UTANIRDI BURNUNU GÖSTERMEKTEN SÜT NİNEM,
KIZIMIN GÖSTERDİĞİ KEFEN BEZİNE MAHREM !!!
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu:
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allah'ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilac;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamin iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar MUKADDES EMANETİ ?
gece bir mesaj attim, sirf bilgi amacli... ne siyasete ne de tartismaya yönelikti... onu az sonra tekrar alinti yapacagim, gözden kacmis olabilir diye...
fakat bugün sabahtan beri atilan mesajlarin arasinda basörtüsünü inkar veya kabullenememe noktasinda olan arkadaslar, genelde nefsine hos gelen KENDI öz yorumlarini yaziyorlar...
basörtüsünün Kur´an´da gectigini iddia eden ve dinimizde kadinlar icin bir farz oldugunu belirten arkadaslar dayanaklari Kur´an-i Kerim´in orjinali olan Arapcasindaki önemli nüanslara dikkat cekerek ve bu Ilahi Kutsal Kitab´in hem Teblig edicisi hem de ACIKLAYICISI (tefsircisi) olan Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) bu Ayetleri acikladigi ve kendi hanimlarina uygulattigini anlatan Hadis-i Serif´leri örnek ve dayanak gösteriyorlar...
Acikcasi ben Ateist biri olsam ve bu tartismayi izlesem ve objektif bir gözle baksam, Bu konuyu Kur´an ve Hadis gibi cok ÖNEMLI Referanslara dayali olarak aciklayan arkadaslari daha inandirici bulurum, cünkü kendi hosuna gittigi gibi degil, ASIL kaynaktaki gibi acikliyorlar...
ötekiler ise nefislerine nasil uygun geliyorsa ona göre yorum yapiyorlar... ve acikcasi Din´de en önemli Aciklayici ve Yorumcu, Peygamber Efendimiz´dir (s.a.v.)... ondan sonra gelmis tüm büyük alimler de sadece Kur´an ve Hadis-i Serif´leri referans almislardir... kendi kafasina göre birseyler uydursalardi, zaten o dönemde hickimse onlari adam yerine koymazdi...
Bu arada Hadis-i Serif´leri derleyen toparlayan muhaddisler (buhari, ebu davud, müslim, tirmizi, beyhaki gibi alimler), hayatlarinda yalana yer vermemis insanlardir... bu saydiklarimin bir kismi zaten direk Sahabe Efendilerimizin ögrencileriydiler (tabiin) ya da onlarin da ögrencileriydiler (tebe-i tabiin)... ve Sahabeler, Tabiiinler ve de Tebe-i Tabiinler hayatlarinda en ufacik bir yalana dahi yer vermemis kutlu nesillerdi... onlar EN UFAK bir yalani dahi Münafiklik alameti olarak görürlerdi, cünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kendisine sorulan sorulara söyle bir yanit vermistir:
Abdullah b. Cürad (163) şöyle anlatıyor: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Mü'min bir kimse zinâ eder mi?' dedim. Hz. Peygamber 'Bu bazen olur' dedi. 'Ey Allah'ın Peygamberi! Mü'min bir kimse yalan söyler mi?' deyince Hz. Peygamber 'Hayır!' dedikten sonra hemen şu ayet-i celîleyi okudu: 'Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte bunlar asıl yalancı olanlardır'. (Nahl/105) (164)
163)Âmirî boyunun el-Ukaylî s oyundandır. Buhârî, bu zatın sahabî olduğunu
söyler.
164)İbn Abdilberr
bu sebebledir ki, Islam´in ilk nesilleri yani Sahabeler, Tabiinler ve Tebe-i Tabiinler yalan konusuna cok dikkat etmisler ve genel olarak En büyük alimler (muhaddisler, müfessirler) o dönemde cikmistir... yalan karismamistir ilim kitablarina.... dolayisiyla Imam Buhari gibi, Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud gibi kimselerin hadis nakletmesi %100 sahihtir...
cünkü bir adet hadis nakledebilmek icin bazen evlerini terk edip 100lerce kilometre yol tepmislerdir... bazen arapyarimadasini bastan assagi katetmislerdir ve hadisi nakleden kisiyle tanismis, onunla bir müddet beraber bulunmus ve onun nasil bir mümin olduguna bakmislardir... mesela adam Sünnet-i Seniyye´de ufak bir noksanlik gösteriyorsa, onun naklettigi hadisi kitablarina kaydetmemislerdir, cünkü Sünnet-i Seniyye´ye saygi göstermeyen Peygamber Efendimiz´e (s.a.v.) saygi göstermez, Peygamber´e (s.a.v.) saygi göstermeyen Allah´a (c.c.) saygi göstermez olarak görmüslerdir ve yanlarindan ayrilmislardir...
böylesi secici davranip derlemis toparlamislardir bu hadisleri... yani günümüze kadar gelen bu özel kaynaklar %100 sahihtir...
zaten benim bildigim kadariyla bir iki alim, uydurma hadisleri de ayri bir kitapta derleyip, kitabin ismini de "Uydurma hadisler" seklinde yayimlamislardir... Maksat uydurmalari da ifsa edip, Ümmet-i Muhammed´i uyarmak ve yanlistan sakindirmak icin...
bugünlerde "tüm hadisler güvenilir degildir" diyen birkac kendini alim sanan zatlar türedi... acikcasi onlara itibar edemiyorum, cünkü isi gücü dini konuyu konusurken birden bire siyasete dönüstürüp ona buna satasip GIYBET ediyorlar, Dedikodu ediyorlar... BELKI de yalan söylüyorlar, yani IFTIRA ediyorlar belki...
bu yüzden bunlara hic itibar etmem, edemem... sizler de 2 kere düsünün, giybet eden, BELKI iftira eden bir din adami, gercekten de din adami midir? yani O DININ Adami midir? öyle bakin olaya...
kendi mesajimi tekrar bi alinti yapiyorum belki gözden kacmis olma ihtimali icin:
Alıntı:
Selamlar,
öncelikle tüm konuyu okumadim, belki anlatacaklarimi önceden anlatanlar olmustur, ama tekrar etmede belki fayda olabilir...
Islam alimi degilim, cok derin bilgi sahibiyim diyemem... fakat tesettür (örtünme) kavrami hakkinda oldukca fazla arastirdim, sorusturdum... akademik calisma tarzinda sunamayacagim, cünkü Islam konusunda Akademik kariyer!! yapmis biri degilim, fakat anlatabileceklerim var:
Örtünme arapcadaki karsiligi Setr´dir... Zaten namazin disindaki farzlar dedigimiz farzlarda "Setr-i avret" vardir... Avret mahal (bölgesi) denilen yerleri ÖRTME (setretme) olarak tercüme edilir...
Nur Suresindeki "Örtme" (setretme) hadisesini Allah Teala bizlere Setr, Tesettür gibi kelime kökü ile degil, "Humur" kelimesi ile acikliyor... Allah abes is yapmaz, Kur´an´da da abes lafiz yoktur (inananlar icin)...
Burada (almanya) cokca arap kökenli arkadasim oldu, onlara bazi arapca kelimelerin direk manalarini, anlamlarini sordum...
mesela bir zamanlar icki konusu tartisildi arkadaslar arasinda ve ben arastirmaya koyuldum... Arastirmalarim arasinda bir Hadis-i Serif´e rast geldim, aynen su sekil:
"Her sarhosluk veren sey hamr´dir (akli örten icki), her hamr haramdir" (Müslim, Eşribe, 73-75; Buhari, Edeb, 80)
buradaki hamr kelimesi dikkatimi cekti cünkü humur kelimesine de cok benziyor... burada hamr, akli örten, yani insan vücudunun kafa dedigimiz organindan bahsediyor... arap arkadaslara dedim ki "arapca dilindeki kelime manasi ve dil bilgisi ile ilgili birkac sey soracagim, ona göre cevap verin. Sizden fetva sormuyorum." onlar da "Tamam" dediler ve sordum: hamr ile humur kelime kökü itibari ile ayni mi... yani ayni kökten türetilmis iki farkli kelime (ama kökteki anlami ayni) midir? Cevap: evet... Peki dedim, ikisi de kafanin bir sekilde örtülmesi, engellenmesi tarzinda bir anlami mi var? cevap yine evet... hatta sasirdilar, sen arapca bilmiyorsun nasil böyle cikarim yapabiliyorsun ? diye...
aslinda cok kolaydir böyle cikarim yapmak, mesela:
kelime kökü : ilim
türetim: muallim, Alim, Alem, Alleme
KK: Sefil
Tü: Süfli, Esfele Safilin (sefillerin sefili, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler gibi)
KK: Iflas
Tü: Müflis
bu kadar örnek kafi sanirim..
tabii Sarf ve Nahiv ilmini yani arapca dil bilgisi kurallarini bilmedigim icin, kelime kökü olarak tanittiklarim HAKIKI kökten ziyade, türetilmis bir kelime olabilir elbette ki, fakat birbirine benzer kelime ve anlamlardaki uyumlulugu göstermek icin böyle örnekledim...
bu baglamda humur ve hamr kelime kökleri ayni, fakat farkli noktalari ele aliyor anlamlari...
birisi (hamr) demek ki akli örtmeyi, yani kafayi kullanmayi engellemeyi yani Beyni ve Kafayi engellemeyi kastederken,
öteki (humur) kafayi yani basi örtme, eger ki Hadis-i Serif´ler isiginda ele aldigimizda, yüz yani surat disindaki kafanin tamaminin örtülmesi, setredilmesi manasini tasiyor... fakat Vehhabi gibi ya da Vehhabiler gibi Sünnet-i Seniyye´yi ve dolayisiyla Hadis-i Serifleri REDDEDEN sapik mezheblere bakacak olursaniz, kafanin tamamini (surat, yüz hersey dahil) örtülmesi oluyor...
Bazi "MODERN" arkadaslar hem "Türkiye Arabistan olmasin" diye haykirir, ama öte yandan Hadis-i Serif´leri Reddeder... eger Hadis-i Serif´leri reddedersen, Nur suresine göre hanimlar BURKA giymek zorunda, gözlerinde de ince ince delikleri olan (önünü görüp düsmemesi icin) pece takmak zorunda... fakat Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) TEFSIRINI (yorumlayisini) dinlerseniz (yani Hadis-i Serif), Kadinlar yüzlerini kapamak zorunda degil...
hangisi daha saglikli TEFSIR (yani yorum) ??? Bizim noksan bilgiler isigindaki NEFSANI yorum mu? yoksa bu dini hem Teblig etmekle hem de Tefsir (aciklama, yorumlama) ile GÖREVLI olanin, yanin Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) yorumlamasi mi daha saglikli?
Tabii ki Efendiler Efendisinin (s.a.v.) yorumu yani tefsiri yani ACIKLAMASI en DOGRUSU olacaktir... zaten günümüze kadar yetismis TÜM müfessirler (tefsir eden, yorumlayanlar, aciklayanlar), kesinlikle ve kesinlikle Hadis-i Serif´leri gözönünde bulundurmak zorunda ve bulundurdular zaten... yoksa paramparca etmis olurlardi dini... nitekim bugün Iran ve SUUDI Arabistan´da nasil YANLIS uygulandigini görüyoruz...
bu arada arap arkadaslara son soruyu sordum: "o zaman Nur suresinde "Bihumurihinne" diye gecen ifade, şeksiz ve şüphesiz, baska IHTIMALE dahi acik vermeyecek sekilde, KAFA ÖRTEN, KAFA ÖRTÜSÜ, BASÖRTÜSÜNÜ kastediyor degil mi??" diye sordum... onlar da "cevabi zaten kendin söyledin, bizim söyleyecek baska biseyimiz kalmiyor" dediler...
kisacasi Tesettür, Setr genel manada bir örtünmeyi kast ederken, Humur kelimesi vücudumuzun belirli, spesifik bir organini kast ediyor... yani kafayi, basi...
bu arada Meal ile Tefsir arasinda büyük farklar vardir arkadaslar
Meal: Tercüme olarak ele alinabilir
Tefsir: daha cok ACIKLAMA ve YORUMLAMA olarak ele alinabilir... bazi arkadaslarin yanlis bilgileri var, saniyorlar ki Meal yorum iceriyor, bu yanlis bir fikir... eger hem meal hem tefsir "YORUMLAMA" olsaydi, o vakit hicbir zaman tercüme okuyamazdik... ve Meal ile Tefsir BIREBIR ayni manada olsaydi, milletin ayri ayri Meal ve Tefsir yazmasi abes olurdu...
VEEE burada tekrar büyük bir Nokta var ki temas etmem gerekir... Kur´an´daki AHKAM, yani HÜKÜMLERIN (emirler, yasaklar vs.vs.) tam olarak anlasilabilmesi icin, kesinlikle ve kesinlikle orjinalinden yani Arapcasindan bakmamiz lazim...
Yoksa tercümeyi baz alirsak bugünkü Hristiyanlarin durumuna düseriz... onlar sadece kendi dillerindeki tercümeyi esas aldilar ve böylece tercüme eden kisinin eksik cevirilerine göre, hatta belki art niyetli YANLIS cevirmelerine göre davrandilar ve hataya düstüler, dinlerini anlayamadilar, ihtilafa düstüler, yoldan saptilar vs.vs..
Fakat bize hicbir zaman bozulamayacak Arapca orjinali verildi ve biz istesek dahi orjinalini bozamayiz, ilahi korumasi var... Edebiyati zaten yeter, Nazil oldugu devirde (indirildigi zaman), Arap edebiyati en zirve noktadaydi, araplar siirde, sairlikte birbiriyle yarisirmis ve en güzel siirler Kabe´ye asilirmis her hafta (belki her gün, emin degilim)... o devirde Kur´an´in bu mucizevi beyanati ve edebiyati ve hitabeti tüm sairleri ve siir hayranlarini kökünden salladi, cünkü kimse buna benzer bir ayet dahi getiremiyor ve bir benzer lafiz dahi edemiyor ve getiremiyorlardi biraraya... aciz kaliyordu tüm ünlü sairlar... ilahi koruma bu olsa gerek diyorum zaman zaman... ama elbette baska korumalari vardir da biz bilmiyoruz...
Bu yüzden tercümeyle gidip ahkam kesmeyelim abiler, ablalar, arkadaslar yoksa cok büyük yanilgiya düseriz...
-------------------------------------------
bu arada bir yandan yazarken öte yandan son sayfalari okuyordum, ve gördüm kü yine siyasete dönüstürmüssünüz bravo yani, ne diyeyim... konu, dinin bir hükmünü acikliga kavusturmak iken, bizler yine siyasete dönüstürmüsüz... konuya sadik kalamaz miydiniz... illa mi siyaset?! pfff
Başörtüsü kısmı tamamen saçmalık bence .. Ben senin saçını görsem nolur görmesem nolur ? Saç yaa saç , kıl yumağından başka bişey değil .. Sembolik bişeydir bence inanlarla inanmayanları kendi akıllarınca ayırt etme yöntemidir ..
İMANLA PARANIN KİMDE OLDUĞU BELLİ OLMAZ ! SEN KARA ÇARŞAFA GİRMEYE DEVAM ET !
O zaman sen bilmem neyini de aç, onu da görsek nolur görmesek nolur.Çok mu meraklıyız senin şeyine.. Bu kafayla giderseniz, sizden ne bu dünyaya ne de ahirete adam çıkar.
Sizler de mini etek giymeye devam edin,sonra vay bana tecavüz ettiler,yok beni taciz ettiler diye bağırıp durun...!
Kara çarşafı ben de çok tasnif etmiyorum.En azından günümüz koşullarında.(kamuflaj için çok uygun). Ancak başörtüsü kısmına karışırım.
Bak, o her zaman saygıyla okuduğumuz İstiklal Marşı'mızın yazarı, üstad M.Akif ne diyor:
"Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne,
Acırım tükürüğe vallahi,tükürsem yüzüne,
Medeniyet dedikleri açmaksa bedeni,
Desenize hayvanlar bizden daha medeni..."
Birkaç sayfa önce değişik dinlerdeki insanların (örneğin Katoliklerin) başörtülü fotoğrafları konulmuş örnek olarak. Fakat Hıristiyanlığın günümüze gelene kadar ne kadar yozlaştırıldığını biliyorsunuz: o halde Katoliklerin, Ortodoksların, vs... taktığı başörtüsünün Hıristiyanlığa sonradan eklenen bir kural olma ihtimali de var. Ayrıca o resimlerin birkaçı haricinde hiçbir resimde bayanlar, saçlarının tek teli görünmeyecek şekilde takmıyor başörtüsünü. Bazılarınınki ise başörtüsünden çok geleneksel şapkalara benziyor.
İkincisi Kur'an-ı Kerim'de "kadınlar başını örtmeli" diyen bir ayet yok. Israrla Nur Suresi'nin 31. ayetinin örnek olarak gösterilmesini anlamıyorum. O dönemde insanların geleneksel başörtüleri vardı zaten - Nur Suresi'nin 31. ayetinde ise bu örtülerin göğüs kısmına doğru uzatılması, yani göğüs kısmının örtülmesi vurgulanıyor.
Üçüncüsü, özellikle zina ve recm ile ilgili bazı hadislere/ rivayetlere ve de güvenilirliği tartışılan internet kaynaklara yer verildiğini görünce, bu konuda iletilen hadislerin doğru rivayet edilip edilmediğinden ciddi derecede şüpheliyim.
Dördüncüsü, önceki sayfalarda sorduğum bir soruya hala yanıt alamadım. Günde beş vakit abdest almak zorunda olan bir bayanın saçlarını ve de dirseklere kadar kollarını açması gerekiyor. Şimdi bu bayan halka açık bir yerde abdest alırsa saçını ve kollarını açınca günaha mı girecek? (Gusül abdesti gibi özel durumlarda nispeten nadiren alınması farz olan bir abdestten bahsetmiyorum).
Bazı din bilginleri de abdest uzuvlarının örtünmesinin farz olmadığını belirtiyor - belki başın örtülmesi sünnet olabilir, bilemiyorum, ama ortada gerçekten kesin bir kanıt olmadan başörtüsü farzdır diye kesin konuşmak, tek tanrı inancının bile korunamadığı Katoliklikten veya Ortodoksluktan başörtülü rahibeleri örnek olarak göstermek, bence insanların kendi kendileriyle çelişen yorumlar yapmasına neden oluyor.
Ben başörtüsü farz mı, değil mi bilmiyorum, ama başörtüsü kesinlikle farzdır diyen tarafta kendi kendisiyle çelişen ve nesnel olmayan yorumlar görüyorum. Sonuçta her iki tarafın da kendince düşünceleri var ve bence başörtüsü kesin farzdır demektense diğer tarafın düşünceleri de göz önünde bulundurulmaya değer.
Birkaç sayfa önce değişik dinlerdeki insanların (örneğin Katoliklerin) başörtülü fotoğrafları konulmuş örnek olarak. Fakat Hıristiyanlığın günümüze gelene kadar ne kadar yozlaştırıldığını biliyorsunuz: o halde Katoliklerin, Ortodoksların, vs... taktığı başörtüsünün Hıristiyanlığa sonradan eklenen bir kural olma ihtimali de var. Ayrıca o resimlerin birkaçı haricinde hiçbir resimde bayanlar, saçlarının tek teli görünmeyecek şekilde takmıyor başörtüsünü. Bazılarınınki ise başörtüsünden çok geleneksel şapkalara benziyor.
Bozulmuş hristiyanlıktadaki bozulmamış ögelerin tespiti ancak İslamla paralelliğine bakılarak anlaşılabilir, İslamda başörtüsü olduğuna göre, hristiyanlıktaki başörtüsü de bozulmadan önceki dönemden gelen bir olgu olarak düşünülebilir.
Alıntı:
İkincisi Kur'an-ı Kerim'de "kadınlar başını örtmeli" diyen bir ayet yok. Israrla Nur Suresi'nin 31. ayetinin örnek olarak gösterilmesini anlamıyorum. O dönemde insanların geleneksel başörtüleri vardı zaten - Nur Suresi'nin 31. ayetinde ise bu örtülerin göğüs kısmına doğru uzatılması, yani göğüs kısmının örtülmesi vurgulanıyor.
Cuma namazı kılın diye de bir ayet yok, cuma namazı vakti alışveriş yapmayın diye bir ayet var, buna bakarak cuma namazı farz değildir emredilmemiştir diyemeyiz.
Alıntı:
Günde beş vakit abdest almak zorunda olan bir bayanın saçlarını ve de dirseklere kadar kollarını açması gerekiyor. Şimdi bu bayan halka açık bir yerde abdest alırsa saçını ve kollarını açınca günaha mı girecek?
Sadece bayanların olduğu bir yerde açarsa günaha girmez, abdest zaten ulu orta alınmaz, lavabolar var.
Alıntı:
Bazı din bilginleri de abdest uzuvlarının örtünmesinin farz olmadığını belirtiyor - belki başın örtülmesi sünnet olabilir, bilemiyorum, ama ortada gerçekten kesin bir kanıt olmadan başörtüsü farzdır diye kesin konuşmak, tek tanrı inancının bile korunamadığı Katoliklikten veya Ortodoksluktan başörtülü rahibeleri örnek olarak göstermek, bence insanların kendi kendileriyle çelişen yorumlar yapmasına neden oluyor.
Onlar din bilginleri değil din bozucuları. Başörtüsü sünnet değil farzdır. Kesin kanıt Kurandır, peygamberdir ve günümüze kadar yaşayan müslümanlardır.
Bence kadın başörtüsünden önce 5 vakit namaz kılıp, oruç tutup, imkanı varsa hacca gitmeli. Başını sadece kapamak için kapıyan bir çok insan tanıyorum. Başıyla birlikte kendinide dünyaya kapamış, dini bilgisi bile yok, namaz kılmıyor,oruç bazen tutuyor bazen tutmuyor. Böyle bir çok kadın var. Ama başı kapalı olmayıp, namaz kılan, oruç tutan, zekatını veren, dini bilgisi yeterli bir düzeyde olan bir çok kişide tanıyorum çevremde.
Örtünme Nedir?
Dinimizde erkeğin ve kadının avret yerlerini örtmesi konusu tartışma götürmeyecek derecede açık, kesin ve şekli bilirli bir hükümdür. Fakat son zamanlarda değişik sebeplerle tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır. Biz de bu konudaki şüpheleri gidermek için bu temel farzın ne olduğunu değişik yönleri ile ele alacağız.
Örtünme Farz Bir Emirdir
Avret yerlerini örtmek farzdır. Bu konudaki ilâhî emir kesindir. Bu emir her mümine verilmiştir ve kıyamete kadar geçerlidir. Yüce Allah namaz gibi örtünmeyi de kesin hükme bağlamış, bunu insanların keyfine ve tercihine bırakmamıştır. Örtünme şekli, şahsa ve duruma göre az çok değişse de hüküm değişmez. Böyle olması rahmettir. O, aynı zamanda örtünmenin bir insan, aile ve cemiyet için ne kadar gerekli olduğunu da göstermektedir.
Akıllı olup bulûğa eren her erkek ve kadın emredilen yerlerini örtmekle yükümlüdür. Erkek ve kadına göre avret bölgelerinin nereler olduğu aşağıda açıklanacaktır.
Örtünme, Kur'an ve Sünnet’te açıkça emredilmiş, kimlerin ne zaman, nerede, ne şekilde örtüneceği bildirilmiştir. Bütün İslâm âlimleri örtünmenin farz olduğu konusunda görüş birliği içindedir.
Örtü âyeti indikten sonra bütün müslüman kadınlar bu emri istenen şekilde uygulamaya başlamışlardır. Son asır hariç, hiçbir devirde müslüman kadının örtünmesi tartışma konusu yapılmamıştır.
Örtünme bir âdet değil ibadettir. Âdet olduğu için örtünenler de vardır. Fakat her mümin kadın, örtünün yüce Allah'ın emri olduğunu bilerek örtünmeli, böylece âdeti ibadete çevirmelidir.
Kur'an ve Sünnet’te örtü için ölçüler verilmiş fakat tek tip kıyâfet belirlenmemiştir. Bunun için her kadın, verilen ölçülere uymak şartıyla maddî imkânına, iş durumuna, iklim ve çevre şartlarına göre bu emri yerine getirebilir.
Yüce Allah erkeklere şu emri vermiştir:
"Mümin erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan çeksinler ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için daha temizdir." (Nûr 24/30)
Yüce Allah kadınlara da şöyle emretmiştir:
"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Görülmesi tabii olan yerler hariç ziynet yerlerini açmasınlar. Baş örtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynet yerlerini izin verilenler dışında kimseye göstermesinler. Bir de ayak bileklerine taktıkları gizli süsler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, (önceki kusurlarınızdan dolayı) hepiniz Allah'a tövbe edin. Böylece korktuğunuzdan emin, umduğunuza nâil olursunuz." Nûr 24/31
Elmalılı Hamdi Yazır (rah) meşhur tefsirinde der ki:
“Bu âyette emredilen şudur: Kadınlar başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp anlatıldığı gibi güzelce örtünsünler. Bunun için onu temin edecek baş örtüsü kullansınlar. Cahiliye (İslâm öncesi) kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat yalnız enselerini bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık olurdu, ziynetleri görünürdü.
İslâm önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir. Böylece sadece tesettürün farz oluşu değil, aynı zamanda onun ne şekilde olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi bundadır.”
Kadınlara örtüyü emreden ikinci âyet şudur:
"Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir." Ahzâb 33/59
Cilbâb, bütün bedeni örten elbiseye denir. Kadınların vücutlarını tamamen örttükleri her türlü elbise cilbâb yerine geçer.
Örtünmenin farz olduğu ikinci yer mescid ve namazdır. Bu konuda âyette şöyle buyrulmuştur:
"Ey âdemoğulları! Her mescide (namaza) gelişte elbiselerinizi giyin (avret yerlerinizi örtün)." A‘râf 7/31
Âyetteki hüküm, Kâbe'de yapılan tavafı ve namaz için mescide gelmeyi de içine alır. Buradaki ziynetten maksadın "elbise ve giysi" olduğu belirtilmiştir. Böylece İslâm namaz ve tavaf gibi ibadetlerde avret yerlerinin örtülmesinin farz olduğunu bildirmiştir.
Hz. Peygamber (s.a.v) örtünme ile ilgili âyetlerin tefsirini yapmış ve onların nasıl uygulanacağını göstermiştir. Bu konuda çeşitli hadisler vardır. Biz ikisini nakledeceğiz:
Hz. Âişe (r.ah) anlatır:
Bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ ince bir elbise ile Resûlullah'ın (s.a.s) huzuruna girmişti, Hz. Peygamber ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu:
"Ey Esmâ! Kadın erginlik çağına ulaşınca onun şu yüzü ve elleri hariç diğer yerlerinin görülmesi helâl değildir." Ebû Davud, Libâs, 31.
Diğer bir hadiste şöyle buyrulmuştur:
"Allah Teâlâ erginlik çağına girmiş bir kadının namazını başörtüsüz kabul etmez." Ebû Davud, Salât, 84.
Arkadaslar butun ilahi dinlerde kadinlarin ortunmesi ve kendilerini erkeklerin kem gozlerinden sakinmasi kurali vardir. Bu sadece bizim dinimize mahsus bir uygulama deildir.Tek fark,baskalarinin sekuler dunyanin etkisiyle kendi dinlerindeki bu kurala uymuyor olmalari bence.
Hatta Vatikan ve Papa bile Hristiyanligin ortunme ,tesettur emrine vurgu yapmaktan vazgecmis gibi gozukuyor. Isin ilginc yani Hristiyanlikta kadinin ortunmesi emri,Islamiyet'ten cok daha baskin ve kesin bir dille belirtilmistir. Incil'de kadinlarin ortunmesi emri cok kati bir sekilde gecer. Incil'den alinti yaparak birlikte okuyalim;
Buyrun;
"Hz.Paulus'un Korintos halkina seslenisi"
"Ben Mesih'e uydugum gibi ,siz de bana uyunuz.
Basi ortusuz olarak dua eden,yahut yol gostericilik yapan her kadin,
basini kucuk dusurur.Cunku bu saclarini tras etmis olmakla ayni seydir.
Eger kadin ortunmuyorsa,saci da kesilsin.Fakat kadina sac kesmek ve tras
olmak ayip ise ,o halde ortunsun."
Incil / Korintoslular'a birinci mektup
Bap 11 / 1 ila 16
Gordugunuz gibi Hristiyanlik'ta da cok acik ve net bicimde kadina ortunme ve tesettur emri vardir.
Ama dedigim gibi, bugun Hristiyan kadinlarin cok buyuk cogunlugu ,kilise ayinleri esnasinda bile baslarini ortmemektedirler. Ve vatikan sekuler dunyanin baskisindan cekinerek bu emri adeta yok saymaktadir. Bence Islam ile Hristiyanlik arasindaki en buyuk fark da burada.
Biri yuzyillar icinde ,dunyevi akimlarla yozlasmis,acikca yazili emirleri bile gormez olmus,
digeri ise yozlasmamak ve ozunu kaybetmemek icin direniyor.
Zaten Yuce Allah(cc) Islamiyet'in kiyamet gunune dek bozulmayacagini,onu Kendisinin (cc) koruyacagini bildirmistir. Her dinde oldugu gibi ,yuce dinimizde de emirler ve yasaklar vardir,
Isteyen uyar istemeyen uymaz. Herkez hesabini kendisi verecek zaten.
Kadınların örtünmesi günümüzde daha emniyetli oluyor,çünkü bütün güzelliklerini gizleyerek insanların ok gibi bakışlarından kendilerini koruyorlar.Günümüzde Japonya gibi teknoloji ülkesinde kadınlar için ayrı metro setleri var,aynı zamanda kız ve erkek okulları ayrı ayrı yapılıyor.Kolombiyanın Bogota şehrinde kadınlar akşamları gün batımından sonra sokağa çıkamıyorlar,çünkü tacizlere uğruyorlar.Kadınlar cazibe ve çekim merkezleridir,onların iyi korunmaları gerekir.
Birkaç sayfa önce değişik dinlerdeki insanların (örneğin Katoliklerin) başörtülü fotoğrafları konulmuş örnek olarak. Fakat Hıristiyanlığın günümüze gelene kadar ne kadar yozlaştırıldığını biliyorsunuz: o halde Katoliklerin, Ortodoksların, vs... taktığı başörtüsünün Hıristiyanlığa sonradan eklenen bir kural olma ihtimali de var.
..... belki başın örtülmesi sünnet olabilir, bilemiyorum, ama ortada gerçekten kesin bir kanıt olmadan başörtüsü farzdır diye kesin konuşmak, tek tanrı inancının bile korunamadığı Katoliklikten veya Ortodoksluktan başörtülü rahibeleri örnek olarak göstermek, bence insanların kendi kendileriyle çelişen yorumlar yapmasına neden oluyor.
Sizde bu yazınızla o sözünü ettiğiniz çelişenler gurubuna dahil oldunuz, hoşgeldiniz aramıza. Çelişkilerin ortaya çıkmasındaki en büyük neden aldığımız pozisyonumuz aslında. Yani insanlığın her türlü durumunu bu güne göre değerlendiriyoruz. Kuran-ı Kerim ayetleri ile ilgili yazılan bir mesaja verilen cevapta günümüz mini eteğinden bahsediliyor. Siz bile, 1300 sene önceki durum için farz mı sünnet mi bilemiyorum derken 2000 sene önceki Hz. İsa Hıristiyanlığına değil, bozulmuş bugünkü görüntüsüne bakarak yazıyorsunuz.
İslam'da örtünme derken elbette bugünkü halini tartışabiliriz, fakat yönümüzü çıkış noktasına döndüğümüzde bu safer 1300, 2000, belki 10000 yıl evvelki insanın gözüyle bakmalıyız.
Demek ki kafamızda daha önce kurduğumuz ya da etrafımızda kurulmuş cümlelerden başkasını algılayamıyoruz. Kim ne yazarsa yazsın kendi kalıbımıza veya kendi mealimize uymuyorsa kabul etmiyoruz.