1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 28  |
 |
Uğur YENİLMEZ
13 yıl önce - Çrş 09 Arl 2009, 23:45
Çukurova Senfoni 11 Aralık 2009 Konseri !
Tarih / Saat: 11 Aralık 2009 Cuma:20.00
Yer: Büyükşehir Belediyesi Konser Salonu Seyhan / ADANA
Şef : Massimiliano CAPORALE
Solist : Juan LAGO (Piyano / Piano)
Program:
F.Liszt Totentanz (Ölümdansı)
Death Dance
M.de Falla Noches en los Jardines de España
(İspanyol Bahçelerinde Geceler)
Nights in the Gardens of Spain
W.A.Mozart Senfoni No:28
Massimiliano CAPORALE
Piyano, kompozisyon, orkestra şefliği, koral müzik ve koro şefliği, orkestrasyon ve müzik literatürü bölümlerinden mezun olmuştur. Aynı zamanda klavsen çalışmış ve Donato Renzetti, Umberto Cattini ve Aldo Ceccato gibi isimlerden ileri orkestra şefliği kursları almıştır.
Barok dönemden günümüz müziğine kadar geniş bir repertuara sahip olan Caporale, Abruzzo Senfoni Orkestrası, Bari Senfoni, Magna Grecia Senfoni, Livorno’nun Orfila Senfoni Orkestrası ve İtalya içerisinde ileri gelen birçok oda orkestrası ve senfoni orkestrasını yönetmiştir.
Piyanist olarak da İtalya içinde ve dışında konserler vermiştir.
Performanslarından bazıları Rai 3 radio ve Vatikan radyosu tarafından yayınlanmıştır. Müzikal yelpazesi Jazz tarzını da kapsamaktadır. 1983 yılından beri, daima ünlü isimler ile çalışmış olan Marco Renzi yönetimindeki “İtalian Big Band” grubunda piyanist olarak yer almaktadır. Bu grup ile beraber Fone yayınevi ile 2 albüm çalışması ve özellikle 1996-98 yılları arasında İtalya’da ki Rai 1 - Rai 2 kanallarında düzenli olarak programlar gerçekleştirdi.
Massimo De Bernart, Piero Bellugi, Massimiliano Stefanelli, Antonio Pirolli, Renato Bruson, Rolando Panerai, Luciana Serra, Giuseppe Sabbatini, Nicola Martinucci, Francesca Patanè, Sergio Bertocchi, Paolo Speca, Luciano Di Pasquale, Giorgio Casciarri, Riccardo Zanellato ile asistan şef, ikinci şef , klavsenist ve korrepetitör olarak çalıştı Düzenli olarak Ulusal Tostiano Enstitüsü ile beraber çalışmaktadır.
L’Aquila’daki “A. Casella” Konservatuarı’nda Doç. Ünvanı ile öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Juan LAGO (Piyano / Piano)
Juan Lago, 1971 yılında Málaga’da (İspanya) doğdu. Málaga, Madrid, Barcelona ve Amsterdam Konservatuarlarında müzik öğrenimi gördü. Jan Wijn, Georgy Sebok, Imre Rohmann ve Leonel Morales gibi ünlü piyanistlerle çalıştı. Fransa, İtalya, Hollanda, Almanya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya’da dikkat çekici konser serileri gerçekleştirdi. Solist olarak Bacau Kraliyet-Devlet Filarmoni Orkrestrası, Valensiya Senfoni Orkestrası, Madrid Orkestrası, Córdoba Senfoni Orkestrası gibi önemli orkestralarla konserler verdi.
Şimdiye kadar Grosseto’da "Alexander Scriabin", Varallo’da "Valsesia Musica", Madrid’te "İspanyol Besteciler Yarışması" ve "Cidade de Ferrol" gibi uluslararası piyano yarışmalarında birçok ödül kazanmıştır.
Ayrıca RNE, ve La 2 İspanya Ulusal Radyo ve Televizyonu için stüdyo ve canlı yayın performansları gerçekleştirmiştir. Yakın zamanda Beethoven, Scriabin ve Bartók piyano sonatlarının kayıtlarını gerçekleştirmiştir.
Valensiya Konservatuarlarında eğitim vermekte ve Valensiya Senfoni Orkestrasi ile düzenli işbirliği içerisinde çalışmalar yapmaktadır. “Campillos Uluslararası Piyano Yarışması”nın kurucusudur ve 2007 yılından bu yana müzik direktörlüğünü yapmaktadır..
Manuel de Falla Matheu (1876-1946)
İspanyol besteci ve piyanist. İspanya’nın en tanınmış ve sevilen bestecilerindendir. Kendi vatanının geleneksel müziğinden etkilenmiş, onu diğer Avrupa stilleri ile birleştirerek kendine özgü bir müzik dili yaratmıştır. Baleler, şarkılar, piyano ve orkestra eserleri bestelemiştir.
1876’da İspanya’nın güneyindeki Cádiz şehrinde doğdu. 1890’ların sonunda Madrid’de José Tragó ile piyano ve Felipe Pedrell ile compozisyon çalıştı. 1907-1914 yılları arasında bulunduğu Paris’te Maurice Ravel, Claude Debussy ve Paul Dukas ile tanıştı ve bu bestecilerin müziğinden etkilendi. Ancak 1914’te başlayan I. Dünya Savaşı nedeniyle Madrid’e geri döndü.
1920’de, arkadaşı şair Federico Garcia Lorca’nın da bulunduğu Granada’ya yerleşti. 1921-1939 yılları arasında Granada’da yaşadı 1936’da sevgili arkadaşı Lorca’nın öldürülmesine engel olmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. İspanya İç Savaşı’ndan sonra General Franco’nun zaferi üzerine Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e taşındı. Granada’da başladığı, İspanyol şair Jacinto Verdaguer’in bir metnine dayanan Atlantida adlı koral eseri üzerinde çalıştıysa da eser 1946’da yaşamını yitirdiğinde de henüz tamamlanmamıştı. Bu eser daha sonra Ernesto Haffler tarafından tamamlanmıştır.
Hiç evlenmeyen ve ömrü boyunca kız kardeşi ile yaşayan Falla, servetini yitiren Madrid’deki ailesinin geçimini tipik İspanyol müzikal komediler besteleyerek sağladı. 1905’te yazdığı ve ilk defa 1913’te Fransa’nın Nice kentinde sahnelenen La Vida Breve, ilk önemli sahne eseri idi. Çingene kıskançlığının anlatan El amor brujo Balesi ise 2 yıl sonra Madrid’de sahnelenmişti. El sombrero de tres picos balesine son halini baleyi 1919’da sahneleyen Sergei Dyagilev verdi. Cervantes’in klasik romanı Don Quihotte’a dayanan kukla operası El retablo de maese Pedro 1922’de tamamlandı. Bu dört eserin ilk üçünün orkestra suitleri popüler olmuştur.
Besteci, El amor brujo ve El sombrero de tres picos’dan iki suitin konser versiyonlarını yazdığı gibi solo piyano ve orkestra için Noches en los jardines de España (İspanya Bahçeleri’nde Geceler) isimli çok güzel bir orkestra eseri daha bestelemiştir. Eserlerinden bazıları Klavsen ve oda müziği grubu için bir konçerto, “Homages” adlı orkestra eseri, solo piyano için bir çok eser ve 7 İspanyol Halk Şarkısı‘dır.
Manuel de Falla İspanyol Bahçelerinde Geceler
İlk yorumu 1916, Madrid. Besteci ölümünden kısa bir süre içerisinde Fransız kemancı Gabriel Bouillon’a şöyle der: “Paris’te unutulmaz yedi yıl geçirdim. Bütün müzisyenler arkadaşımdı ama Dukas’tan gördüğüm yardımı unutamam. Eserlerimi O tanıttı. “İspanyol Bahçelerinde Geceler” O’nun özendirisiyle doğdu. İspanya’dan uzakta, yurt özlemi içinde o geceleri galiba olduğundan daha güzel çizdim...” Eser İspanyol piyanist Ricardo Vines’e adanmış, ilk defa yine kendisi tarafından yorumlanmıştır. Belirli bir şeması yoktur, konçerto değildir. Piyano renk efektlerini zenginleştirmek için kullanılmıştır.
Üç bölümün ilki “En’el Generalife” (Generalife’de) başlığını taşır. Generalife, Granada yakınlarında Arap hükümdarlarının sayfiyesidir. Arap kaynaklı Endülüs motifleri esrarlı tınılarla, doğulu renklerle geceyi sarar. İkinci bölüm “Danza lejana” (Uzak Dans) hafif bir gece rüzgarının ilettiği sesleri yansıtır sanki. “Carmen” operasında “Lillas Pastia”nın içkievini hatırlatan ritm ve sesler yine bir rüzgarla uzaklaşır ve dinleyenleri üçüncü bölüme “En los Jardines de la Sierra de Cordoba”(Sierra de Cordoba Bahçeleri)’ne iletir. Ritm keskinleşir renk etkileri güçlenir, ancak bu dans da sönecek, kemanların hafif şarkısı geceyi tüketecektir.
Franz Liszt (1811-1857)
19. yüzyılın en önemli piyanistlerinden birisi, senfonik şiir tarzının yaratıcısı olan bestecidir. 22 Ekim 1811'de Macaristan'ın Doborján (Raiding) kentinde doğan Liszt, ilk piyano derslerini babasından aldı. Macar soyluları maddi destek sağlamayı kabul edince küçük yaşta babası ile Viyana’ya giderek Antonio Salieri’den ve Ludwig van Beethoven’in öğrencisi Karl Czerny’den dersler aldı. Paris’te özel ders alarak teori ve beste çalıştı, ilk ve tek operası Don Sache’yi ve çeşitli piyano eserlerini besteledi. Kendisini edebiyat ve dini konulara kaptıran Liszt’in bu ilgilerinin etkisi hayatına ve eserlerine yansıdı. 1832’de kemancı Niccolo Paganini’yi dinlemesi, yeniden virtuöziteye ilgi duymasına neden oldu. Paris günlerinde o sıralar Polonya'dan gelmiş olan Chopin'in yeteneğini duyup onu kendine rakip olarak düşündüyse de sonraları çok iyi arkadaş oldular.
1834’de Agoult Kontesi Marie ile tanıştı. Kocasını terk eden kontes ile İsviçre ve İtalya’da yaşadılar, 3 çocukları oldu. 1840-1847 arasında çıktığı turnede İrlanda’dan Türkiye’e, Portekiz’den Rusya’ya kadar pek çok yeri dolaştı. 18 Haziran 1847'de Padişah Abdülmecit'e Dolmabahçe Sarayı'nda bir konser verdi. 1844’te ününün doruğunda iken eşi Marie d'Agoult ile evliliğini bitirdi. Kiev’de tanıştığı çarın yardımcısının karısı Prenses Carolyne Sayn-Wittgenstein ile birlikte oldu ve sahne konserlerine son verdi. Liszt, konser piyanisti kariyerine son verdikten sonra, 1848’de Weimar’da orkestra şefliğine başladı ve kenti, Avrupa kültürünün buluşma merkezi haline getirdi. Bu görevi sayesinde Verdi, Wagner ve Berlioz’un yeni operalarını yönetti. Aynı dönemde en önemli eserlerini besteledi.
1861-1869 yılları arasında daha çok Roma’da yaşadı. 1870’den sonra ise Roma, Weimar ve Budapeşte arasında seyahat ederek ömrünün sonuna kadar öğretmenlik ve piyanistliği sürdürdü. Budapeşte Müzik Okulu’nu kurarak ilk başkanı oldu. 31 Temmuz1886’da, bir festival nedeniyle bulunduğu Bayreuth'ta zatüreye yakalanarak hayatını kaybetti. Budapeşte’de gömülmeyi vasiyet etmiş olmasına rağmen Bayreuth’a gömüldü.
Franz Liszt Totentanz S.126 (Ölüm Dansı)
Eserin ilk planlandığı tarih 1838’dir, Kontes d’Agoult ile gittiği Pisa’da Campo Santo’daki Francesco Traini’nin Ölümün Zaferi isimli fresklerinden esinlenerek tasarlamış, 1849’da enstrümantasyonu tamamlamış ve besteci 1849’da eseri bitirmesine rağmen 1853 ve 1859 yıllarında tekrar gözden geçirilmiş ve üzerinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Eseri dönemin ünlü piyanisti Hans von Bülow’a adamıştır.
Bestecinin “Totentanz” (Ölüm Dansı),” Funérailles” (Şiirsel ve Dini Armoniler) , “La lugubre gondola”, “Pensée des morts” vb. başlıklı eserlerinden anlaşılıyor ki, bestecinin ölüme ve buna dayalı eserlere büyük bir ilgisi vardı. Genç Liszt’in zaten ölüme, dine, cennet ve cehenneme karşı bir saplantısı olduğunu bilinen bir özelliğidir. Alan Walker’a göre erken 1830’lu yıllarda, Liszt Pariste birçok hastane, kumarhane, akıl hastanesi ve hatta ölümle cezalandırılmış olan mahkumların olduğu yerleri görmüştür.
İlk Kez Lahey’de 15 Nisan 1865’te Hans von Bülow’a ithafla seslendirilen ve adeta üçüncü piyano konçertosu sayılan eser, Gregorian ölüm mesi “Dies Irae” (Ahiret Günü) teması üzerine 30 varyasyondan oluşur. Bu 4/4’lük ölçüde, orkestra tuttisi ile giren litürjik tema önce yalın şekilde, sonra da kasıtlı bir armoni ile duyulur; arada da piyanonun sert çekiç (martellato) vuruşlu kadanslarıyla kesilir. 1. varyasyon hayaletleri anımsatan gizemli kontrapuanda fagotla başlar, piyano ile parlak şekilde duyulur. 4. varyasyonda piyanonun ağırca (Andante) tempoda, ¾’lük ölçüde ve Si Majörde koral tarzında mistik tınılı şarkısı izlenir. 5. varyasyonda fagot ve klarinetle tekrarlı notalarla fugato tarzında işlenir ve giderek hızlanır. Bundan sonra virtüoz oyunlar başlar. 12.-14. varyasyonlarda piyano solo olarak belirir, 17. varyasyonda yaylılar scherzando tarzında, motifi şakacı ifadeyle dört varyasyon boyunca sürdürür. 23. ve 27. varyasyonda korkutucu kemik tıkırtıları vardır. Av kornosu benzeri tınılar, güçlü oktavlarlı geçişler, parlak figürler, glissando efektler birbirini izleyerek adeta dizginlenmeyen fantastik bir eğlenceye dönüşür, “Ölüm Dansı” şeytani ve virtuoz havada
Wolfgang Amadeus Mozart
(Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart)
Evrensel çoksesli müziğin, en üretken ve en etkili bestecilerinden biridir. Yapıtları, senfonilerin, konçertoların, oda orkestralarının, piyanonun, operanın ve korolu müzikleri etkilemiştir. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Mozart Avrupalı bestecilerin en popülerlerindendir ve birçok eseri standart konser repertuarlarında kullanılır. Günümüzde müzik tarihinin en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür.
Leopold Mozart ve Anna Maria Pertl Mozart'ın oğlu olarak Salzburg'da Getreidegasse 9'un ön odasında doğmuştur. Mozart doğumundan bir gün sonra St. Rupert Katedrali'nde vaftiz oldu. Vaftiz olduktan sonra ismi; Latince Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart oldu. Mozart'ın hayatı süresince de birçok kez Amadeus (Latince), Gottlieb (Almanca), Amadé (Fransızca) tercüme edildi. Mozart en çok üçüncü ismini tercih etti, ve süslü "Amadeus" ismini takip eden yıllarda kullandı.
Mozart'ın babası Leopold Mozart (d. 1719 - ö. 1787) Avrupa'nın başlıca müzik hocalarından biriydi. İlgi çeken Versuch einer gründlichen Violinschule ders kitabı 1756'da; Mozart'ın doğduğu yıl yayınlandı. (Türkçesi, Keman Çalmanın Temel Prensiplerinin Bilimsel İncelenmesi) Kendisi Salzburg Başpiskoposunun orkestrasının şefiydi, ve oldukça başarılı bir enstrüman müziği bestecisiydi. Leopold besteciliği oğlunun olağanüstü müzik becerilerini gördükten sonra bıraktı. Bu ilk olarak Wolfgang 3 yaşındayken oldu, ve Leopold, Wolfgang'in başarılarından gurur duyararak, oğluna çok ağır bir şekilde müzik eğitimi verdi. Bu eğitiminde, klavye, keman ve organ gibi enstrümanları öğretti. Leopold sadece ilk yıllarında bu eğitimi verdi. Lopold'un Nannerl'in müzik kitabında, Wolfgang'in birçok besteyi 4 yaşında öğrendiğini ve ilk bestesini, küçük bir Andante (K. 1a) ve Allegro (K. 1b)'yi 1761'de henüz beş yaşındayken yazdığını söylemektedir.
Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.
Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.
Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar. O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler. 14 yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.
Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.
Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti. Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.
Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.
Mozart'ın otuzaltı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.
Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı kathedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı. Müziğin bu eşsiz çocuğuna reva görülen bu davranışın utancını duyan Viyana şehri onun 32. ölüm yıldönümünde, mezarının bulunduğu varsayılan yere bir heykelini dikti.
Senfoni no.28 KV 200 Do Majör
“Salzburg Senfonileri” adlı dizinin sonuncusunu oluşturan dört bölümlü senfoni tarihi kesin bilinmemekle birlikte 1773 ya da 1774 yıllarında yazıldığı düşünülmektedir. Konser programlarında pek sık yer verilmeyen bir senfonidir. İlk bölümü (Allegro con spirito)kesin ve sıkı bir şekilde işlenmiştir, klasik bir Mozart örneğidir. İkinci bölüm (Andante) sakin ve huzurlu bir gece müziğidir. Üçüncü bölüm (Menuet & Trio) küçük, tatlı ve eğlenceli bir danstır, çok hızlı olmamakla birlikte “Trio” kısmında kullanılan solo enstrümanlar ile dikkatleri çeker. Son bölüm (Presto)son derece canlı ve hızlıdır. Kemanların trilleri ve hızlı pasajları dikkati çeker. Bakır nefesli çalgıları olağandan daha belirgin bir şekilde kullanmıştır. 41. Senfoninin habercisi olarak değerlendirilir.
--
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
13 yıl önce - Çrş 16 Arl 2009, 16:39
Çukurova Senfoni 18 ARALIK 2009 Konseri !
Tarih / Saat: 18 ARALIK 2009 Cuma:20.00
Yer: Büyükşehir Belediyesi Konser Salonu Seyhan / ADANA
Şef / Conductor : Nezih SEÇKİN
Solist / Soloist : Ayşegül KİRMANOĞLU “Klarinet / Clarinet” - Ömür KAZIL “Fagot / Bassoon“
Program / Programme :
G.Rossini
Fagot Konçertosu “Concerto da esperimento”
Concerto for Bassoon “Concerto da esperimento”
* Allegro
* Largo
* Rondo. Allegretto
C. M. von Weber (1876-1826)
Klarinet Konçertosu no.1 Op.73 (J.114) fa minör
Concerto for Clarinet no.1 Op.73 (J.114) in f minor
* Allegro
* Adagio ma non troppo
* Rondo. Allegretto
ARA
W. A. Mozart (1756-1791)
Senfoni no.40 KV 550 sol minör
Symphony nr.40 KV 550 in g minor
* Molto allegro
* Andante
* Menuet & Trio
* Allegro assai.
Nezih SEÇKİN (Şef)
Aynı zamanda piyanist olan Nezih Seçkin, 1973 yılında Ankara Devlet Konservatuarı piyano bölümünü Mithat Fenmen’in öğrencisi olarak bitirmiş ve Avusturya hükümetinin bursuyla Viyana Müzik Akademisi’nde piyano ve orkestra şefliği öğrenimi yapmıştır. Viyana Akademisi’nden Karl Österreicher ve Sergiu Celibidace’nin öğrencisi olarak 1978’de piyano ve orkestra şefliği bölümlerinden diploma alan sanatçı, kariyerini Almanya’da sürdürmüş, Koblenz’de Rheinland Filarmoni, Hildesheim Opera Orkestrası’nın ve Dortmund Filarmoni’nin yönetmenliğini yapmıştır. 1990 yılına kadar süren bu dönemde Nezih Seçkin, konuk şef olarak ayrıca şu orkestralarla konserler vermiştir: Magdeburg Stadt Orkestrası, Budapeşte Radyo-TV Orkestrası, Budapeşte Senfoni, Limburg Staedische Orkestrası, Staedische Lodz Orkestrası, 1990’da Dortmund Instrument Verein Senfon’ye atanan sanatçı, kısa bir süre sonra yurda dönerek Mersin Devlet Opera ve Balesi’nin genel müzik direktörü olmuştur. Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın kuruluşunda katkıları bulunan Seçkin, 1995’te İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nın yönetmenliğine getirilmiştir.
Sanatçımızın başarıları arasında Hildesheim Operası’nca sahnelenen Arthur Sullivan’ın “PENZANCE KORSANLARI” adlı operetin Almanya’da ilk temsili yapılmıştır (1984). Haendel’in ünlü “MESİH ORATORYO”sunun Türkiye prömiyerini ise 1994 yılında gerçekleştirmiştir.
Nezih Seçkin’in yönettiği çeşitli orkestralarda solist olarak yer alan ünlüler arasında J. Greindi (Almanya), A. Baltsa (Yunanistan), E. Gruberova (Çek Cumhuriyeti), Veselina Kasarova (Bulgaristan), L. Mitchelli (ABD), B. Kilduff (ABD), S. Estes (ABD), M. Mödl (Avusturya), R. Katja (İtalya), Jose van Dam (Hollanda) vardır.
Ayşegül KİRMANOĞLU “Klarinet / Clarinet”
İstanbul’ da doğdu. 1974 Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’na girdi. İlk çalışmalarına Tülay Orser ile başladı ve Ahmet Ermakastar ile devam etii. 1983’de İngiliz Kültür Heyeti’nin verdiği bursla ‘’Aberdeen Müzik Festivali’’ne katıldı. 1985 yılında ise Fransız hükümetinden aldığı bursa Nantes Konservatuarı’na girdi. Burada Mehmet Ermakastar, Alain Boeglin ve Guy Deplus ile çalıştı. Aynı yıl Paris ‘ de Leopold Bellan yarışmasında birincilik ödülü aldı.
2001 yılında Fransa’nın Nimes şehrinde ‘’Akdeniz’li Klarnetçiler Derneği’’ tarafından düzenlenen seminere davet edildi. Yurt içi ve yurt dışında bir çok oda müziği, resital ve solo konserler veren Kirmanoğlu, halen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası klarinet grup şefi ve Saim Akçıl’ın kurduğu Tefken Filarmoni Orkestrası’nın solo klarnetçisidir.
Ömür KAZIL “Fagot / Bassoon“
Fagotçu bir babanın oğlu olab Ömür Kazıl 1979 yılında İstanbul’da doğdu. 9 Yaşında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Prof. Mehmet Ali Boğauç ile fagot çalıpşmalarına başladı. Öğrenimi süresince birçok resital verdi ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile iki kez Genç Kuşak Solistleri kapsamında konser verdi. Lisans II. Sınıfta iken IV. Sınıfa atlayarak 1999 yaz döneminde Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan Prof. Mehmet Ali Boğuç’un öğrencisi olarak birincilikle mezun oldu.
Aynı yıl Detmold Müzik Akademisi’ni (Hchschule für Musik) kazandı ve Prof. Helman Jung ile fagot çalışmalarına başladı. 2001 yılının Mart ayında The British Council’in Ankara/Bilkent’te düzenlediği “Yılın Genç Müzisyeni” yarışmasında birinci oldu ve ödül olarak Bilkent Senfoni Orkestrası ile solo konser gerçekleştirdi ve İngiltere’de bir sene öğrenim bursu kazandı. 2001 yılının Kazım ayında Tokyo’da düzenlenen Uluslararası 18. Tahta Nefesli ve Vurmalı Çalgılar Yarışması’nda 103 fagotçu arasında birinci olarak ve dünyanın sayılı orkestralarından birisi olan Tokyo Senfoni Orkestrası ile solo konser gerçekleştirdi.
Dünyanın en iyi gençlik orkestralarından birisi olan “Die Junge Deutsche Philharmonie” ve Kassell Devlet Operasının solo fagotçuluğunu yapan Kazıl bunların yanında tüm dünyada iyi bilinen bir fagot.u olan Prof. Klaus Thunemann’a kendini kabul ettirdi ve Hans Eisler Müzik Akademisi’ne kabul edildi. 2005 yılının Şubat ayında gerçekleştirilen fagot ve oda müziği sınavlarını tam puan alarak birincilikle yüksek lisansını tamamlayan Ömür Kazıl, şu anda Gottingen Senfoni Orkestrası’nın solo fagotçuluğunu yapmakta, Almanya genelindeki solistlik çalışmalarına da devam etmekte ve Prof. Klaus Thunemann ile “Konzertexamen” yapmaktadır.
Carl Maria von WEBER(1786-1826)
Weber’in adını duyunca hatırımıza şarkılarıyla, korolarıyla “Freischütz” operası gelir. Bu eser, dünyadaki esrarlı kuvvetlerin sihrine kapılarak onu terennüm eden, romantik bir ruh ile doludur. Düşen çiğlerin serinlettiği bir sabah vakti gibi cürretli ve taze fikirlerle klasizmden ayrılarak doğan, fakat form bakımından hala klasik geleneğe bağlı kalan yeni romantizm Weber’de belirmektedir. Weber’in değerli ve espri ile dolu yazılarıda vardır. Bu yazılara bakanlar orada başka bir Weber keşfederşler. O, “Freischütz” deki orman fısıltılarını ve esrarengiz sesleri teganni eden, parlak bir atılganlıkla klarnet namelerini ve piyano virtiözlüğünü pırıl pırıl saçan Weber’den başka biridir.
Weber, Mozart’dan hareket ederek işe başladı, hiç olmazsa form ve teknik bakımından O’na yakındır. Bir “Hayaller” operasıda denilebilecek olan “Freischütz” te, ruhunu şeytana satan genç avcının hikayesini canlandırır. Bir müzikli dram olan “Euryanthe” de daha sonra varılan sonuçlara yaklaşır. Enstürman eserlerinde incilerden mürekkep şaşaalı gerdanlıklar kabilinden sesler dizer. Doğuştan müzisyen olan kafasında büyük ve ciddi tasavvurları gittikçe kemale erdiren Weber’in şahsında zamanın zevki ile bunun üstünde olan unsurların ne kadar girift halde olduğunu müşahade etmek enteresandır. “Freischütz” ün Berlin’deki ilk temsili opera tarihinde Mozart zamanından beri, görülmemiş olan, bir dönüm noktası oldu. Yeni bir çığır açılmıştı. Weber bu yeniliği, güfte yönünden başarılı olmayan, fakat müzik bakımından çok değerli olan “Euryanthe” ile fevkalade derinleştirdi. Vakitsiz ölümün engel olduğu “Oberon” un rövizyonu ile şüphesiz bu yolda daha yeni gelişmelere varabilirdi.
Weber, damarlarında Fransız kanı da bulunan bir “Aleman” idi. Babasının memleketi Schwarzwald’dı. Fakat Constanze Mozart’ın amcası olan, dehaya yakın bir dereceden kabiliyetli olup, türlü işlere karışan, fakat haddini bilmeyen ve bazen dürüst olmayan babası, huzursuz bir halde bir diyardan ötekine koşuyor hiçbir yere yerleşemiyordu. Bu yüzden Weber’in çocukluğu bir göçebe hayatı şeklinde geçti. Doğduğu Eutin’den Hildburghausen’e sonra Salzburg’a gitti. Orada Michael Haydn, Weber’e hoca ve rehber oldu. Daha sonra Münih’e taşındılar ve orada Weber, ikinci “opus“u olan eserini kendi eliyle en yeni taş basma tekniği ile bastı. Freiberg’e, tekrar Salzburg’a, sonra Hamburg, Augsburg ve nihayet Viyana’ya gittiler. Viyana’da çok kudretli ve nüfuzlu Abbé Vogler, Weber’e hocalık yaptı sonunda Breslau şehir tiyatrosunda orkestra şefi oldu. Henüz yirmi yaşındayken, Silezya’da, Karlsrude’de oturan Württemberg Prensi Eugen’in hizmetine girdi. Prensin yardımı sayesinde babası ile birlikte Stuttgard’a yerleşti ve orada “Silvana“ operasını yazdı. Fakat burada geçirdiği mesut günler feci bir şekilde sona erdi. Babasının işlediği ihtilas (para aşırma) suçundan dolayı Württenberg’den sürgün edildiler. Bu sırada olgun bir şahsiyete erişen Weber, Darmstadt ve Mannheim’da kısa bir müddet kaldıktan sonra tekrar Vogler’in etrafında toplanan talebeler arasına katıldı. Ondan sonra başarılı bir piyanist ve besteci olarak bütün Almanya’yı dolaştı. Prag’da da bir müddet tutundu ve nihayet Dresden operasında yerini buldu. Gerçi orada bürokrasi ve rakipler ile mücadele etmen zorunda kaldı ama, dokuz sene müddetle mesut ve istikrarlı bir hayat geçirdi. Sonra “Oberon“ operasının temsili için Londra’da iken ölüm, ağır hasta olan Weber’in elinden kalemini aldı.
Weber müziğin her nevinden eserler vermiştir. Oda ve kilise müziği, koro, orkestra ve piyano için eserler ve liedler (şarkılar) yazdı. Fakat asıl sahası operaydı. Sahnenin çok cepheli ülkesi “Abu Hasan“ın mizahi havasından ve “Pireziosa“ piyesini tasvir eden sahne müziğinden “Euryanthe“ nin yüceliğine, “Oberon“ un dramatik zenginliğine kadar uzanıyordu. Fakat hepsinin başında en çok kalpleri cezbeden “Freischütz” operasıdır. Weber’in müziği sonraki devirlerin ışığı altında tekrar ilgi toplamaktadır. Wagner, Pfitzner ve Hindemith gibi isimler bunun şahididir.
Klarinet Konçertosu no.1 Op.73 (J.114) fa minör
Weber’in solo klarinet ve ikili orkestra için yazdığı konçerto 1811 yılında tamamlanmıştır. Bavyera kralının isteği üzerine 18 Nisan-17 Mayıs 1811 arasında Münih’te bestelenen ilk konçerto Weber’in ilginç eserlerinden birisidir. Heinrich Bärmann’a ithaf edilen ve aynı yılın Mayıs ayında Mannheim’da turne konserlerinde ilk kez çalınan fa minör konçerto, klasik konçerto formuna uygun tarzda üç bölümlüdür.
İlk kez 1822’de Berlin’deki Schlaesinger yayınevi tarafından basılan eserin ilk bölümü (Allegro), sanki bir opera sahnesinin girişi gibi başlar. Biraz dramatik havada, Freischütz operasının ünlü Kurt Boğazı bölümünü anımsatan havada, temayı viyolonsel ve kontrbaslar vurgular. Orkestra güçlenince tema kemanlara geçer. Daha sonra solist klarinetin sunduğu tema uzun soluklu ve hüzünlüdür. Kısa bir suskudan sonra temalar bu sefer Majör bir tonda işlenir. Bunu solistin karşıt tonalite olan La bemol Majörde ezgisel teması izler, sonra da süslemelerle geliştirilen bu tema klarinetin kadanslarıyla canlanır. Bu kadansı da orkestra cevaplar. Orkestranın durağan eşliğinde solist pes ve ağır yeni ezgisini sunar, kromatik gelişmelerle baka tona atlayarak korno ile diyaloglara başlar. Güçlü başlayan Coda ise ağır ve sakin sona erer.
İkinci bölüm (Adagio ma non troppo) fazla ağır olmayan tempoda, orkestranın zarif eşliğinde klarinetin duygusal ve tatlı melodisiyle başlar. Lirik bir aryayı anımsatan ezgi solistlin sonoritesini olanca güzelliğiyle duyurmasına olanak sağlar. Sonra orkestra ile biraz canlanan (poco più animato) ve armonik süslemelerle işlenen bölüm, soliste cevap veren kornoların korali ile sakin havaya tekrar kavuşur. Üç pizzicato akor ile ilk temaya yeniden dönülür ve kısa Coda’da koral de nımsanarak bölüm çok hafif sona erer.
Üçüncü bölüm (Allegretto) hızlı ve canlı bir Rondo’dur. Senkoplu klarinet melodisi , Rondo’nun ana teması –bir eleştirmenin deyimi ile- yunus balığının suya dalıp çıkıp oynamasına benzer. Bu tema türlü episodlarla, ağır-çabuk şakacı (scherzando) motiflerle çevrelenir. Daha sonra Rondo teması tersten aşlanıp karikatürize bile edilir. Güçlü bir orkestra geçidi sakin ve lirik bir bölmeye bağlanır. Sonra yine Rondo temasına dönülür. Fagotların da kısa katılımıyla geçişten sonra, klarinet canlı (Vivace) melodisine pes seslerle başlar. Sonra da solistim vituözce giriştiği Coda ile eser sona eser.
Giaccamo Rossini (1792-1868)
Babası Anton trompetçi, annesi Renata opera şarkıcısı olan ailenin oğulları olarak 1792 yılında dünyaya geldi. Babası 1796’da siyasal çatışmalarda, Fransız Devrimi’nden yana olduğu için tutuklandı. Annesi yaşamını şarkıcı olarak kazanmak zorunda kaldı. Rossini ise üç yıl klavsen dersleri aldı, daha sonra Angelo Tesei ile şan ve armoni çalıştı. Kısa zamanda kendini geliştirerek kilisede solistlik yapmaya başladı. 1806 yılında Bologna’da Filarmoni Okulu’na girdi. Birçok şarkıcı yetiştiren Mombelli ailesi için ilk kez 1812’de sahnelenen “Demetrio e Polibio” adlı ilk opera seria’sını yazdı.
İlk ciddi operasını 1810’da besteledi ve 1812 yılına doğru daha şimdiden beş opera meydana getirdi. İtalya’nın en büyük bestecisi olarak tanındı. 1813’de Venedik’te yazdığı “Tancred” adlı operası onun daha çok tanınmasını sağladı. Bu sıralarda bir “İtalyan Kızı Cezayir”de adlı operasını da besteledi. Napoli Tiyatrosu’nun müdürü Barbaja, sene de en az iki opera yazması üzerine Rossini ile kontrat yaptı ve kendisine 15.000 frank maaş bağladı. “Elizabeth” adlı eseri yeni bir uvertür ile desteklenerek önemli bir başarı daha kazandı. Bu başarı üzerine 1816 karnaval sezonu için Roma’dan çağrıldı. Roma’da ilk operası başarılı olmadı, ikincisi Almaviva’da başarısızlığa uğradı ve kısa bir süre sonrada “II Barbiere di Siviglia” (Sevil Berberi) olarak değiştirildi. Aynı yıl Napoli’de “Otello” operasını yazdı. 1817’de “Külkedisi”, 1818’de “Musa Mısırda” adlı çok kıymetli operalar daha yazdı. 28 yaşındayken Napoli Tiyatrosu şarkıcılarından soprano Isabella ile evlendi. 1822 yılında konserli ve süvarili geziler yapmak üzere Londra’ya gitti. Konser turnesi 5 ay sürdü oradan konserler vermek ve kendisini tanıtmak üzere Paris’e geçti. Fransa’da önce 18 ay İtalyan Tiyatrosu müdürlüğünde müzik müfettişi ve kral bestecisi oldu. Venedik’te “Tancred” operasıyla başlayan zaferleri “Guillaume Tell” (William Tell) operasıyla Paris’te bitti. Bu son operasından sonra 30 yaşında opera yazmayı terk etti ve emekliye ayrıldı. 1845’de ilk eşi öldüğü için yeniden Olmpe Pelisie adında bir müziksever dul kadınla evlendi. 13 Kasım 1868 tarihinde Paris yakınındaki Passy’de hayatını kaybetti. Fakat 18 sene sonra İtalya, Rossini’nin mezarını geri istedi. Rossini yine törenle İtalyan hükümetine teslim edildi ve sanatçı son uykusuna uğurlandı.
En önemli operaları: Demetrio e Polibio, La Cambiale di Matriminio, Ciro İn Babilonia, La Scala di Seta, Tancredi, Aureliano in Palmira, Sigismondo, Almaviva, La Gazzetta, Otello, La Cenerentola, La Gaza Ladra, Armida, Adelaide di Borgogna, Mose in Egitto, Adina, Ricciardo e Zoraide, Ermione, Zelmira, Semiramide, Guillaume Tell.
Rossini’nin 1845-1848 yılları arasında ısmarlama olarak yazdığı düşünülen Fagot konçertosu, ünlü İtalyan fagot sanatçısı Sergio Azzolini tarafından son zamanlarda bir kilisenin tozlu raflarında bulunmuş ve müzik dünyasına kazandırılmıştır. Konçerto geleneklere bağlı olarak üç bölümlü klasik konçerto formunda yazılmıştır.
Wolfgang Amadeus Mozart
(Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart)
Evrensel çoksesli müziğin, en üretken ve en etkili bestecilerinden biridir. 35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Mozart, Avrupa’lı bestecilerin en popülerlerindendir ve birçok eseri standart konser repertuarlarında kullanılır. Günümüzde müzik tarihinin en büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür.
Leopold Mozart ve Anna Maria Pertl Mozart'ın oğlu olarak Salzburg'da Getreidegasse 9'un ön odasında doğmuştur. Mozart doğumundan bir gün sonra St. Rupert Katedrali'nde vaftiz olmuş ve sonra ismi, Latince Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart olmuştur. Mozart'ın hayatı süresince de birçok kez Amadeus (Latince), Gottlieb (Almanca), Amadé (Fransızca) tercüme edilmiştir. Mozart en çok üçüncü ismini tercih etmiş ve süslü "Amadeus" ismini takip eden yıllarda kullanmıştır.
Mozart'ın babası Leopold Mozart (d. 1719 - ö. 1787) Avrupa'nın başlıca müzik hocalarından biriydi. İlgi çeken “Versuch einer gründlichen Violinschule” (Keman Çalmanın Temel Prensiplerinin Bilimsel İncelenmesi) ders kitabı 1756'da; W.A. Mozart'ın doğduğu yıl yayınlandı. Kendisi Salzburg Başpiskoposunun orkestrasının şefiydi ve oldukça başarılı bir enstrüman müziği bestecisiydi. Leopold besteciliği oğlunun olağanüstü müzik becerilerini gördükten sonra bıraktı. Bu ilk olarak Wolfgang 3 yaşındayken oldu, ve Leopold, Wolfgang'in başarılarından gurur duyararak, oğluna çok ağır bir şekilde müzik eğitimi verdi. Bu eğitiminde, klavye, keman ve organ gibi enstrümanları öğretti. Leopold sadece ilk yıllarında bu eğitimi verdi. Lopold'un Nannerl'in müzik kitabında, Wolfgang'in birçok besteyi 4 yaşında öğrendiğini ve ilk bestesini, küçük bir Andante (K. 1a) ve Allegro (K. 1b)'yi 1761'de henüz beş yaşındayken yazdığını söylemektedir.
Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.
Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni besteledi.
Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar. O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler. 14 yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi.
Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.
Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı. Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.
Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti. Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.
Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı. Mozart'ın otuzaltı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.
Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı kathedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı. Müziğin bu eşsiz çocuğuna reva görülen bu davranışın utancını duyan Viyana şehri onun 32. ölüm yıldönümünde, mezarının bulunduğu varsayılan yere bir heykelini dikti.
W.A MOZART Senfoni no.40 KV 550 sol minör
1788 yılı Mozart için yine kötü başlar: Viyana’da Mayıs ayındaki Don Giovanni operasının başarısız yorumunu 29 Haziran’da küçük kızının ölümü izler. Parasızlıktan kent dışındaki Wahringer sokağında oturan besteci, mason arkadaşı Puchberg’e yardım isteyen o acıklı mektupları gönderir. Para kazanmak için güncel dans müzikleri , menuetler ve Alman dansları yazar. Bu arada üç senfonisi üzerinde de çalışır. 26 Haziran’da bitirdiği 39. Senfoni’yi, 25 Temmuz’da tamamladığı 40. Senfoni ve 10 ağustos’ta bitirdiği 41. Senfoni izler.
1733’ten o tarihe kadar yazdığı 16 senfoni içinde yalnızca 40. Senfoni minör tondadır. (Bu arada zaten M
ozart’ın 41 senfonisi içerisinde yalnızca ikisi minör tondadır (25. ve 40.) Bunun için belki haklı olarak müzik otoriteleri bir acının anlatımı olarak tanımladıkları senfoni için, Mozart’ın “Patetik” senfonisi olarak adlandırmış ve buna benzer yakıştırmalar yapmışlardır.
Mozart, flüt, 2 obua, 2 fagot, 2 korno ve yaylılar için yazdığı senfoniye daha sonra (1788-91 yılları arasında) iki klarinet daha eklemiştir.1788 yılında Viyana’da abonman konserleri için yazılan, o günlerle bir türlü yorumlanamayan -1790’larda Frankfurt’ta seslendirildiği sanılan- senfoni, eleştirmenlerce beğenilmemiş, çiğ, anlamsız ve karamsar bulunmuş, alışılmamış vurgulamalarıyla şaşırtmıştı. Çağımızda ise bu sesleniş bir insanın yakınışını acı bir çığlık olarak değil de, soylu bir şarkı şeklinde yansıtarak anlam kazanmaktadır. G. Westermann’ın deyişiyle “göz yaşları altındaki bu gülümseyiş, içimizde sıkışıp kalmış duyguları çözüyor.”
Senfoninin genel yapısı sonat formundadır. ilk bölümü (Molto allegro) iç çekişi yansıtan biraz savunmasız, biraz da şizofrenik belirtilerin dışa vurulduğu, üç notadan oluşan küçük bir motif parçası üzerine kurulmuş ana tema ile başlar. Birden beliren güçlü tutti (tüm orkestra), bu acıklı duyguya karşıt ikileme dönüşen Majör bir hava oluştursa da yine de karamsar yönünü belli edecektir. İkinci tema ise yaylılardan duyulur, daha çok anlık bir avuntu şeklinde özetlenebilir. Geliştirim bölmesinin acı dolu tema ile girmesine karşın birinci tema hemen, bir ölçü sonra tekrar egemenliğine kavuşur ve bu huzursuz ortamı sürdürür ama umutsuzluk bile bu mutlak güzelliğin ince sanat çizgisini hiçbir zaman zedeleyemez. Bölüm acı dolu bir enerji ile sona erer.
İkinci bölüm (Andante), özlem dolu ana tema küçük parçalar şeklinde, sanki kaleydoskoptan bakıyormuşçasına, zarifçe sunulur. Buna, biri sıçrayışlarla ilerleyen diğeri ise daha sevimli karakterde iki yan tema katılır ve ustaca birbirinin içinde örülür. Ancak özlem dolu tema neşelenmek istemezmiş gibi kendini, gizli acısını sürekli duyurur. Gelişimde güçlenen bu acı, yeniden serim bölümünde ustaca düzenlenmiş kontrpuan ile (karşı melodi ile) seçkinleşir.
Üçüncü bölüm (Menuetto. Allegro & Trio) geleneksel 3 dörtlük menuet kalıplarının dışında güçlü bir duygu yoğunluğundadır. Adeta tehdit edici tavırla yükselen tema, buruk ses uyumsuzluklarıyla desteklenir. Galant çağın zarif saray dansı yok olmuş, Mozart yaşamında ilk kez bu kadar katı bir menuet yazmıştır. Ayrıca senkoplu ritmiyle üç dörtlük zamanı zorlayarak sanki Beethoven’in scherzolarınının öncülüğünü yapar. Ancak Majör tondaki Trio kornoların seçkinleştiği zarif bir pastoral (kırsal) atmosfer ile teselli bulur. Mozart’ın çağdaşları onun bu zamana uymayan başkaldırışını sezmiş ve besteciyi kültürsüzlük ve zevksizlik ile suçlamışlardır.
Son bölüm olan (Allegro assai) senfoninin tüm karanlık ve karamsar yönlerini toplamışçasına başlar. Bu huzursuz ana temanın ilk bölmesini Beethoven 5. Senfoninin üçüncü bölümü olan scherzosunda kullanmıştır. Bu karışık ortamda kinci tema yine daha donuk ve hüzünlü bir aydınlıkla doğsa da havayı sakinleştiremez. Forte (güçlü) olarak duyulan gelişme kısmında duyulan şeytani ve enerjik gücün bitime kadar senfoniye egemenliği engellenemez.
--
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
13 yıl önce - Cmt 26 Arl 2009, 01:42
Çukurova Senfoni 27 ARALIK 2009 (YENİ YIL KONSERİ)
Ç.D.S.O YENİ YIL KONSERİ "New Year Concert"
Tarih / Saat: 27 ARALIK 2009 Pazar:20.00
Yer: Hilton Oteli Balo Salonu Seyhan / ADANA
Şef / Conductor : Emin Güven YAŞLIÇAM
Solistler / Soloists : Aytül BÜYÜKSARAÇ "Soprano" - Murat KARAHAN "Tenor" - Gökhan KOÇ "Bariton"
Program / Programme :
Yeni Yıl Özel Programı
New Year Concert Programme
Aytül BÜYÜKSARAÇ "Soprano"
İzmir'de doğdu. İzmir Özel Türk Köleji'ni bitirdikten sonra 1980 yılında 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'na girdi. Opera Yüksek bölümünü beş yılda tamamlayarak mezun oldu. Aynı yıl K.Bakanlığı İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğüne Solist Sanatçı olarak atandı.
Bu kurumda sahnelenen Çar ve Dülger, La Traviata, La Boheme, Lucia di Lammermoor, Rigoletto, Sevil Berberi, Aşk İksiri, Don Pasquale, Faust, Saraydan Kız Kaçırma, Figaro’nun Düğünü, Sihirli Flüt, Hofman’ın Masalları ile Yarasa, Tebessümler Diyarı Diyarı,Falstaff,İtalya'da bir Türk,Fidelio Opera ve Operetlerinin baş Soprano rollerinde sahneye çıktı. Carmina Burana, 9.Senfoni, Mozart ve Verdi Reguiem 'in Soprano partisini İzmir, İstanbul ve Ankara'da çeşitli orkestralar ile söyledi. Konuk Solist Sanatçı Olarak ülkemizdeki beş Opera sahnesinde de çeşitli roller için sık sık davet alan sanatçı 19.Uluslararası istanbul Festivafi'ne Aydın Gün tarafından çağarılarak Topkapı Sarayında sahnelenen Saraydan Kız Kaçırma'da Konstanze'yi söyledi.
Aynı rolü Boğaziçi Festivali kapsamında Yıidız Mabeyn Köşkünde C.R.R. Orkestrası ve Korosu ile de söyleyen sanatçı Orkestra eşliğinde de pek çok konsere katıldı. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Yeni Yıl Konserleri gerçekleştirdi. Bu orkestranın Hipodromda ve 2.Aspendos Opera ve Bale festivalinde yorumladığı Beethoven'in 9.Senfoninde Soprano partisini seslendirdi. İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ile yeni yıl ve Rossini gecelerinde görev alan Büyüksaraç, orkestranın 1996 daki Güney Kore Turnesine'de Solist olarak katıldı. İstanbul Devlet Senfoni-Atina Senfoni Orkestralarının dostluk konserleri için İstanbul A.K.M. ve Atina'da F.Tüzün'ün Çeşmebaşı Süitinin Soprano Solosunu söyledi.
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün düzenlediği Aspendos Opera ve Bale Festivallerinde Saraydan Kız Kaçırma, Sihirli Flüt, Lucia di Lammermoor Operaları ile sahneye cikti. 10.cu Uluslararası İzmir Festivali kapsamında Efes Celcus Kütüphanesinde Bas Atılla Manizade ile piyanist Vedat Kosaf'ın eştiğinde Mozart Konseri gerçekteştirdi. Festival bünyesinde Mendelssohn'un Paulus Orotoryosu Soprano Partisini Efeste Türkiye Prömiyeri yapılırken seslendirdi.
Uluslararası sahnelerde de pek çok etkinliğe katılan sanatçı Moskova Dom Soyus Konser salonunda Tenor Ömer Yılmaz İle bir resital yaptı. Burgaz ve Baku Operalarında Sevil Berberi Operasındaki "Rosina" rolünü oynadı. 1996 da Güney Amerikanın ikinci büyük operası olan Montevideo'daki Teatro Soiis'ten davet alarak Sihirli Flüt Operasındaki Gece Kraliçesi rolüyle temsiller yaptı. Moldovya'nın başkenti Kişinev'deki Operanen düzenlediği 7.Maria Bieşu Festivalinde de "Güda" rolüyle uluslararası solistlerle sahneyi paylaştı. 1999'da Makedonyada 39.Ohrid Yaz Festivali'ne bir resitalle katılan Büyüksaraç, 2000 yılı Haziran ayında Piyanist Demet Eytemizle birlikte Meksika'ya giderek Meksiko City'deki Plaza Loreto'da dört resital verdı. Aynı yıl Flütçü Hürkan Ayvazoğiu ve Gitarist Martin M.Krüger ile oluşturdukları trio ile ilki İzmir Elhamra sahnesinde.sonra Münih-Gasteig ve Osnabrück'de olmak üzere toplam üç konser gerçekleştirdi. Carmina Burana'yı İzmir Devlet Opera ye Balesi Nordrein Westfalen Orotoryo korosu ve Gerhard Mercator üniversitesi birleşimiyle 2000 yılında önce Efes daha sonra Marl'daki Theater der Stadt ve Duisburg'daki üniversite Konser Salonunda seslendirdi.
Büyüksaraç,Piyanist Demet Eytemiz ve Flütist Hürkan Ayvazoğlu ile 15.02.2005'de Bakü,02.05 2005 tarihinde de Münih'te Türk bestecilerini ve eserlerini tanıtıcı resitaller gerçekleştirdi. Piyanist Demet Eytemiz ve Opera Solistleri Selmin Günöz,Altuğ Dilmaç ve Aytül Büyüksaraç 'Turkish Voice of Opera' adını verdikleri guruplarıyla 2005 yılı Nisan ayında da Fas'ın Marakeş kentinde düzenlenen 'Uluslararası Marakeş Müzik Festivali' ne ülkemizi temsilen katıldılar.Gurup 'Tiyatro Royal' ve 'Fransız Enstütüsü'nde' konserler verdi.
Büyüksaraç, 2006- 2007 Sanat Sezonunda Izmir Devlet Opera ve Balesinin sahneledigi Mozart'ın Idomeneo Operasında üstlendigi "Elettra" partisi ile Mayıs ayında Çıragan Lions Kulübünce verilen 14.Türkan Kahramankaptan Özel Ödüllerinden "En Basarılı Opera Sanatçısı" ödülüne layık görüldü.
1995 Eylül ayında İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Sanat Yönetmenliği görevine atanan Büyüksaraç sanatsal çalışmalarıyla yoğunIaşabilmek adına 2001 yılı Haziran ayında bu görevi bıraktı. 14 yıldır Şan çalışmalarını sürdüren sanatçı sanat hayatını sanatçı çalışmalarını halen İzmir Devlet Opera ve Balesinde "Solist" olarak sürdürmektedir.
Murat KARAHAN "Tenor"
Murat Karahan 8 Mayıs 1977'de Ankara'da doğdu.İlk,orta ve lise eğitimini T.E.D Ankara Koleji'nde tamamladı.1996 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatlar Fakültesi'ne girdi.
Sanatçı Bilkent Üniveristesi'nde Devlet Sanatçısı Suna Korad ve Doç.Pekin Kırgızla çalıştı.
Öğrencilik hayatında birçok başarılı konser ve resitaller verdi Suna Korad'ın sahneye koyduğu Dido&Aeneas Operasında üstlendiği başrolün yanısıra okulunu Yunanistan ve Fransa'da başarıyla temsil etti.2003 yılında mezun olan Karahan aynı yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde Misafir Sanatçı olarak çalışmaya başladı ve Bilkent Üniversitesi'nde Master programına başladı ve burada Doç.Pekin Kırgız ve Ankara Devlet Opera ve Balesi Başrejisörü Gürçil Çeliktaş'la çalıştı.
2005 yılında İtalyan Orkestra Şefi Maestro Marco Berdondini tarafından aldığı davet üzerine Roma'ya gitti, burada Maestro ile çalışma fırsatı bulup aynı zamanda birçok ajansın ilgisini çekti.2005 yılında Master programını başarıyla tamamlayan sanatçı yine aynı bölümde Doktora programına başladı, yine aynı yıl içerisinde Ankara Devlet Opera ve Balesi'ne Kadrolu Solist olarak kabul edildi.
2007 yılında Avusturya'da yapılan Hans Gabor Belvedere Şan Yarışmasında ülkesini temsil etme hakkı kazanan sanatçı burada büyük ilgi gördü ve kendisine gelen teklifler sonucunda opera kariyerindeki çalışmaları için Parnassus Arts Production isimli ajansla anlaşarak ve yurt dışında birçok auditionlara davet edilerek katıldı.
Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde çalışmalarını başarıyla sürdüren sanatçı aralarında Ankara Devlet Opera ve Balesi Orekstrası ,Bilkent Senfoni Orkestrası ,İzmir Devlet Opera ve Balesi Orkestrasınında bulunduğu birçok orkestra ile başarılı konserler verdi.
Murat Karahan'ın seslendirdiği bazı başrolleri söyle sıralayabiliriz, La Traviara(Alfredo)
Don Pasquale(Ernesto),Aşk-Memnu(Behlül),İnanna(Dumuzi),Rita(Beppe),Şen Dul(Camille de Resillon),La Notte di un Nevrastenico, Kırmızı Ev(Robert)
Gökhan KOÇ "Bariton"
1961 yılında İzmir'de doğdu. 1981 yılında 9 Eylül Üniversitesi İzmir Devlet Konservatuvarı Şan Bölümüne giren sanatçı; burada altı yıllık Opera Solistliği eğitimini Prof. Sevda Aydan' ın öğrencisi olarak tamamladı. 1986 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi' ne solist sanatçı olarak katıldı.
1991 yılında Fransa ' da (Poitieri La Rochelle ve Niort) Mendelssohn' un Paulus Oratoryosu' nda Paulus partisini şef Yves Goudin yönetimindeki Fransız Coream Korosu veBulgaristan' ın Plovdiv Filarmoni Orkestrası eşliğinde seslendirdi. 1992 yılında Fransa Rangis' te Theatre Arc-En Ciel' de düzenlenen Verdi Gecesi' nde Rigoletto rolünü canlandırdı.. Verdi Baritonu' na uygun ses rengiyle olumlu kritikler aldı. Aynı yıl Ankara Devlet Operası' nda Sevil Berberi' nde ( Il Barbiere Sviglia) Figaro rolünü oynadı.1993 - 94sezonundaki bir yıl süreyle İtalya' nın Napoli kentindeki San Carlo Operası' na Kültür Bakanlığı' ndan aldığı bursla davet edildi. İtalya' da ses tekniği ve yorum çalışmalarını aralarında Soprano Leyla Gencer' in de birlikte çalıştığı maestro Valter Ferrari ile sürdüren sanatçı, Napoli' de yapılan Genç Yetenekler Festivali çerçevesindeki maksim Gorki Kültür Merkezin' nde resital verdi.
1995 yılında Ankara Bilkent Senfoni Orkestrası ile Carmina Burana' da bariton soloyu seslendiren sanatçı aynı partiyi 1996 yılında 10. Uluslararası İzmir Festivali' nde de seslendirdi. 1996, 1997, 1999, ve 2003 yıllarında Aspendos Antalya Opera ve Bale Fersivallerinde İzmir Devlet Opera ve Balesi' nin sergilediği operalardan Sihirli Flüt (Die Zauberflöte) Papageno, La Boheme' de Marcello, Fidelio' da Don Pizzaro ve Nabucco' da Nabucco rollerini canlandırdı. 1998 yılında D.E.Ü. İzmir Devlet Konservatuvarı Opera Ana Sanat Dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı.
1998 - 99 sezonunda Ankara Devlet Opera ve Balesi' nde La Boheme (Marcello) ve Don Giovanni (Don Giovanni)operalarına konuk sanatçı olarak davet edildi. 1999 yılında KKTC 25. Yıl Şenlikleri' nde İzmir Devlet Opera ve Balesi' nin sergilediği Fidelio Operası' nda Don Pizzaro rolünü oynadı ve Bahar Konseri' ne solist olarak katıldı.
2000 yılının Ekim ayında Carmina Burana Kantatı' nda bariton soloyu İzmir Devlet Opera ve Balesi ile Almanya' nın Nordrein Westfalen Oratoryo Korosu, Gerhard Mercator Üniversitesi işbirliği ile Kuşadası Özürlüler Köyü yararına İzmir Efes Antik Tiyatro' da seslendirdi. 20 Ekim 2000' de Theater Marl' da ve 21 Ekim 2000' de Duisburg' da Mercator Üniversitesi salonunda aynı konseri Alman meslektaşlarıyla ve İzmir Devlet Opera Orkestrasın' ndan bir grup sanatçı ile birlikte tekrarladı.
7 Kasım 2000' de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi' nde soprano Semiha Berksoy' un Sanat Yılı Kutlamaları çerçevesinde İZDOB' un sergilediği Fidelio Operası' nda Pizzaro rolünü canlandırdı.
25.06.2000 yılında 14. Uluslararası İzmir Festivali' nde İZDOB' un eşliğinde Paulus Oratoryosu' nda Paulus partisini seslendirdi. 2001 - 2002 sezonunda İstanbul Devlet Opera ve Balesi' nde segilenen Rigoletto Operası' na (Rigoletto) ve Carmino Burana kantatına (Bariton Solo) konuk sanatçı olarak davet edildi. 31.01.2002' de Belarus' da Minsk Devlet Opera ve Balesi' nin sunduğu Carmen Operasında Escamillo rolünü canlandırdı. 2003 - 2004 opera sezonunda Verdi' nin Falstaf Operasında Falstaf rolünü canlandırdı, 2006-2007 Temsil sezonunda İstanbul ve Ankara devlet operalarına konuk sanatçı olarak çağrılarak,İstanbulda Verdi`nin Macbeth operasında Macbeth, Ankara' da da Verdi`nin La Traviata operasında G.Germond rollerini oynamıştır.
--
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
13 yıl önce - Çrş 06 Oca 2010, 20:00
Çukurova Senfoni 8 Ocak 2010 Konseri !
5 OCAK ADANA’NIN DÜŞMAN İŞGALİNDEN KURTULUŞU HAFTASI
"Concert for 5th January Liberation Day of Adana"
Tarih / Saat: 8 Ocak 2010 Cuma 20.00 “Tek Konser”
Yer:Büyükşehir Belediyesi Konser Salonu Seyhan / ADANA
Şef / Conductor : Burak TÜZÜN
Solistler / Soloists : Özcan ULUCAN "Keman / Violin" - Rahşan APAY "Viyolonsel / Violoncello"
Program / Programme :
Ulvi Cemal Erkin (1906-1972)
Keman Konçertosu la minör
Violin Concerto in a minor
* Allegro giusto
* Adagio
* Allegro con fuoco
ARA
Necip Celal Andel (1908-1957)
Viyolonsel Konçertosu re minör
Concerto for Violoncello in d minor
* Allegro ma non troppo energico
* Larghetto con moto
* Allegro brillante
Burak TÜZÜN ( Şef )
1970 yılında Ankara'da doğdu. 1982 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı keman bölümüne kabul edilerek Semra Bayraktar'ın keman sınıfında başladığı öğrenimini, 1992 yılında Prof. Server Ganiev'in keman sınıfından lisans derecesi olarak tamamladı. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi Devlet
Konservatuvarı'na sanatçı öğretim elemanı olarak kabul edildi. Alfred Mişurin ile senfonik orkestra şefliği, Sami Hatipoğlu ile armoni ve kontrpuan çalıştı. 1996 yılında Tchaikovsky Moskova Devlet Konservatuvarı Opera ve Senfoni şefliği bölümüne kabul edildi. Anadolu Üniversitesi tarafından gönderildiği Moskova Konservatuvarı' ndaki altı yıllık öğrenimi boyunca Rusya Devlet Sanatçısı Prof. Leonid Nikolaev'in şeflik sınıfında lisansüstü derecelerini aldı. Prof. Margarita Karatıgina yönetiminde de müzikoloji alanında bilimsel doktora çalışmalarını tamamladı. Bilimsel doktora çalışmaları süresinceEczacıbaşı Müzik Vakfı tarafından desteklendi. Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası, Devlet Konservatuvarı Oda Orkestrası ve Devlet Konservatuvarı Gençlik Senfoni Orkestralarının şefliğini ve Genel Müzik Direktörlüğünü yapmakta olan Tüzün, konuk şef olarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Devlet Senfoni Orkestraları ile konserlerini sürdürmektedir.
Özcan ULUCAN "Keman / Violin"
1973 yilinda Bulgaristan`in Sumen sehrinde dogan Özcan Ulucan, müzik egitimine alti yasinda Zdravka ve Veselin Spirov ile basladi. Ilk konserini dokuz yasinda, piyanist kizkardesi Birsen Ulucan ile; orkestra esliginde ise onüç yasinda, Sumen Filarmoni Orkestrasiyla verdi. Daha sonra Varna „D.Hristov“ Müzik Okulunda dört yil Genoveva Burova ile çalisti.1989 yilinda ailesiyle birlikte Türkiye`ye göç etti ve Saim Akçil’in ögrencisi oldu. 1993 Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarindan mezun oldu ve ayni yil Türk Egitim Vakfi bursunu kazanarak Londra`ya gitti. Burada Guildhall Müzik Okulunda Yfrah Neaman ile iki yil solistlik egitimi gördü ve 1995`te üstün basariyla buradan mezun oldu.
1995 ile 1998 yillari arasinda, Ankara Devlet Konservatuvarinda Rus kemanci Viktor Pikaizen ile Yüksek Lisans-„Master“ çalismasi yapti. Bundan sonra Eczacibasi Vakfi`nin destegi ile Almanya`ya gitti. Burada önce Joshua Epstein ile „Konser Olgunluk“ Diplomasi, sonra Maxim Vengerov ile Solistlik Diplomasi çalismalarini 2004 yilinda, Vengerov ile birlikte verdigi konserle üstün basariyla tamamladi.
Özcan Ulucan ulusal ve uluslararasi birçok yarismada ödül kazanmistir. Bunlar arasinda „S.Obretenov“ yarismasinda ikincilik (Bulgaristan), „J.Kocian“ yarismasi iki birincilik ödülü (Çekoslovakya), Mimar Sinan Üniversitesi yarismasi üçüncülük (Türkiye), “R.Lipizer“ Yarismasi „En iyi Beethoven sonat yorumu“ ödülü (Italya), “W.Gieseking“ yarismasi birincilik ödülü (Almanya) sayilabilir.
Sanatçi, kizkardesi piyanist Birsen Ulucan ile birlikte Türkiye, Bulgaristan, Ingiltere, Almanya, Fransa, Isviçre, Israil ve ABD`de konserler vermistir.
Ayrica kemanci kizkardesi Aysen Ulucan ile beraber üçlü projeler gerçeklestirmektedir.
2002 yilindan itibaren kemanci Maxim Vengerov ile beraber dünyanin ünlü konser salonlarinda konserler veren Özcan Ulucan (Konzerthaus – Berlin, Royal Albert Hall – Londra, Ludwigsburg Festivali, Wels Festivali – Avusturya, Tel Aviv Konservatuvari – Israil, Lütfi Kirdar Salonu – Istanbul,Amsterdam Concertgebouw), 2004 Konser Sezonu içerisinde ünlü çellist ve orkestra sefi M. Rostropoviç ve M.Vengerov ile beraber Amsterdam Concertgebouw Salonunda konser verdi. 2003 Konser sezonunda piyanist Fazil Say ile Istanbul Albert Long Salonu ve Izmit´te resitaller veren sanatçi, Eylül 2005´de Ingiliz Oda Orkestrasi ve Maxim Vengerov ile "The Music Cruise" gemi turu kapsaminda solo ve oda müzigi konserleri vermistir.
Sanatçi halen Almanya`da oturmakta ve keman ve viyola ögretmenligi yanisira solistik kariyerini yurtdisi ve yurticinde sürdürmektedir. Özcan Ulucan,ustasi bilinmeyen 19.Yüzyila ait bir kemanla calmaktadir.
Rahşan APAY "Viyolonsel / Violoncello"
İstanbul’da müzisyen bir aileden doğan çellist, müzik hayatına 5 yaşında piyano ile başladı ve 11 Yaşında MSGSÜ Devlet Konservatuar’ında Prof. Reşit ERZİN’in sınıfında devam etti. Master tezi olarak A.Adnan SAYGUN’un eserlerini seçen ve mezuniyeti sonrasında Alexander RUDIN, Philippe MULLER, Raphael PIDOUX gibi ünlü çellistlerle çalışmalar yapan sanatçı sonrasında davet edildiği Fransa ve İtalya’da da Prof.Frans HELMERSSOHN, Pierro FARULLI ve Andre NANNONI ile çalışmalar yaptı, ACADEMIA MUSICALE CHIGANA akademisinden oda müziği diploması aldı.
Sanatçı ülkemizde verdiği sayısız solo konserin yanında Almanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Macaristan’da önemli konser salonlarında çeşitli orkestralar eşliğinde konserler ve solo resitaller verdi. Geçtiğimiz yıl TRT Kurumu için A. Adnan SAYGUN’un 100.Doğum Yılı anısına “Konçerto” ve “Solo Çello İçin Partita” eserlerinin kayıdını gerçekleştiren ve Atina’da bu eserleri icra eden sanatçı aynı zamanda C.R.R İstanbul Senfoni Orkestrası baş çellisti görevini sürdürmektedir.
Ulvi Cemal Erkin (1906-1972)
Türk Beşleri olarak adlandırılan, yaklaşık 1904-1910 yılları arasında doğmuş olan birinci kuşak bestecilerimiz arasında yer alan Ulvi Cemal Erkin, "Çağdaş Türk Müziği"ne yön veren en önemli bestecilerden biri idi.
Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 yılında Istanbul'da dünyaya geldi. Annesinin piyano çalması ve kendisinden büyük olan erkek kardeşinin keman dersleri alması nedeni ile müziğe küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Küçük Ulvi, üst düzey bir bürokrat olan babası, Mehmet Cemal Bey'i yedi yaşında iken kaybedince, annesi, Nesibe hanım çocukları ile babası Abdullah Behçet Bey'in evine yerleşti. Ulvi Cemal sekiz yaşına henüz basmıştı ki, önce Mercenier adlı bir Fransız'dan, daha sonra da o tarihlerde Istanbul'da ünlü bir öğretmen olan Adinolfi'den piyano dersleri alarak kısa sürede büyük bir aşama ile bu konudaki yeteneğini kanıtladı.
Piyanosunu oldukça ilerlettiği yıllarda bir yandan Galatasaray Lisesi'nde okuyor, bir yandan da derslerinden arta kalan süreler içinde müzikte gelişmesini sağlayacak her türlü olanağı değerlendiriyor, hatta yaratıyordu.
Cumhuriyetin ilan edilmesi ile başlayan yeni atılımlar ve ulusal bilincin yaratılması konusundaki girişimler, en önemli devrimlerden biri olan müzik devrimini de gündeme getirdi. Bu devrimin gerçekleşmesi büyük önder Atatürk'ün yıllar öncesinden tasarlayıp olgunlaştırdığı konulardandı. Ancak " Çok Sesli Çağdaş Türk Müziği" temellerinin atılabilmesi için bu alanda akademik eğitim görmüş Türk sanatçılarına gereksinim vardı. Bu nedenle, Atatürk güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa'ya yollamayı kararlaştırdı. Nitekim, bu amaçla, 1925 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Müzik öğrenimi görecek gençleri seçmek için bir sınav açtı.
Ulvi Cemal Erkin bu sınavı kazandığı zaman ondokuz yaşında idi. Sekiz yaşından beri aralıksız sürdürdüğü müzik eğitimine bu sınavın sonucu olarak Paris'te devam edecekti. Paris Konservatuar'ında Isidor Philip, ve Camille Decreus ile piyano, Jean Gallon ile armoni, Noel Gallon ile kontrpuan çalışan Ulvi Cemal Erkin, daha sonra öğrenim yaptığı Ecole Normale de Musique'de Nadia Boulanger'nin kompozisyon öğrencisi olmuştur.
Erkin 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye'ye döndü. Aynı yılın Eylül ayında da Musiki Muallim Mektebi'ne piyano öğretmeni olarak atandı.(Bu okulu daha sonra Paul Hindemith ilk Türk Müzik Konservatuarı olarak yeniden düzenlemiştir).
Ulvi Cemal Erkin ilk eseri olan orkestra için "Iki Dans"ı ve eserleri listesinde ikinci sırayı alan keman ve piyano için, "Ninni", "Emprovizasyon" ve "Zeybek" adli parçayı Paris'te yazmıştı.
Ulvi Cemal Erkin öğretmenliğe atandığı tarihten başlayarak kimi zaman bir piyano konçertosu ile solist, kimi zaman besteci, yorumcu, öğretmen ve orkestra şefi olarak önemli görevler üstlenip Cumhuriyet Dönemi'nin en büyük devrimlerinden biri olan müzik devriminin sevilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda öncülük etmiştir.
Ulvi Cemal Erkin 29 Eylül 1932'de, Leipzig Konservatuarını bitirerek Musiki Mallim Mektebi'nde piyano öğretmenliğine atanan Ferhunde Remzi ile evlendi. Bu evlilikten sonra ürünlerinin esin kaynağı ve piyano yapıtlarının en iyi yorumcusu eşi Ferhunde Erkin oldu. Bir ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve yurt dışında verdikleri konserlerle heyecanları, mutlulukları, başarıları birlikte paylaştılar ve kısıtlı imkanlarla genç müzisyenleri yetiştirmeye ve Çok Sesli Müziği yaymaya kendilerini adadılar.
Halk Müziği'nin zengin kaynaklarından yararlanıp, aksak ritimli yapının arasına ya da üstüne taksim gibi serbest ve durgun bir bölme yerleştirerek değişik hava yaratmak Ulvi Cemal Erkin'in sıkça ve başarıyla uyguladığı bir teknikti. Erkin yapıtlarında kolayca benimsenen ve akılda kalan Türk ezgilerini bularak, bunları zevkli bir armoni üzerine oturtmasını, Anadolu'nun kokusunu, rengini ve sesini Batı'nın tekniği ile çağdaş kalıplar içine ustaca dökmesini bildi. Ulvi Cemal Erkin'in eserlerindeki içtenlik, sıcaklık ve yalınlık onların sevilip sık çalınmasının başlıca nedeni olmuştur. Incelikli bir beğeni süzgecinden geçirerek uzun uzun düşünen ve tartan, müziği notaya aktarırken daha çok titizlenen Erkin, duyguyu daima öne alan özgün eserler vermiş ve soylu olanı seçmesini bilen kişisel stili ile ülkesinin müziğini yüceltmiştir.
Ulvi Cemal Erkin'in eserleri Türkiye dışında da sık sık seslendirilmektedir. Yapıtlarını seslendiren, Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrası gibi orkestraları bizzat yönetmiştir.
Ulvi Cemal Erkin 15 Eylül 1972'de, altmışbeş yaşında iken, kalbine yenik düşerek hayata veda etmiştir. Ulvi Cemal Erkin, 1991 yılında da Sevda Cenap And Vakfı'nın Onur Altın Madalya'sını
ölümünden sonra almıştır.
Necip Celal Andel (1908-1957)
Türk kemancı ve besteci. İlk Türk tango bestecisidir. Bestelediği 11 tango, Türk tango dağarının en önemli eserlerindendir. Mazi, Özleyiş gibi tangoları en tanınmış eserleridir.
İstanbul'da dünyaya gelen Andel, Nazır Mehmet Celalettin Bey'in oğludur. İlk müzik öğretmeni Tahir Sevenay idi. Bir hastalık sonucunda genç yaşta gözleri ileri derecede bozulunca tedavi için Almanya'ya gitti ve müzikle ilgisi orada derinleşti. Profesör Habermann'dan keman ve kompozisyon dersleri aldı. Yeteneği sayesinde pek çok sazı çalacak düzeye ulaştı.
İlk besteleri Sarı Yapıncak ve Daktilo adlı foxtrot (dört tempolu bir dans) parçaları idi. Her ikisinin sözlerini de gazeteci-şair Necdet Rüştü Efe Tara yazmıştı. 1928 yılında bestelediği ve sözlerini yine Necdet Rüştü Efe'nin yazdığı Mazi adlı tango ise ilk sözlü Türk tangosudur. Hem besteciye hem de bu tangoyu seslendiren Seyyan Hanım'a (Seyyan Oskay) ün kazandırmıştır. Alman sinema yıldızı Evelin Hold, Mazi'yi İstanbul Kadıköy'deki Hale Sineması'nda seslendirdikten sözlerini Bedri Noyan'ın yazdığı Özleyiş adlı eserini bestelemiş ve bu yıldıza ithaf etmiştir. Tangoları pek çok Avrupa radyosunda seslendirilmiştir.
Kaydedilmiş diğer tangolarının adları şunlardır: Ayrılık, Suna, Kimse Sevgimi Bilmez, Yıllar, Günler , Bir An İçin. Ayrıca, Benim Şarkım ve Damla Damla isimli kaydedilmemiş 2 tangosu daha vardır. 11 tangonun dışında keman konçertosu, obua konçertosu, viyolonsel konçertosu ve liedler bestlemiştir. 1948 yılında Fenerbahçe Marşı'nın bestesi ve güftesini yazmıştır.
Necip Celal'in eserlerinin tüm notaları "Şamlı İskender Kutmani Musiki Alatı ve Nota Neşriyatevi" tarafından basılmıştır. Andel, 29 Kasım 1957 günü karaciğer kanserinden hayatını kaybetti.
--
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk
Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
13 yıl önce - Çrş 20 Oca 2010, 20:36
Ç.D.S.O 22 Ocak 2010 Konseri !
22 Ocak 2010 Cuma, Saat 20:00
Adana Büyükşehir Belediyesi Konser ve Tiyatro Salonu
Seyhan 01120 Adana
Şef
Giuseppe LANZETTA
Solist
Riccardo SANDIFORD (Piyano)
Eserler
Ludwig van Beethoven
(1770-1827)
Piyano Konçertosu no.5 Op.73 “İmparator” Mi-bemol Majör
Piano Concerto nr.5 Op.73 “Emperor” in E-flat Major
* Allegro
* Adagio
* Allegro con brio
ARA
Ludwig van Beethoven
(1770-1827)
Senfoni no.5 Op.67 do minör
Symphony nr.5 Op.67 in c minor
* Allegro con brio
*Andante con moto
*Scherzo. Allegro & Trio
* Allegro
Giuseppe LANZETTA
1960 yılında Montecorvino Rovella’da (SA) doğan müzisiyen, eş zamanlı olarak insan kaynakları ile beraber, Pierluigi Zangelmi gözetiminde koro müziği, koro şefliği ve polifonik kilise müziği bölümlerinden mezun oldu. Firenze'deki “L. Cherubini” Konservatuvarı’nda Lorenzo Semeraro ile beraber bando orkestrasyonu ve Franco Cioci ile birlikte konpozision bölümünü okudu. Daha sonra asistanlığınıda yaptığı Bruno Campanella orkestra şefliği öğrenimine başladı, daha ilerideki zamanlarında ise Roma, Assisi, Verona'daki "Accademia Chigiana di Siena" Franco Ferrara ile beraber orkestra çalıştı, George Robef ve Samuil Vidas ile birlikte koro şefliği yapmıştır.
İtalya ve Avrupa’da çok sayıda senfonik ve oda orkestraları ile çalıştı, bunlardan en onemlilerinden; Toscana Bölge Orkestrası, “I Solisti Fiorentini” Orkestrası ,Milano'daki Scala operasının "Solisti" Orkestrası,İtalya Gençlik Orkestrası, Roma "Sinfonietta" Orkestrası, Verona Oda Orkestrası, Milano Katolik Üniversitesi Senfonik Orkestrası, Sanremo Senfonik Orkestrası, Perusina Senfonik Orkestrası, Kisiniev Orkestrası, Russia Ulusal Opera , Moskova Senfonik Orkestrası, Volgograd Senfonik Orkestrası, Ucraina Filarmoni Orkestrası, Craiova (Romania) Bölge Orkestrası, San Pietroburgo'daki Hermitage Orkestrası , Viyanadaki Johannes Strauss, Moldava Senfonik Orkestrası," Arpeggione di Hohemens" Orkestrası, Chursachsische filarmoni(Almanya), Praga Solistleri, Debrecen Senfoni (Macaristan), Ljubljana Senfonik Radio Televisiyon Orkestrası, di Sacramento Senfoni (California), Goteborg, Stoccolma,Brasilia, Cordoba ve Extremadura Senfonik Orkestraları, Cairo Senfonic Orkestrası, ,Madeira Orkestrası, Eidelberg Filarmoni, Edmonton Senfoni (Canada), Atlanta Senfoni, Istanbul Senfoni, Lecce'deki "Ico Tito Schipa", Bacau Senfoni ve 2004'te Novi Sad Senfoni'yi Avusturya turnesinde idare etti , Joensu Filarmoni (Finlandiya), Aaken senfonik orkestrası,Wroclaw filarmoni (Polonia), Toronto Sinfoni, Poznam Filarmoni (Polonia), kasım 2003te Berlinde'ki "Philarmonie Grossen Saal" ve mayıs 2006 Carnegei Hall (New York).
Ağustos 1992de Salisburg festivaline katıldı. 1987 yılında bu yana Mexicocity’deki önde gelen orkestraların konuk şefliğini yapmaktadır. Ofunan Senfoni Orkestrası, Mexicocity Filarmoni Orkestrası, Mineria Senfoni Orkestrası, "Palazzo di Belle Arti" Oda Orkestrası, Toluca Senfoni. Sefliğini yaptığı başlıca Korolar arasında Firenze Belediye Korosu Lovanio (Belgio)Uluslararası Korosu ve "Madrigale di Bucarest" Korosu. 1986 den bu yana Amerikadaki başlıca büyük orkestralarla Senfonik repertuarlarla çalışmakta (Vermont, California, Wyoming, New York, Georgia, Illinois, Indiana, Pennsylvania) . 1981 den bu yana Fiorentina Oda orkestrasının Şefliğini ve Genel Müzik Direktörlüğünü yapmaktadır ve aynı orkestra ile geniş bir repertuarı kapsayan 1100 den fazla konserler vermiştir. Bu orkestra ile birlikte USA, Mexica, Malta ve Spaniada bir çok turne düzenlemiştir.
Viana'da birden fazla kez Wiener Kammersolisten ve Kammerphilharmonie ile beraber ünlü "Musikverein" ve "Konzert House" konser salonlarında konser vermiştir. America ve Avrupada birçok ünlü solistle çalıştı; bunların arasında Leon Spierer, Johan Hye, Sergio Fiorentino, Andrej Kalarus, Margarita Hohenrieder, Nicolae Tudor, Augusto Vismara, Dimitri Sgouros, Marie Luise Neunecker, Gary Karr, Eduard Brunner, Rolando Panerai, David Garrett, Andreas Blau,Daniele Damiano, Bruno Canino, Jorge Demus, Ivan Zenati ,Turibio Santos , Cristiano Rossi, Sergei Krilov,Giovanni Sollima, Giuseppe Andaloro, Andrea Bocelli,Eva Mei ve daha birçok uluslararası üne sahip sanatçı.
Uluslararası basında müzisiyen yeni neslin en başarılı şeflerinden biri olarak nitelendirilmektedir .
2005 yılında "Beato Angelico" madalyasına layık görüldü ve 2006 yılında Firenze Müzik ve Sanat ödülünü aldı. Roma'daki Santa Cecilia Konservatuarı’nda orkestra şefliği bölümünü öğretmenliğine devam etmektedir.
Riccardo SANDIFORD (Piyano)
Riccardo Sandiford 1967 yılında Floransa’da doğmuştur. Floransa’daki L.Cherubini Konservatuarı’ndan yüksek onur derecesi ile mezun olmuştur. Öğretmeni, çok seçkin bir İtalyan piyanist olan Antonio Bacchelli’dir. Murray Perhaia, Charles Rosen, Paul Badura Skoda, Aldo Ciccolini, Bruno Canino, Luiz De Moura Castro, Joachin Achucarro ve birçok ünlü piyanistin masterclass sınıfına katılmıştır.
Roma’da Città, Torino’da F. Schubert gibi yarışmalarda ödül kazanmıştır. RAI tarafından düzenlenen Avrupa genç müzisyeni yarışmasında ikincilik elde etmiştir..
Milano, Roma, Firenze, Bologna, Mantova, Torino, Cuneo, Ferrara, Messina, Pisa, Siena, Montecatini, Ravenna, Stresa, Crotone,Cosenza gibi birçok kentte konserler vermiştir ve Almanya’da (Berlin Philharmonie Kammermusiksaal), France, Spain, Russia, Japan, Switzeland gibi İtalya dışında da birçok konser turnesi gerçekleştirmiştir. G.Lanzetta, Grzegorg Nowak yönetimideki Camera Fiorentina, Orchestra Sinfonica di Grosseto, Orchestra Amadeus, Orchestra Estate Regina, Orchestra Messina Conservatorio gibi orkestralarda solist olarak yer almıştır.. 2002 yılında Berlin Philharmonic birinci flütçüsü olan A.Blau ile ve 2008 yılında Ilya Grubert ile oda müziği eserleri seslendirmiştir.
Respighi, Pizzetti, Alfano gibi bestecilerin eserlerini içeren “XX yy. Italyan piyano müziği”adlı bir kayıt gerçekleştirmiştir. 2007’den bu yana Parma ve Florence Cosenza Konservatuarlarında Prof. olarak çalışmaktadır.
Ludwig van Beethoven (1770-1827)
Üzerinde çalıştığı her müzik formunda reform yapan tek besteci olan Beethoven, müzik tarihindeki en büyük isimlerden biridir. Beethoven ailesinin kökleri Belçika’da bulunan Brabant’a dayanır. Dedesi Köln elektörünün hizmetine şarkıcı olarak girince Bonn’a yerleşmiş, daha sonra ise hiç beste yapmamasına rağmen müzik direktörü olmuştur.
Alkole karşı olan zaafıyla bilinen Beethoven’in babası Johann da saray müzisyeniydi. Aynı Mozart’ın babasının yaptığı gibi oğlunun yeteneklerini sömürmek istemişti; ancak Beethoven’in güçlü kişiliği buna hiçbir zaman izin vermedi. Daha sonraki donemde Beethoven’ın ihtilalci kimliğinin oluşmasında çocukluğunda gördüğü baskının rolü büyüktür. Beethoven kendisini saray veya aristokrasinin değil bütün herkesin sanatçısı olarak görüyordu. Bu nedenle ömrünün çok kısa bir bölümünde sarayın hizmetinde çalışmış, bağımsız güç olarak kendi ayaklarının üzerinde kalmıştır.
İlk müzik eğitimini babasından aldıktan sonra, 1779’da Christian Gottlob Neefe’yle çalışmaya başladı. 1783’te ilk bestesi olan Dressler’in Marşı Üzerine Çeşitlemeler Neefe’nin yardımıyla yayımlandı. 1786’da Viyana’ya yaptığı ziyaretin ardından, annesinin olumu üzerine Bonn’a geri döndü ve Kont Walstein’ın hizmetine girdi. 4 yıl boyunca kontun orkestrasında viyola çaldı.
1792 Bonn gezisinde Beethoven’in bestelerini gören Haydn, Ludwig’i beraber çalışmak için Viyana’ya davet etti. Bu davet üzerine Viyana’ya yerleşen Beethoven ölene değin bu şehirde yaşamıştır. Müziğin iki büyük isminin anlaşması kolay değildi. Bu nedenle Beethoven, Haydn ile uzun süre çalışma imkânı bulamadı. Besteci olarak tekniğini geliştirmek için Schenk’ten, kontrpuan ustası Stephansdom’dan ve Albrectsberger’den müzik tekniği; Salieri’den vokal kompozisyon dersleri aldı.
1798 yılında Beethoven işitme problemleri yaşamaya başladı. Bu tarihten itibaren 21 yıl boyunca hiç kimseyle iletişim kurmadı. Ancak 1819 yılına gelindiğinde yazarak insanlarla diyalog kurmaya başladı. 21 yıl boyunca çekilen yalnızlık çok derin acılar yaşamasına neden oldu. Beethoven bütün senfonilerini işitme problemi yaşamaya başladıktan sonra bestelemesi de dikkate değer bir olaydır.
Beethoven ömrü boyunca birkaç kadını sevmesine rağmen hiç evlenmemiştir. Bunlar içinde evlenmeye en çok yaklaştığı ve en çok sevdiği Ölümsüz Aşık’tır. Kim olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte bu kadının, Frankfurtlu bir tüccarın karısı olan Antonie Brentano olduğu sanılmaktadır. Sevdiği kişiye kendini bütünüyle veren Beethoven, Diabelli Varyasyonları’nı Ölümsüz Aşkı’na adamıştır.
Beethoven her sabah gün ağarırken uyanır, öğlen üçe kadar çalışırdı, Yemeğin ardından yaz, kış demeden kar da yağsa, çok da sıcak olsa mutlaka 2-3 saat süren öğleden sonra yürüyüşlerine çıkardı. Bu yürüyüşler sadece dinlenme ve rahatlama amaçlı değil; ayni zamanda müziği için ilham bulmak içindi. Bunun ardından evine dönen Beethoven, geceleri çok nadiren eserleri üzerinde çalışır, genellikle kitap okurdu. Saat onu geçmeden ise mutlaka uyumuş olurdu.
Beethoven hayat boyunca zatürre, tifo, erythema gibi birçok hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. 1826’da kardeşi Karl ile Gneixendorf’ta yaptığı tatilin ardından Viyana’ya dönüşünde, siroz hastalığı iyice ilerlemiş, yataktan kalkamaz olmuştu. 26 Mart 1827’de hava iyice bozmuş, durmadan yağmur yağıyordu. O sırada akan büyük bir şimşekle Beethoven’in odası aydınlandı. Aynı anda, yumruğunu havaya kaldıran Beethoven’in gözleri birkaç saniyeliğine hayata meydan okurcasına açıldı, ve ardından bir daha açılmamak üzere kapandı. Doktorlar bunun Beethoven’in anlamlı bir hareketi değil, sadece ışığa karşı bir tür refleks olduğunu söylemektedirler. Beethoven yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bir cenaze töreninin ardından Wahring mezarlığına defnedildi. 1888’de ise naaşı Viyana Merkez Mezarlığı’na Schubert’in mezarının yanına aktarıldı.
Beethoven’in 9 senfonisi, 5 piyano konçertosu, bir keman konçertosu , bir piyano keman ve çello için üçlü konçerto, 32 piyano sonatı ve birçok oda müziği eseri bulunmaktadır. Sadece 1 opera bestelemiştir. Orijinal ismi Elonore olan Fidelio operası en güzel operalardan biridir. Beethoven’in başarıyı yakaladığı en önemli yapıtları ise senfonileridir. İlk senfonisini 1800 yılında tamamlamıştır. Eroica isimli 3. senfonisini Napolyon’a adamıştır. Bu dönemde Napolyon birçok ülkeyi, o ülkelere bağımsızlık getireceğini vaat ederek işgal ediyordu. Napolyon kendi yazılarında bunun sadece savaşa girdiği ülkenin direncini kırmak için bir taktik olduğunu söyler. Napolyon’un kendini imparator ilan etmesinin ardından Beethoven ithafını geri çekti. 9. senfoni ise gelmiş geçmiş en iyi senfoni olarak değerlendirilebilir.
Beethoven yavaş çalışan bir müzisyendi. Üzerinde çalıştığı eseri oya gibi işlerdi. Taslakları incelendiğinde başlangıçta önemsiz gibi görülen çalışmalar, sonunda eşsiz bir esere dönüşür, minuet mükemmel bir scherzo olurdu. Müziği, ifade gücü ve teknik olarak çok üst seviyedir. Daha enerjik ve dinamik eserler üretebilmek için Mozart’ın müziğindeki eleganslıktan uzak durmuştur. Ayrıca Mozart’ın müziğinde pek görülmeyen bilinçaltı dünyası Beethoven’in yapıtlarında önemli bir yer tutar. Eserleri klasik formda olmakla birlikte, özellikle Op. 109 piyano sonatıyla beraber Romantik Döneme geçişi hızlandırmıştır.
Piyano Konçertosu No.5 Mi bemol majör Op.73 (İmparator)
Beethoven’in sonuncu piyano konçertosu, Fransız işgali altındaki Viyana’da, 1809 da tamamlanmıştır. Fransızlar kenti kuşattıklarında bombardımandan, yıkıntılardan, askerlerden, davul seslerinden yaşamın altüst olduğunu defterine not eden Beethoven, kardeşi Karl’ın bodrunuma sığınmıştı. İşgal sürerken bir Fransız subayına “Eğer general olsaydım ve kontrpuandan anladığım kadar strateji bilseydim, canınıza okurdum” diye bağıran bestecinin Haydn’ın öldüğü günlerde yazdığı konçerto gerçek bir başyapıt olarak kabul edilir.
Beethoven’in, Viyana’yı işgalden önce terkeden hamisi Arşidük Rudolph’a ithaf ettiği ve sağırlığı nedeniyle yorumlayamadığı konçerto ilk kez, eseri basan Breitkopf-Härtel yayınevinin bulunduğu Leipzig’de, 28 Kasım 1811’de Alman besteci, Thomas Kilisesi orgcusu ve piyanist Friedrich Schneider (1786-1853) ve Johann Philipp Christian Schulz yönetimindeki Gewandhaus Orkestrası tarafından seslendirildi. İlk çalınışında büyük başarı kazanan konçerto, bir yıl sonra Viyana yorumunda ise hiç beğenilmedi.
12 Şubat 1812’deki ilk Viyana yorumunda, işgalci Napolyon ordusu askerlerinin de bulunduğu Kärntnertor Tiyatrosu’nda, ilk bölümün görkemli akorlarıyla şaşkınlaşarak ayağa fırlayan bir Fransızın “Yaşasın İmparator” diye bağırdığı anlatılır. Ancak temaların cesur tınılı ve zaferi yansıtan havada oluşu, Eroica (Kahramanlık) Senfoni’si ile aynı tonalitede yazılması, olağanüstü mimari bir bütünlük gösteren görkemli yapısı nedeniyle Beethoven’in hiç düşünmediği “İmparator” adı yaygınlaşmış, özellikle Anglo-Sakson ülkelerinde –günümüzde bile- kullanılagelmiştir.
4/4’lük ölçüde, Mi bemol Majör tonda ve çabuk (Allegro) tempodaki 1. Bölüm tüm orkestranın, tonalitenin belli başlı armonisini belirleyen üç kesik akorundan destek alan piyanonun, sanki doğaştan (emprovize) çalıyormuş gibi kadans benzeri akıcı ve parlak arpejlerle bu akorların arasını örüşüyle başlar. Beethoven’in en ilginç buluşlarından biri olan ve on mezür süren bu etkili ve alışılmamış girişi, orkestranın kahramanlık yansıtan ilk temayı canlı sunuşu izler. İkinci tema bir matem marşı gibi, gizemli ve yavaş başlamasına karşın, tekrarında güçlenir, parlaklaşır, sonraki iki varyasyon savaşçı bir karakter kazanır.Kornoların sakinleştirici yankısına karşın bölüm canlı şekilde sona erer.
2.Bölüm yine 4/4’lük ölçüde, Si minör tonda, ağır ama biraz canlı (Adagio un poco mosso) tempoda başlar; lirik yapısıyla ilkine karşıt bir hava oluşturur. Ancak kendi içinde güçlü kontrastlardan uzak kalır. Sürdinli yaylı çalgıların hemen sunduğu hüzünlü ezgi, dini bir korali anımsatır. Piyano buna, Chopin’i anımsatan duygulu biçimde cevap verir.
Piyanonun önceden gelişini sezdirdiği, sonra da ani ve canlı bir atakla (attacca) ara vermeden girdiği 3. Bölüm Rondo 6/8’lik ölçüde, Mi bemol Majör tonda, çabuk (Allegro) tempoda bir sonat biçiminde kurulmuştur. Canlı duyurulan ana temadan sonra, lirik bir yan tema belirir. Türlü Majör tonlarda dolaşarak genişletilen geliştirimde ise yalnızca ana tema değerlendirilir. Piyanonun uzun trilini tekrar (reprise) bölmesi izler. Son bölme (Coda) ise parlak ve hızlı dans temposunu daha güçlendirir; halk müziğini anımsatan bir neşeyle, Beethoven’in en coşkulu sayfalarından birini finale ulaştırır. (Süre 40’)
Senfoni no.5 Op.67 do minör
“ Kader “adıyla da anılan 5. Senfoni, Beethoven’in 1789’larda başlayarak yavaş yavaş artan sağırlığına karşı, daha doğrusu kadere karşı bir başkaldırması olarak görülür. 1805 yılından da önce esere başladığı sanılan, sonra onu bir kenara bırakarak 1808 başlarında tamamlayan Beethoven 16 Kasım 1801’de, Bonn’dan arkadaşı olan Dr. Franz Wegeler’e şu satırları yazıyordu: “İki yıldır ne kadar yalnız olduğuma, neler çektiğime güç inanacaksın. Kulaklarımın kötü işitmesi beni bir hayalet gibi heryerde takip ediyor. Bu karşın fizik ve düşünce kudretim her zamankinden daha güçlü. Günbegün hissettiğim, ancak tasvir edemediğim hedefime yaklaşıyorum. Beethoven’iniz ancak böyle yaşayabiliyor. Hayır! Artık buna dayanamıyorum. Kaderin gırtlağına sarılmak istiyorum; tabi bana tümüyle boyun eğmeyecek. Ah, yaşam ne kadar güzel, hayatı bin kez yaşamak.”
Beethoven’in, senfoninin ilk dört notası, arkadaşı Avusturya’lı yazar Anton Schindler’e şöyle açıkladığı anlastılır: “Kader kapıyı böyle çalar!” Gerçekten de senfoninin ilk dört notasından oluşan bu basit motif bütün eserin ana fikridir. Bu arada dört notanın, üç nokta-bir çizgi (...-) olarak mors alfabesindeki V harfini, dolayısıyla Latince kökenli Victoria (Zafer) kelimesinin kısaltılmışını da tanımladığı öne sürülür. Beethoven’in kadere başkaldırışını ve sonunda zafere ulaşmasını simgeleyen bu esere Zafer Senfonisi adı da bu nedenle verilmiş, senfoni özellikle II. Dünya Savaşı sırasında da gördüğü büyük ilgi sonucu adeta sembolleşmiştir.
Senfoni’nin Viyana’da Theater an der Wien’de 22 Aralık 1808’deki ilk yorumundan önce de bazı olaylar oldu. Eserini yönetecek olan Beethoven, bazı yazarlara göre doğrulukta aşırıya kaçması nedeni ile müzikçileri çok eleştiriyor, her yanlış ya da eksik notada provayı durduruyor, yeniden çaldırıyordu. Sonunda orkestra üyeleri isyan edip onun prova yaptırmamasını istediler. Beethoven böylece yönetimi bırakarak, yan odada provaları izlemek zorunda kaldı. Konserin programı da çok ilginçti: Birbirinin tam karşıtı olan Sakin Pastoral Senfoni (no.6) ve savaşçı 5. Senfoniden başka Op.86 Esterhazy Mesi’nden üç bölüm; Prag’da bestelenmiş olan ve deneyimsiz soprano Milder’in söylediği “Ah! Perfido” Konser aryası; Beethoven’in solist olarak katıldığı bir idil havasındaki 4. Piyano konçertosu, son olarak da “Küçük 9. Senfoni” olarak tanımlanan Piyano ve korolu fantazi. Tabii bu şartlarda 5. Senfoni çok iyi anlaşılmamış, ancak Leipzig Gewandhaus’da ikinci yorumundan sonra saygı ve sevgi görmeye başlamıştır.
Büyüklüğüne, dev yapısına ve soyluluğuna karşın çok popüler olan bu senfoniyi dinleyenlerin tepkileri de ilginçti: Fransız besteci Hector Berlioz’un (1803-69) anlattığına göre ünlü soprano Malibran senfoniyi dinleyince o kadar etkilenmişti ki, salondan baygın halde taşınmıştı. Fransız besteci Jean François le Sueur (1760-1837) ise Berlioz’a şunları söylemiş: “Bırakın dışarı çıkayım, havaya ihtiyacım var. İnanılmaz! Harika! Beni öylesine sarstı ve duygulandırdı ki, başımın nerede olduğunu bilemedim. Böyle müziğin yazılmaması gerekir!” Berlioz da cevap vermiş: “Müsterih olun. Bu pek sık olmaz zaten” Mendelssohn da Goethe’ye senfoniden bölümler çaldığı zaman, büyük çair şöyle demiş: “Grandios! Çok büyük, çok harika! İnsan evinin yıkılacağından korkuyor!”
Prens Lobkowitz ve Kont Rasumowsky’ye ithaf edilen senfoni dört bölümlüdür. Ortalama süresi 35 dakika olan senfoninin Birinci bölümü (Allegro con brio) 2/4’lük ölçü içinde aniden, hızlı ve ateşli bir tempoda, dört notanın klarinet ve yaylı çalgılardan duyulmasıyla başlar. Daha sonra diğer çalgıların katılımı ile peş peşe yinelenen motif gittikçe büyür ve orkestranın üç keskin akoru ile duraksar. Bu müzikli dram sadece 24 ölçü içinde yaratılmıştır. Tüm bölüm bu motifin egemenliğindedir. Motif öyle güçlüdür ki arada beliren ikinci temaya bile eşlik eder. İkinci tema gelişim kısmında tekrar işitilse de güçsüz bir şekilde söner. Obua bir ara yakınan bir ezgiyi duyurur. Sanki bir değişimi haber veren bu kadans, özlemle ve hafifçe kaybolur. Coda’da güçlü kader motifi tekrar yükselir.
İkinci bölüm (Andante con moto) 3/8’lik ölçü içinde ve La-bemol Majör tonda, oldukça sakin, yumuşak ve anlamlıdır. Tema ve varyasyonlar biçiminde yazılmıştır ama –tek tema yerine- iki temanın ayrı bir özellik oluşturur. Viyola ve Viyolonsellerin unison (tekses) olarak duyurduğu bu sakinleştirici temayı, teselli edici ezgiyi tahta üflemeli çalgılar işler, sonra da kemanlara ulaştırır. Fagot ve klarinetlerin marş biçiminde parlak ikinci tema ise, bölüm boyunca çok kez diğer tema ile karışır, kemanların onu sindirmeye uğraşmasına neden olur. Buna rağmen ikinci tema trompetlerşe zirveye ulaşır. Bu arada ilk bölümün kader teması da, eşlik partilerinde tehdit edici bir şekilde belirir. Beethoven bölümün iki temasının parçalarını da ustaca, özgürce ve fantaziyle işleyerek renkli bir ortam yaratır.
Üçüncü bölüm (Scerzo. Allegro & Trio) 3/4'lük ölçüde, hızlı tempodadır. İlk bölümün düşüncesini anımsatan bu alışılmamış scherzo, hiç de şakacı bir havada değildir. Kontrabaslar ve Viyolonseller ile başlayan melodi, kornoların duyurduğu marş benzeri tema ile karşı karşıya bırakılır. Kaderin vuruşunu sezdiren marş temasının belirişi gizemli ve belirsiz bir hava yaratır. Trio bölmesinde ise kontrabasların ön plana çıktığı vahşi bir fugato ile sıkıntılı hava dağılır gibi olsa da, hafif pizzicatolarla ana tema tekrar hücum eder. İlk bölümü andıran ritmde, timpaninin hafif vuruşları sıradında ise orkestra uzun gerilimli bir susuş içindedir. Ancak güçlü bir crescendo (yükselen ses) ile orkestra duraksamadan sol bölüme geçiş yapar.
Dördüncü bölüm (Allegro)4/4’lük ölçü içinde, Do Majör tonda, hızlı bir tempodadır. Bölüm adeta bir zafer marşı havasındadır. Bu zafer çoşkusu birçok yan tema ile dengelenir. Bunlar basit olmalarına karşın zafere katkıda bulunurken, boyun eğmeyen insanın kaderi yenişini de simgeler. Bir ara üçüncü bölümün sıkıntılı havası eserse de tümüyle kaybolacaktır. Parlayan neşeyle çok hızlı bir tempoda (Presto) sona erer.
--
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Konserlerini Buyuksehir Belediyesi Konser Salonun da Gerceklestirmektedir.Orkestra Yonetimi Gerektiginde Program Degisikligi Yapabilir.
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
sayfa 28  |
ANA SAYFA -> ADANA
|