bu fanatiklerin ASALA'yı bile madden desteklediği biliniyor. Bu kişilerin halen ABD'de olduğunu gözönüne alırsak Taner Akçam tarafından ortaya çıkarılan bu potansiyel fanatizmin ne demek olduğunu daha anlarız. Ayrıca yine internetten öğrendiğim kadarıyla bu kişi Türkiye'de de fanatizmi azdırıyor ve bir takım medyalara verdiği yazılar ile fanatizmin Türkiye'de de tehlikeli hale gelmesine neden oluyor. Belki Hrant Dink böyle kişilerin azdırdığı fanatizmin kurbanı oldu.

Tabi burada benim en dikkatimi çeken şey ise, bu şahısın geçmişte mahkum olduğu suç ile bugün söylediklerinin aynı olması. Yani geçmişte Kürtçülük propagandası yaparak aslında kardeş kardeş yaşayan insanları nasıl birbirine düşürmeyi amaçlamış ve sağlamışsa bugünde aynı oyunu oynadığı açıkça görülüyor. Ermeni meselesi ile G.Doğu Anadolu Kürtlerini bağdaştırmak açıkçası çok garip. Zira Osmanlı ve Türkiye arşivlerine göre ve Prof.Dr. Yusuf Hallaçoğlu gibi konunun uzmanlarının yaptığı araştırmalara - açıklamalara göre G.Doğu Anadolu'da Ermeni çeteler binlerce Kürdü katlettiler. Bunu söyleyen insanlar ellerinde bulunan delillere ve ispatlara göre söylüyorlar. Peki Akçam efendi neye göre söylüyor? Aynı soruyu TTK başkanı sayın Hallaçoğlu'da son kitabından açıkça soruyor, Taner Akçam bu iddiaları neye göre söylüyor?

Düşünce özgürlüğü olmadığını söylüyor ama bir yandan da Türkiye'deki bölücülüğe cesaret ve destek veriyor. Kendisi ve kendisi gibiler (en başta apo) eğer 1970'li yıllarda bu Kürtçülük hareketini yapmamış, başlatmamış olsalardı bugün Türkiye'de Kürt sorunu adı altında bir konu olur muydu? Yukarıdaki sözlerle ise Ermeniler ile Kürtler arasında bir bağ kurmayı deniyor. Oysa Osmanlı zamanında kimsenin bir sorunu yoktu ve sorunu yapanlar, oluşturanlar emperyalistlerdi.

Bu bilgileri internetten toparladım ve yukarıda yazan haberin daha iyi anlaşılması ve Taner Akçam isimli kişinin düşünce hürriyeti adı arkasına nasıl saklandığını göstermek istedim. Zira kendisine gösterilen tepkiler, öfkeler ve ağır tahrikler onun yazdığı kitaplara değil, pratiğe döndürdüğü faaliyetlerinde. Zaten yukarıda söylediği sözler herşeyi açıkça özetliyor. Taner Akçam'ın yaptıkları düşünce özgürlüğünü geçmiş, yıllardır pratiğe ve sistemli bir harekete dönüşmüş. Ortadaki bütün deliller, tepkiler, öfkeler bunu açıkça gösteriyor. Hükümetin çok doğru ve isabetli olan tarihçiler komisyonu önerisini bile bir çırpıda gözardı etmiş. Ne diyeyim, yorum sizin. Bir insanın kötülemenin ve karalamanı birçok yolu vardır ama bu kişi zaten kendisini deşifre ediyor ki benim birşey eklememe bile gerek kalmadı.

Teşekkürler.



sayfa 32
« önceki   123 ... 313233 ... 606162   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET