O anlamda söylemedim tabiki... Ama en önemli unsur dinden geçer. Çünkü İslamiyet'te her şeyin "en" leri vardır. Kimseye Ahlaksız yakıştırması yapmak benimde haddim değil. Yanlış anlaşılmasın kesinlikle. Bende dinine bağlıyım fakat %100 tüm herşeyine uyan birimiyim değilim. Eğer öyle bir şeyi ima etsem ilk başta kendime ederim çünkü böyle bi şey diyecek olsam ilk önce aynaya bakmam gerekir kendim nasılım diye
Ayırca dininden başka, hangi yolla ahlaka üst seviyede ulaşabiliriz? Görüyoruz imansızların ahlaklılarını. Bana göre en doğru yol İslamiyetteki ahlakdır. Zaten yaratılmışların en ahlaklısı ve her güzel şeyin "EN" i de bir mümin ve dinine %100'den daha fazla bağlı bir peygamber değil miydi? Onunla kıyaslamıyorum ama dünyaya gelmiş en ahlaklı kişiler dinine bağlı olanlardır. Yoksa dinini unutunca insan ne hallere geliyor onu diyorum. Hepimizin içinde Allah'a şükür imanı var. Zaten o iman değil midir bizide ahlaklı yapan ve şuanda dünyadaki en ahlaklı toplum olmamızı sağlayan?
Ayırca dininden başka, hangi yolla ahlaka üst seviyede ulaşabiliriz? Görüyoruz imansızların ahlaklılarını.
Haklisiniz Allah korkusunun olmamasi genelde bozguncu insanlar ortaya çikariyor, ama bu illa boyle olacak diye bir kural yok, yani bu kader degil. Yani her ateist boyle olacak diye bir kural yok, sizin de kabul edeceginiz gibi.
"Dinden baska hangi yolla ahlakta ust seviyeye ulasacagiz?" diye sormussunuz.
Din en kolay yoldur, ama tek yol degildir diyorum.
Soyle ki :
bir seyin "dogru" oldugunu bir sekilde (ki bu tecrube olur, dusunme olur, sorgulama olur, kalp gozuyle olur, yani herhangi bir sekilde), bir fiil/hissiyatin bir digerinden daha dogru-ustun oldugunu anlarsaniz,
ve ustune de bu dogru-ustun olan fiil/hissiyatin insan tarafindan ne olursa olsun seçilmesi gereken fiil/hissiyat oldugunu da anlarsaniz,
ve bu bilgi dogrultusunda dogru-ustun olan fiil/hissiyati, yanlis olana tercih ederseniz (en azindan tercih etmeye çalisirsaniz yani niyet ederseniz),
ahlakli bir insan olabilirsiniz.
Bu yukarida bahsettigim hipotez için din sart degildir. Ancak dinle her sey daha kolay olur demek sanirim su asamada yanlis olmaz.
Fikir vermesi açisindan yakin bir konuda yazdiklarimi buraya kopyaliyorum :
Alıntı:
bir insan iyi olmayi sirf "iyi olmak" için de isteyebilir. Yani hayatta "iyiligin" "kotuluge" ustun oldugunu, felsefi bir dusunceden ve sorglulamadan sonra anlamis bir insan olabilir. Yani ne dine gore, ne de "insanlar iyi desin" diye iyi olmaya çalisan bir insan olabilir bu Dunya'da.
Bir insani sadece saglikli bir akilla, ve hisseden bir kalple dunyaya yollarsaniz, ve ona omrunun sonunda iyi ve kotu davranislarin ne oldugunu sorarsaniz, belli bir cevap alacaksinizdir. Ve de bundan da onemlisi, sozkonusu insan anlamis olacaktir ki iyilik, kotulukten ustundur.
Bu arada ateist bile olsa iyi niyetli, merhametli, namuslu serefli insanlar yok mudur? Ben cevap vereyim : vardir.
Ama ilginç olan bir seyse, insanin felsefeyle veya sorgulamayla, veya hayat çarkindan geçerek bulacagi dogrularla, vahiyle gelen dogrularin neredeyse birebir ortusmesidir.
Oyle ki sorgulayan bir filozof da, iyi niyetli bir atesit de, dini kurallara uyan bir insan da eninde sonunda ayni kurallari yuceltirler...
Bu durum da bu kurallarin evrenselligini dogrular.
Bu kurallar en genel tabiriyle ahlak kurallaridir. Yani çalmamak, oldurmemek,... ve daha onceki mesajimda belirttigim kurallardan birçogu.
Sevgili Sait bey, deminki mesajinizin devaminda demissiniz ki :
Alıntı:
dünyaya gelmiş en ahlaklı kişiler dinine bağlı olanlardır. Yoksa dinini unutunca insan ne hallere geliyor onu diyorum
Evet sizi anliyorum. Ancak dediginiz hiç sasirtici degil. Cunku "dinini unutmak"tan bahsediyorsunuz.
Yani insanin belli bir olçude ahlakini (seçimlerini) emanet ettigi din, unutuldugunda insan bir bosluga dusuyor... Ve bu bosluk durumunda da sonuç husran oluyor tabi.
Ama ne yapalim insan ahlakini guçlu kilmak için bir sekilde dinden yardim almak zorunda (genel olarak), çunku bir insanin salt iradeyle bir seyleri (dogru olani)seçmesi hiç de kolay degil malesef. Seçimlerinde inançtan da yardim aliyor ki, saf irade yetersiz kaldiginda inancin verdigi guç, ve yine inançlarin aile tarafindan aktarilmasi sirasinda kullanilan sartlanmalar o insana dogruyu seçmesi yonunde yardimci olsun.
Ha ama iste burada da "gerçek" ahlaktan bahsedemedigimiz bir durum ortaya çikiyor. Cunku sartlanma veya aliskanligin en ufak bile olsa bir etkisinin oldugu bir durumda, mukkemmek ahlaktan bahsedemeyiz (dikkat ediniz "ahlak"tan degil, bir nevi "mukkemmel ahlak"tan bahsediyorum).
Cunku saf ahlak, ancak saf irade urunu olan bir seçimle olabilir. Yani bir insan bir fiil/hissiyati sebepsiz ve hiç bir seyden etkilenmeden seçiyorsa; sadece o fiil/hissiyat "dogru-iyi" oldugu için bu seçimi yapiyorsa iste ancak o zaman saf ahlaktan bahsedebiliriz.
Boyle bir insan var midir ?
Cevap : HAYIR. Cunku bu teoride imkansiz bir durumdur.
Peki neden ?
Boyle bir insanin var olmasinin imkansiz olmasinin nedeni soyle açiklayabiliriz :
bir insanda mukkemmel ahlaktan bahsedebilmek için o insanin çocukluktan gelen hiç bir "iyi-kotu", "dogru-yanlis" tarzi deger yargisi olmamasi [ve buna ragmen] dogruyu seçecek iyi niyeti ve dogruluk aski olmalidir (yani seçimlerinde bilinçalti veya aliskanliktan degil de, saf iradeden bahsedebilelim).
Ama sizin de anlayabilceginiz gibi, bir insana eger çocuk yasinda belli referanslar vermezseniz, buyudugu zaman "dogru-yanlis" ve "iyi-kotu" skalalarini [ve "iyi-kotu"nun derecelerini kavrayabilmesi] imkansiz bir seydir.
Bunun nedeni de :
-çocuklukta belli bir bir "iyi" ve "kotu"nun varliginin ogretilmemesi durumunda, çocugun ileride "iyi" ve "kotu" gibi iki soyut kavrami arama ihtimali tehlikeye girmekte,
-çocuklukta bazi deger yargilarinin asilanmamasi durumunda, çocuk buyudugunde çok buyuk ihtimalle hislerinin, fiziki zayifliklarinin, dunyevi ihtiyaçlarinin empoze ettigi (olusturdugu) bir degerler sistemine sahip olacaktir,
ki bu iki ihtimal de hiç istenmeyen durumlardir.
Yani ozetlersek, "mukkemmel ahlak"tan hatta "saf ahlak"tan bahsedebilmek için hiç bir sartlanmanin ve aliskanligin olmadigi bir ortam gerekir, fakat ayni zamanda boyle bir ortam çocukluktan referanssiz bireyler uretecegi için, çok buyuk ihtimalle insan yetiskinliginde "ahlak degerleri"ni iskalayacaklardir.
Bu demektir ki, insanin dogasi geregi, "ahlak" dedigimiz sey, herzaman bir ideal olmaya mahkumdur, ve hiç bir insan, insan olmasi nedeniyle, mukkemmel ahlaka sahip olamayacaktir.
Yani insanin dogasi geregi, "mukkemmel ahlaka ulasma" projesi daha dogmadan yokolmaktadir, teoride imkansiz gorunmektedir.
Gonul ister ki insan ahlakini (seçimlerini) yuzde yuz kendi elinde tutsun (yani dine emanet etmesin), ama ayni zamanda Allah'a inansin. Yani biraz açarsak : gonul ister ki insan dinin ogutu olmadan bile dogruya yonelecek kadar iyi niyetli olsun, ve ayni zamanda inançli da olsun.
Yani ahlaki dinden degil, kendi bilinçli niyetinden gelsin, ama ayni zamanda inansin da... Bilmem anlatabildim mi.
Gonul ister ki insan dogrunun ustunlugunu kendi dusunce gucu disinda hiç bir kaynaga gerek duymadan anlayabilsin, ve ahlaki da bu "anlamis olma durumu"ndan gelsin. Ve ayni zamanda da Yuce Allah'a iman etsin [çunku O, birakin siradan bir insani, maddeye tapan birinin bile iki dakika etrafina bakip, dusunup de varligini anlayabilecegi Tek Tanri Yuce Allah'tir].
2)Ote yandan, bence, insan "kural"lara uyarak da "ahlakli" dedigimiz vasfa ulasabilir. Sirf bir kurala uyacak kadar irade sahibi olmak, ve uymama yetisine ragmen bir kurala uymasi, hele bu kural ona zor gelmesine ragman bu kurala uyacak iradeyi gostermesi, o insani "ahlak" denen seyin ozu olan iradeye sahip kilar.
Burada yeni bir soru da ortaya çikiyor. Surada iki hayali durum sayacagim, bunlardan hangisi gerçek ahlaktir :
-aile tarafindan kuçuk yaslarda bazi kurallara ve degerlere sartlanilan (bu kurallar Allah'in yaratilista Kainata yazdigi evrensel manevi degerler bile olsa) veya hayatta alisilan kurallardan çikmamak mi ?
-yoksa aile tarafindan sartlanmalar olmasa bile (olmadiginda), bir insanin, sirf "dogru" olmasi sebebiyle bir fiili seçmesi mi ?
Ben açikçasi ikincisini "ahlak" dedigimiz seye daha yakin buluyorum çunku ahlakin temeli olan irade, ikincisinde asil etmenken, birinci durumda asil etmen degil. Ustelik, birinci durumda, eger bir sekilde geçmis sartlanmalar bir anda kaybolursa, bu insan ne yapacagini bilemeyen, kendini kontrol edemeyen, saga sola çarpan bir insana donusur. Bunun nedeni bu insanin geçmis hayati boyunca seçimlerini bazi degerlere kayitisiz emanet olmasi, bu degerler ("gerçek" olsalar bile) su veya bu sekilde , bir gun kaybolduklarinda, bu insanin kendini kontrol etmeyi sifirdan ogrenmesi gerekir, yani sifir olarak suregelmis iradesini yaratmasi gerekir. Bu duruma ahlak demek imkansizdir bence.
Bakin tekrar ediyorum : sartlanilan kurallar "gerçek"-"dogru" bile olsa, yani Yaratici'nin, Kainatin maddeustu ve dogaustu alandan baslamak uzere butun Evrene kodladigi yasalara uygun bile olsa, hatta bu yasa-degerlerin ta kendisi bile olsa, eger ki bir insan bu yasa-degerlere irade degil de sartlanmadan oturu uyuyorsa, o insana ahlakli diyemeyiz.
Buradan soyle de bir anlam da çikabilir : ancak geleneklerin hiç olmadigi bir toplumun bireyi tam olarak "ahlakli" olabilir, çunku seçimlerinin nedeni bilinçalti degil, bilinçustudur. AMA BOYLE BIR DURUM MALESEF HAYAL. Bir insan eger çocukluktan bazi referanslari gormezse, daha ileriki yaslarda dogru-yanlis skalasini olusturmasi neredeyse imkansiz olacak, çunku dunyevi duyulari ve zayifliklari onu ya boyle bir skalayi hiç olusturmamaya, ya da yanlis-yanilmis bir skala olusturmaya itecektir.
Yani iyi-kotuyu [ve derecelerini] algilayabilecek bir zihinsel filtrenin kuçuk yaslarda gosterilmesi, hatta malesef belli bir sartlanma kullanilarak bunun yapilmasi gerekiyor.
Sonuç olarak, butun bunlardan ortaya çikan durum insanin dogasi geregi [çocuklukta islenecek] belli kuralsal sartlandirmalara ihtiyaç duydugu, ve de bu da demektir ki asla mutlak manada ahlakli olamayacagi (çunku seçimleri salt irade kaynakli degil).
"Butun bunlarin konumuzla ne alakasi var ?" denecek olursa, ki bazi arkadaslarimiz diyecektir kesin, varacagim nokta sudur :
ahlaki oldugu soylenen (ve belki de gerçekten oyle olan) bir geleneksel veya yarigeleneksel degerler sistemini takip etmek illa ahlak degildir.
Bizde var olup da Avrupa'da var olmadigi iddia edilen, veya en aziindan (anladigim kadariyla) Neset beyin oyle oldugunu soyledigi bu degerler sistemi, ahlakin sarti degildir (ve hatta belki de paradoksal bir sekilde sart degil engelidir).
Yukarida anlattigim, ve anlatmaya zaman-takat bulamadigimdusuncem dogrultusunda, ahlakin bir tek mutlak olçusu olabilecegini, bunun da irade oldugunu anlariz (en azindan çok guçlu bir varsayim olarak kabul edebiliriz).
Umarim anlatabilmisimdir.
Selamlar.
En son inanç ahmet tarafından Cmt 18 Nis 2009, 09:26 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Ahmet Bey, aslında hemen hemen aynı görüşteyiz. Bende dediklerinizi kabul ediyorum. Sizde diyorsunuz bende Din en kolay yoludur. Ama başka yollardan da ahlaklı olabilmek mümkündür. Yani yine aynı fikirde kesişiyoruz..
Başka hangi yollardan ahlakın en üst seviyesine ulaşabiliriz dedim çünkü ahlakın en güzelinin İslamda olduğunu belirttim. sizde kabul ediyorsunuz. Başka türlüde ahlaklı olunabileceği mümkün bunu inkar etmiyorum. Bende kabul ediyorum. Sadece İslamın en yukarı seviyede olduğunu vurgulamaktı amacım.
Başka kişilere laf atmak niyetim yoktu ama mesaj o taraflara kaydı onu izah etmekti amacım
Ahmet Bey, aslında hemen hemen aynı görüşteyiz. Bende dediklerinizi kabul ediyorum. Sizde diyorsunuz bende Din en kolay yoludur. Ama başka yollardan da ahlaklı olabilmek mümkündür. Yani yine aynı fikirde kesişiyoruz..
Alıntı:
ahlakın en güzelinin İslamda olduğunu belirttim
"Ahlakin en guzeli" tanimi çok tartismali bence Sait bey. Cunku bir yerde dusunebiliriz ki "ahlak tektir". Bu da "Evrende metafizik yasalarin yansimasi degerler", ya da baska bir anlayisla "Allah'in, yaratilis sirasinda Kainata kodladigi evrensel [veya yarievrensel] yasa-degerlerin tumudur" diye de dusunebiliriz mesela... Yani kisacasi sizin geçen mesajda dediginiz tartisilir.
Alıntı:
Başka kişilere laf atmak niyetim yoktu ama mesaj o taraflara kaydı onu izah etmekti amacım
Yok, amacinizin birilerine laf atmak olmadigini anladim. Anlayisiniz için Dunya'daki butun insanlar adina size tesekkur etmek isterim.
Selamlar.
En son inanç ahmet tarafından Cmt 18 Nis 2009, 10:06 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sait bey, ahlaka ulasmanin birçok yolu vardir. Din, ahlakli olmanin tek yolu degildir. Aksi halde butun ateistler ahlaksiz, butun inananlar ahlakli gibi bir fikir ortaya çikar ki, bu fikrin yanlis oldugunu anlamak için iki dakika dusunmek yeter.
Aslına bakarsanız bende iki dakika düşündüm ve sonuç : Sait Arkadaşımız bir kısım kimseler ahlaksız diğerleri ahlaklı diye bir tabir de kullanmadı ve Ahlakı illa ki Din ve inanç ile de bağlamadı ! Konu başlığına bakarsanız İslam'da Kadının Örtünmesi !
Din Ahlaklı olmayı Emreder ! Ahlak ise her hangi bir dini emretmez. Ahlak bir olgudur. Din ise inancın pekiştiği bir sistemdir. Tartıştığımız konuya dikkat etmek gerekir.
Sevgilerimle...
Sait Arkadaşımız bir kısım kimseler ahlaksız diğerleri ahlaklı diye bir tabir de kullanmadı
Yasar bey, "oyle bir tabir kullandi" dememistim.
Mesajlara bi' goz atalim.
Alıntı:
Sait_71 :
Toplumu toplum yapan Kadınlardır ilkesiyle yola çıkarsak kadını da kadın yapan iffetli olmasıdır. İffetli kadın Allahtan korkar emirlerine uyar yasaklarını kendine düşman olarak görendir...Kadın maneviyatına sahip çıktıkça toplum bozulma yolunda ilerlemez.
Nesil doğrusunu mu yapıyor acaba? sorusunu kendimize kaç kere sormuşuzdur...Dini duygularımızı bizlere kimler kaybettiriyor... Bize kötüyü hoş gösteren sadece nefsimizmidir? Dinimizin emrettiği giyimi kuşamı hayatında iyi yansıttığına inanmıyormusun? Dinin neresindesin bunun bilincindemisin? ALLAH'ın emrine yüz çevirdiğinde Başına neler geleceğinide bilirmisin?
inanç ahmet :
Sait bey, ahlaka ulasmanin birçok yolu vardir. Din, ahlakli olmanin tek yolu degildir. Aksi halde butun ateistler ahlaksiz, butun inananlar ahlakli gibi bir fikir ortaya çikar ki, bu fikrin yanlis oldugunu anlamak için iki dakika dusunmek yeter.
Bir inanan olarak sizi uyarmak istedim. Mesajinizdan bu tip bir anlam çikiyor gibi.
Saygilar.
Alıntı:
Konu başlığına bakarsanız İslam'da Kadının Örtünmesi !
Fena mi oldu. Gece vardiyasinda konuyu biraz renklendirdik.
Arkadaşlardan bazıları başörtüsünün nasıl örtüleceğinin şekli Kuranda yazmıyor diyorlar,Kuranı kerimde her şey açıklamalı yazmaz,onun açıklamasını peygamber göndererek onun yaşantısıyla anlatmıştır.Peygamberimizin hayatını okuduğumuzda onun yaşantısı kuranın açıklamasıdır,Allah onu insanlara elçi olarak yüce kitabında yazan ayetler nasıl insan hayatında uygulanır onu göstermek için göndermiştir.Necm suresi 1.2.3 ve 4. ayetlerde bunu açıklamıştır.
53-NECM:
1 - İnmekte olan yıldıza andolsun ki,
2 - Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, azmadı.
3 - O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz.
4 - O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir
Kuranı kerimde örtünme ile ilgili iki ayet daha var ,Nur suresi 60.ayet, Ahzab suresi 59 .Ayetler,
Ay halinden kesilmiş ve evlenme için ümidi kalmamış olan yaşlı kadınlar zinet yerlerini erkeklere göstermemek şartıyla dış elbiselerini bırakmalarında onlar için bir günah yoktur. Bununla birlikte yine de sakınmaları kendileri için daha hayırlıdır" (en-Nûr, 24/60).
"Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların tanınıp, kendilerine sarkıntılık edilmemesi için daha uygundur. Allah çok yarlığayıcı ve çok esirgeyicidir" (el-Ahzâb, 33/59) .
"Ahlakin en guzeli" tanimi çok tartismali bence Sait bey. Cunku bir yerde dusunebiliriz ki "ahlak tektir". Bu da "Evrende metafizik yasalarin yansimasi degerler", ya da baska bir anlayisla "Allah'in, yaratilis sirasinda Kainata kodladigi evrensel [veya yarievrensel] yasa-degerlerin tumudur" diye de dusunebiliriz mesela... Yani kisacasi sizin geçen mesajda dediginiz tartisilir.
Ahlak zaten metafiziğin fiziğe yansıması olarak kabul edilirse, İslam ahlakının en güzel ahlak olduğu savı zaten kabul edilmiş oluyor.
Alıntı:
Ben sünneti yok saymıyorum, ama sünnet olduğunu siz söylüyorsunuz. Burda tartıştığımız başörtüsü farz mıdır, değil midir? Eğer sünnet olduğunu belirtiyorsanız size göre de farz değil zaten.
Ayrıca başörtüsünün farz olduğunu savunan herkes Nur Suresi, 31. ayete bakın diyor ve bundan öteye gidemiyor. Tek nedeni o ayette hımar=örtü kelimesinin geçmesi. O ayetin açıklaması ve açıkça neyi emrettiği üzerinde durulmuyor.
Kimse başörtüsünün sünnet olduğunu söylemedi farzdır. Peygamber farzları açıklamıştır, namazın kılınışını göstermiştir, ama o gösterdi diye namaz sünnet değildir, farzdır.
Nur suresi 31.Ayetin neyi açıkladığı peygamberimizin hadislerinde, tefsir ve fıkıh kitaplarında gayet açıktır. Günümüz "modernist" bir takım sözde alimlerin açıklamaları ancak kendilerini ve onlara inanları bağlar.