1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3  |
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 01:53
| Alıntı: |
| benim asıl merak ettiğim, Ruslar nasıl yaptı, hem de 1935'de... onlarda para mı vardı? onlar da savaştan çıkmışlardı... |
1935'de İstanbul'da sadece 4 adet belediye otobüsü çalışıyor. 320 adet de tramvay... Bunların tamamı da Cumhuriyet evvelinden (otobüsler hariç) kalan, yaşlanmış sistem.
2. Dünya Savaşı öncesi ve savaş yıllarında İstanbul Belediyesi, yana yakıla 5-10 tane otobüs almak için uğraşıyor ama, Avrupa'da bütün kapılar yüzüne kapanıyor. Onlar da çareyi 1943'de İsveç'ten ucuz yollu 15 adet kamyon şasisi ithal etmekte ve üzerlerine Şişli atölyelerinde otobüs kasası giydirmekte buluyorlar. Yani, eldeki otobüsler bile Allahlık araçlar... Yerin bilmemkaç metre dibini kazmaya ne işgücü, ne para, ne de böyle bir arzu var. Bu otobüsleri de Taksim-Beşiktaş, Taksim-Sirkeci, Bahçekapı-Beşiktaş gibi son derece kısa parkurlarda çalıştırıyorlar. Zaten 5 sene sonra, 1948'de tamamına da trafiğe çıkma yasağı getiriliyor. Günü kurtarma ile geçen bir dönem...
Akın KURTOĞLU
|
 |
mustafars
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:01
Akın Kurtoğlu bey bu başlıkta yazdıklarınızı baştan beri okudum. Genel olarak bu başlıkta sorulanlara cevap vermişsiniz ancak,çok devletçi bir şekilde sanki yönetimlerin hiçbir suçu yokmuş gibi bir izlenim edindim ben yazdıklarınızdan.Sadece sanki çok fakirmişiz o yüzden hiçbirşey yapılamamış gibi bir yargı var yazdıklarınızda..90 lı yıllara kadar başımıza gelen insanların nasılki kendilerine çalıştıklarını eş dost akraba larını nasıl zengin ettiklerini hepimiz biliyoruz..En başta bulunan iyi niyetli olsa bile altındaki kadrolar halka hizmet götürülmesine asla müsaade etmemişler..Elbette bugün yine bazı yöneticiler maalesef yine kendilerine aile efratlarına çalışıyorlar..Ama Türkiye bence sadece ekonmik açıdan değil halkın mantelitesi açısından da eski Türkiye değil..Halka hizmet götürmeyen 2.dönem seçilmeyi ancak rüyasında görüyor..Ancak o yıllarda milletin seçtiği başbakan, bakanlar kütür kütür asılmış halktan kimsenin sesi çıkmamış..
|
 |
Mus-ti
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:08
Yasim geregi 70 yillari pek hatirlamam (1973 dogumlu) ama Istanbulun büyüklügü neydi ki ??
Metro gereklimiydi ?? bizim bogazimiz vardi ,isteyen atlar Motorlara gecer di karsiya , zaten
Istanbulda ozamanlar hemen hemen sahil den ibaretti . Eski Istanbul Fotolarina baktigim zaman
gördüklerim ozaman Bizim Metroya ihtiyacimizin olmadigini söylüyor, yaniliyor da olabilirim .
Bir seye de deyinmeden edemiycem , arkadaslar belkide avrupanin ilk Metrosu Istanbulda yapilmisdi .
Emin degilim ama Karaköy tüneli ilk Metrolardan biri olsa gerek .
Saygilarimla Mus-ti
|
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:19
Mustafa, çok fakirlikten ziyâde, kabuğuna çekilmiş bir Türkiye görüyorum ben o yıllarda... Öyle dönemlerden geçmişiz ki, artık yönetimler de halk da korkulu olmuş ve mevcudu elde tutmak, onunla yetinmek kaygısı ağır basmış. Ama, fakirmişiz de hakikaten... Kıt kaynaklarımızı, daha çabuk sonuç alınacak işlerde kullanmayı seçmişiz. Uzun soluklu projelere girişmekten çekinilmiş hep... 1930'ların gazetelerini tarıyorum gazete arşivlerinde. Hemen hemen her gazetenin ilk sayfası neredeyse günaşırı; "II. Cihan Harbi ne zaman çıkacak?" manşetleriyle kaynıyor. Yani, "2. Dünya Savaşı çıkar mı?" da değil. Ne zaman çıkacak? Hangi ülkede patlak verecek? Bu gibi sorular yumağıyla insanlar korku içinde bekleşiyorlar.
En küçük bir hareketlenmede derhal hububat stoklarımız gözden geçiriliyor, yapılması gerekenler ilân ediliyor. Dünya üzerinde kim bizimle dost, kim düşman? ağırlıklı köşe yazıları döşeniyor. 2. Dünya Savaşı boyunca, 6 senede kentte çok kısıtlı imar hareketleri gerçekleşiyor. Birkaç yol açmak, genişletmek, çok lüzumlu araçlardan satın almak/imal etmek (ambulans, itfaiye vs...) Ama dikkat edilirse, bunların hemen hepsi de kapıya kadar gelen bir savaşa hazırlıkla ilgili alımlar, çalışmalar...
Neyse, 2. Dünya Savaşı son buluyor. Millet zevkten dörtköşe. Dünya, rahatlıyoruz artık psikolojisinde. Ama basın bu sefer de 3. Dünya Savaşı'nın hazırlıklarıyla ilgili türlü çeşit haberlerle dolup taşıyor. Böylesine çetrefilli bir dönemde belediye başkanları da, hükümetten gelen emirle olsa gerek, uzun vadeli çalışmalara imza atmıyor/atamıyor, teşebbüs dahi etmiyorlar. Savaştan ağır yaralı çıkan Japonya, Almanya vebenzeri ülkeler bu sendromdan kolayca sıyrılıp ilerisi için dev hamleler başlatırken, biz ne olur ne olmaz endişesiyle imar işlerinde yine cimri davranıyoruz. Ben bunu savaş psikolojisini bir türlü üzerimizden atamamaya bağlıyorum. Yöneticisiyle, halkıyla...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Fatih
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:30
Konu biraz 1700'lerin sonunda birleşik krallıkta başlayıp (ilk metroda orada inşaa edilmiş zaten) tüm avrupaya yayılan sanayi devrimi ile alakalı sanırım. Bugün insana parmak ısırtan o harika Londra ve Paris metrosu o zamanların eseri. Biz o devrime artık herşey bittikten sonra dahil olmaya çalıştığımız için İstanbul'un çok eski bir şehir olmasına rağmen metrosu olmamasını anlayabiliyorum. Anlayamadığım şey ise şu; o şehirlere metrolar çok eski dönemlerde ihtimal oldukça ilkel yöntemlerle inşaa edildiler. Bugünün teknolojisiyle işlerin çok daha kolay olması gerekmez mi? Bunu İstanbul'un kazma vurulan her yerinden antik bir şeylerin fırlaması ve engebeli arazisini hesaba katsam bile anlamakta zorlanıyorum yine de.
En son Fatih tarafından Pts 09 Mar 2009, 02:40 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:40
Bir büyük şehre metro sistemi inşa etmek, her geçen gün giderek zorlaşıyor. Boş ya da gevşek nüfuslu arazilerin üzerinden veya altından raylı sistem geçirmek o dönemlerde çok daha kolay... İstimlâk sıkıntısı minimum seviyede. Ayrıca Avrupa metrolarının ilk nüveleri çoğunlukla ana caddelerin hemen altına, aç-kapa yöntemiyle inşa ediliyor. Çünkü o dönemlerde kentlerin çekirdekleri ve banliyöleri günümüzdeki gibi girift değil. Daha sade ve anlaşılır. Bugün ise; yerleşme-sanayi-park-sanayi-yerleşme... tarzı bir karmaşıklık sözkonusu...
Bu yüzden raylı sistem aksları daha kolay çizilerek hayata geçiriliyor. Raylı sistem ya üstten ya da alttan gidecek. Bugün İstanbul'da üstten geçen bir raylı sistem, ya caddeyi harmanlayarak, ya da bazı binaların istimlâkiyle açılacak olan alanlardan devam etmek durumunda. Yerin altında inşa edilmesi halinde de (Vatan Caddesi LRT örneği), anaaksın bir süreliğine iptali ve caddenin izdüşümünde birebir yolu alttan takibedeceği bir sistem veyahut da cadde-bina bakmadan olabilen en kestirme yoldan, ama yerin oldukça derinlerinden devam etmesi lâzımgelen (Levend-Yenikapı örneği ağır metro) diğer sistemden biri seçilmek zorunda. En zoru da bu sonuncusu. İstimlâke minimum ihtiyaç duyulan ama, inşa maliyeti ve zamanı açısından da en zorlayanı, maddi külfeti en fazla olanı...
Son olarak İstanbul'un topografyasına dönüp dolaşıp gelmek durumundayız. Avrupa'nın zengin metro ağına sahip şehirlerinin tamamına yakını tepsi gibi düz arazilerde. Bizim kentin yapısı ise malûmunuz; İn-çık, dön-dolaş, tırman-dolan... Zor şehir. Her yönüyle hem de... Bütün güzergâhlarımız Vatan caddesi gibi başından sonuna dek aynı kotu taşısa, sorun bir nebze çözülecek (Vatan caddesi de çok özel bir durum zaten; eski Lykos/Bayrampaşa deresinin yatağı olduğu için aynı seviyesini her noktasında koruyor). Ama şehrin diğer bölgelerinde 300 metre gittikten sonra terletici bir eğime rastlamadan yolunuzu sürdüremezsiniz, muhakkak yol ya tırmanışa geçer, ya da bayıraşağı devam eder. Bunlar da her dönemde yönetimlerin gözlerini korkutan bâdireler olarak görüldü anlaşılan...
Akın KURTOĞLU
|
 |
Mus-ti
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 02:49
Daha cok olmuyor Köln de en yakin örnek Metro insaatinin kazasi , bir sürü insan canindan
oldu , seytan kulagina kursun , ALLAHA sükür bizim Metro calismalarimizda bir felakete ugramadik.
Bir de Avrupadaki büyük sehirler genelde düzlük arazi üzerine kurulu , Istanbul farkli bir yüzeye
sahip , hersey görüldügü gibi kolay olmasa gerek .
Akin abi , sizin ülkenin fakirlik hakkinda anlattiklariniza katiliyorum , Annem hep anlatir , bir
kücük tüp icin Babaannem ile beraber nöbetlese 24 saat bekledikleri olurmus , bunlari yazarken
aklima Süleyman Demirelin bir sözü aklima geliyor "Sanayagi vardida biz mi yedik , Petrol vardida biz mi ictik "
Saygilarimla Mus-ti
|
 |
efe aachen
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 03:22
üstadların eline sağlık öncelikle...
benim sorum;
Tren-metro yapılmamasının Amerikan yardımlarının alınması, bu durumun petrol ve otomobil cenneti olmamızı sağlaması ve elimizi kolumuzu bağlaması ile hiç bağlantısı yok mudur? Yani kısa vadeli politikalar ile ülkenin ve halkın çıkarları değil gözetilmemiş takip ettiğimiz kadarıyla... Bu durum da bağlantılı mıdır?
bir de;
Cumhuriyet dönemi ile birlikte Ankara uygun coğrafyası ve merkezi konumu ile başkent yapılmıştır. İspanya'da Madrid gibi. Ankara'da, Konya'da vb. daha çok metro yapılabilirdi aslında. İstanbul zor şehir hakkaten.
|
 |
Akın Kurtoğlu
14 yıl önce - Pts 09 Mar 2009, 04:00
| Alıntı: |
| Tren-metro yapılmamasının Amerikan yardımlarının alınması, bu durumun petrol ve otomobil cenneti olmamızı sağlaması ve elimizi kolumuzu bağlaması ile hiç bağlantısı yok mudur? Yani kısa vadeli politikalar ile ülkenin ve halkın çıkarları değil gözetilmemiş takip ettiğimiz kadarıyla... Bu durum da bağlantılı mıdır? |
2. Dünya Savaşı'ndan sonra, savaştan aktif ya da pasif bir şekilde etkilenen birçok ülke Amerika'dan yardım alıyor o dönemlerde... Ama dönüp de bunlara baktığımızda, raylı sistemlerde bizde fersah fersah ileride olduklarını görebiliyoruz.
Yine o senelerin gazetelerini incelediğimizde, Amerika'ya sıkı bir hayranlıkla bağlı olduğumuz görülüyor. İstanbul'u ziyarete gelen deniz filosu bayram sevinciyle karşılanıyor. Karaköy genelevleri bile elden geçirilip boyatılıyor, müttefikimize ayıp olmasın diye... Yardımlar da, bir kısmı hibe olmak kaydıyla savaş araç-gereçleri, okullar için prefabrik barakalar, toz sütler, traktör ve kamyonlar vs... Fakat o günlerde bu ülkenin böylesine etki alanına girdik mi, girmedik mi? Onların bu derece sözünden çıkmayacak şekilde metro yapımını rafa kaldırdık mı? İşte burası tartışılır.
Akın KURTOĞLU
|
 |
Akın Kurtoğlu
|
 |
sayfa 3  |
ANA SAYFA -> ULAŞIM
|