Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Ermeni Meselesi: Bütün Yönleriyle
« önceki   123 ... 222324 ... 606162   sonraki »

ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
kilitli
sayfa 23
Mollamustafa
16 yıl önce - Prş 16 Ksm 2006, 08:08

Alıntı:
16 Kasım 2006 / Perşembe  
Ermeni asıllı Yazar: Varlığımızı Türklere borçluyuz...

                                                                                                                          Tolunay DUMAN DHA
Ermeni asılı araştırmacı-yazar Levan Panos Dabağyan, Ermenilerin bin yıldır Türklerle birlikte yaşadığını, AB'nin Türk düşmanı Ermeni yetiştirdiğini öne sürdü. Kendilerini Anadolu Türklerinden ayıran tek özelliğin ‘din’ olduğunu ve Ermenilerin Türkler sayesinde varlığını sürdürebildiğini anlatan Dabağyan, “Tarihimizi iyi tetkik edersek bunu bizzat sizler de bulursunuz. Eğer Türkler olmasaydı bugün Ermeniler olmazdı. Bunu inkar eden Ermeni alçaktır'' dedi.
     Mersin’in Tarsus Belediyesi tarafından Kültür Merkezi Salonu’nda düzenlenen ‘Türk-Ermeni ilişkileri ve Ermeni sorunu’ konulu konferansa Levan Panos Dabağyan, konuşmacı olarak katıldı. Belediye Başkanı MHP’li Burhanettin Kocamaz, belde belediye başkanları ve vatandaşların izlediği konferansta Dabağyan, Anadolu’ya göç eden ilk Türklerden olduklarını, kendilerini Anadolu Türklerinden ayıran tek özelliğin ‘din’ olduğunu söyledi.
     Dabağyan, “Tarihimizi iyi tetkik edersek bunu bizzat sizler de bulursunuz. Eğer Türkler olmasaydı bugün Ermeniler olmazdı. Bunu inkar eden Ermeni alçaktır. Bu vatan için can veriyoruz'' dedi.
     Fransa, İngiltere, Rusya ve İtalya’nın Türk düşmanlığı için Ermenileri inanılmaz vaatler vererek kandırdığını iddia eden Dabağyan, “Türkiye’de Ermeni, Laz ve Kürt yoktur, Türkiye’de Türk vardır. Türk Milleti olarak bir bütünüz. Rusya ve Avrupa devletleri bizleri mahvetmişler. Şu anda kendileri de mahvoluyorlar. AB, Türk düşmanı Ermeni meydana getirmiştir. Demokrasi beşiği olarak gösterilen Fransa her dönemde kan dökmüştür. Bugün dünyaya demokrasi dersi vermeye çalışıyorlar'' diye konuştu. Dabağyan, gençlere de seslenerek şöyle dedi:
     
     TÜRK OLMAK ŞANSTIR
     “Türkiye çok korkunç durumdadır. Gayri resmi işgal altına almaya çalışıyorlar. Bizler bu oyunlara gelmeyeceğiz. Bugün düşmanlarımız meçhuldür. Bizim siyasiler ‘Koltuğumuz altımızda kaymasın’ diyorlar ama ülke altlarında kayıyor farkında değiller. AB'ye girmesek ne oluyor, batacak mıyız? Uşak mı olacağız? Türk milleti sıradan bir millet değildir. Bizim en büyük şansımız Türk olmaktır ve oyunlara gelmeyeceğiz. Amerika’nın atomu varsa bizim Allah’ımız var.'' Dabağyan, MHP’nin merhum Genel Başkanı Alparslan Türkeş’in Türkiye ile Ermenistan ilişkilerinin düzeltilmesi için çaba harcadığını, bu dönemde Ermeni parlamentosunun basıldığını, parlamenterlerin öldürüldüğünü kaydederek bu durumun tesadüf olmadığını savundu.
     Soruları da yanıtlayan Dabağyan’a, Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz bir plaket verdi.


SAMİ AĞAR
16 yıl önce - Prş 16 Ksm 2006, 11:25



SAMİ AĞAR
16 yıl önce - Prş 16 Ksm 2006, 11:31



burakerkıral

16 yıl önce - Prş 16 Ksm 2006, 12:09



umutyolu
16 yıl önce - Prş 16 Ksm 2006, 14:02

Alıntı:
DAHA ÇOK BİLGİ İÇİN: ''BİR ERMENİ TERÖRİSTİN İTİRAFLARI'' ARŞAVİR ŞIRACIYAN DİYE BİR ERMENİ  TERÖRİST KENDİ AĞZINDAN UTANMADAN BİDE KİTAP YAZMIŞ OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM...


burakerkıral,

Ermenilerde bizim Taner Akçam hakkında aynı şeyleri söylüyorlar, aynen "utanmadan birde kitap yazmış" diye. Tabi arada bir fark var, Ermeni yazarlar ve gerçekleri gören / söyleyen tarihçiler bizim tarafımızdan finanse edilmiyor ve nerdeyse hepsinin yaptığı gibi sadece doğruları  yazıyorlar, gerçekleri yazıyorlar, çünkü gerçekler ermenilerin canını çok acıtıyor. Ancak Taner efendi ermeni diasporası tarafından paraya boğuluyor ve süper lüks bir hayat yaşıyor. Bunun için "utanmadan yazan" ermeni yazar değil, gerçekleri saptırıp, tek kelime Osmanlıca bile okuyamayan ve TC Devlet Arşivlerinin yerini bile bilmeyen Taner Akçam' dır.

Teşekkürler.



umutyolu
16 yıl önce - Cum 17 Ksm 2006, 10:33

Alıntı:

FRANSA İLE ASKERÎ İLİŞKİLERİ DONDURDUK

16 Kasım 2006, Kaynak : Zaman

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Fransa Meclisi'nde sözde Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısının kabulünün ardından, bu ülkeyle askeri alandaki ilişkilerin askıya alındığını söyledi. Kuruluşunun 23. yıldönümü sebebiyle KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu'nun Sheraton Oteli'nde verdiği resepsiyona katılan Org. Başbuğ, gazetecilerle sohbet etti. Türkiye ile Fransa arasında askeri alandaki ilişkilerin, Fransa Meclisi'nin kararının ardından askıya alındığını açıklayan Başbuğ, gelişmelerin ardından iptal edilen bir ziyaretin olup olmadığı sorusuna, "İki ülke arasında yüksek seviyeli ziyaretler yapılmıyor." karşılığını verdi. KKTC'deki törenlere katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise Rum Kesimi'nin kendisinin bir parçası olmasından dolayı AB'nin, Kıbrıs meselesinde tarafsız olamadığını belirtti. "AB istese de tarafsız olamıyor; çünkü Rum Kesimi kendisinin bir parçası." diyen Gül, "şantaj ve sıkıştırmalarla Türkiye'nin politikalarından asla vazgeçmeyeceğini" kaydetti.

Kaynak : İksaren


Alıntı:

ANKARA, PARİS İLE 'DAVALIK' OLACAK

16 Kasım 2006, Kaynak : Radikal

Türkiye 'Ermeni soykırımı' yasası çıkaran ülkeleri uluslararası yargıya havale etme hazırlığında. Süreci Bölükbaşı koordine edecek. Türkiye, başta Fransa olmak üzere soykırım iddialarını dikkate alan ülkeleri 'hukuki kuşatma'ya alacak ve konuyu uluslararası hukuk ile sonuçlandırmaya çalışacak. Bakanlığın bu alandaki uzman hukukçusu Büyükelçi Deniz Bölükbaşı çalışmaları koordine etmek için Ankara'ya gelirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde devlet davası açma, Uluslararası Tahkim'e gitme ya da 1907 tarihli 'uluslararası anlaşmazlıkların çözümü konvansiyonu'nu işletme öne çıkan görüşler.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül önceki gün TBMM'de "Ermeni soykırımı iddialarıyla sonuna dek savaşacağız. Fransa, Rusya konuyla çok ilgilendi ben de 'Gelin ortak tarih komisyonumuza katılın. Beraber araştırma yapalım' dedim. Bu mücadelede yeni adımlar atacağız. Yargı yoluna başvuracağız. Yurtdışındaki uzmanlarımızla yeni çalışma başlattık" demişti. Bu çalışmaların ayrıntıları belli olmaya başladı. Gül, Ankara'nın eylem planını harekete geçirmek için Türk ve yabancı diplomatlar ile hukuk uzmanlarını Ankara'da ortak çalışma için buluşturdu. Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdindeki uluslararası hukuk uzmanı büyükelçisi Deniz Bölükbaşı, eylem planının ayrıntılarını belirleyecek çalışmaların koordinatörü olarak görevlendirildi. Bölükbaşı'nın Cenevre'den Ankara'ya gelmesiyle Dışişleri'nde çalışmalar başlatıldı.
Irak savaşı öncesi ABD ile zorlu tezkere pazarlığı yürüten, Kıbrıs ve Ege konularında görüşmelerin önde gelen ismi olan Bölükbaşı, çalışmalarla ilgili bilgi verirken "Bu hukuk savaşı çok çetin olacak" dedi. Bölükbaşı, yeni eylem planı ile hedefleneni şöyle aktardı: "Görülen o ki, dünya parlamentoları Türkiye'yi şamar oğlanına çevirdi. Her önüne gelen soykırımın inkârını cezalandırmaya, iddialarını Türkiye'ye kabul ettirmek için çalışıyor. Türkiye de, bu durumu önlemek için o ülkeleri, parlamentoları hukuki sıkıntıya sokmak için aslında başından beri yürüttüğü çalışmaları kuvvetlendirme aşamasında. İlk aşamada Fransa'ya karşı AİHM'de devlet davası açmaktan tutun her türlü mücadele yapılacaktır. Hukuki tüm yolları inceleme altına aldık. Bu sadece Fransa'ya karşı değil tüm ülkelere karşı yapacaklarımızı belirlemek içindir. Türkiye, sessiz kalmayacaktır."

1907 Konvansiyonu
Türkiye'nin üstünde durduğu hukuki belgelerden birinin de 1907 tarihli 'uluslararası anlaşmazlıkların çözümü konvansiyonu' olduğu öğrenildi. 100 yıldır yürürlükte olsa da fazla başvurulamayan bu belgeye göre yapılan değerlendirmeler ülkeleri bağlamıyor. Ancak siyasi alanda kazanan tarafın elini güçlendiriyor.



Alıntı:

ERMENİ İDDİALARINA KARŞI BÜYÜK TAARRUZ

16 Kasım 2006, Kaynak : Yeni Şafak

Türkiye, Ermeni politikasında büyük sürprize hazırlanıyor. Soykırım iddialarını uluslararası yargıya taşıyabileceklerini belirten Dışişleri Bakanı Gül, "İthamlar önümüzdeki 10 yılın en önemli sorunu" dedi Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarını uluslararası yargıya taşımaya hazırlandığına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, "Ancak bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek cevap şeklinde almamak gerekir" dedi. Gül, kararın bu çalışmalardan sonra verileceğini de söyleyerek, emekli diplomatlar, Türk ve güvenilir yabancı hukukçuların titiz çalışmasının sürdüğünü bildirdi.



Alıntı:

İŞTE FRANSIZ PİŞKİNLİĞİ

16 Kasım 2006, Kaynak : Yeniçağ

Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaların bayraktarlığını yapan Fransa,kendi sömürge geçmişiyle ilgili sorulara ise `geçmişi tarihçilere bırakalım` karşılığını veriyor. Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaların bayraktarlığını yapan Fransa, konu Cezayir olunca tavır değiştiriyor. 1915`teki olaylardan Türkiye`yi sorumlu tutan Paris yönetimi, kendi sömürge geçmişiyle ilgili sorulara ise `geçmişi tarihçilere bırakalım` karşılığını veriyor.

Ermeniler için Türkiye’yi suçlayan Sarkozy, Fransa’nın Cezayir katliamını geçmişe havale etti.Resmi bir ziyaret için Cezayir`e giden Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, "Babaların işlediği suçlar için oğullardan özür istenmez." diyerek ülkesinin çelişkili tavrını sürdürdü. Şehitler Anıtı`nı da ziyaret eden Sarkozy, yaşananları katliam ya da soykırım değil, `ortak acılar ve yaralar` olarak niteledi. Fransa, 1954 ile 1962 yılları arasında bağımsızlık mücadelesi veren yaklaşık 1,5 milyon Müslüman`ı katletmişti. Sarkozy`nin ziyareti öncesinde bir açıklama yapan Cezayir Başbakanı Abdülaziz Belkadem, Fransa`nın sömürge döneminde işlediği suçları kabul etmesini istemişti.

Sömürgecilik adaletsizlikmiş
Sömürgeciliğin adaletsiz olduğunu ve kökenleri ne olursa olsun çok sayıda insanın bundan acı çektiğini dile getiren Sarkozy, "Acılar, tek tarafta değil, her iki kesimde de oldu." şeklinde konuştu. Cezayir`e "dost" olarak geldiğini belirten Fransız bakan, "Yaralayan cümlelerden ve girişimlerden kaçınılmalı. Ve birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Ben de bunu yapmak için geldim." dedi. Ülkesinin meclisinin geçen yıl "okullarda sömürgeciliğin olumlu yönlerinin anlatılmasını" öngören bir yasa çıkardığını unutan Sarkozy, her tarafta da "küçük düşürücü" girişimlerin tekrarlanmaması gerektiğini kaydetti. Şehitliğin ardından Hıristiyan ve Yahudi mezarlığını ziyaret eden Sarkozy, buradaki açıklamasında "Cezayir, her tarafta da büyük acılar gördü. Bütün acıları hatırlamak gerekli." dedi. Öte yandan Sarkozy`yle görüşen Cezayir İçişleri Bakanı Yazid Zerhuni, Fransa ve Cezayir arasında imzalanması planlanan dostluk anlaşması için henüz ortamın oluşmadığını söyledi. İki ülke arasında geçen yıl imzalanması planlanan dostluk anlaşması, Cezayir`in Fransız Meclisi`nin çıkardığı sömürgecilik yasasına tepki göstermesiyle ertelenmişti.



Alıntı:

TARİHİN GÖZÜ (GÜNERİ CİVAOĞLU)

16 Kasım 2006, Kaynak : Milliyet

Kurtuluş Savaşı'nda adalet bakanı olan Ahmet Rıfat Çalıka, 1915 Ermeni tehciri (sürgün) sırasında Kayseri Belediye Başkanı'dır. Anılarını okuyorum. Çocuklarına bıraktığı belgelerde bir de liste var.
Ermenilere ve onların mallarına karşı işlenen suçlar için adli işlemleri yansıtıyor.
İşte birkaçı...
.......................
- Develi Kaymakamı Zeki, Jandarma Muharrem Çavuş ve 8 jandarma eri hakkında, adları sıralanan bazı Ermenilere işkence ve bedene zarar vermek iddialarıyla dava açılmış.
- Kaymakam Zeki ayrıca para almak ve bir kadının zorla ırzına geçmek suçlamasıyla da yargılanmış.
- Mutasarrıf Zekai, Develi Kadısı Sezai, Kaymakam Halil, Nahiye Müdürü Kevkep ile 2 polis memuru, Ermenileri katletmek ve ettirmek iddiası ve cinayet suçlamasıyla mahkemeye verilmişler.
-Tahrirat Müdürü Sabri, İl Encümeni Başkâtibi Nurullah ile eşraftan 8 kişi, Ermenilerin terk edilmiş mallarını, serbest alışverişin belirleyeceği fiyatı düşürmek için işbirliği yapmak ve düşük fiyatla almak üzere hileli yollara başvurmak nedeniyle mahkemeye sevk edilmişler ancak suçları zaman aşımına girmiş.
- Savcı Ziya, Harp Divanı Başkanı Tevfik, Ermenilerin terk edilmiş malları komisyonunun Başkanı Halil hakkında kendilerine emanet olarak bırakılan Ermeni eşyalarını, görevi kötüye kullanarak satın almak suçlamasıyla dava açılmış.
.......................
Görülüyor ki...
Kayseri'den Ermeni yurttaşlar sürülürken onlara yolda ya da mallarına sonradan tecavüzler olmuş.
Ama...
Bu suçlar cezasız bırakılmamış.
Suçu işleyenler hakkında soruşturma, kovuşturma, dava açılmış, ceza verilmiş.
Üstelik ceza verilenler arasında yörede devleti temsil edenler var.
Soykırım böyle mi olur?..
Sakın Kayseri'de Ermeni yurttaşların canlarına kıyılmadığı gibi bir iddiada bulunduğum sanılmasın.
Belgelerde ve hatta yukarıda yansıttığım olaylarda dahi "birçok Ermeni'yi katletmek ve ettirmek" saptamaları var.
Ancak...
Bu insanlık suçu, bu yüz kızartıcı olaylar, devletin "bir ırkı yok etmek kararı ve soykırımda bulunmak (jenosid)" anlamına gelmiyor.
O yılların koşulları içinde, pek çok Türk de Ermeni çeteleri tarafından öldürüldü.
......................
Gene Rıfat Bey'in notlarına dönelim...
- "Taçın'dan Durmuşoğlu hacı Ahmet, Soyugunlu hacı Mıgırdıç'ın bir çift öküzünü gerçekten geri vermiş mi?
- Taçınlı deli Baddal, (Ermenilerden) alıp sonra geri verdiği 80 davarı değiştirdi mi?
- Köleli Bayram ......'ın topal Ohanes'ten aldığı davarlar hakkında soruşturma yapıldı mı?
- Elbaşlı derviş Efendi, Ördekoğlu Ohan'dan aldığı 350 koyunu geri verdi mi?"
.......................
Böyle daha bir dizi not var.
.......................
Kayseri Mutasarrıfı, İçişleri Bakanı Talat Bey'in emriyle, şehrin ileri gelenlerini toplar ve Ermenileri tehcir kararını açıklar.
"Ermenilerin dış düşmanlarla işbirliği içinde bulunduklarını ve kaçınılmaz bir çöküntüden kurtulmak için hükümetçe, sadakatsizliği şüphe götürmeyen bu cemaati Anadolu dışına çıkarma kararı verildiğini" anlatıyor.
"Ama" diyor, "Devletin bütün kanunları yürürlüktedir. Ermenilerin malına, canına, ırzına zarar verenler hakkında kanunu işlem, müsamahasız yapılacaktır....... Belirlenen cezayı göreceklerdir.
Üst tarafı yurtseverliğinize kalmıştır."
.......................
Protestan ve Katolik Ermeniler kalır, diğer Ermeniler büyük çoğunlukla ve baskıyla Müslüman olurlar.
Kimilerini komşular saklar, kimileri evlatlık verilir. Tıpkı Anadolu'nun diğer yörelerinde olduğu gibi...
Dışişleri Bakanı Gül'ün dün söylediği gibi, "sorunun uluslararası tahkime götürülmesi ve buna ışık tutacak çok ciddi tarih araştırmalarına" gerek var.
Hukuk ve bilim, siyasetin gölgesi altında kalmamalı.


Alıntı:

1. Sözde Soykırım İddiaları Hollanda Ders Kitaplarına Giriyor  

16 Kasım 2006, Kaynak : İKSAREN

Avrupa ülkeleri arasında sözde Ermeni soykırımı iddialarının en fazla destek bulduğu ülkelerden biri Hollanda’dır. Hollanda Parlamentosu 21 Aralık 2004’te kabul ettiği bir kararda Hollanda Hükümeti’nden Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanıması hususunu sürekli gündemde tutmasını talep etmiştir. Geçtiğimiz aylarda ise ülkenin en büyük iki partisi olan İşçi Partisi ve Hıristiyan Demokrat Partisinden toplam üç Türk kökenli milletvekili sözde soykırım iddialarını kabul etmedikleri için seçim listelerinin dışında bırakılmıştır. Hollanda Hükümeti bütün bu gelişmelerden sonra Ermeni lobisinin baskısı altında kalarak üçüncü bir karara imza atmak üzeredir. Hükümet sözde soykırım iddialarını Hollanda’daki ders kitaplarına sokmayı planlamaktadır.

Ermeni haber ajanslarından Panarmenian’da verilen habere göre Hollanda Ermeni Örgütleri Federasyonu üyeleri Hollanda Göç ve Entegrasyon Bakanı Rita Verdonk ile bir görüşme yapmışlardır. Görüşme esnasında Verdonk sözde soykırım iddialarını desteklediğini belirterek bu çerçevede seçim listelerinden çıkarılan Türk kökenli milletvekili adaylarının durumunun altını çizmiştir. Bu noktada yapılması gerekenlerin bitmediğini ve hem soykırım iddialarının ders kitaplarına konulmasının, hem de bu iddiaları reddeden web sitelerinin cezalandırılmasının gerekli olduğunu bildirmiştir.

Son dönemlerde Hollanda’nın Ermeni meselesi konusundaki tutumunun saldırgan olduğunu söylemek mümkündür. Hollanda Hükümeti ve siyasi partiler yaklaşık 400.000 Türk kökenli Hollanda vatandaşını etkin bir siyasi güç olarak görmemektedirler. Bunda da maalesef Hollanda’da yaşayan Türk toplumunun etkin bir lobi oluşturamamasının büyük payı vardır.

2. Polonya, Türkiye ve Ermenistan Arasında Arabuluculuk Yapmak İstiyor

Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir diğer ilginç gelişme de Polonya Senatosu Başkanı Bogdan Borusewicz’in, Polonya’nın Türkiye ve Ermenistan arasında arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu belirtmesidir. Borusewicz, Polonya Hükümeti’nin hem Türk hem de Ermeni tarafına bu mesajı gönderdiğini ve Ermeni tarafının mesaja olumlu yanıt verdiğini bildirmiştir. Bununla beraber Polonya’nın Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini ve tam üyeliğin Ermenistan için de olumlu sonuçlar getireceğinin altını çizmiştir.

Polonya’nın Türkiye ve Ermenistan arasında aracılık yapma teklifinde bulunması son derece ilginçtir; ancak bu teklifin samimi olduğu konusunda önemli şüpheler vardır. Uluslar arası ilişkiler teamüllerine göre arabuluculuk genellikle tarafsız ülkeler tarafından yürütülür. Örneğin 1990’ların başında İsrail ve Filistin arasındaki ihtilafın çözümü için devreye bu sorunun tarafı olmayan Norveç girmiş ve Norveç Başbakanı Olof Palme sorunun çözümü için çaba harcamıştır. Ancak herhangi bir ihtilafta o ihtilafın taraflarından birine açıkça destek veren bir devletin arabuluculuğa soyunması samimi bir tavır olmayacaktır. Bu durumda 19 Nisan 2005 tarihinde parlamentosunda sözde Ermeni soykırımı iddialarını kabul eden bir ülkenin Türkiye ve Ermenistan arasında arabuluculuk yapma teklifi Türkiye tarafından ciddiye alınmaması gereken bir teklif olarak kalmalıdır.

3. Ermenistan Nüfusunun %29’u Yetersiz Besleniyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) açıkladığı raporda Ermenistan nüfusunun %29’unun yetersiz beslendiğini ortaya koymuştur. Bu rapora göre geçiş ekonomilerine sahip ülkelerde yaklaşık 25 milyon insan yetersiz beslenmeye maruz kalırken bu rakamın 21 milyonunu eski Sovyetler Birliği üyelerinin halkları oluşturmaktadır. Bu çerçevede en vahim tablo nüfusunun yaklaşık %60’ı yetersiz beslenen Tacikistan’da görülmektedir. Ancak bu konuda geçmişte oldukça kötü bir performansa sahip olan Ermenistan’ın komşuları Azerbaycan ve Gürcistan durumlarını hızla iyileştirmeyi başarmışlardır. Bu çerçevede 1993-95 yıllarında bu ülkelerde yaklaşık 2,5 milyon kişi yetersiz beslenirken bu sayı bugün 700-800 bine kadar gerilemiştir.

Ermenistan’ın saldırgan dış politikasının bir sonucu olarak, Ermenistan bütçesinin yaklaşık %6,5’i savunma harcamalarına ayrılmaktadır. Ermenistan Hükümeti 2007 yılı için de savunma harcamalarına yaklaşık 265 milyon dolar ayırmayı planlamaktadır. Oysa Ermenistan ve komşuları arasında çoğunlukla da Ermenistan’ın kendi dış politikasından kaynaklanan ihtilaflar çözümlense bu paranın büyük bir kısmı yetersiz beslenmenin önüne geçilmekte kullanılabilir. Dolayısıyla Ermenistan Hükümeti’nin daha uzlaşmacı politikalar izlemesi Ermeni halkının da menfaatine olacaktır.



Tüm haberler www.iksaren.org adresinden alıntıdır.

Teşekkürler.


ozanfus
16 yıl önce - Cum 17 Ksm 2006, 18:57

Alıntı:
Bu ülkenin ilelebet var olmasını istiyormusun?
   
Yahudiler Hitlerin elinden kurtulduklarında hiçbirşeyleri kalmamıştı . Bırakın devlet kurmayı yiyecek ekmekleri dahi yoktu . Ancak uluslarası camia Almanyanın soykırım yaptığını kabul ettiğinde yahudilere tazminat yolu açılmış oldu . Yahudiler açtıkları davalarla neredeyse tüm alman şirketlerini ve alman bankalarını tazminata mahkum ettirdi . Bugün satılan bir Mercedesten bile belli oranda İsrail hükümetine pay gidiyor ve bu durum gizli değil, zaman zaman gündeme geliyor.  İsrail bugün dünyanın en zengin ülkelerinden biri . Ülkelerinde nükleer reaktörlerden tutun en son teknolijiye sahip uçak fabrikaları bile var. Ancak Hitler döneminde dünyanın en zengin ve en gelişmiş ülkesi olan Almanya bir dönem toparlanmış gibi görünse de belini doğrultamadı. Ekonomisi son 10 yıldır gittikçe kötüleşiyor .


Ermenistan çok fakir bir ülke . Hiçbişeyleri yok . Açlar . Sanayileri , markaları hiçbişeyleri yok . Avrupanın lider ülkesi Fransanın bu soykırımı tanıyıp bize tazminat davası açılması yolunu açması bir anda tüm diğer ülkelere sıçrayacak . Şu an ciğerci kapısında bekleyen kediler gibi ellerinde dosya bekleyen ermenistan hükümeti açacağı binlerce tazminat davası ile Türkiyeyi çok zor duruma düşürecek . Zaten belimiz kurulduğumuz günden beri bükük duruyor , bu tazminatlar Osmanlıyı çökerten kapitilasyonlar gibi bizi de çökertecektir .

Bu memleketin insanıysan bu maili yayabildiğin kadar yay , şu bilinçsiz halkını uyarmaya çalış .

Fransız markalarından alışveriş yapma , 3 kuruş fazla ver , 2 adım fazla yürü başka marka kullan.

Cebin haysiyetinin önüne geçmesin  


serkan
16 yıl önce - Pts 11 Arl 2006, 13:37
Bir kitap duyurusu;




umutyolu
16 yıl önce - Pts 11 Arl 2006, 21:07

Alıntı:

525 BİN MÜSLÜMAN TÜRK KATLEDİLDİ

11 Aralık 2006, Kaynak : Türkiye

Hacettepe Üniversitesinde düzenlenen “Ermeni Soykırımı İddiaları” konferansında Devlet Arşivleri Genel Müdürü Doç. Dr. Yusuf Sarınay’ın konuşmasındaki önemli yerleri sizlere aktarmak istiyorum: “Osmanlı Devleti döneminde Ermenilerin her şeyi kayıt altındaydı. Hangi devlet kayıt altına aldığı bir milleti katledebilir. Bütün tarihçiler olayın böyle olmadığını biliyor ama açıklamalarına izin verilmiyor...
Dünya tarihi 1915 yılına hapsedilmek isteniyor. Dünya kamuoyunda Osmanlı Devleti, 600 yıl beraber yaşadığı Ermenileri katletmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor...
1877-78 yıllarında Osmanlı-Rus Savaşından sonra Avrupa ülkelerinin desteğiyle Ermeniler 1915 yılına kadar 40 ayrı isyan çıkardılar. Dahası Ermeniler, Balkanlar’da, uluslaşma sürecinde bağımsızlık kazanan Bulgaristan, Sırbistan gibi ülkelere özendiler...
Bu ülkelere özenen Ermeniler bağımsız devlet kurabilecek bir vatan parçası ve bunun üzerinde nüfuzlarının olmadığını anladılar. Taşnak ve Hınçak örgütlerini kuran Ermeniler, bağımsız devlet kurabilmek adına sistemli bir şekilde katliam yapmaya girişmişlerdi. Bu örgütlerin asıl amaçları bir taraftan öldürmek, öldüremedikleri insanları da göçe zorlayarak Ermenilerin çoğunlukta oldukları bir vatan meydana getirmektir...
Ermeniler bu olayları gerçekleştirebilmek için teröre başvurdular. Ermenilerin bu olayları gerçekleştirmelerindeki bir diğer amaçları da büyük devletlerin dikkatini Osmanlı üzerine çekmek idi...
Ermeniler amacının bir taraftan vatan oluşturmak, bir tarafdan da büyük devletlerin Osmanlı’ya müdahale etmesini sağlayarak bağımsız bir Ermenistan kurmaktı. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti 5 cephede savaştı. Osmanlı Devleti, böyle bir ortamda çatışmaları önlemek ve yol güvenliği sağlamak adına birtakım tedbirler aldı ve bu tedbirlerin hiçbirinde Ermeniler zarar görmedi...”
Bunları anlatan Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, arşivlerdeki haritalardan örnekler vererek, Ermenilerin projelerini gerçekleştirebilmek için Kafkasya’dan İskenderun hattına kadar olan bir bölgede katliamları yoğunlaştırdıklarını söyledi. Arşivlerde yer alan belgelere göre, 525 bin civarında Müslüman Türk’ün katledildiğini belirten Sarınay, söz konusu olayları önlemek isteyen Osmanlı Devleti’nin Ermenilerin katliam günü ilan ettikleri 24 Nisan’da yayınladığı genelgeyle de terör örgütlerinin silahlarına el konulduğunu ve olaylara karışan kişilerin yargıya teslim edildiğini bildirdi. Sarınay, bu çerçevede İstanbul’da 235 Taşnak ve Hınçak örgütü liderinin tutuklandığını anlattı. Bunlardan 155’inin Çankırı’da zorunlu ikamete tabi tutulduğunu, 80 kadarının da Ayaş’ta hapsedildiğini söyleyen Sarınay, Ermenilerin 24 Nisan’ı sözde soykırım günü ilan etmelerinin nedenininse siyasi lider kadronun tutuklanarak etkisiz hale getirilmesi olduğunu kaydetti.
Sarınay, Türklerin tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir şekilde Ermenilere katliam yapmadığını belirterek, tarihçilerin de bunları bildiğini ancak ülkelerinin bunu açıklamasına izin vermediğini sözlerine ekledi.





Alıntı:

'MAVİ KİTAP' VE TÜRK-ERMENİ SORUNU

08 Aralık 2006, Kaynak : Radikal

Sayın Murat Belge'nin, 'Ermeni soykırımı' iddialarına ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması amacını güden girişimlerimi konu alan ve Radikal'in 14 ve 17 Kasım tarihli nüshalarında yayımlanan makaleleri asılsız iddialar, yanlış değerlendirmeler ve maddi hatalar içeriyor. Sayın Belge, 'Mavi Kitap girişimi' başlıklı makalesinde şu iddialarda bulunuyor: (1) Şükrü Elekdağ'ın eline "Mavi Kitap'ın iki yazarından biri olan Arnold Toynbee'nin, bu kitabın propaganda için kullanılmış olmasından duyduğu üzüntüyü belirten bir yazı" geçmiştir. Elekdağ, bu yazıdan, kitap "Propaganda olduğuna göre yalan olmalı ..." sonucunu çıkararak, TBMM'nin İngiltere Parlamentosu'na 'bu yalanın resmen yalanlanmasını' talep eden bir mektup yazılmasına önayak olmuştur.
(2) Mavi Kitap gerçekleri içermektedir, çünkü "Toynbee'nin anılarını okuyunca, bu kitapta Ermeni kıyımı üzerinde söylediklerinin arkasında durduğunu görüyorsunuz. (...) bunlar doğru değil anlamına çekilecek bir tek cümlesi yok."
(3) İngiliz Büyükelçisi Sir Peter Westmacott, TBMM Başkanı Bülent Arınç'a gönderdiği bir mektupta Mavi Kitap'ın doğruları yansıttığını şu ifadelerle belirtmiştir: "Yazarlar Lord Bryce ile Arnold Toynbee'nin bu kitapta propaganda amacıyla gerçekleri çarpıttığına dair ciddiye alınabilecek bir eleştiri, bir tespit yapılmamıştı ve savaş koşullarında böyle bir kitabın yayımlanması, propaganda anlamında bir işlev görmüş olsa da, böyle olması, kitapta anlatılan şeylerin doğru olmadığı anlamına gelmezdi."
(4) Wesmacott'un, "Sizin açtığınız yola şimdilik girmiyoruz ama ısrar ederseniz gireriz. En iyisi siz bir daha oturup düşünün" anlamındaki bu uyarı mektubu üzerine TBMM'nin sesi sedası kesilmiştir. Sonuç olarak Elekdağ'ın işgüzarlığı 'gülünç duruma' düşmemizden başka bir işe yaramamıştır.

Kulaktan dolma bilgiler
Sayın Belge'nin bu iddiaları gerçekleri yansıtmıyor. Anlaşılan, makalesini kulaktan dolma bilgilerle yazmış ve Mavi Kitap ile TBMM'nin İngiltere Parlamentosu'na mektubunu okumamış. Çünkü okusa, Toynbee'nin Mavi Kitap'ın yazarlarından biri olduğunu makalesinde iki kere tekrarlayarak büyük bir hata yapmazdı. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere Savaş Propaganda Bürosu'nda (SPB) kadrolu uzman olarak çalışan Toynbee, Mavi Kitap'ın yazarı değildir, editörüdür. Kitap, Osmanlı hükümeti tarafından tasarlandığı iddia edilen 'bir etnik imha planı' çerçevesinde, Ermenilere karşı uygulanan "vahşet ve katliamların" güya görgü tanıkları tarafından hazırlanan 150 belge ve raporu içermektedir. Toynbee bu belge ve raporları düzenlemiş, derlemiş ve yayına hazır hale getirmiştir. İngiliz hükümetinin SPB'ye bu kitabı hazırlatmakla amaçladığı hedeflerin başında, Amerikan kamuoyunun Ermenilere acıma duygusunu sömürerek Washington'un savaşa mümkün olduğu kadar erken girmesini sağlamak geliyordu. Nitekim, bu kitabın ABD Başkanı Wilson'un savaşa katılma kararını almasında başta gelen bir etken olduğunu İngiliz hükümeti bakanları açıklamışlardır. (Mosa Anderson, Noel Buxton, A Life, London, 1952, s.8)

'Mavi Kitap'ın maskesinin düşmesi
Murat Belge, bulduğum bir belge nedeniyle Mavi Kitap'ın düzmece olduğu kanısına vardığımı söylüyor. Bu doğru değil. Mavi Kitap'ın maskesini düşüren ve sahteliğini ortaya çıkaran Amerikalı tarihçi Justin McCarthy'dir. Mavi Kitap'ın 1916'da basılan orijinal nüshasında, raporları hazırlayanların objektif, güvenilir ve muteber kişiler oldukları belirtildikten sonra, "Osmanlı Devleti'nin misillemesinden korumak amacıyla" bu kişilerin gerçek isimlerinin açıklanmadığı ve onlara kod adlarıyla atıfta bulunulduğu belirtiliyordu. Kitap, bu şekliyle Türkiye'ye karşı yıllar boyu son derece etkili bir propaganda aracı olarak kullanıldı ve soykırım iddiasının altyapısını oluşturdu. Ne var ki, Profesör Justin McCarthy kitaptaki kod adlarının kimlere ait olduğunu gösteren bir belgeyi İngiliz arşivlerinde bulunca Mavi Kitap'ın uyduruk niteliği ortaya çıktı. Kod adlarına ilişkin anahtar liste, kitaptaki belge ve raporları düzenleyen kişilerin, Ermenilerin koruyuculuğunu üstlenmiş olan ve Osmanlı Türkü'ne karşı yoğun bir kötüleme kampanyası yürüten Amerikalı misyonerler, Rus ordusu saflarına katılarak Osmanlı ordusuna karşı çarpışan ve Anadolu'da yaygın katliamlar yapan ihtilalci Taşnak Partisi yetkilileri ve Türk düşmanı Ermeni aktivistler olduğunu ortaya koyuyordu. Böylece, Mavi Kitap'ın, tam bir sahtekârlık ürünü olduğu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiş oldu. (Justin McCarthy, "I. Dünya Savaşında İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu", Osmanlı'dan Günümüze Ermeni Sorunu, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları, 2001 s.21)

'Mavi Kitap savaş propagandasıdır'
Savaş propagandacılığı işine bulaştıktan bir süre sonra tarihçi olarak üne kavuşmaya başlayan Toynbee'nin, olaylara önceki tek taraflı yaklaşımı ve tarihi gerçekleri çarpıttığı hissiyatından rahatsız olduğu anlaşılıyor (William H. Mc Neil, Arnold Toynbee a life, Oxford University Press, s. 74). Nitekim, 1922 'de yayımlanan 'The Western Question in Greece and Turkey' adlı eserinin 50. sayfasında Mavi Kitap'ın 'savaş propagandası' olduğunu itiraf etmiştir. Kitaptaki ifadeler aynen şöyledir: "Gerektiği şekilde savaş propagandası olarak yayımlanan ve dağıtılan Mavi Kitap". ("Blue Book which was duly published and and distributed as a war propaganda"). Toynbee, bilahare yayımlanan 'Acquaintances' adlı eserinin 149'la 152. sayfalarında Osmanlı Devleti'ne karşı girişilen propagandanın hangi nedenlerden kaynaklandığını bu işlere karışmış olmanın yarattığı pişmanlık duygusuyla izah etmekte ve Mavi Kitap'ın bir 'karşı-propaganda' ('counter-propaganda') aracı olduğunu vurgulamaktadır. İngiliz arşivleri, Başbakan Lloyd George'un "Türkler Anadolu'dan atılmalıdır" (The Turks must go) programı bağlamında bizzat vermiş olduğu bir emirle SPB'nin Türklere karşı son derece yoğun bir iftira, kötüleme ve aşağılama kampanyasını yürütmekle görevlendirildiğini ortaya koyuyor (F.O 395/139/64927, Anti-Turk Propaganda). SPB uzmanı Toynbee tarafından yayına hazırlanan Mavi Kitap da esas itibarıyla bu projenin bir parçasıdır. Böyle bir kötüleme ve aşağılama kampanyasının ürünü olmasına, içerdiği belge ve raporların uyduruk ve düzmece niteliklerinin kanıtlanmış bulunmasına ve editörü tarafından da savaş propagandası olduğunun kabul edilmesine rağmen, Belge'nin hâlâ Mavi Kitap'ın tarihi gerçekleri yansıttığını iddia etmesini, akıl, mantık ve sağduyu ile bağdaştırmak mümkün değildir.

Belge, mektubu tahrif etmiş
Büyükelçi Westmacott'un mektubu, Belge'nin söylediklerinin tam tersini içeriyor. Mektubun orijinalinde Büyükelçi aynen şunları yazmış : "Majesteleri Hükümeti'nin bir üyesi olarak Dışişleri Bakanı, Parlamento'nun malı olan bir belgenin geçerliliği üzerinde yorum yapamaz. Bununla birlikte, Dışişleri Bakanlığı, Mavi Kitap'ın yayımlanmasının, o dönem için savaş faaliyetleri bağlamında yapılması istenilen bir durum olduğunu kabul etmekle birlikte, raporların hiçbiri tekzip edilmemiştir ve yazarlar Lord Bryce ve Arnold J. Tonynbee ile ilgili olarak ahlaki veya entelektüel sahtecilik yaptıklarını iddia edenler çok azdır." Görüleceği üzere, Büyükelçi, kapalı ifadelerle, Mavi Kitap'ın savaş propagandası olduğunu kabul ediyor, fakat kitap gerçekleri yansıtıyor diyemediğinden, kitabın içindeki raporların tekzip edilmediğinden söz ediyor. Oysa, tarihçi Justin McCarty'nin açıkladığı İngiliz arşiv belgesi Mavi Kitap'taki raporların düzmece ve sahte niteliğini ortaya koymuştur. Büyükelçi, ayrıca, Mavi Kitap'ın editörleri hakkında göğsünü gere gere "Bryce ve Toynbee ahlaka ve entelektüel dürüstlüğe sahip insanlardır" demekten çekiniyor ve ezile büzüle, bu kişilerin ahlaki ve entelektüel dürüstlükten yoksun olduklarını iddia edenlerin az olduğunu söylemekle yetiniyor. Görüleceği üzere Büyükelçi, Belge'nin iddiasının tam tersine mektubunda Mavi Kitap'ın gerçekleri yansıttığından kesinlikle bahsetmiyor. Yer darlığı nedeniyle burada İngiltere Parlamentosu ile tüm yazışmaları ele almamız mümkün değil. Ancak, şu kadarını söyleyelim: TBMM'nin girişimine İngiltere Parlamentosu tarafından resmen karşı çıkılamamış ve Mavi Kitap'ın içerdiği rapor ve iddiaların gerçekliğini savunacak nitelikte veya kitabın uydurma ve düzmece olduğunu ret anlamında bir tek söz dahi söylenememiştir. Bu şekilde, Mavi Kitap'ın düzmece niteliği ve bir propaganda ve aldatmaca aracı olduğu ortaya konmuştur. Maksat hasıl olmuştur. Kimin gülünç olduğuna gelince, bu sıfatı, iddiasını kanıtlamak için Büyükelçi Westmacott'un mektubunu dahi tahrif etmekten kaçınmayan sayın Belge'nin hak ettiği açıktır.

Çözümün yol haritası
Sayın Belge, 'Ermeni konusunda değişim' başlıklı ikinci makalesinde, Milliyet gazetesinde Ermeni sorununda politika değişikliği başlığıyla manşetten verilen ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Ermeni iddiaları konusunda uluslararası yargıya gidileceği yolundaki açıklamasını konu alan bir habere atıfta bulunuyor. Fakat haberde 'Şükrü Elekdağ adının önemle geçmiş olması' nedeniyle, Elekdağ'ın karıştığı bir girişimden olumlu bir sonuç beklenemeyeceği kanısını ediniyor. Belge, ayrıca, 'şimdiye kadar 20'ye yakın ülkenin parlamentosu, 1915'te bir 'soykırım' uygulandığına dair kararlar veya yasalar çıkardılar" dedikten sonra, "Sen kendi tarihinde olmuş bir olayla yüzleşmeyi reddeder, bu tavrı alırsan, o gitgide daha çok sayıda ülke de böyle davranmayı seçecektir" sonucuna varıyor.
Sayın Belge'nin iddia ettiği gibi Türkiye tarihiyle yüzleşmeyi reddetmiyor. Hükümet ve ana muhalefet partisi bu konuda ortaklaşa cesur bir siyasi irade ortaya koyarak geçen yıl 1915 olaylarına ilişkin gerçekleri araştırıp ortaya çıkarmak üzere Türkiye ile Ermenistan arasında bir ortak tarih komisyonu kurulmasını ve komisyonun bulgularının dünya ile paylaşılmasını önermişlerdir. TBMM tarafından da onaylanan bu öneri maalesef Ermenistan tarafından kabul edilmedi. Yani, sayın Belge'nin söylediği gibi, tarihiyle yüzleşmekten kaçan taraf, Türkiye değil Ermenistan'dır. Dışişleri Bakanı sayın Gül'ün yaptığı açıklamadan, şimdi sorunun uluslararası yargı alanında ele alınmasını öngören yeni bir hamle yapılacağı ve bu amaçla yararlanılabilecek hukuki seçenekler üzerinde çalışıldığı anlaşılıyor.
Bize göre 1915 olaylarına ilişkin sorun, tarihsel ve hukuksal boyutları olan bir uluslararası ilişkiler sorunudur. Bu sorunun çözümüne ilişkin tüm adımların daha başlangıçta taraflar arasında müzakere yoluyla saptanmış bir yol haritası çerçevesinde atılabileceği aşikârdır. Birinci boyutu oluşturacak olan Türk-Ermeni tarihçiler komisyonunun çalıştırılması, bu uzlaşma sürecinin olmazsa olmaz bir halkasıdır. Zira, ancak tarihsel bulguların ortaya çıkarılmasından sonra ikinci boyut devreye girebilir ve sorunun hukuksal açıdan değerlendirilmesi mümkün olabilir. Esasen, soykırım suçu hukuktan soyutlanamaz. Zira, suçun tanımı ve hangi koşullarda varlığından söz edilebileceği 1948 Birleşmiş Milletler, Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'yle saptanmıştır. Bu nedenle, Türkiye ile Ermenistan'ın hukuka işlerlik kazandırmaları, Soykırım Sözleşmesi'nin 'makabline şamil' bir şekilde 1915 olaylarına uygulanmasını kabul etmeleri ve sorunun özelliğini dikkate alarak 1907 Lahey Sözleşmesi çerçevesinde tahkim yöntemine başvurmalarıyla gerçekleşebilecektir. Bu sürecin bir bütün olduğu ve tarihsel araştırma ile tahkim süreçlerinin birbirinden ayrılmaz şekilde uygulanacağının altı çizilmelidir. Akıl ve mantık, Türkiye ile Ermenistan'a ortak bir girişimle yaşadıkları beşeri facianın tüm yönlerini gün ışığına çıkarmak suretiyle tarihleriyle yüzleşmelerini ve bunun sonuçlarını kabullenmelerini emrediyor. Barış bu travmadan doğacaktır.

ŞÜKRÜ M. ELEKDAĞ


Alıntı:

İNGİLTERE SOYKIRIMI REDDETTİ, BU GAYRET NİYE? (RUHAT MENGİ)

08 Aralık 2006, Kaynak : Vatan

Dün TBMM tarafından Ermeni iddiasıyla ilgili olarak Birleşik Krallık Parlamentosu’na gönderilen mektuptan, gelen cevaptan ve Murat Belge’nin bu konudaki yazılarından söz etmiştim. Murat Belge 14 Kasım tarihli yazısını, Mavi Kitap için “Oyuna geldik” diyen kendi yazarı Toynbee’ye inanmakla hata edildiğini söyleyen cümlelerle bitirmiş: “O patırtı belki Türkiye’de birilerine zaten düşünmek istedikleri bir şeyi düşündürdü. Yani ‘Bak, şu meşhur Mavi Kitap da propagandaymış, yalanmış’ dedirtti. Ama dünyada kimi etkiledi bu kampanya, olumlu anlamda, kimi kıyımın olduğu bilgisi veya konusundan vazgeçirdi?”

Sadece bu üç cümle bile anlayana ne kadar çok şey anlatıyor bilseniz. Örneğin kendini aydın olarak tanıtmış veya akademisyen oldukları için her nedense otomatikman aydın sayılan kişilerin, kendi yazarı Arnold Toynbee tarafından “O tarihlerde İngiltere Krallığı hükümetinin bu propaganda faaliyetinden habersizdim. Sanırım Lord Bryce (diğer yazarı) da öyleydi. Belki de bu bir şanstı, çünkü eğer gözlerimiz açılsaydı sanırım ne o nede ben İngiltere Krallığı Hükümeti’nin yüklediği bu işi yapardık” açıklamasını yaptığı bir konuda hâlâ “birilerine düşündürdü ama dünyada kimi etkiledi ki” demesinin ne kadar enteresan olduğunu anlatıyor.

Mavi Kitap’ın yazarının kendisi “Bizden kitabı yazmamız istendiğinde bu siyasi ilişkileri farketseydik teklifi reddederdik” diyor, o hâlâ Türkiye tarafına “Boşuna uğraşıyorsunuz” diyor.

Yazarın kendisi hatıralarında “Yunanlılar gibi Ermeniler de Osmanlı İmparatorluğu’ndan kendilerine bir devlet koparabilecekleri ümidini taşımışlardı. Siyasi amaçlarının meşrutiyeti yoktu. İstekleriyle Türk İmparatorluğu’nu bölmeyi amaçlamışlardı. Yalnız bu, Türk halkına ciddi haksızlıklar yapılmadan gerçekleştirilemezdi (...) Türk yetkilileri yerli Ermeni toplumunun Rus istilacılar için 5. kol olarak çalışabileceğini görmüşlerdi. Ermenileri savaş bölgesinden çıkartma kararı aldılar. Bu da bir güvenlik önlemi olarak değerlendirilebilir. Benzer koşullar altında başka hükümetler de benzer kararlar almışlardır” diyor ama bizimki hâlâ “Kim inanır ki” diye sorabiliyor.

SOYKIRIMDAN KIYIMA
Eğer “kim inanır ki” noktasına gelinecekse bunda Ermeni diasporasına “İşte bakın Türk entelektüeller de bizimle aynı görüşte” dedirtenlerin büyük rolü olacaktır.

Ve aynı cümlelerin sonunda Murat Belge her nasılsa Minnesota’daki “BM’in soykırım tarifine tamamen uyuyor” noktasından olayın “kıyım” olduğu kararına dönmüş. Soykırım kelimesinden bu kez -bazı arkadaşları gibi- kaçınmış. Her şeyi söyleyeceksin, asıl kelimeyi onlara bırakacaksın.

Gelelim İngiltere’ye... Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Britanyalı Türkler Komitesi’ne yakın tarihte gönderdiği resmi bir mektupla “1915-16 yıllarındaki olayların Birleşmiş Milletler’in 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin soykırım tanımına uymadığını, ayrıca 90 yıl önce, 1. Dünya Savaşı koşulları içinde gelişen olayları anlamanın çok zor olduğunu, Birleşik Krallık hükümetinin bu konudaki resmi görüşünün de gayet net olduğunu” açıkladı.

Hâlâ neden İngiltere üzerinde çalışmayı sürdürüyorlar, siz anlayabiliyor musunuz



Alıntı:

SOYKIRIMDAN SUÇLUSUN

08 Aralık 2006, Kaynak : Sabah

Fransa'nın 'Tarihçiler karar versin' diyerek tanımadığı Ruanda soykırımı için Kagame, 'Soykırıma karışan isimler bugün halen Fransa'da görevde. Biri de başbakanları' dedi. Fransa ile Ruanda arasındaki "soykırım" krizi sürüyor. 12 yıl önce tam 800 bin kişinin öldüğü soykırımla ilgili Ruanda, geçtiğimiz ay Fransa'yı doğrudan sorumlu tutan bir mahkeme kararı çıkardı. Bunun üzerine Fransa, Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame'yi "dönemin liderini öldürmekle" suçlayıp tutuklanmasını istedi. İki ülke arasındaki misillemede son iddia, Başbakan Dominique de Villepin'e yönelik oldu.

İngiltere'ye resmi ziyaret düzenleyen Kagame, BBC kanalına verdiği röportajda Ruanda soykırımında Başbakan Villepin'i hedef gösterdi: "1994'te 800 bin kişinin ölümüne yol açan katliama Fransa'daki politikacılar da destek verdi. Soykırımı organize edenler arasında hayatta olan bazı siyasiler de var. Bunlardan birisi de şu anda Başbakan..."

'SUÇLU DEĞİLİM'
O dönemde Villepin'in Dışişleri Bakanlığı müsteşarı olduğunu ve "soykırıma doğrudan karıştığını" da iddia etti. Fransız ordusunun "Turkuaz" operasyonunda Tutsilere saldıran Hutuları eğittiğini savunan Kagame,Paul KagameFransa mahkemesinin kendisi ve 9 yardımcısı hakkında tutuklama kararı çıkarması üzerine Paris'le diplomatik ilişkilerini kesmişti. Konuşmasında bu krize de değinen Kagame, Fransa'ya sert çıktı: "Bu tamamen aptallık. Ben özgürlük savaşçısıyım, suçlu değil..."

ASKERLER DERNEK KURDU
Öte yandan Ruanda katliamında sağ kalanlar tarafından soykırımla suçlanan eski Fransız askerleri de yapılanların soykırım olmadığını anlatmak için dernek kurdu. Turkuaz operasyonundaki yetkililerden General Jean Claude Lafourcade "Amacımız bunun soykırım olmadığını anlatmak. Arşivler açılsın ve gerçek ortaya çıksın" diye konuştu. Başbakan Villepin'in başı göreve geldiğinden bu yana krizlerle dertte. İki yıl zorunlu staj öngören çalışma yasası ülkede öğrenci isyanlarına yol açtı, istifası istendi. İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin siyasi kariyerini bitirmek için gizli banka hesaplarını izlettirdiği iddiasıyla soruşturma açıldı. Şimdi ise kariyerinin en ağır suçlamasıyla karşı karşıya...



Alıntı:

SOYKIRIMCI FRANSA

08 Aralık 2006, Kaynak : Yeniçağ

Cezayir katliamcısı Fransa’nın Ruanda’da da yerli halk Tutsi ve Hutuları birbirine kırdırarak büyük bir soykırıma imza attığı belirtildi. Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, Fransa’ya yönelik zehir zemberek açıklamalarda bulundu. İngiltere’yi ziyaret eden Kagame, BBC’ye yaptığı açıklamada, Fransa’nın soykırım güçlerine destek verdiğini, onları eğittiğini, silahlandırdığını ve soykırımı durdurmaya çalışan güçlere karşı çatışmalara dahil olduğunu söyledi. Kagame, “Fransa soykırımı durdurmak için bir kez bile girişimde bulunmadı. Tersine, Ruanda hükümetinin desteğinde, soykırıma yol açan sürece katıldı ve soykırımcıları silahlandırdı” diye konuştu.

Olayların başlangıcı
Nisan 1994’de Hutu kökenli Ruanda Devlet Başkanı Habyarimana ile Burundi Devlet Başkanı Cyprien Ntaryamira’yı taşıyan uçak, Tanzanya’daki barış zirvesi dönüşünde, Ruanda’nın başkenti Kigali’ye inerken pist kenarından atılan roketle düşürülmüştü. Bunun üzerine etnik Hutulardan oluşan ordu Tutsileri katletmeye başlamış, ılımlı Hutular bile bu katliamdan kurtulamamıştı. 7-8 milyon nüfuslu ülkede, yaklaşık 100 günde 800 bin civarında kişi öldürülmüştü. Bu olaylarda, Fransa’nın büyük bir role sahip olduğu biliniyor.

Cezayir’de de 45 bin kişi
Fransa bu olaydan sıyrılmak için, suçu Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame’ye atarak onu yargılamak istiyor. Bunun için Kagame’nin tutuklama emri çıkartıldı. Kagame ise, soykırımcı Fransa’nın Ruanda’yı yargılama gibi bir hakkı olmadığını söylüyor. İki ülke arasında uzun zamandır diplomatik bir ilişki bulunmuyor. Bir süre önce de Cezayir Başbakanı Abdülaziz Belhadem, Fransa’ya, ülkesine karşı işlediği suçları kabul etmesi çağrısında bulunmuştu. 8 Mayıs 1945’te Cezayir’de bağımsızlık için yürüyen 45 bin kişi sömürgeci Fransız güçleri tarafından öldürülmüştü.



Alıntı:

UTANCA MADALYAYA TEPKİ YAĞIYOR

08 Aralık 2006, Kaynak : Sabah

Utanca madalyaya sanal ortamda da tepki yağıyor. Srebrenitsa katliamına göz yuman Hollandalı askeri birliğin komutanı Thom Karremans'ın resimlerinin internet üzerinden e-mail ile 500 bin kişiye ulaştığı kaydedildi. Temmuz 1995'te Srebrenitsa'da görev yapan, kenti ve Boşnak sivilleri Sırplara teslim eden Hollandalı askerlere Hollanda Savunma Bakanlığı'nın madalya vermesine gösterilen tepkiler, dünyanın her yerinde artarak devam ediyor. İkinci dünya savaşından sonra en büyük etnik kıyımların yaşandığı Srebrenitsa'da görev yapan Hollandalı askerlerin, 1995 yılında, korumaları altındaki Srebrenitsa'yı, şehre giren Sırp güçlere teslim etmesi sonucu, 8 bini aşkın Müslüman Boşnak, Sırp milislerce hunharca katledilmişti.

Hollanda
yönetimi bu konuda sorumluluk kabul etmezken, askerler, koruma sözü verdikleri Boşnak sivillerin gözleri önünde katledilmesinden duydukları pişmanlık ve utancı dile getirmişlerdi. Hollandalı askerlerden önemli bir kısmı şahit oldukları olaylar nedeniyle psikolojik tedavi görmüşlerdi. 600 askerden 171'inin açıklamaları, "Srebrenitsa Anıları" adıyla piyasaya çıkmış, Hollandalı askerler açıklamalarında katliama seyirci kaldıklarını itiraf etmişlerdi.

Hollanda Savunma Bakanı Henk Kamp ise, geçen pazartesi günü (4 Aralık 2006), 850 kişilik söz konusu askerleri birliğe, görevlerini zor koşullar altında yerine getirdikleri gerekçesiyle madalya vermişti. Uluslararası arenada büyük tepki gören bu madalya törenine gösterilen tepkiler, internet ortamında da devam ediyor.

Bosna-Hersek'in başkenti Saraybosna'da yayın yapan öğrenci radyo kanalı EFM, internette bir site açarak, Hollanda hükümetine toplu mezarlardaki cesetlerin resimlerini ve alaycı kutlama mesajlarını içeren "elektronik kart" gönderme kampanyası başlattı.

EFM radyosunun internet sayfa tasarımcısı Nermin Cengiç, Hollandalı askerlerin onurlandırılmasının kurbanlarla alay etmek olduğunu, bu nedenle böyle bir eylemi düzenlediklerini söyledi.

Cengiç, pazar akşamı başlattıkları protestoya aşırı ilgi olduğunu, hatta pazartesi günü aynı anda 500 kişinin bağlantı kurmaya çalışması nedeniyle sunucunun çöktüğünü söyledi. Cengiç, İtalya ve Hollanda'dan da tepkiler geldiğini, bugün (dün) öğle saatlerine kadar sitelerini 26 bin kişinin ziyaret ettiğini, bunlardan 16 bin 423'ünün elektronik kart gönderdiğini anlattı. Radyo kanalının açtığı internet sitesini ziyaret edenler, Hollanda Hükümeti, Savunma Bakanlığı, Hollanda'nın Saraybosna Büyükelçiliği ve ödüllendirilen tabura e-kart gönderebiliyor.

Ziyaretçilerin, 1995 yılında Srebrenitsa'da görev yapan Hollandalı askerleri birliğin komutanı Thom Karremans ve Sırp kasap Ratko Miladiç'in kadeh kaldırdıkaları resimleriyle birlikte Assen'deki madalya töreninin resimlerini, internet üzerinden şu ana kadar 500 bin kişiye yolladığı belirtildi. Hollandalı Türkler ve bağımsız kuruluşlar da bu tepkilere ortak oluyor.



Teşekkürler.


ozgurkose.mn
16 yıl önce - Çrş 13 Arl 2006, 12:34
Ermeni Isyani - Ermeni meselesi (Ingilizce)




sayfa 23
« önceki   123 ... 222324 ... 606162   sonraki »
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET