Metehan bey,
İstanbul değil Türkiye'den bahsediyoruz. Anadolu da kaç öğrencinin ve velinin okul değiştirme olasılığı var?
Cihat bey gerçekten ben o kadar çağdaş olamam
Ve Şaşkınlık içindeyim çünkü burada bazı gazete ve partilere laf ettirmeyenler ve derhal klavye kılıçlarını çeken bir toplumda benim verdiğim örnekler yaşanacak ve rahatsızlık yaşanmayacak vallahi enteresan
Yahu Hükümete muhalif kim varsa kapısının tıklanıp rahatsızlık yaratıldığı bir ülkede bu saydıklarım nasıl rahatsızlık yaratmayacak gerçekten zor. Birde benim bu yaştan sonra o kadar Demokrat ve ÖZGÜRLÜKÇÜ olmam zor. Ben iyisi mi MÜSLÜMAN, Laik bir TÜRK olarak sessizce yaşamaya devam edeyim.
Hakkınızı Helal edin.
Bu başlıkta benden bu kadar.
Başörtüsünün Arap geleneği olduğu iddiası tarihi gerçeklerle örtüşmemektedir. Başörtüsü, insanlığın ortak mirasıdır. Kaynağı ilahidir.
Kuzeyden Güneye, Doğu'dan Batı'ya hemen her toplumda başörtüsü vardır. Biz Türklerde başörtüsü daha sıkı bağlanır. Başörtüsü kültürü bizlerde daha güçlüdür. Muhammedi İslamdan önce kalma bir gelenektir.
Bu geleneğin kaynağı ilahidir. Her kavme bir peygamber gönderilmiştir. Biz Türklere gönderilen peygamberler tarihin bir döneminde bize başörtüsünü öğretmişlerdir.
Sümerlerde, Babillerde , Hitilerde, Mısırlılarda başörtüne rastlıyoruz. Tevratta, incilde başörtüsü emirleri vardır. Biz insanlığa gelen ilk vahiyden itibaren bu emrin tekrarlanarak devam etiğini göreceğiz.
Kadın niye örtünür şeklinde soruya cevap aradığını belirtmiş bazı arkadaşlarımız. Bu soruya diğer arkadaşlarımız cevap vermiş. İnsanoğlunda nefis denen birşey vardır ve nefis insanları şeytan ile birlikte yoldan çıkarmak, onları hataya sürüklemek ister. Ve bu işlevini belirli zamanlarda değil insanın nefes alıp verdiği her an, her zaman, her saniye, her salise yapar ve insanın bir boşluğunu arar. Şeytan ve nefsin erkekleri yoldan çıkarmak için erkeklere karşı en güçlü silahı kadınlardır. Bunu ben söylemiyorum ayetler ve hadisler söylüyor. Burdan erkeklerin kadınları sadece cinsel bir obje olarak algıladığı ve sürekli kadınlara o duygularla baktığı sonucuna varılmasın. Ama bir anlık boşluk, nefse uyma hem kadın için hem erkek için istenmeyen sonuçlar ortaya çıkarabilir. Burda size Yusuf As. başına gelenleri hatırlatmak isterim. Züleyha Yusuf As.'ı evine çağırarak onu günaha davet eder ve Yusuf As. kaçarken gömleği arkadan yırtılır. Yusuf As. bu olaydan sonra şöyle diyor: "Eğer Allah beni tutmasaydı nerdeyse bende meylediverecektim." Aşağıda Bu olayın Kur'an'da nasıl anlatıldığı verdim.
Alıntı:
Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve "Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi./ Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.
Şimdi Özgür kardeşime şunu söylemek isterim; son derece modern giyinmiş, bakımlı, güzel bir hanımefendi görünce eğer şimdiye kadar gerçekten hiçbir şey hissetmemişsen ve sadece bakıp geçmişsen, bundan sonra kalan ömründe de hep böyle olacağına garanti veriyorsan sana ne mutlu sen o olgunluğa erişmişsin. Şimdi bir Peygamber olan Hz. Yusuf bile Allah beni tutmasaydı bende meylediverecektim, nerdeyse nefsime uyacaktım diyorsa biz normal insanlar olarak nefsimize ne kadar sahip çıkabiliyoruz ve hata yapmayacağımıza ne kadar garantimiz var. İşte Allah insanların böyle bir hataya düşmelerini önlemek, kullarının günah işlemesine engel olmak için örtünün emrini vermiştir. Özgür kardeşim bayanlar niye örtünüyor sorusuna cevap alamadım diyorsun ama benim daha önce vermiş olduğum linkleri okumuyorsun anlaşılan. Orda ayetler ve hadisler ile herşey anlatılıyor. Ben linki tekrar veriyorum. Okursan daha iyice anlarsın. http://www.menzil.net/modules.php?name=News&f ...p;sid=1321
En son Fatih Sayar tarafından Cmt 18 Nis 2009, 02:14 tarihinde değiştirildi, toplamda 3 kere değiştirildi
Özgür Tekirdağlı kardeşim, sanırım senin beynin, inanmamak üzere otomatik olarak ayarlanmış. Sana ayet sunuyoruz,inkar ediyosunuz. Hadis sunuyoruz inkar ediyorsun. Sen öyle bir inanmışın ki inanmamaya, haşa Allah seninle konuşsa sen yine bildiğini yaparsın..
Tamam kardeşim, sen inanma,devam et bu yolda. Er ya da geç yanlışını anlayacaksın.
Hesap günü sana "Koray sana demedimi?" diye sorduklarında;
"Vay ben duymadım, vay ben işitmedim" demezsin artık...!
En azından hiç kimse Kur'an-ı Kerim'de bayanların başlarını örtmesi gerektiğine dair bir kanıt gösteremiyor. Kur'an-ı Kerim tek kaynağımız olmasa bile bence bu durum bile başörtüsünün farz olup olmadığı hakkında iki kez düşünmemizi gerektirir.
Alıntı:
O zaman siz Hz. Muhammed'imizi (SAV) ve sunnetini yok sayiyorsunuz
Boyle bir sey olabilir mi?
Ben sünneti yok saymıyorum, ama sünnet olduğunu siz söylüyorsunuz. Burda tartıştığımız başörtüsü farz mıdır, değil midir? Eğer sünnet olduğunu belirtiyorsanız size göre de farz değil zaten.
Ayrıca başörtüsünün farz olduğunu savunan herkes Nur Suresi, 31. ayete bakın diyor ve bundan öteye gidemiyor. Tek nedeni o ayette hımar=örtü kelimesinin geçmesi. O ayetin açıklaması ve açıkça neyi emrettiği üzerinde durulmuyor.
öncelikle tüm konuyu okumadim, belki anlatacaklarimi önceden anlatanlar olmustur, ama tekrar etmede belki fayda olabilir...
Islam alimi degilim, cok derin bilgi sahibiyim diyemem... fakat tesettür (örtünme) kavrami hakkinda oldukca fazla arastirdim, sorusturdum... akademik calisma tarzinda sunamayacagim, cünkü Islam konusunda Akademik kariyer!! yapmis biri degilim, fakat anlatabileceklerim var:
Örtünme arapcadaki karsiligi Setr´dir... Zaten namazin disindaki farzlar dedigimiz farzlarda "Setr-i avret" vardir... Avret mahal (bölgesi) denilen yerleri ÖRTME (setretme) olarak tercüme edilir...
Nur Suresindeki "Örtme" (setretme) hadisesini Allah Teala bizlere Setr, Tesettür gibi kelime kökü ile degil, "Humur" kelimesi ile acikliyor... Allah abes is yapmaz, Kur´an´da da abes lafiz yoktur (inananlar icin)...
Burada (almanya) cokca arap kökenli arkadasim oldu, onlara bazi arapca kelimelerin direk manalarini, anlamlarini sordum...
mesela bir zamanlar icki konusu tartisildi arkadaslar arasinda ve ben arastirmaya koyuldum... Arastirmalarim arasinda bir Hadis-i Serif´e rast geldim, aynen su sekil:
"Her sarhosluk veren sey hamr´dir (akli örten icki), her hamr haramdir" (Müslim, Eşribe, 73-75; Buhari, Edeb, 80)
buradaki hamr kelimesi dikkatimi cekti cünkü humur kelimesine de cok benziyor... burada hamr, akli örten, yani insan vücudunun kafa dedigimiz organindan bahsediyor... arap arkadaslara dedim ki "arapca dilindeki kelime manasi ve dil bilgisi ile ilgili birkac sey soracagim, ona göre cevap verin. Sizden fetva sormuyorum." onlar da "Tamam" dediler ve sordum: hamr ile humur kelime kökü itibari ile ayni mi... yani ayni kökten türetilmis iki farkli kelime (ama kökteki anlami ayni) midir? Cevap: evet... Peki dedim, ikisi de kafanin bir sekilde örtülmesi, engellenmesi tarzinda bir anlami mi var? cevap yine evet... hatta sasirdilar, sen arapca bilmiyorsun nasil böyle cikarim yapabiliyorsun ? diye...
aslinda cok kolaydir böyle cikarim yapmak, mesela:
kelime kökü : ilim
türetim: muallim, Alim, Alem, Alleme
KK: Sefil
Tü: Süfli, Esfele Safilin (sefillerin sefili, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler gibi)
KK: Iflas
Tü: Müflis
bu kadar örnek kafi sanirim..
tabii Sarf ve Nahiv ilmini yani arapca dil bilgisi kurallarini bilmedigim icin, kelime kökü olarak tanittiklarim HAKIKI kökten ziyade, türetilmis bir kelime olabilir elbette ki, fakat birbirine benzer kelime ve anlamlardaki uyumlulugu göstermek icin böyle örnekledim...
bu baglamda humur ve hamr kelime kökleri ayni, fakat farkli noktalari ele aliyor anlamlari...
birisi (hamr) demek ki akli örtmeyi, yani kafayi kullanmayi engellemeyi yani Beyni ve Kafayi engellemeyi kastederken,
öteki (humur) kafayi yani basi örtme, eger ki Hadis-i Serif´ler isiginda ele aldigimizda, yüz yani surat disindaki kafanin tamaminin örtülmesi, setredilmesi manasini tasiyor... fakat Vehhabi gibi ya da Vehhabiler gibi Sünnet-i Seniyye´yi ve dolayisiyla Hadis-i Serifleri REDDEDEN sapik mezheblere bakacak olursaniz, kafanin tamamini (surat, yüz hersey dahil) örtülmesi oluyor...
Bazi "MODERN" arkadaslar hem "Türkiye Arabistan olmasin" diye haykirir, ama öte yandan Hadis-i Serif´leri Reddeder... eger Hadis-i Serif´leri reddedersen, Nur suresine göre hanimlar BURKA giymek zorunda, gözlerinde de ince ince delikleri olan (önünü görüp düsmemesi icin) pece takmak zorunda... fakat Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) TEFSIRINI (yorumlayisini) dinlerseniz (yani Hadis-i Serif), Kadinlar yüzlerini kapamak zorunda degil...
hangisi daha saglikli TEFSIR (yani yorum) ??? Bizim noksan bilgiler isigindaki NEFSANI yorum mu? yoksa bu dini hem Teblig etmekle hem de Tefsir (aciklama, yorumlama) ile GÖREVLI olanin, yanin Peygamber Efendimiz´in (s.a.v.) yorumlamasi mi daha saglikli?
Tabii ki Efendiler Efendisinin (s.a.v.) yorumu yani tefsiri yani ACIKLAMASI en DOGRUSU olacaktir... zaten günümüze kadar yetismis TÜM müfessirler (tefsir eden, yorumlayanlar, aciklayanlar), kesinlikle ve kesinlikle Hadis-i Serif´leri gözönünde bulundurmak zorunda ve bulundurdular zaten... yoksa paramparca etmis olurlardi dini... nitekim bugün Iran ve SUUDI Arabistan´da nasil YANLIS uygulandigini görüyoruz...
bu arada arap arkadaslara son soruyu sordum: "o zaman Nur suresinde "Bihumurihinne" diye gecen ifade, şeksiz ve şüphesiz, baska IHTIMALE dahi acik vermeyecek sekilde, KAFA ÖRTEN, KAFA ÖRTÜSÜ, BASÖRTÜSÜNÜ kastediyor degil mi??" diye sordum... onlar da "cevabi zaten kendin söyledin, bizim söyleyecek baska biseyimiz kalmiyor" dediler...
kisacasi Tesettür, Setr genel manada bir örtünmeyi kast ederken, Humur kelimesi vücudumuzun belirli, spesifik bir organini kast ediyor... yani kafayi, basi...
bu arada Meal ile Tefsir arasinda büyük farklar vardir arkadaslar
Meal: Tercüme olarak ele alinabilir
Tefsir: daha cok ACIKLAMA ve YORUMLAMA olarak ele alinabilir... bazi arkadaslarin yanlis bilgileri var, saniyorlar ki Meal yorum iceriyor, bu yanlis bir fikir... eger hem meal hem tefsir "YORUMLAMA" olsaydi, o vakit hicbir zaman tercüme okuyamazdik... ve Meal ile Tefsir BIREBIR ayni manada olsaydi, milletin ayri ayri Meal ve Tefsir yazmasi abes olurdu...
VEEE burada tekrar büyük bir Nokta var ki temas etmem gerekir... Kur´an´daki AHKAM, yani HÜKÜMLERIN (emirler, yasaklar vs.vs.) tam olarak anlasilabilmesi icin, kesinlikle ve kesinlikle orjinalinden yani Arapcasindan bakmamiz lazim...
Yoksa tercümeyi baz alirsak bugünkü Hristiyanlarin durumuna düseriz... onlar sadece kendi dillerindeki tercümeyi esas aldilar ve böylece tercüme eden kisinin eksik cevirilerine göre, hatta belki art niyetli YANLIS cevirmelerine göre davrandilar ve hataya düstüler, dinlerini anlayamadilar, ihtilafa düstüler, yoldan saptilar vs.vs..
Fakat bize hicbir zaman bozulamayacak Arapca orjinali verildi ve biz istesek dahi orjinalini bozamayiz, ilahi korumasi var... Edebiyati zaten yeter, Nazil oldugu devirde (indirildigi zaman), Arap edebiyati en zirve noktadaydi, araplar siirde, sairlikte birbiriyle yarisirmis ve en güzel siirler Kabe´ye asilirmis her hafta (belki her gün, emin degilim)... o devirde Kur´an´in bu mucizevi beyanati ve edebiyati ve hitabeti tüm sairleri ve siir hayranlarini kökünden salladi, cünkü kimse buna benzer bir ayet dahi getiremiyor ve bir benzer lafiz dahi edemiyor ve getiremiyorlardi biraraya... aciz kaliyordu tüm ünlü sairlar... ilahi koruma bu olsa gerek diyorum zaman zaman... ama elbette baska korumalari vardir da biz bilmiyoruz...
Bu yüzden tercümeyle gidip ahkam kesmeyelim abiler, ablalar, arkadaslar yoksa cok büyük yanilgiya düseriz...
-------------------------------------------
bu arada bir yandan yazarken öte yandan son sayfalari okuyordum, ve gördüm kü yine siyasete dönüstürmüssünüz bravo yani, ne diyeyim... konu, dinin bir hükmünü acikliga kavusturmak iken, bizler yine siyasete dönüstürmüsüz... konuya sadik kalamaz miydiniz... illa mi siyaset?! pfff
Dikkat : bu mesaj konu disina çikmis geçmis bir mesaja, mecburiyetten dolayi yazilmis bir cevaptir, yani haliyle konu disina çikis teskil eder.
Arkadaslar, hayatim boyunca gordugum en komik mesajlardan birisini, demin gormus bulundum, hemen suraya kopyalayalim, ayrica "sitedeki en komik mesaj basligina da zamanim olursa kopyalayacagim :
Alıntı:
Alıntı:
Amerikada tecauz olaylari dunya siralamasinda 9. sirada iken ( ki hayvan ruhlu erkeklerin kiyaslanmasi acisindan yaziyorum bu ornegi ) Turkiye 53. Sirada yer almakta.
Hocam onlar, o kadar hayvani ruha bürünmüşler ki, artık kadınları aşmışlar hayvanlara ve hemcinslerine tecavüzlere yönelmişler, onlarla ilişki yaşamaya başlamışlar...
Bir başka ilginç not daha Avrupa da laf atılmıyor diyen okur kardeşim doğru söylüyor oralarda laf atılmıyor direk dalınıyor...
Yine bu çağdaş AVRUPA, ABD ve ASYA ülkeleri değilmi çocuk pornolarını icat edenler. Bu ülkeler değilmi sex turizmi adı altında ülkelerine turist çekenler. Kimleri kimlere karşı savunduğumuza lütfen dikkat edelim. Belki Dindar insanları sevmiyor olabilirsiniz ama kıyaslamarı en azından adam akıllı yapalım...
Konu disi olmasina ragmen Avrupa'ya hakaret etme ihtiyaci duyulmus, ve canim Turkiye'mdeki trajikomik ve stereotipik "ahlaksiz bati" edebiyatina bir inci daha eklenmis. Konu disi bir mesaj yazilarak, konu disinda bir cevap gelmesi de tetiklenmis. Dedigim gibi, eger gerekirse soz konusu mesajla beraber benim mesajim silinebilir (hatta silinmelidir).
Neyse.
Bir kere sozkonusu mesaji yazan Serdar beye soruyorum : Avrupa'ya hiç gittiniz mi ?
Gerçi bu soruyu sormam anlamsiz kaliyor. Beyefendi birakin oralara gitmeyi, sanki Avrupa'nin en "ilginç" yerlerinin bir tarafindan girip diger tarafindan çikmis gibi konusuyor. Amacim saldirmak degil, buradaki mantiksiz duruma dikkat çekmek.
Simdiii, bastan alalim.
Amerikada tecavuz olaylari dunya siralamasinda 9. sirada iken Turkiye 53. Sirada yer almaktaymis... Hmm, arkadasimiz "gizli kalmis" yani hiç ihbar edilmemis ve asla edilmeyecek tecavuzlerden habersiz galiba... Tahmin edin bakalim Dunya'nin "ayiplari anlatmaya" en çok utanan halklari hangileri, hatta "hangisi". Evet, dogru bildiniz : Turk halki.
Bunun iki nedeni var. Birincisi kulturel olarak içe atmayi seven bir milletiz. Komsu milletler de biraz oyledir denebilir. Ikincisi, ulkemizde genel suç (her turlu suç) orani o kadar yuksek ki, insanlar Avrupa'da skandal olacak bir seyi "bu da bir sey mi canim" deyip kaniksiyor, veya "polisin-devletin baska isi mi yok da benim su derdimle ugrasacak" diyip ihbarda bulunmuyorlaR. IStatistikler sagliksiz.
Sonra ikinci soylem : "Hocam onlar, o kadar hayvani ruha bürünmüşler ki, artık kadınları aşmışlar hayvanlara ve hemcinslerine tecavüzlere yönelmişler, onlarla ilişki yaşamaya başlamışlar..."
Birincisi hayvani ruha burunen sadece "onlar" mi olacak? Hayvanlara tecavuz derken sanirim Turkiye'nin sutten çikmis ak kasik oldugunu saniyorsunuz. Amacim Turkiye'yi kotulemek degil. Ulkeme asigim. Ancak gelip de elaleme saldirip, kendinizi havalara çikarirsaniz, ben de sizi Turkiye'den orneklerle uyarmak zorunda kalirim. Bir ipucu vereyim : köylerimiz ve kümesler, daha fazla açmaya hacet yok.
Espirili bir dille denilmis ki : "Bir başka ilginç not daha Avrupa da laf atılmıyor diyen okur kardeşim doğru söylüyor oralarda laf atılmıyor direk dalınıyor... "
Ayni Avrupa'dan mi bahsediyoruz acaba... Siz hangi Avrupa'dan bahsediyorsunuz? Avrupa'da "daliyorlar" evet, hem de "direk daliyorlar", oyle dolayli filan da degil yani, laf atmaya ne gerek var oyle degil mi, gerek kalmadigindan Avrupali erkekler laf atmiyor zaten. Ha, ne dersiniz ?
Ben merak ediyorum bu bahsettiginiz Avrupa, sizin kendi gozlerinizle gordugunuz bir sey mi yoksa hayal gucunuzun belli nedenlerden dolayi icat ettigi bir düş alemi mi diye. Gerçekten bir yerden sonra bu "ahlaksiz Avrupa" soylemi komik oluyor.
Bu arada "Avrupa da laf atilmiyor" degil, "Avrupa'da laf atilmiyor" yazacaktiniz sanirim. Milliyetçilik yapacaksak once Turkçe'mizi dikkatli kullanalim.
Sonra devam edilmis : "Yine bu çağdaş AVRUPA, ABD ve ASYA ülkeleri değilmi çocuk pornolarını icat edenler"
Allah Allah, bizim ulke Asya'da degil miydi yahu? ha gerçi bizim ulkede de baya ilgi var çocuk pornosuna, e ne de olsa Asya ulkesi oyle degil mi, simdi hatirladim hangi kitadayiz...
Bu arada Avrupa, ASya, Amerika bu isin mucitleriymis. Afrikalilari tebrik etmek gerek, bi' onlar icat etmemis çocuk pornosunu. Ha bir de Avustralya, ama onu kitadan saymayin nufusu 30 milyoncuk.
Denmis ki : "Bu ülkeler değilmi sex turizmi adı altında ülkelerine turist çekenler"
Cevap veriyorum : onlar degil. Bu "sex" turizmininin piri Tayland gibi ulkelerdir, uçuncu Dunya ulkesidirler. Bu arada bir daha ki sefere "sex" degil de "seks" yazmaya dikkat edin.
Sonra eklenmis : "Kimleri kimlere karşı savunduğumuza lütfen dikkat edelim."
Cevabim : BENCE DE !
Avrupa'ya "ahlaksiz" denmesinin ardindan soyle bir mesaj yollamistim :
Alıntı:
Avrupa'ya hiç gittiniz mi ?
Dunya'da ahlak kurallari olmayan bir tane bile toplum yoktur. BIr laf vadir : "nerede insan, orada kural".
Ahlak her yerdedir. Farklilik gosteren sey kurallardir. Her ulkenin realitesine gore degisir.
Su "ahlaksiz bati" stereotipinden vazgeçsek diyorum. Cunku gerçek degil, uzgunum. Ahlak bizim tekelimizde degil...
Ornegin ortalama bir Alman'in iş ahlaki ortalama bir Turkunkinden daha ileride diyebiliriz. Oyleyse nasil olur da Almanya bir gun batarken, Turkiye ayakta kalir?
Avrupa'da insanlarin eşlerini aldatma orani Turkiye'dekinden fazla degildir.
Yilbasinda turist kizlarin dort bes erkek tarafindan taciz edilmesi malesef bir Avrupa degil bir Turkiye gerçegidir. Bunun da batililasma ile falan alakasi yoktur. Eger bu uzucu durumun nedeni batililasma olsaydi, Avrupa'da her gun boyle olaylarin gorulmesi gerekirdi, ama ben size soyleyeyim : yok.
Avrupa'da genelde insanlar birbirine yan yan bakmazken, tanimadigina bile selam verirken, nasil olur da Avrupa "ahlaksiz" olur? Yoksa onlar mi Turk geleneklerine sahip ? Yoksa onlar mi asil musluman ?
Su "ahlaksiz bati" takintisindan kurtulsak diyorum. Kendimizi kandirmayalim. Daha gitmeden gormeden kulaktan dolma bilgilerle, Hollywood filmleriyle Bati'ya teshis koymak yanlis olur.
Ahlak bizim tekelimizde degil... Uzgunum.
Unutmayin : Nerede insan, orada kural. Nerede toplum, orada ahlak. Bu bir Dunya gerçegi.
Neset Yildiz da benim bu mesajima cevaben :
Alıntı:
Burada önce Ahlak kelimesi ne anlama geliyor onu açıklıyalım,
Ahlak Nedir.
İnsanın iyi ve kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan manevi nitelikli huylara ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlara Ahlak denilmektedir.
Ahlak ve kural kelimelerini birbirinden ayırmamız gerekir,güzel ahlaklı insan diyebiliriz ama,iyi kurallı insan diyemiyoruz,ahlak insanın kendi değerlerinden almış olduğu terbiyelerdir,kurallar ise ülkenin ve çevrenin değerlerinden meydana gelen olgulardır.Avrupa toplumunda bu iki kelime birbirinden ayrıdır,Avrupalılar kurallar ülkesidir ama ahlak değerlerini uygulayan ülkeler değillerdir.Sokaklarda gayri meşru hareketler oralarda gayet normal karşılanır.
Simdi, bunlar felsefi konulara giris teskil ettigi için olabildigince kisa geçmek isterim.
Yukarida, ahlak ile kural kelimelerini ayirmak gerektigi soylenmis. Bir yerde dogru, bir yerde yanlis bu soylem.
Neset bey surada haklisiniz : ornegin is saatleri, "kural"dir, ve bunlara "ahlak" demek yanlis olur, evet.
Ancak :
1)Avrupa'da sadece kurallar yoktur. "Degerlerden gelen terbiye" olarak tanimladiginiz ahlak ve buna bagli iradeli hareketler de vardir. Ornegin, bir Avrupali erkegin, bir Avrupali kizi taciz etmemsindeki neden polis, veya toplumsal tepkiden korkmak degil, o kiza "insan" diyerek duydugu saygidir, ki bu da ahlaktir. Edeptir, ailede temelleri atilmistir. Erdemdir, çunku istese taciz edebilse bile, bunu yapmayacak kadar irade urunu bir harekettir.
2)Ote yandan, bence, insan "kural"lara uyarak da "ahlakli" dedigimiz vasfa ulasabilir. Sirf bir kurala uyacak kadar irade sahibi olmak, ve uymama yetisine ragmen bir kurala uymasi, hele bu kural ona zor gelmesine ragman bu kurala uyacak iradeyi gostermesi, o insani "ahlak" denen seyin ozu olan iradeye sahip kilar.
Burada yeni bir soru da ortaya çikiyor. Surada iki hayali durum sayacagim, bunlardan hangisi gerçek ahlaktir :
-aile tarafindan kuçuk yaslarda bazi kurallara ve degerlere sartlanilan (bu kurallar Allah'in yaratilista Kainata yazdigi evrensel manevi degerler bile olsa) veya hayatta alisilan kurallardan çikmamak mi ?
-yoksa aile tarafindan sartlanmalar olmasa bile (olmadiginda), bir insanin, sirf "dogru" olmasi sebebiyle bir fiili seçmesi mi ?
Ben açikçasi ikincisini "ahlak" dedigimiz seye daha yakin buluyorum çunku ahlakin temeli olan irade, ikincisinde asil etmenken, birinci durumda asil etmen degil. Ustelik, birinci durumda, eger bir sekilde geçmis sartlanmalar bir anda kaybolursa, bu insan ne yapacagini bilemeyen, kendini kontrol edemeyen, saga sola çarpan bir insana donusur. Bunun nedeni bu insanin geçmis hayati boyunca seçimlerini bazi degerlere kayitisiz emanet olmasi, bu degerler ("gerçek" olsalar bile) su veya bu sekilde , bir gun kaybolduklarinda, bu insanin kendini kontrol etmeyi sifirdan ogrenmesi gerekir, yani sifir olarak suregelmis iradesini yaratmasi gerekir. Bu duruma ahlak demek imkansizdir bence.
Bakin tekrar ediyorum : sartlanilan kurallar "gerçek"-"dogru" bile olsa, yani Yaratici'nin, Kainatin maddeustu ve dogaustu alandan baslamak uzere butun Evrene kodladigi yasalara uygun bile olsa, hatta bu yasa-degerlerin ta kendisi bile olsa, eger ki bir insan bu yasa-degerlere irade degil de sartlanmadan oturu uyuyorsa, o insana ahlakli diyemeyiz.
Buradan soyle de bir anlam da çikabilir : ancak geleneklerin hiç olmadigi bir toplumun bireyi tam olarak "ahlakli" olabilir, çunku seçimlerinin nedeni bilinçalti degil, bilinçustudur. AMA BOYLE BIR DURUM MALESEF HAYAL. Bir insan eger çocukluktan bazi referanslari gormezse, daha ileriki yaslarda dogru-yanlis skalasini olusturmasi neredeyse imkansiz olacak, çunku dunyevi duyulari ve zayifliklari onu ya boyle bir skalayi hiç olusturmamaya, ya da yanlis-yanilmis bir skala olusturmaya itecektir.
Yani iyi-kotuyu [ve derecelerini] algilayabilecek bir zihinsel filtrenin kuçuk yaslarda gosterilmesi, hatta malesef belli bir sartlanma kullanilarak bunun yapilmasi gerekiyor.
Sonuç olarak, butun bunlardan ortaya çikan durum insanin dogasi geregi [çocuklukta islenecek] belli kuralsal sartlandirmalara ihtiyaç duydugu, ve de bu da demektir ki asla mutlak manada ahlakli olamayacagi (çunku seçimleri salt irade kaynakli degil).
"Butun bunlarin konumuzla ne alakasi var ?" denecek olursa, ki bazi arkadaslarimiz diyecektir kesin, varacagim nokta sudur :
ahlaki oldugu soylenen (ve belki de gerçekten oyle olan) bir geleneksel veya yarigeleneksel degerler sistemini takip etmek illa ahlak degildir.
Bizde var olup da Avrupa'da var olmadigi iddia edilen, veya en aziindan (anladigim kadariyla) Neset beyin oyle oldugunu soyledigi bu degerler sistemi, ahlakin sarti degil (ve hatta belki paradoksal bir sekilde sart degil engeli).
Yukarida anlattigim, ve anlatmaya zaman-takat bulamadigim dusuncem dogrultusunda, ahlakin bir tek mutlak olçusu olabilecegini, bunun da irade oldugunu, Avrupalilarin da "irade" dedigimiz kalitede fakir olmadiklarini anlayabilirsek (en azindan varsayabilisek), Avrupa'nin da ahlaksiz olmadigini anlariz.
Gordugunuz gibi "ahlaksiz Avrupa-Bati" stereotipi halkimizin onemli bir bolumunun hayata bakisinda belirleyici oluyor. Biz ne kadar ugrasirsak ugrasalim, insanlarimiz hiç gitmedikleri diyarlar hakkinda bile teshisler yapip, belki de kendilerini bir olçude mutlu ediyorlar, belki avutuyorlar.
Konu disina çikis teskil eden bu mesaj için herkesten ozur dilerim, ancak bu mesaj farz olmustu. Eger gerekirse, mesajim amacina ulastiktan sonra, hedef aldigi su mesajla birlikte silinebilir : http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=84306& ...p;start=99
Konuyu daha yeni okuma fırsatım oldu ve bende bir şeyler yazmak istedim... Bilmiyorum bunu neden tartışıyoruz, Allah bir şey biliyorki emrediyor ama yanlış bilen, kabul etmeyen, merak eden vs. arkadaşlarımız için bu konuyu bir fener olarak aydınlatma aracı gibi kullanacağım. Bir kaç şey ekleyeceğim. Sadece bilgi amaçlı polemik felan değildir..
Alıntı:
Allah muhafaza, bir anda çat diye sevişebilirler filan mı demek istediniz? Evet gerçekten tehlikeli bir durum.
Evet beyefendi bir anda sevişebilirler. Çünkü insan yapısı öyledir. Allah insanları çift yarattı ve birbirine muhtaçtır. Ama sana nefis verdi bunuda kullanmak senin sanatındır. Bırak saçının telini göstermeyi bir yabancı kadın ile başka bir erkeğin yan yana baş başa bir yerde kalması bile olmayacak bir şeydir dinimizde...
Cihan denen bu kürede erkeğin yeri ayrı, kadının yeri ayrıdır. Erkek kadının yerine, kadında erkeğin yerine geçtimi dünyanın âhengi bozulur. Yine kadının ve erkeğin giyeceği de ayrıdır. Bir erkeğin çarşafa bürünmesi nasıl uygun değilse, kadınında erkek elbisesi giymesi hoş olmaz "Be"n giydim de ne oldu!" demek, şeytanı sevindirir.
"Ey Nebi! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına de ki, Cilbablarını üzerlerine iyice örtsünler."
Aziz ve Celil olan ALLAH nur suresi 31. ayette "başörtülerini yakalarının üzerine vursunalar" Buyurmaktadır. İsmet ve iffet sadefi Hazreti Aişe (r.a) demişlerdir ki;
"Ben iman hususunda Ensar kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nur süresi; "Vel yedr**** bilhumürihinne alâ cüyübihinne. Ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar" ayeti nazil olduğu zaman erkekler bu ilahi emri tebliğ için hanımlarının yanına giderler.
Erkekler, hanımına kızına, kızkardeşlerine ve bütün yakınlarına bu emri tebliğ ediyordu. (O lâhza) kadınların hepsi tastik edip,başörtüsü ile başlarını örtüp Resul-i Ekrem'in arkasında sabah namazını kılmaya geldiler namazı kıldıktan sonraevlerine dönüp gittiler. Karanlıkta onları hiç tanıyan olmazdı.
Demek ki, başörtüsünün boyun ve göğsü örtecek kadar büyük olması gerekiyor. Herkesin kendi hevesine göre örtünmesi değil, ALLAH'ın emrince örtülere bürünmesi lazımdır. Bugün öyle örtünen kadınlar varki, cahiliyye kadınlarının sanki zamanımızdaki temsilcileridir. Başörtülerini sadece kafalarının üzerine bağlayıp, kulaklarını, gerdanlıklarını, boyunlarını ve göğüslerini açık bırakırlar. Elbet bu tesettür Kur'an-ı Kerim'in tarifine ve ALLAH Teâlâ'nın emrine uymaz.
Toplumu toplum yapan Kadınlardır ilkesiyle yola çıkarsak kadını da kadın yapan iffetli olmasıdır. İffetli kadın Allahtan korkar emirlerine uyar yasaklarını kendine düşman olarak görendir...Kadın maneviyatına sahip çıktıkça toplum bozulma yolunda ilerlemez.
Nesil doğrusunu mu yapıyor acaba? sorusunu kendimize kaç kere sormuşuzdur...Dini duygularımızı bizlere kimler kaybettiriyor... Bize kötüyü hoş gösteren sadece nefsimizmidir? Dinimizin emrettiği giyimi kuşamı hayatında iyi yansıttığına inanmıyormusun? Dinin neresindesin bunun bilincindemisin? ALLAH'ın emrine yüz çevirdiğinde Başına neler geleceğinide bilirmisin?
Kadın İslamın en Kutsal emanetlerinden belirtilerinden biridir.Şüphesizki ALLAH Resullü "Cennet annelerin ayakları altındadır."sözüyle bunu bize bildirmektedir. İslam kadınların dayanışmasıyla ALLAH'a olan itaatiyle yayılmaktadır. Ailenin huzuruda kadının takvadaki samimiyetine bakmaktadır. Çünkü toplum fertlerini yetiştiren ALLAH'a dua etmesini öğreten. ona zikirin nasıl yapıldığını öğreten ALLAHın varlığını ve birliğini bildirmek Anneye yüklenmiş bir görevdir.
Toplumu toplum yapan Kadınlardır ilkesiyle yola çıkarsak kadını da kadın yapan iffetli olmasıdır. İffetli kadın Allahtan korkar emirlerine uyar yasaklarını kendine düşman olarak görendir...Kadın maneviyatına sahip çıktıkça toplum bozulma yolunda ilerlemez.
Nesil doğrusunu mu yapıyor acaba? sorusunu kendimize kaç kere sormuşuzdur...Dini duygularımızı bizlere kimler kaybettiriyor... Bize kötüyü hoş gösteren sadece nefsimizmidir? Dinimizin emrettiği giyimi kuşamı hayatında iyi yansıttığına inanmıyormusun? Dinin neresindesin bunun bilincindemisin? ALLAH'ın emrine yüz çevirdiğinde Başına neler geleceğinide bilirmisin?
Sait bey, ahlaka ulasmanin birçok yolu vardir. Din, ahlakli olmanin tek yolu degildir. Aksi halde butun ateistler ahlaksiz, butun inananlar ahlakli gibi bir fikir ortaya çikar ki, bu fikrin yanlis oldugunu anlamak için iki dakika dusunmek yeter.
Bir inanan olarak sizi uyarmak istedim. Mesajinizdan bu tip bir anlam çikiyor gibi.
Saygilar.