Uzun yıllar Türkler' le Ermeniler çok iyi dost olarak komşuluk ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Taaki büyük ülkelerin Osmanlı üzerinde çıkar davaları sözkonusu oluncaya kadar. (Ruslar ve İngilizler) Ruslar öteden beri sıcak denizlere inmek istemiş, ingilizlerde Rusların sıcak denizlerine inmesine karşı çıkmışlardır. Bu iki ülkede bu isteklerini yerine getirebilmek için Osmanlı içindeki Ermenilleri kullanarak onlara toprak vaadinde bulunmak koşuluyla Osmanlının içinde kargaşa çıkartmışlardır.
Ermeniler o tarihten sonra hep sorunlu bir azınlık (şımarık bir çocuk) gibi davranıp Osmanlının başına dert açmışlardır. Ermeniler; Rusların Osmanlıya saldıracağını haber almış komşusu olan Türklerin topraklarını paylaşmış mallarını talan etmiş ve insanlarını camilerin içine doldurup diri diri yakmışlardır. Daha sonra Ruslardan yüz bulamayan Ermeniler, İngilizlerin vaadlerine kanarak İstanbul'da çeşitli komitalar kurarak faili meçhul cinayetler işlemeye başlamışlardır.
Artık bu sorunllarla başa çıkamayan Osmanlı (Alıntı "Sevk ve İskan Kanunu 27.05.1915'de") Doğuanadoludaki Ermenilerden başlayarak Suriye'ye göç ettirme kararı alınmıştır. Bu göç sırasında Yaşlılar, hastalar, bebekler gibi bir takım kayıplar olmuştur. Ermeni lobileri işte bu kayıpları kendilerine malzeme olarak değerlendirmektedirler.
"Amerika, Fransa ve İngiltere'de buna benzer ölümler oluyor, hiçbir ulus suçlu görülmüyor. Örneğin, İngiltere'nin barış zamanında ve savaş alanından uzak İrlanda'lılara; Rusya'nın Yahudilere ve Çerkezlere reva gördüğü işlemlere hemen hemen kayıtsız bakan Dünya, Ermeni halkın göçü konusunda almaya zorunlu olduğumuz karar için, bize karşı haklı bir suçlamada bulunamaz"
M.Kemal ATATÜRK 20.09.1919
Ilginç bir haber okudum Internethaber sayfasında. Haber'e göre Ermenileri Kürtler "kesmiş"!
Akşam gazetesinden alıntıymış.
Ilginçliğinin iki nedeni var bence:
Ermenileri Kürtler kesti diyerek o sözde soykırımı onaylayan türden bir haber
Ikincisi Kürt - Türk ayrımcılığını körükleyen bir haber
Size aynen aktarıyorum:
Alıntı:
Ermenileri Kürtler kesti iddiası
02 Eylül 2007 Pazar 15:30
HADEP'li yazarın kitabında şok iddialar. Ahmet Türk dedesi de katliam alanındaydı.
2'inci Abdülhamid, Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş, bunlar da Ermeniler'e saldırmıştı. DTP lideri Ahmet Türk'ün dedesi Kanco, 'Hamidiye Alayları' denilen bu birliklerde yer almıştı. HADEP, DEHAP gibi partilerde görev yapan Kemal Süphandağ, bu birlikleri anlattı.
Bir yandan Rusya, bir yandan İngiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ediyordu. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur
Yazar Orhan Pamuk 'Türkler 2 milyon Ermeni'yi ve 40 bin Kürt'ü kestiler!' deyince, ünü birden artmış; peşinden de Nobel Ödülü'nü almıştı. Fakat tarih Orhan Pamuk gibileri yalanlıyor. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur. Bu süreç de 1890'larda başlatılmıştır. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir.
Yani; Ermenileri katletmeye ilk başlayanlar işte bu Kürt alayları olmuştur.
ALEVİLERİ DE KATLETTİLER
Hamidiye Alayları bölgedeki Sünni Kürtlerden oluşturulmuştu. Belgeleri inceleyen Kemal Süphandağ kitabında bunu açıkça belirtiyor: 'Ezidi (Yezidi), Alevi, Şii ve Dürziler müracaatlarına rağmen kabul edilmemişlerdir. (Sayfa: 71)'
Alevi aşiretleri, silahlanarak bu saldırılara direnmeye çalıştılar. Vartolu dedelerden olan Mehmet Şerif Fırat; bu alayların kendilerine yaptıkları zulmü acı acı anlatmaktadır (Bak: Doğu İlleri ve Varto Tarihi). Bu katliamlardan birisinde yaşanan trajediyi, Vartolu Alevilerden eski CHP Milletvekili Tekin İleri Dikmen, yazar Şakir Keçeli'ye şöyle anlatmış: 'Hamidiciler; bizim atalarımızı kuşatmışlar; silahlı çatışma başlamış. Bizimkiler, bir yarma hareketiyle canlarını kurtarmak istiyorlar. Fakat yanlarında bir kadın var; o dağ başlarında kendilerine engel olacak. Obada da bırakamıyorlar. Bıraksalar, gelen alay çapulcuları kadına tecavüz edecekler. Bu açmazdan kurtulmak için kadın, 'Beni onlara bırakmayın, öldürün; siz de canınızı kurtarın!' der. Ve öyle de yaparlar.'
NEDEN KIZDILAR?
Geçen hafta yayımlanan Kürt Alevi Yoktur konulu yazım; bazı Alevicileri ve DTP'lileri kızdırmış bulunuyor. Bunlar; işte böyledir. Bilgi ve belge karşısında çaresiz kalınca sizi hemen 'şovenist, faşist, gerici' diye suçlarlar. Bana kızan DTP'lilere soruyorum: 500 yıl boyunca bölgenizdeki Alevileri katletmediniz mi? Bunun için Osmanlı'nın emrine girmediniz mi?
İşte size yeni bir belge daha: Yıl 1587. Osmanlı Padişahı 3. Murat, Doğu ve Güneydoğu'daki 38 Kürt beyine şöyle bir ferman (emir) yolluyor:
'... emrinizde bulunan Kürt askerleriyle kusursuz ve eksiksiz bir cenge hazır olasınız. Tebriz'de bulunan vezirim Cafer Paşa'dan haber gelir gelmez acele edip ona katılasınız. Kürt emirleri, şimdiye kadar Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allah yolunda gaza ve cihad edegelmişlerdir. (...)İnşallah benim için yaptığınız hizmetler zayi olmayacaktır. (...) Din uğruna çalışıp Kürt emirlikleri arasında faydalı ve ünlü olasınız.' (Kaynak: Kürtleşen Türkler; s. 120)
İşte benim söylediklerimi Osmanlı padişahı da tasdik ediyor: Kürtler, Kızılbaşlara (yani Alevilere) kılıç sallamayı kafirlere karşı savaşmak görmüşlerdir....
Su TV adlı Alevici bir kanalda, bu yazım üzerine aleyhimde atıp tutmuşlar. Muhataba söz hakkı bile vermeyen bu zihniyet bir de demokrat geçinmez mi... Devam etsinler. Ben de belgeleri konuşturmaya devam edeceğim.
Degerli Wowcular Ermenistan hakkında Devletin yayınladıgı güncel bilgilere bu web sitesinden ulaşabilirsiniz.Bu bilgiler hem ilk elden olur hemde güvenilir.Olur
http://www.asam.org.tr/tr/index.asp
Bu arada bu haberin bir ilginçliği daha var benim için. Geçen yıl ofiste bir arkadaşla tartışırken sözde ermeni soykırımı hakkında, oldu olmadı tartışması yaparken yani (Fransada bu tür tartışmaları sık sık yapmak durumunda kalıyoruz maalesef ve hiç kendimize inandıramıyoruz maalesef... neyse konuyu dağıtmayim)... Tarih bilgisi derin olduğunu inandığım bir arkadaş geldi ve ... "ne tartışıyorsunuz!" dedi... ve devam etti..." soykırımı zaten Türkler yapmadı ki!!! bunu herkes bilir... kürtler yaptı dedi"??? Ve Padişahın emriyle olmuş güya...
Beni düşündüren diğer nokta ise bu iddiayı bana o gün söyleyen kişi hafta sonları misyonerlik faaliyetlerinde olan bir kişi... ve bildiğim kadarıyla masonik faaliyetleri olan bir kişi...
Düşünüyorum da, bu tür safsataları git gide yaymaya çalışcak çevrelermi oluşacak yakın gelecekte. Bir taşla iki kuş vurma çabalarında olan çevrelermi oluşuyor acaba???
Neyse bu gecelik bu kadar komplo teorisi yeter... fazla sevmem doğrusu...
2006 yılının Eylül ayında Türkiye’de ilk kez Ermeni Sorunu konusunda Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Yüksek Lisans ve Doktora öğrencileri için bir ders açılmıştır. ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Emekli Büyükelçi Ömer Engin LÜTEM tarafından verilen ve Ermeni Sorununun Doğuşu ve Gelişmesi (The Emergence and Evolution of the Armenian Question) başlığını taşıyan bu dersin ana hatlarını Ermeni sorununun tarihsel, hukuki, psikolojik ve uluslararası ilişkiler boyutları oluşturmuştur.
Söz konusu ders 2007-2008 eğitim öğretim yılının birinci döneminde de ODTÜ ve ODTÜ dışından olan öğrencilere açılacaktır. Dersi almak isteyen tüm öğrenciler aşağıdaki linkten gerekli bilgiye ulaşabilirler. http://www.hist.metu.edu.tr/563grading.htm
Eraren duyurusunu buraya eklemeyi uygun gördüm. Zira forumumuzda bu konu ile ilgilenen arkadaşlarımız olabilir.
Alıntı:
ALİYEV'DEN ERMENİSTAN'A SERT UYARILAR
13 Eylül 2007, Kaynak : Hürriyet
AZERBAYCAN Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Ermenistan ile barış görüşmelerinin sonuç vermeyeceğine inandıkları anda, askeri yolla ülkesinin toprak bütünlüğünü yeniden sağlayacaklarını söyledi.
Aliyev, resmi ziyaret için gittiği Litvanya'nın ‘Verslozinios/Business News' ve ‘Verslo Klase/Business Class' gazetelerine verdiği röportajda, Ermenistan'ın görüşmeler sürecinde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT'in Minsk Gurubu eşbaşkanlarını aldatmaya çalıştığını ancak, süreci uzatmanın onların ‘hayrına’ olmayacağını bildirdi. 2003 yılının sonlarında Yukarı Karabağ sorunun çözümü için Bakü ile Erivan arasında az çok yakınlaşma bulunduğunu ancak, şimdi onun da kalmadığını belirten Aliyev, “Prag süreci başarısız olursa, o zaman prensip itibariyle hiçbir konuda konuşmaya değmez. Çünkü görüşmeler yapmak için mevzu kalmıyor” dedi.
“ASKERİ ÇÖZÜME HAZIRLANIYORUZ”
Yukarı Karabağ görüşmelerinde asıl çerçevenin ‘zaman’ olduğunu belirten Aliyev şunları söyledi:
“Eğer biz görüşmeler sürecinin hiçbir netice vermeyeceğine yüzde 100 emin olursak, uluslararası hukuk kurallarına dayanarak, toprak bütünlüğümüzü sağlamak için askeri vasıtalarda dahil olmak üzere bütün yollarından yararlanmaya tam hakkımız var ve biz bunu gizlemiyoruz. Biz buna hazır olmalıyız ve hazırlanıyoruz. Ekonomik açıdan Azerbaycan'la Ermenistan'ı mukayese etmek mümkün değil. Gayri Safi Milli Hasıla bakımından Ermenistan'dan 8 kat daha güçlüyüz. Dünya Bankası'nın hesaplamalarına göre gelecek 20 yılda petrolden 200 milyar dolar gelir elde edeceğiz.”
“GÜZELLİKLE ÇIKSINLAR”
Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ probleminden başka ciddi bir sorununun kalmadığını, yoksulluk ve işsizliğin kökünü kurutmaya başladıklarını vurgulayan Aliyev, işgal altındaki topraklarını geri almak için ne gerekirse yapacaklarını bildirdi. Bu konuda Erivan'a uyarıda bulunan İlham Aliyev, “Ermenistan sadece anlamalıdır ki; Azerbaycan kuvvetlendikçe doğacak sonuçları yaşamaktansa, kendilerine ait olmayan topraklardan ’güzellikle’ çıkıp gitseler iyi olur. Sorun barış ya da başka şekilde halledilecek. Çünkü Azerbaycan halkı bu adaletsizliği ve bu vaziyeti hiçbir zaman kabul etmeyecek” dedi.
Aliyev, Litvanyalı gazetecilerin “Azerbaycan tarafının fikrince ‘mühlet’ ne zaman bitecek?” sorusuna karşılık da şu cevabı verdi:
“Bu konuda açık konuşmak istemem. Biz 2004'ten beri belli düzenleme mekanizmalarının görüşüldüğü Prag sürecindeyiz. Bu zamana kadar bütün alternatifler döne-döne ele alındı. Ancak hiç bir sonuç elde edilmedi. Biz artık ‘yalnız görüntü yaratmak hatırına’ görüşme yapmayacağız, bu bize lazım değil. Zaman hiç de Ermenistan'ın hayrına çalışmıyor. İnanın ki bu defa onlara hiçbir yabancı yardım da fayda vermeyecek.”
AGİT Minsk Gurubunun çözüme katkı faaliyetinden memnun olduklarını belirten Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Ermnistan’ın gerçekçi davranarak sağlam düşüncenin sesini ve Minsk Gurubunun önerilerini dinlemesi halinde sorunun çözümlenebileceğini bildirdi.
Yukarı Karabağ sorunun yalnızca Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması, mülteci ve göçmenlerin evlerine dönmeleri, Karabağ’dan kovulan Azerilerin tekrar yurtlarına kavuşmaları halinde orada yaşayan ve yaşayacaklara geniş muhtariyet verilebileceğini kaydeden Aliyev, “Elbette biz isterdik ki; bu barış yoluyla olsun. Hiç kimse yeni kurbanlara ve zor tatbik etmek istemiyor. Ancak aynı zamanda mevcut durumu kabul etmek de olmaz” şeklinde konuştu.
Sözde soykırımın tanınması için ABD’de atağa kalkan Ermeniler, şimdi de Washington’da Beyaz Saray’a birkaç adım mesafede ‘soykırım’ müzesi inşa ediyor. Beyaz Saray’a 2, Türk Büyükelçiliği’ne 15 dakika mesafedeki müze için tarihi The National Bank of Washington’ın binası seçildi. Ermeni Soykırımı Müzesi ve Anıtı adına yapılan açıklamada, müzenin inşası için iki firma ile anlaşmaya varıldı. Bunlardan birincisi Gallagher & Associates adlı firmanın müzeler konusunda geniş bir tecrübeye sahip olduğu biliniyor. İhalenin diğer kısmı ise Martinez & Johnson Mimari’nin oldu. Söz konusu firmanın ise çok fonksiyonlu tesisler ve restorasyon konusunda tecrübesi bulunuyor. Ermeni Soykırımı Müzesi ve Anıtı Başkanı Van Z. Krikorian, “Ermeni soykırımı ve ondan kalanlar burada tam anlamıyla hatırlanacak ve ifade edilecektir. Müze, Washington’un kalbindeki istisnai bir alanda bulunacak ve soykırımı önleme ve cezalandırmada ABD’nin rolü konusunda özel bir öneme sahip olacak” dedi. Her sene birden fazla eyaletin sözde soykırımı tanımasını sağlayan ve şu ana kadar 40 eyalette başarı elde eden Ermeniler, ABD’nin de bu yönde karar alması için büyük çaba sarf ediyor.
O müzenin içini ne gibi yalanlar ve olmayan iftirilar ile dolduracaklar acaba. Utanmadan birde böyle birşey yapmaya çalışıyorlar. Anadolu'da, Kafkaslarda, Hocalı'da soykırıma uğrattıkları Türkler, Kürdler, Yahudiler, çeşitli topluluklar ve kendi ırkından kişileri bir tarafa bırakıp "sadece biz" diyorlar. İşin garibi Yahudi soykırımı resmi olarak kabul edilmiş ve bilinen birşey ama Ermeniler hakkında hiçbir resmi karar olmamasını bir tarafa bırakın Malta mahkemesinde böyle birşeyin olmadığı ve bu konuyla ilgili hiçbir delil, tanık, döküman veya ispatın bulunmadığı kararı alınmıştır. Bu yapılan meşruyeti olmayan sahte bir durumu zorla inandırmak ve yalanı meşruya döndürme hareketidir. Kusura bakmayın ama dünyanın en insanları bu diaspora Ermenileridir. Bu yalan için her türlü ahlaksızlığa başvuruyorlar. Hemde haksız ve ortada böyle bir olay yokken....
gercekten cok aciz bir ulke olduk ciktik.hic kimsenin elinden hic bir sey gelmiyor.yeni nesil msn ve siddet iceren bilgisayar oyunlarinin esiri olmus.
elimizde her turlu belge, kayit oldugu halde tum dunya soykirimi imzaliyor , anit diktiriyor ama bizden hala ses yok.
Bu devletlerin sesini kesebilecegimiz yol yokmu.boykot edebilecegimiz mallari, ve ya onlarin kanli tarihlerini ortaya dokupte ,bizde onlarin bize yaptigini yapamazmiyiz.cezayire para verip savunalim fransaya karsi.Soykirim davasi acalim imzalayalim bir heykelde biz dikelim.
Anayasaya yazalim soykirimci devletlerdir kim onlar soykirim yapmamis derse hapse atalim.
yapalim artik bir seyler.
Universtede okurken trende tanismistim yasli bir bayanla. 80 yasindaymis.Eskiden kimyagermis, iki cocugu varmis profosormusler amerikada.
kendisi ozamanlar izmirde huzur evinde kaliyordu.babasida ismet pasanin da arkadasi oldugu bir onemli sahismis (hatirliyamadim simdi ismini)
Kimyager oldugu zamanlarda yine boyle ermeni soykirimi var denilmis,tum dunya basini cagrilmis ve toplu mezarlar acilmis ermenilerin diye herkes fotograflar cekiyor,bebekler oldurulmus.kadin agliyor olamaz diyor bizim milletimiz boyle insafsiz degil diyor.bebegi kucagina aliyor ve bakiyorlarki kundaginda kuran ayetleri (cevsen) var , hani bunlar ermeni mezari idi.Megersem onlar bizi katlediyor dunyayada yaygarayi kopartiyorlarmis.oylece susmus gitmis gazeteciler cunku muslumanlar ölmüş.Ne yapsinlar musluman olusunu ozaman bir sey bulamamislar simdi gine ayni ....
Arkadaşlar, aşağıdaki yazı biraz uzun ancak vaktiniz olduğunda mutlaka okuyun. Konuyu gayet açık ve net olarak özetlemiş ve güzel tavsiyerlerde bulunulmuş. İşte Ermeni iddialarını içyüzü ve çözüm yolları :
Alıntı:
SOYKIRIM YALANI VE BATI'NIN SORUMLULUĞU (SIDDIK ARSLAN)
18 Eylül 2007, Kaynak : Cumhuriyet
Ermeniler ile Müslüman halklar arasında yaşanmış olan "kanlı kavgaları" araştırmak üzere, 1920'lerde Anadolu'ya gönderilen ABD heyetinin hazırladığı raporlara bakıldığında, aynı şekilde Rusya ve Avrupa ülkelerinin arşivleri incelendiğinde, suçlu tarafın kesinlikle Ermeniler olduğu net bir biçimde görülmektedir.
Osmanlı'nın sadık tebaası Ermeniler, nasıl oldu da, küçük hesaplar uğruna hem kendilerini harcadılar, hem Osmanlı'yı zora soktular ve hem de "büyük insanlık suçu işleyerek" yüzyıllarca birlikte yaşadıkları komşularını hunharca katlettiler. Üstüne üstlük, "hem kel, hem de fodul" misali; hiç yüzleri bile kızarmadan, ihanet ettikleri Osmanlı'ya "soykırım" iftirası, katlettikleri komşularına ise "katil" damgasını vurma girişimlerini yaklaşık bir asırdan beri sürdürüyorlar. Açıkçası, hiç gereği yokken ve kendilerini "göçebe ve yurtsuz" millet konumuna mahkûm etme bahasına; soykırım yalanını "saz çalıp söyleme" üslubuyla dillendirerek, kendilerini bu tuzağın içerisi çeken güç odaklarının sinsi emellerine hizmet etmeyi sürdürüyorlar.
Üzülerek ve Batılılara sitem ederek belirtmek isterim ki; iki dost ve sadık ortak arasına girerek onları birbirine düşman etmek gerçek anlamda aşağılanacak derecede kötü bir davranış ve özelliktir. Öyle ki; neredeyse bütün inanç, gelenek, kültür ve yasal metinlerde bu gibi kötü hesap peşinde koşanlar "suçlu ve ayıplı" olarak değerlendirilirler. Kendi değerlerimizde ise, "birbirine sadakatle bağlı kişi, aile ve devletlerarasına girerek" onları birbirine düşman eden kişi veya otoriteler fitnekâr, hilekâr, düşman, kaypak, sahtekâr, vs gibi kötü sıfatlarla tanımlanırlar.
İşte, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, devlet otoritesine sadakatle bağlı ve neredeyse en güvenilir kesimlerden birini oluşturan Ermeni halkı, ne yazık ki, bizzat Batılı mihraklar tarafından "hayali vaatlerle" Osmanlı'ya karşı kışkırtılmış ve gelecekleri tamamen karartılmıştır. Uluslararası ilişkilerin tabiatında var olan bu tarz girişim, bağlantı ve hamleler karşısında fazla şaşırmamak lazım. Hatta, reel politik yönünden bakarsak, gerçek mağdur konumundaki Osmanlı'nın tarih sahnesinden silinmesinden sonra bile peşinin bırakılmaması ve mirasından bile bir şeyler koparılmaya çalışılmasını da anlayışla karşılamak lazım. Bu bağlamda, dış politikanın incelikleri ve gerekleri bağlamında "soykırım iddialarının bütünü" analiz edildiğinde; sürece ayak uyduramama ve elindeki kozları kullanma becerisi gösterememe yönünden asıl suçlu olan Türkiye'dir. Dolayısıyla, beceriksizliğimizin faturası yanında, haksız iddiaların bedelini de ödemeye mecbur ve mahkûm oluşumuzun belli ölçüdeki sorumluluğu bize aittir. Diğer yandan; Türkler ile Ermenileri, dünya uluslarının diline düşürecek derecede birbirlerine hasım eden güçleri "hesaba çekerek sorgulama" cesaret ve cüretini göstermememiz nedeniyle de "millet ve devlet" olarak ayrı bir sorumluluğumuzun olduğunu belirtmek gerekir. Ayrıca; bu sorumluluğumuzun başlıca sebeplerinden biri de içinde yaşamakta olduğumuz "bilgi ve iletişim çağı" denen sanayi ötesi dönemin gereklerine uygun hareket edemeyişimizdir.
Bu yeni dönemde; küresel düzeydeki her türlü açılım, etkileşim, iletişim ve yönetişimde devletlerin etkisiyle boy ölçüşebilecek derecede etkin, yetkin ve etkili güçler vardır. Bu güçleri koordineli, eşgüdümlü, planlı, programlı ve bilinçli bir şekilde harekete geçirme başarısını gösteren devletler, yeni küreselleşmeci dönemin belirleyici güçleri olmaya adaydırlar. O nedenle, küresel dünya sistemi içerisinde doğrudan veya dolaylı olarak atılacak her adımda "devlet, sivil toplum örgütleri, düşünce kuruluşları, her nevi iş âlemi ve diğer etkili çevrelerin" kendi üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeleri gerekmektedir. Vatan ve millet adına vazife icra etme anlamında, bu kesimlerden herhangi birinde belirgin bir zafiyet hâsıl olursa, ilgili devletin küresel sistemle bütünleşmesinde ve haklarını savunmasında sorunlar yaşaması mukadderdir. Bu durumda, Türkiye'nin kuşatılmakta olduğu "soykırım yalanı" karşısında çok yönlü ve kapsamlı bir "püskürtme, çürütme ve mahcup etme" operasyonu yapamayışımızın temelindeki en ciddi eksikliklerimizden birisi yeni döneme ayak uyduramayışımızdır denebilir.
Dikkat çekmemiz gereken bir başka husus şudur: Aslında yüzyıllarca iç içe, koyun koyuna ve sırt sırta kaynaşarak yaşamış Türkler ile Ermenileri birbirine düşman eden güçleri hem Ermeniler ve hem de Türkler çok iyi bilmekte ve tanımaktadırlar. Bu açık hakikate rağmen, ne yazık ki, iki ulusun öncüleri de; nedense meselenin aslına, astarına, vuku buluş koşullarına, sebeplerine ve gerçek aktörlerine dikkat çekici bir yöntem ve anlayışla açıklık kazandırmak üzere neredeyse hiçbir gayret sarf etmiyorlar. Yaklaşık doksan yıllık kavganın sürdürülüş biçimine baktığımızda, varsa yoksa fasit daire ve kısırdöngü etrafında dönüp dolanılarak, karşılıklı suçlamalarla fitne ve fesat odaklarının emel ve hayallerine hizmet ediliyor sadece. Maalesef, bu iki "tarihi dost" halkı; düştükleri bu fitne, kin ve nefret kuyusundan çıkaracak ne bir "kerim el" çıkmış ortaya, ne de akıl verecek bir "ermiş ruh" zuhur etmiş. Bu eksikliğin etkisiyle de, o dönemin hâkim güçlerinin oyununa gelmiş bulunan her iki halk; sorunlarını konuşarak halletmek yerine, aralarına bu "tarihi düşmanlığı" sokan güçlerin ideal, hedef ve hesaplarına hizmet etme adına "kavgalarını küreselleştirme" peşinde koşmayı sürdürüyorlar.
Aslında, 1909 - 1920 yılları arasında Ermeniler ile Anadolu'nun Müslüman halkları arasında yaşanmış olan şiddet, zorlama, tehcir ve kavgalar "bilgi, belge ve toplu mezarlara dayalı" bir şekilde incelenecek olsa, her iki kesimin de belli ölçüde hatalı olduğu görülecektir. Böylece de, sorunu daha "içinden çıkılmaz" bir hale dönüştürmekten kaçınmanın yolları aranacaktır, diye düşünüyorum. Ancak, her şeye rağmen; tarihe bir not düşme ve ibret vesikası olarak yayınlama adına, Ermenilerin yaptıkları hataları ve batılıların oynadığı oyunları gözler önüne sermek üzere, "Osmanlı Ermenilerinin tarihi" mutlaka kapsamlı bir şekilde gün yüzüne çıkarılmalıdır. İhanete uğrayan Osmanlı, sebepsiz bir şekilde katledilen de Müslüman halk; buna rağmen "soykırım yalanına muhatap" edilen ise yine Osmanlı Devleti. İşte bu saçmalığa son verme adına her şey açıklıkla ortaya dökülmelidir. Gerçi, iddia edilen soykırım yalanı kendi başına bir tutarsızlıktır zaten. Çünkü "Soykırım; Birleşmiş Milletlere göre, bir grubun diğer bir grubu kasten ortadan kaldırmak istemesidir. Mesela Almanlar Yahudileri, Fransızlar Cezayirlileri, İspanyollar Aztekleri aynen bu şekilde ortadan kaldırmayı istemişlerdir. (Bu yönden bakınca) Osmanlı ve Ermeniler arasındaki meseleye soykırım demek cahilliğin tâ kendisi olur."
Maalesef, Batılıların "tarihi Osmanlı sendromu (hastalık tablosu)" ve "Sevr hesapları" günümüze kadar hâlâ daha devam ettiği için; özellikle Ermeniler üzerinden, Osmanlı'nın "zihinlerdeki yegâne mirasçısı" konumundaki Türkiye'yi köşeye sıkıştırma amaçlarını "kesintisiz bir şekilde" sürdürmektedirler. Bu durumun bir neticesi olarak; her türlü imkânları elinde bulunduran Batı; 1918 yılında teslim olan ve 1920'de ise paylaşılan Osmanlı Devleti'nin külleri arasından silkinerek çıkan "Anka Kuşu Türkiye'yi" iflah etmemek ve "tarihi kamburlarla uğraştırmak" üzere Ermeni soykırımı yalanını Türkiye'nin anlına yapıştırma kumpası kurmuştur.
Zira; soykırım iddialarının yalan, iftira, hile, kumpas ve zulüm olduğunun tarihi belgelerle sabit olduğunu en iyi bilenlerin başında gelen Amerika Birleşik Devletleri'nde, her yıl 24 Nisan'da oluşturulan "soykırım yaygaraları" bile, başlı başına Türkiye üzerinde oynanan oyunları ve kurulan kumpasları gözler önüne sermeye yeterlidir. Hakikaten; Ermeniler ile Müslüman halklar arasında yaşanmış olan "kanlı kavgaları" araştırmak üzere, 1920'lerde Anadolu'ya gönderilen ABD heyetinin hazırladığı raporlara bakıldığında, aynı şekilde Rusya ve Avrupa ülkelerinin arşivleri incelendiğinde, suçlu tarafın kesinlikle Ermeniler olduğu net bir biçimde görülmektedir. Üstelik Amerikalı ünlü Profesör Justin McCarthy'nin "tarihi belgelere dayalı" eserinde de; Ermeni yaygara ve iftiralarının aksine, Anadolu'da, asıl katliamı yapanın Ermeniler olduğu net bir biçimde ortaya konulmaktadır. Şöyle ki; taşkınlık çıkaran, çeteler kurarak insan avına çıkan, işgalci Ruslarla birlikte hareket ederek masum komşularını bile hunharca katleden, tebaası olduğu Osmanlı Devleti'ne arkadan vuran, savunmasız insanların göç etmelerine bile müsaade etmeyerek topluca katleden, mensubu bulunduğu Osmanlı'nın topraklarında Ermeni devleti kurarak Devlete ihanet eden, kadınların namuslarını kirletmekle yetinmeyerek onları göğüslerinden kamalayan vs. vs. gibi suçları işleyerek Osmanlı Devleti'ni "tehcir kararına zorlayan" tarafın bizzat Ermeniler olduğu ve de tehcir kararının verilmesiyle ilgili asıl talepte bulunan devletin ise "Birinci Dünya Savaşı'nda, Osmanlı'nın müttefiki" konumundaki Almanya olduğu bariz bir biçimde belirtilmiştir.
Kaldı ki, 1909 - 1920 yılları arasında Anadolu şehirlerinde "terör estiren" Ermeni çetelerinin, sadece 19141919 arası dönemde katlettiği Müslüman insanların sayısı iki milyonla ifade edilebilecek boyutlara ulaşmışken; tebaası oldukları Osmanlı Devleti'ne arkadan vuran ve işgalci kuvvetlerle birlikte hareket ederek ihanet eden Ermenilerin şerlerinden emin olmak üzere yapılan tehcir ya da başka şehirlere kontrollü bir biçimde göç ettirme hadisesinde hayatını kaybeden binler, ne yazık ki milyon olarak ifade edilerek dünya kamuoyu yanıltılmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki resmi istatistiklere göre 1914 yılında Osmanlı sınırları içerisinde yaşamakta olan Ermenilerin toplam sayısı bir milyon üç yüz bin (1 milyon 300 bin) düzeyindeydi. Başka bir kaynağa göre ise, "gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir. Göç eden Ermeni sayısı 390.000, yerine ulaşan Ermeni sayısı ise 360.000'dir. Yani 30.000 kişi salgın hastalık ve kış şartlarından hayatını kaybetmiştir. Kaldı ki bu göç olayını ilk gerçekleştiren Osmanlı da değildi. Ve gerçekleştirilen en başarılı göç hareketlerindendir. Yakın zamana kadar Ruslar; Orta Asya'da ve Kırım'da bu işi eline yüzüne bulaştırmış, binlerce Türk'ün ölümüne sebep olmuşlardır."
Dikkat ederseniz, ihanet eden insanların hainlikleri ve estirdikleri terörü sorgulamamız gerekirken; ihanetlerinin karşılığında, sadece şerlerinden emin olmak üzere, Merkez vilayetlerden Çevre vilayetlere yaptırılan göç hadisesi sebebiyle kocaman bir tarih töhmet altına alınmak isteniyor. O nedenle, bilinçli ve maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni soykırımı iddialarının ne derece dayanaksız olduğunu ve ne gibi çıkar kaygılarıyla ortaya atıldığını mutlaka aydınlatmamız gerekmektedir. Bunun en iyi yolu ise bilgi, belge ve toplu mezarlara dayalı olarak Türk-Ermeni ilişkilerinin bütün yönleri gözler önüne serilmelidir. Açıkçası; "Tarafsız ve uluslararası niteliklere sahip bir komisyon" tarafından yapılacak olan bu tarz ciddi çalışmaların ürünleriyle ortaya çıkmadığımız sürece, dünya kamuoyunun bulandırılmış zihinlerini duruluğa kavuşturmamız mümkün değildir.
İlginçtir; Osmanlı Devleti'nin suçlanmasına çanak tutan ve dolaylı olarak da Türkiye'yi mahkûm etmek isteyen Batılılar; sadece "sözde ve iddia" hükmündeki basit terör hadiselerini gerekçe göstererek işgal ettikleri Afganistan ve Irak'ta milyonları katlederken nedense kendileri üzerine toz kondurulmasına bile tahammül gösteremiyorlar. İşte, hayran kaldığımız ve uğruna kocaman bir tarihi bile reddetmeye yeltendiğimiz Batı kültür ve medeniyetinin gerçek yüzü budur. Şimdi soruyorum: Batılılar ve Rusya'nın desteğiyle Osmanlı'nın Anadolu şehirlerinde uzun yıllar terör estiren ve mensubu bulundukları Osmanlı Devleti'ne ihanet ederek açıkça düşmanlık yapan Ermenilerin yaptıklarının on binde biri (1/10.000) bile ABD'ye yapılmış olsaydı, acaba ABD nasıl bir tavır takınırdı? Cevap basit ve belli: ABD'ye yapılacak olan küçük bir ihanetin cezası "toptan imhadır" ya da işgaldir.
O halde, sözde soykırım yaygaraları sebebiyle öncelikle ve özellikle Batılıların tavırlarını sorgulamamız gerekirken; sadece Ermenileri suçlama hatasına düşerek, iki halk arasındaki düşmanlıkları daha da onulmaz yaraya dönüştürmeyelim. Netice olarak, sadece soykırım iddialarını değil; Anadolu'da estirilen terör ve ihanet rüzgârları ile büyük devletlerce saçılan fitne ve fesat tohumları da "bilgi, belge ve somut kanıtlara dayalı olarak" masaya yatırılarak olayların gerçek mahiyeti kesin bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Ayrıca, Batı tarihinin "sömürgecilik, emperyalizm ve post-modern (neo) emperyalizm" deneyimleri de etraflı bir şekilde tetkik edilerek; eğer icap ederse, tarihimizle ilgili söz söyleyecek en son kesim ya da otoritenin Batılılar olması gerektiğini net bir şekilde gözler önüne sermeliyiz.
Ermeniler Avrupa'da Dünyanın en iyi afiş tasarımcılarına ödedikleri yüksek ücretlerle Sözde Ermeni soykırımını anlatan afiş yarışması düzenlediler. Ermenilerin oyunlarının sonu gelmeyecek gibi. Bunların karşısında biz neler yapabiliriz? Birinci Dünya savaşının yaşandığı o kanlı günlerde her milletten milyonlarca insan vatanları uğruna ölürken, Ermeniler ne yaptılar. Osmanlıyı kahpece arkadan bıçakladılar. Herkesin milyonlarca evladını yitirdiği bu savaşta ermeniler ölmeden nasıl kalabilirlerdi. Savaş şartlarında ölenleri kıyım, katliam gibi tanımlamalara sokacak olursak, ingilizleri Hindistan'da, Fransızları Afrika'da zalim ilan etmek için geç kalmadık mı?Ermeniler de Birinci Dünya savaşında Doğuda Kürtlerle birbirlerini kırdılar ve faturası biz Türk'lere kesildi. Elleri kanlı ermeni çeteleri günümüze her nasılsa ASALA diye getirdiler emellerini fakat ,Türkiye kararlığı sayesinde yok etti herbirini. Şimdi Ermeni çeteciler emelleirine Güney Doğu'da isim değiştirerek devam ediyorlar. Eski ismi ASALA yeni adı PKK ülkemizi bölmek parçalamak uğruna elinden geleni yapıyor. Biz Türklerin bu oyunlara alet olan Kürtlerinde bu oyunlara alet olmaması gerek. Altta sizlerle paylaştığım ermenilerin Avrupa da yeni açtığı afiş yarışmasından bazılarını sizlere sunuyorum. Tarih boyunca nifak ekmiş kahpeliği ve dönekliği kimlik bellemiş bir milletin yeni yöntemleriyle sizleri tanıştırmaktır amacım.