Bahse konu olan iki kesimin birisi dini siyasete alet ediyor,diğeri atatürk'çülüğü.
Yıllardır bu hep böyle verdi biri elimize laikliği şekli ile oynattılar senelerce.Hoş onuda beceremeyip bir kalıp bulamadılarya.Türbanı laiklik karşıtı yaptılar.Bi formül ayarladılar istanbul bağlama başı diye töbe töbe halkın işine karışanlar allahın işine karıştılar.
Yavv aslında o kadar çok şey yazmak istiyorumki o kadar istiyorumki.Şunu bir anlayamadı bu kalın kafalılar.Ne türban takmayla iran oluruz ne türban çıkarmayla ingiltere abd.Ne topsakal bırakmayla komunist oluruz ne de dinsiz.
Ama allaha yemin ederim bu gün mezardan halife-i reşidünler kalksa ne bu vakitçileri bırakır nede siyaset sahnesinde kanımızı emen temsilcilerinin kellelerini vurdurur.
Atatürk kalksa mezardan ben atatürkçüyüm diye geçinen aydınım diye geçinen sülük gibi yakamızdan inmeyen yüce isminin altında her türlü ayrımcılığı bölücülüğü yapanların kallelerini vurdurur.
Heleki osmanoğlu ayağa kalksa ben milliyetçiyim diye hilali sembol yapıp mehteri kendinden bilenlerin;her mafyanın her eroincinin her kaçakçının(siyahı beyazı metali ametali)arkasından onların çıktığını görse değil kellesini ne olur ne olmaz diye ayaklarını keser sonra kellesini vurur.
Biz böyle her kendimize yakın gördüğümüze çok yaşa padişahım dedikçe bizi kendine teba eden çok çıkar çokkkkkkkk........
vallahi ben bu cümleyi söylerken dikkat ederdin bunu söyleyen ilk kişi başbakan değildir terörist başı öcalandir ondan öncede ilk gündeme getiren
PSK `DIR (kürdanistan sosyalist partisi)şu şekilde söylemiştir şimdi sizde bilerek yada bilmeden teröristlerin kullandigi bir lafi burda bize kullanmaya calistiniz olmadiDOğRUSU BENCE YINE NE OLURSA OLSUN LAIK CUMHURIYET`TIR biz laik Cumhuriyet` yanayız ya siz ?
Baştan sonra yanlışlarla dolu bu yorum düzeltmeye muhtaç. Bir kere demokrasinin olmadığı rejimlerde laikliklikten söz edilemez. Bir kere laiklik demokrasinin bir sonucudur.
Demokrat olmayan rejimlerde felefi düşünceler ve inançlar devletin kontrolü altındadır. Dolayısıyla demokratik olmayan rejmler ideolojik devletlerdir. Dinlerin , ideolojilerin ve felsefelerin eşit koşullarda yarışma imkanı yoktur.
Başka ideolojilere ve inanışlara hayat hakkı tanınmaz. Tekelci düşünce sistemine sahiptirler. Din devlet ayrımı laikliğin karşılığı değildir. Bu bir yanılgıdır.
Eski Sovyetler, cumhuriyet idi ama laik değildi. Başka inanışlara hayat hakkı tanınmıyordu. Tunus cumhuriyettir ama laik değildir. Suriye'de öyle, İran'da öyledir. Türkiye yarı laik bir ülkedir. Din devlet işleri ayrı gibi görünüyor ama farklı inanışlara, ideolojilere müsamaha pek gösterilmiyor.
O halde tek başına cumhuriyet savunuculuğu yeterli değildir. Demokrasi ayağı zayıf ise yetersizdir. Üstelik bugün cumhnuriyetciyim diye ortaya çıkanların cumhuriyet rejimini savundukları da doğru değildir.
Cumhur'a rağmen cumhuriyetcilik olmaz. Darbe istemek cumhuriyet rejimine aykırıdır. Ya da darbe ile başa geçenlerin yönettiği ülkelere cumhuriyet rejimi denemez.
Baştan sonra yanlışlarla dolu bu yorum düzeltmeye muhtaç. Bir kere demokrasinin olmadığı rejimlerde laikliklikten söz edilemez. Bir kere laiklik demokrasinin bir sonucudur.
laikliğin yada demokrasinin tanımını yapmadım sizin bu kişilerle aynı söylemi paylaşmanızı eleştirdim çünküv bu söylemi yapan öcalanın kastı şudur Türk ve Kürt etnik kimliğinin 'kurucu asli unsurlar' olduğu bir 'Demokratik Konfederasyon'u konu alıyor bu söylem.
Sevgili kardeşim Orhan bey, Cumhuriyet Rejiminin ne olduğunu söyleme me gerek yok. Ne olduğunu çok iyi biliyorum ve sizde benim düşündüğüm gibi tarif etmişsiniz. Ama işin özü başka, bu gün bu rejimi yıkmak isteyenler bu rejimin var ettiği değerlere saldırarak çok güzel bir şekilde tahrip etmeyi biliyorlar. Bunun içinde, içeride ki bir çok kurum kuruluş ve kişileri kullanıyorlar.
Bu gün düzenlenen tüm bu operasyonların arkasında BOP savunanlar yok diyebilirmiyiz. Elbette diyemeyiz. Çünkü Ergenekon operasyonun düzenlenmesi için ilk düğmeye basan kişi Bush değilmiy di. Bunu Fehmi Koru açık açık yazmadımı. İşte ben bu yüzden tüm bunların Cumhuriyet rejimine ve Türk adına bir saldırı olduğunu düşünüyorum.
Halkın dolaylı veya dolaysız başa getirdiği kişiler diyorsunuz ama tüm bu görüntüler baştakilerin kendilerine karşı bir şekilde hareket etmiş olanları sindirme politikası değil mi. Böyle olunca da iş tümüyle diktatörlük rejimine kayıyormuş havası veriyor.
Bizler bu gün oturmuşuz, yatıp kalkıp Ergenekon operasyonunu konuşuyoruz. Elimizin altından kayıp giden değerlere hiç sahip çıkmıyoruz. Bugün Obama emretti diye binlerce yıllık soydaşlarımızı bir kenara bırakıp, onları kaybetme pahasına da olsa, onnara ve bizlere yapılan zulümleri görmeden, Karabağı ve Hocalı katliamlarını unutarak, Ermenilere kucak açmıya çalışıyoruz. Bizler birbirimizi yiyeceğimize bu sayfalarda el altından yürütülen Ermenistan meselelerinin ve ABD' nin Türkiye'nin geleceği ile ilgili verdiği kararların daha çok konuşulmasını isterdim.
Genç kızlar bu mesele yüzünden üniversiteye gidemiyorlar diye üzüldüğünüz, bunun haksızlık olduğunu düşündüğünüz olmuyor mu?
- Asla. O kızları militan yapıyorlar. Ben çok netim bu meselede. Gerçi, o örtü sayesinde erken koca buluyorlar o ayrı.
acima duygusu olmayan vicdansiz bir yaratiga ben niye aciyimki?
Vakit gazetesini daha cok sevmeye basladim
Bu ÇYDD'nin burs verme şartları ne kadar ilginç değil mi arkadaşlar derneğin ismi ile yaptıkları hep tezat teşkil ediyor. Kız öğrencilere burs veriyorlar ama başı kapalı olmama şartı arıyorlar.Atatürkçülük diyorlar, Türkiye diyorlar Pkk'lılara burs veriyorlar.Amerika'ya karşılar torunları Amerika vatandaşı olarak dünyaya geliyor.Örnek mi ÇEV'in başkanının torunu gibi. Adı Yurtseven yaşer miydi neydi. Burada bunlara methiye düzenlere acıyorum. Ülkeyi bölme, talan etme, misyonerlere peşkeş çekme gayreti içindeki bu ve buna benzer derneklere yapılanlar az bile.
En son hakan sağlam tarafından Pzr 19 Nis 2009, 02:03 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Hasan bey, benim yazılarıma dikakt ettiyseniz Ergenekon davasında, bir kişi için olsun suçludur demedim. Bu konuda bir tek satırımı gösterirseniz yazımı düzeltmeye hazırım. Yargılamalar bitmeden kişileri suçlu ilan etmeyi doğru bulmadığımı sürekli tekrar eden birisiyim.
Benim üzerinde durduğum konu daha çok kişilerin fikir yapısı ile ilgilidir. Sahici olmayan kavramları savunmalardır.
Türkan Seylan için birisi çıkar derse ki ''bu hanım Milli değerleri savunuyor'' hayır bu doğru değil demişimdir.
Ergenekon davasına karışan isimlerin hayata ve dünyaya bakış açılarını milli bulmuyorum. Bunun için bu insanlar yargılansın da demiyorum.
Şayet suçları var ise buna yargı karar verecektir diyorum. Çağdaşlık anlayışlarını sakat buluyorum. Cumhuriyetcilik anlayışlarını gerçek dışı buluyorum. Eleştirlerimi bu çerçevede değerlendirmenizi umuyorum. Saygılar sunuyorum.
En son Orhan Kınık tarafından Pzr 19 Nis 2009, 02:04 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
24 NİSAN 2001 Tarihinde MİT'in Türkiyedeki misyonerlik Faaliyetleri ile ilgili Başbakanlığa gönderdiği 2 sayfalık yazıda anlatılanlar;
Aksiyon Dergisinden Alınmıştır.
MİT’in yazısına göre, Hıristiyanlığın bir kolu olan Protestanlığın Türkiye’de yayılması için faaliyet gösteren Dünya Kiliseler Birliği’nin ülkemizdeki temsilcisi durumundaki Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetini Sağlık ve Eğitim Vakfı eliyle yürütüyor. Yazıda Amerikan Bord adına Türkiye’de faaliyet yaptığı belirtilen Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın mütevelli heyetinin başında ise Gülseven Yaşer’in kocası Yaşar Yaşer bulunuyor.
Yazıda, doğrudan Amerikan Bord ile bir ilişkisi olup olmadığı belirtilmemekle birlikte Profesör Türkan Saylan’a ve onun başında bulunduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne de genişçe yer veriliyor. MİT’in yazısında Profesör Türkan Saylan’ın annesi Lili Mina Raiman’ın aslen Hıristiyan olduğu, 1936’da Leyla ismini aldığı belirtiliyor. İşte büyük tartışmalara yol açacak olan MİT’in iki sayfalık raporu:
“Dünya Kiliseler Birliği temsilcisi olarak 1830’lu yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren Amerikan Bord Heyeti’nin, Protestan mezhebini benimseyen bir kuruluş olduğu, din eğitimi ve sağlık hizmetleri konularında faaliyet gösterdiği, bünyesindeki Protestan kilisesi ve Kitab—ı Mukaddes (Bible House) şirketi aracılığıyla Protestanlığın yayılması için uğraş verdiği öğrenilmiştir.
Üsküdar Amerikan Lisesi, Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlkoğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu, Gaziantep Amerikan Hastanesi ile bağlantısı bulunan Amerikan Bord Heyeti’nin sağladığı eğitim hizmetlerinden dolayı Milli Eğitim Bakanlığı’na, sağlık hizmetlerinden dolayı Sağlık Bakanlığı’na, dini çalışmalarından dolayı ise Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı sorumlu olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca faaliyetlerini yabancı müessese sıfatıyla yürüten ve son yıllarda yeni mülk edinmeyen Amerikan Bord Heyeti’nin tasarrufu altındaki mülklerini de Sağlık ve Eğitim Vakfı’na (SEV) devrettiği ve halihazırda faaliyetlerini SEV aracılığıyla yürüttüğü intikal eden bilgilerdendir. Öte yandan Amerikan Bord Heyeti’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Kitab—ı Mukaddes şirketinin yöneticisi olan Süryani Asıllı Emanuel Bağdaş’ın, Türkiye Ermenileri Patriği Metrof Mutafyan ile Fener Rum Patriği Bartholomeos Arhondonis’in Haziran 2000 ayı içinde yaptıkları görüşmede vardıkları mutabakat gereği, 17 Ağustos 1999 yılı Marmara depremi ardından ortaya çıkan Kiliseler arası deprem yardım komisyonu başkanlığı yaptığı öğrenilmiştir.
Amerikan Bord heyeti ile aynı adreste faaliyet gösteren Sağlık Eğitim Vakfı’nın ise ülkemizde sağlık, eğitim, kültür kurum ve kuruluşlarına yardım amacıyla 1968 yılında kurulduğu, vakfın üye sayısının yaklaşık 12 bini bulduğu, üyelerinin Amerikan Bord heyeti ve SEV’e bağlı okullardan mezun olan şahıslardan oluştuğu, 1999 yılı itibariyle 15 trilyon TL’yi bulan malvarlığına sahip olduğu yönünde duyumlar alınmıştır.
Başkanlığını Gülseven Yaşer’in yaptığı Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile Amerikan Bord Heyeti ve SEV koordinasyon içerisinde olup, ÇEV deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak Amerikan Bord’dan yardım talebinde bulunmuştur. ÇEV, ayrıca üç bine yakın öğrenciye burs vermektedir.
Başkanlığını Profesör Türkan Saylan’ın yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında, Atatürk İlke ve İnkılaplarını kalkan olarak kullanıp, bir çok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, hiç bir yasal dayanağı olmadan kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları yönünde yapılan ihbarlar sonucu denetime tabi tutulmuş ve Dernekler Kanunu 62 ve 85/2 maddesine muhalefetten 5 Şubat 2001 tarihinde Maltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır.
Profesör Türkan Saylan hakkında yapılan incelemede annesinin Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1324 (1908) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan olduğu, Lili Mina Raiman ismini taşımakta iken 1936 yılında Leyla ismini aldığı hususları tespit edilmiştir.
Merkezi İsviçre Cenevre’de bulunan Dünya Kiliseler Birliği’nin kurulması ilk defa Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1920 yılında Fener Rum Patrikhanesi tarafından gündeme getirilmiş ve 22 Ağustos 1948 tarihinde Katolik kiliseleri haricinde 44 ülkeden 147 kilisenin katılımıyla kurulmuştur. Tüzüğündeki amaçları:
Dinî diyalog aracılığıyla kiliseler ve insanlar arasında yakın ilişkiler geliştirmek,
İnsanların sahip olduğu maddi ve manevi kaynakların paylaşımını sağlamak,
Her yerde ve ortamda İncil’in öğretisi doğrultusunda çalışmalar yapmak,
İnsanlar arasında adalet, dayanışma ve barışı sağlamak,
Kiliselerin insan ihtiyacını karşılamak,
Ekümenik bilincini geliştirmek,
Birlik ve beraberlik için gelişme ve yenilenmeyi sağlamak,
Diğer ekonomik organizasyonlar ile bağlantı sağlamak,
Yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde ekümenik hareketleri desteklemek yönünde belirlenmiştir.”
MİT’in yazısı hakkında görüşlerine başvurduğumuz Profesör Türkan Saylan, “Bahsedilen olay adaletin önünde bir konu. Bir görüş vermiyorum. İleride kitaplarımda bu konuyu anlatacağım” diyor. MİT’in yazısında Saylan’ın annesi için sadece ismini “Leyla” olarak değiştirdiği yer alırken, Saylan hayatını anlattığı “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” kitabında annesinin Müslüman olduğunu şöyle anlatıyor: “Annem bana hamile kalınca Müslüman oluyor. İngilizcesinden Kur’an’ı okuyor. İyi bir Türk gelini olabilmenin tüm koşullarını yaratmaya çalışıyor. Örneğin oruç tutardı. Biz hiçbirimiz evde oruç tutmazken o tutardı.”
MİT’in yazısında yer verilen Çağdaş Eğitim Vakfı’nın yöneticilerinden Bike Karaduman ise Aksiyon’a, “Söylediklerinize inanamıyorum, şoke oldum. Hiçbir şekilde ve asla misyonerlik faaliyeti yapmadık. Kesinlikle öyle şeylerle ilgimiz yok” değerlendirmesini yaptı. Sağlık Eğitim Vakfı’nın görevlilerinden Belkıs Aktürk ise Aksiyon’a şu açıklamayı gönderdi:
“Amerikan Bord Heyeti, Türkiye’de malvarlığını dinî kökenli olmayan, mezunları tarafından kurulmuş laik bir vakıf olan Sağlık ve Eğitim Vakfı(SEV)’na devretmiştir. Bu, dünyadaki ilk ve tek örnektir. Dolayısıyla Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın Amerikan Bord Heyeti ve bağlı olduğu merkezle olan bağı eğitim ve sağlık hizmetleri ile sınırlıdır. Cumhuriyet öncesi dönemde anaokulundan üniversite düzeyine ve meslek okullarına kadar pek çok eğitim kurumunun yanı sıra çeşitli yetimhaneleri, hastaneleri ve yayınevi de bulunan Amerikan Bord Heyeti cumhuriyetin kurulmasından sonra da Türk halkına kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti götürmeyi amaçlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına uygun bir program takip eden okullarımızın temel amacı Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı gençler yetiştirmektir.
Misyonerler,Masonlar hep aynı yerden vuruyorlar.Yani Türk insanının İnsancıl, sıcak merhamet ve yardım isteğini kullanarak kendi hedef ve gayelerine ulaşmak.
İlginç olansa yıkıcı ve bölücü faaliyetler içerisindeki kurum,kuruluş ve derneklerin yardım,eğitim sağlık gibi insancıl amaçlarla yaklamakta iken bazı kesimde gazetelere ilan vererek Fütürsuzca GÜNAH çıkarmak için bizi arayın demeleri yanında hiç bir engelle karşılaşmadan İncil dağıtmaları.
Bazı arkadaşlarım burası Laik bir ülke dağıta bilirler diye bilir evet dağıta bilirler.Fakat birde şunu düşünelim.Acaba Biri kalkıp Taksim meydanında,yada turistik bir bölgede Kuran'ı Kerim dağıtsa ne olur.Olacağını da söyleyeyim.İrticacı,gerici,yobaz VS.Vs.olur çevrenin tepkisi yetmez gibi birde çeşitli sebeplerden yargılanır.Tabi bu yazdıklarım hepsi farazi.
Rahmetli Mehmet Akif ERSOY'un şu satırları yerini bulacaktır sanırım.
Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere,
Tükürün, onlara alkış dağıtan kahbelere..
Tükürün, Ehl-i Salih'in o hayâsız yüzüne,
Tükürün, onların asla güvenilmez sözüne..
Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün;
Tükürün, maskeli vicdanına asrın, TÜKÜRÜN
Bunu ben değil mit yazmış......O kadar sağa sola savruluyozki kim ak kim kara ayırt etmek imkansız.Benim HAFSALAM ALMIYO BU ŞAHISLARI........