Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
Aydın - Aphrodisias
« önceki   1234 ... 474849   sonraki »

ANA SAYFA -> Diğer Şehirler
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
sayfa 3
TolgaTek
13 yıl önce - Sal 21 Arl 2004, 16:37

Teşekkür ederim, fotoğrafları beğenmenize sevindim...

Bu fotoğraflar yanlış hatırlamıyorsam 2004 Nisan ayında çekildi... (fotoların asf bilgisinde tarih olmalı...)

Aslında Türkiye geneli için antik kentleri en rahat gezme ve fotoğraflama ayları Mart sonu- mayıs ortası arasıdır. Şu nedenlerle:

1- Turist sayısı azdır, gezerken ve fotoğraf çekerken kalabalıkları beklemek zorunda kalmazsınız...
2- Yaz aylarına kıyasla çok terlemeden rahat gezebilirsiniz. Ayrıca güneş, yazın olduğu kadar güçlü olmayacağı için (özellikle parçalı bulutlu havalar mükemmel sonuç verir - hem güneş, hem de bulutlu havadaki ışık değerlerinde çekim yapabileceğiniz için) özellikle mermerlerin güneşte parlaması az olur. Gözünüz rahatsız olmaz, fotoğraf net çıkar....
3- Buharlaşma, yaza göre daha az olacağı için hava daha az puslu olur, özellikle geniş açı çekimlerde netlik çok olumlu etkilenir.
4- Otlar büyümeden gezerseniz antik bir kentte daha çok şey görebilirsiniz. Yazın veya sonbaharda otlar yapıların zeminlerini ve duvarlarını kısmen kapatır... (Ama dikkat ederseniz Aphrodisias'da nisanda otlar büyümüştü, şubat sonunda falan bir daha gitmek lazım!!!)

Aphrodisias'ın üzerinde aslında Geyre Köyü varmış... Mesela tiyatronun, 1960'larda yeri bile belli değil.... 1960ların ortasında National geographic'in bir sayısında Kenan Erim'in Aphrodisias üzerine bir yazısı vardır. Orada kazıların ilk yılında çekilmiş bir hava fotoğrafında köy hala harabenin üzerinde mevcut ve tapınak dışında başka hiç bir antik yapı görünmüyor. (bendeki sayıyı bulursam yüklerim buraya, ama bulabilme ihtimalim zor gibi, cd seti olan varsa, rica etsem bir kopya buraya yüklese?) Ama bir depremle köy ağır hasar görmüş ve dışarı şimdiki yerine taşınmış, kazılar da tabi harabenin çehresini 40 senede çok değiştirdi.

Aphrodisias nedense Türkler tarafından pek tanınmıyor... Ama (belki de National Geographic'de çıkan 3 makalenin etkisiyle) yabancılar burayı çok iyi biliyor.
Aphrodisias'ın en önemli özelliği antik çağda burada bir heykel okulu olması. O yüzden harabedeki Aphrodisias Müzesi'nde belki de Türkiye'nin en önemli antik heykel koleksiyonlarından bir tanesi bulunuyor... Gene İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde 1909 ve İzmir Arkeoloji Müzesi'nde 1937 yılı kazılarında bulunan bazı heykeller sergileniyor...


TolgaTek
13 yıl önce - Pts 14 Mar 2005, 18:06

Aphrodisias başlığına daha önce yüklediğim bir fotoğrafı biraz değiştirdim.



(+)


En son TolgaTek tarafından Çrş 20 Nis 2005, 09:17 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


atyilmaz

13 yıl önce - Çrş 20 Nis 2005, 09:27

Aphrodisias ile ilgili hazırlamış olduğum seminer ödevinin tapıınakla ilgili olan bir bölümünü daha detaylı bilgiler içerdiği için siteye koyuyorum .
Aphrodite Tapınağı
Aphrodisias’taki kültün topografik merkezi, Aphrodite tapınağıdır. Tapınak şehir merkezinin kuzey kısmına yerleştirilmiştir. Bu alanın çoğu 1961-1986 yılları arasında kazılmış ve tapınağın mimari safhaları ve kronolojisi iyice anlaşılmıştır. Aphrodisias’taki en erken kült aktivitesi en geç Arkaik dönemde başlamıştır. Ne bir altar, ne de bir Arkaik yapı arkeolojik olarak saptanamamıştır. Bununla birlikte; tapınaktaki Roma mimarisi, şehrin Geç Hellenistik dönem ızgara planıyla aynı aksta bulunmamaktadır. Bundan yola çıkılarak; geç dönem tapınağının, erken dönem tapınağının üzerine yapıldığı söylenebilmektedir .

Tapınaktaki en erken kült aktivitesinin, yoğun miktarda ele geçen seramik parçaları sayesinde Arkaik dönemde yapıldığı düşünülmektedir. Seramik fragmanlarına bakıldığında; bu kapların daha çok günlük kullanım amaçlı kaplar olduğu görülür; ancak bu kapların oldukça kaliteli olmasından dolayı adak amaçlı olarak kullanıldığı düşünülmektedir .

Aphrodite Tapınağı’nda Klasik döneme ait oldukça az malzeme ele geçmiş olsa da, dağınık halde bulunan çömlek parçaları sayesinde, kült aktivitesinin açıkca MÖ V. ve IV. yüzyıllarda da devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte; varolan tapınak, hala küçük ve yerel bir tapınaktı, muhtemelen bölgeye yakın olan bölgeler dışında ziyaretçi çekmiyordu. Hellenistik dönem ile birlikte kültün artan başarısı, tanrıçanın Aphrodite ile olan ilişkisine ve yeni kutsal imgesininin yaratılışına yolaçtı. Bu yeni imge, daha etkileyici bir mimari dekor gerektirdi ve ilk Aphrodite tapınağı böylece ortaya çıktı .

Tapınaktan ele geçen Hellenistik mimari kalıntılar, bir temel duvarı içermektedir. Bunun sonucunda geç olan tapınak ile erken olan tapınağın farklı oryantasyonlarda olduğu açıkca ortaya çıkmıştır. Bu temel ile bağlantılı beyaz, kırmızı ve koyu mavi dörtgen teseralardan oluşan mozaik zemin, mozaiğin altında bulunan bazı sikkeler sayesinde, MÖ I. yüzyıldan once bir tarihe, en geç MÖ III. yüzyılın ortasına tarihlenmektedir . Binanın aynı zamanda kaba bir mermer dekora sahip olduğu, Hellenistik strata civarından ele geçen, bir saçaklığa ait olan boyalı stucco ve plaster parçaları ile boyalı yumurta ve ok dizileri ile lotus palmet süslemelerinden anlaşılmaktadır. Tapınak civarında yapılan kazılarda ele geçen küçük buluntulardaMÖ III. ve II. yüzyıllara tarihlenmektedir. Bazı pişmiş toprak figürinler, Aphrodisias’taki tapınakta kült aktivitesinin Hellenistik dönem boyunca sürdüğünü kanıtlar niteliktedir.

Aphrodite tapınağındaki anıtsal mimarinin çoğu, Roma dönemine tarihlenmektedir. Şehrin içindeki kutsal alanın sınırlarını belirleyen sınır taşları, zengin azatlı köle Zoilos tarafından dikilmiştir. Bu sınır taşları üzerindeki yazıtta şöyle denilmektedir: ”… [Bu alan] büyük Caesar ve [onun oğlu] İmparator [Caesar ve] Senato ve Roma Halkı tarafından kutsal asylum olarak belirlendi…C. Julius Zoilos, Aphrodite rahibi, sınır taşlarını diktirdi…”

Bu sınır taşları, muhtemelen MÖ 35 civarında, M.Ö. 39’daki senatus consultum de Aphrodisienbus ile kutsal alan asylia hakkı verilmesinden sonra dikilmiştir. Bu kararın, MS II. veya MS III.. yüzyıla tarihlenen bir kopyası, tiyatronun parados duvarının üzerine yapılmıştır. Buranın arşiv duvarı olarak seçilmesi, yüzyıllar sonra bile Aphrodisias’ın kendisini oluşturan dini etmenlere olan bağlılığını göstermektedir. Yine bu tekstte, tapınağın sahip olduğu asylia (sığınma hakkı :Antikçağ böyle bir hak bulunuyordu. Tapınağa sığınan kim olursa olsun, bu şekilde tapınağın koruması altına girdiğinde kimse ona dokunamazdı) hakkının yüz yirmi adım olduğuda belirtilmektedir .

Yüz yirmi adımın, Aphrodisias tapınağı için kullanılması, Geç Hellenistik şehir ızgaralama sisteminde kullanılmış olan bir uzunluk biriminin temel alındığını göstermektedir. Bu, Yunan ve Roma şehir planlamasında kullanılan yaygın bir birimdir ve Küçük Asya’da Ephesos ve Priene gibi şehirlerde de kullanılmıştır .

Aphrodisias’taki tapınağın dokunulmazlığından aynı zamanda diğer epigrafik ve edebi kaynaklarda bahsetmiştir. Örnek verecek olursak; Tacitus, Roma’ya MÖ 22’de gönderdiği raporlarda, kutsal alana ait çeşitli hakların ve ayrıcalıkların savunulmasından bahseder . Yine bu rapor, tapınağa ilk olarak Julius Caesar’ın asylia hakkı verdiğini; Augustus’un MÖ 41/40 yıllarında, Labienus Parthicus ile yapılan savaş esnasında, şehrin Roma’ya olan bağlılığından dolayı, bu hakkı bir ödül olarak şehre yeniden verdiğini belirtir. Ayrıcalığın tam anlamda verilmesi, İmparatorluk döneminden daha önce bir tarihe verilememektedir .

Yukarıda bahsedilen azatlı köle Zoilos, aynı zamanda bir kapı lentosunda görülen yazıta gore; yeni Aphrodite tapınağının yapımını üstlenmiştir: “C. Julius Zoilos, Aphrodite rahibi[/i[i]], anavatanının kurtarıcısı ve bağışçısı, Aphrodite tapınağını [adadı]…” Bu prestijli Ion yapısı, pseudodipteral planlıydıve etrafında 8*13 sütun dizisi ile çevriliydi.

Aphrodite kutsal alanındaki diğer bir başlıca yapı aktivitesi, Yüksek imparatorluk dönemindedir. Tapınak, bu dönemde çok süslü bir Korinth temenosu ile çevrelenir. Genel olarak MS II. yüzyıla tarihlendirilen bu faaliyet ile, tapınağın güney, kuzey ve batısı stoalar ile boylu boyunca kapatılır. Bu stoalar, monolithic, yivsiz ve yeşil mermerden yapılmış sütunlara sahipti. Sütunların üzerindeki başlıklar ile entablatür elemanlar ise; beyaz mermerden yapılmıştı. Temenos duvarının doğusunda sahip olduğu, tapınağın ön cephesinin karşısında duran aediculalı ön cephe ile nişler, birbirini, sırayla izleyen üçgenler ve içinde balta ve kalkan rölyefleri bulunan kemerli alınlıklar ile süslenmişti .

Kutsal alandaki diğer bir önemli değişiklik, diğerleri ile çağdaş ya da temenos yapısından biraz daha geç döneme tarihlenen, şehrin kuzey-güney yönlü ana caddesinin üzerinde bulunan ve “Tetrapylon” olarak adlandırılan yapıdır(Bu yapının fotoğraflarını Tolga Hoca tarafından yukarıya konulmuştur).

Tapınağın kendisi bir yana, kutsal alanın mimari kalıntıları oldukça esrarengizdir. Tapınağın doğusunda bulunan avluda yapılan test kazılarında, herhangi bir ana yapı açığa çıkartılmamıştır, bundan yola çıkılarak buranın açık bırakılan geniş bir alan olduğu düşünülmektedir. Aphrodite’ye adanan bir altar mutlaka olmuş olmalıydı, ancak böyle bir yapı bugüne kadar saptanamamıştır. Hadrian döneminden kalma, üzerinde adak yapan kişilerin adlarının bulunduğu uzun bir yazıt üzerinde, kutsal alanda içinde bir thyepoleion deipnesterion ve oikemeta adlı ek yapıların olduğu belirtilmişsede; bunlar henüz arkeolojik olarak saptanamamıştır . Bu yazıtta, aynı zamanda içinde yerel tanrıçanın bir heykelinin bulunduğu aphydryma olarak adlandırılan bir şölen salonunun olduğu belirtilmiştir. L. Robert’in düzelttiği cümledeki bu kelime, Strabon gibi; antik yazarlar tarafından kutsal bir imgeyi açıklamak için kullanılmaktadır . Bu terim, aynı zamanda, Magnesia’daki Dionysos ile Atina’daki Asklepios heykellerinin kaidelerinde aynı anlamda kullanılmıştır .

Aphrodite kutsala alanın en önemli özelliklerinden biride, içinde bulunan tuzlu su kaynağıdır. Pausanias, Atina Akropolisi’ni ziyareti sırasında Erechteion hakkındaki yorumları sırasında bundan şu şekilde bahseder: “ İçinde aynı zamanda, bir sarnıç içerisinde deniz suyu bulunur. Bu mucizevi bir şey değildir, … özellikle Karia’daki Aphrodisias şehri de benzer kuyulara sahiptir…” Bu kuyunun varoluşu, belki de; Aphrote için su –özellikle deniz suyu- güçlü bir anlam teşkil ettiğne göre; belki Aphrodisias’taki kültün ortaya çıkmasında başlıca bir faktor olmuştu. Hatta Karia tanrıçası, muhtemelen Aphrodite olarak bilinmeden önce de,diğer antik Anadolu ve Yakın Doğu tanrıları gibi su ile bir ilişkiye sahipti. Bu bağlantı, Aphrodisias tanrıçasının, Aphrodite ile özdeşleştirilmesine bir ilham kaynağı oluşturmuş olabilir.

Aphrodisias’taki kültün erken safhalarında görülen kutsal alanın bazı özelliklerinin Roma döneminde de görüldüğü anlaşılmıştır. Şehrin etrafında bir yerde Aphrodite’ye ait olan kutsal bir koru vardı. Bunun gibi bir korunun varoloşu ne alışılmadık ne de süpriz bir durum olurdu. Çünkü; tüm Akdeniz boyunca varolan Aphrodite tapınaklarında bir bahçe bulunurdu. Kutsal koru, antik Yunan dininde , en dikkat çekici özelliklerinden biridir. Çiçekli bitkiler ve ağaçlar, pek çok tanrıça ile ancak özelliklede Aphrodite ile özdeşleştirilir. Bu kutsal alandaki ekili bahçe, yerel tanrıçanın verimliliğini vurguluyor, hatta muhtemelen Aphrodite olarak adlandırılmadan önceki halini gösteriyordu .

Aphrodisisas’taki kutsal alanda , aynı zamanda güvercin sürülerinin barınması için bir bulunmaktaydı. Bu yerin olduğuna dair kanıt, 1934 yılında şehir surlarının dış tarafında bulunan ve MS I. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen mermer bir yazıt parçasından ele geçmiştir . Bu tekstte yerel tanrıça ile ilişkisi olan bu güvercinlerin; “yakalanmasının, korkutulmasının ve elde tutulmasının” yasak olduğu açıklanmıştır. Aphrodite kültündeki güvercinlerin fonksiyonu ne olduğu hakkında çok az şey bilinmektedir. Tanrıçanın günümüze kadar gelen heykellerinin bir tanesinin üzerinde iki tanesi görülür, orjinal tapınak heykelinin kaideside, kanıtlanamamış olsa da; aynı şekilde süslenmiş olabilirdi. Muhtemelen adak amaçlı olan pişmiş toprak güvercinler kutsal alandan bulunmuştur; bunun gibi sunular bilindiği üzere tüm Yunan dünyasındaki kutsal alanlarda yaygın olarak bulunmuştur. Bir dal üzerine konmuş olan güvercin figürü, M.S erken üçüncü yüzyıl sikkeleri üzerinde görülür.

Güvercinlerin kutsal olması, Yakın Doğu ve Yunanistan’da MÖ II. bine kadar giden uzun bir gelenektir, bunlar çeşitli yollarla, aralarında Dea Syria, Fenikeli Astarte ve Yunan Aphrodite’sinin bulunduğu; Egeli bereket tanrıları ile ilişkilendirilmektedir. Aphrodisias’taki olduğu gibi, Babil’de de güvercinlerin, kutsal olduğu düşünülür, çünkü; Kral Ninos’un karısı, Kraliçe Semiramis ve kız kardeşi tanrıça Derkote-Atergatis’in bir güvercine dönüştüğüne inanılmaktadır. Bu özellikle Aphrodisias için ilgi çekici bir durum oluşturur, çünkü Ninos ve Semiramis, yerel kuruluş efsanesine dahil edilmiş ve basilika frizinde Aphrodisias tanrıçası ile birlikte tasvir edilmiştir .



İ.Gürsel BADAKAL
13 yıl önce - Çrş 31 Ağu 2005, 16:04
Aphrodisias antik kentinde eski bir köy evi ve antik kent gi




(+)





(+)


deryadogan
13 yıl önce - Çrş 31 Ağu 2005, 16:10

Metropolis ana tanrıça kenti
adlı foruma bir göz at istersen

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=6068&h ...phrodisias



sayfa 3
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
« önceki   1234 ... 474849   sonraki »
ANA SAYFA -> Diğer Şehirler