1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 22  |
 |
Uğur YENİLMEZ
14 yıl önce - Çrş 18 Şub 2009, 18:39
Çukurova Senfoni 20 / 21 Şubat 2009 Konseri !
20-21 ŞUBAT 2009
Cuma:20.00 / Cumartesi:11.00
ŞEF
Cem’i Can DELİORMAN
SOLİST
Veysel Özgür SAĞLAM (Gitar)
ESERLER
S. Barber - Adagio
A. Piazzola – Tangolardan Seçmeler
A. Dvorak – Senfoni no.7 Op.70 re minör
Cemi’i Can DELİORMAN (Şef)
Profesyonel müzik eğitimine 1995 yılında Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Keman Bölümü'nde başladı. Eğitimini önce Hale Basmacıoğlu'nun sınıfında, daha sonra Ezgi Gönlüm Yalçın'ın sınıfında lisans düzeyinde sürdürdü. Çeşitli master kurslara ve ülke çapında konser etkinliklerine katılan Deliorman, keman alanında devam eden lisans eğitimi süresince Sami Hatipoğlu ile armoni ve teori, Lilian Tonella ile piyano ve Burak Tüzün ile orkestra şefliği çalıştı. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfonik Öğrenci Orkestrası ile konserler verdi.
2003 yılında Viyana Müzik Üniversitesi orkestra şefliği bölümü sınavlarına girerek Leopold Hager'in hazırlık sınıfına kabul edildi. Aynı yıl Borusan Kültür ve Sanat'ın desteği ve Asım Kocabıyık Eğitim ve Kültür Vakfı bursuyla gittiği Viyana Müzik Üniversitesi'nde Yuji Yuasa ile orkestra şefliği, Herbert Lauermann ile solfej – armoni, Reinhart Amon ile piyano çalıştı.
2004'te Graz Müzik Üniversitesi orkestra şefliği bölümünde, Martin Sieghart'in sınıfına kabul edilen tek öğrenci oldu. Aynı yıl orkestra şefliği eğitiminin yanı sıra Graz Müzik Üniversitesi koro şefliği bölümüne Johannes Prinz tarafından davet edildi. Orkestra şefliği bölümü ile beraber bu bölümün de en genç öğrencisi oldu. Günther Fruhmann ile korepetisyon, Wolfgang Bozic ve Wolgang Dörner ile sürekli olarak opera şefliği çalıştı.
2005 yılında şeflik seminerleri için seçilerek, aralarında Zubin Mehta, Fabio Luisi, Nikolaus Harnoucourt gibi büyük şeflerin yer aldığı seminerlere katıldı. Mozart'ın 250. doğum yıldönümü nedeniyle düzenlenen festivallerde Graz Müzik Üniversitesi Senfonik Öğrenci Orkestrası ile çeşitli konserler verdi. Aynı yıl Hırvatistan'da Graz Senfonik Nefesli Orkestrası'nı, Avusturya'da çeşitli şehir korolarını ve Macaristan Sombethely Devlet Senfoni Orkestrası'nı düzenli olarak yönetti. Anadolu Üniversitesi Akademik Senfoni Orkestrası'yla da çalışan Deliorman, Graz Müzik Üniversitesi'nde Martin Sieghart'in şeflik sınıfından”iyi” dereceyle mezun olmuş ve ayni üniversitede “Master of Arts” sınıfına kabul edilmiştir.
Graz Dobl nefesli sazlar orkestrasının sanat yönetmenliğini ve daimi şefliğini üstlenen Deliorman, 2008 yeni yılı karşılama konseri kapsamında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrasının konuk şefi olmuştur.
2009 konser sezonundan itibaren “Grazer Vielharmonie” orkestrasının daimi şefliğine atanmış olup, tüm eğitimi ve çalışmaları Asım Kocabıyık Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından desteklenmektedir.
Veysel Özgür SAĞLAM (Gitar)
1977 yılında Ankara’da Doğdu. İlk gitar eğitimini ağabeyi de olan Prof. Atilla SAĞLAM’ dan aldı. 1994 yılında birlikte çalışma fırsatı yakaladığı Murat İŞBİLEN ile yaptığı çalışmalarda gitar çalmaya yönelik faaliyeti gitar sanatçılığına yönelik daha teknik ve sanatsal birikim kazanmasını sağladı.
1996 yılında Niğde Üniversitesi müzik öğretmenliği lisans programında öğrenim hakkı elde etti. Bu öğrenimi sırasında Gutay YILDIRAN ile çalıştı ve 4 yıllık ana çalgı gitar eğitimi programından yüksek derece ile mezun oldu. Aynı yıllarda üniversite dışında Ankara’daki gitar ortamında etkin gitaristler olarak bilinen günümüzün usta gitaristleri olan R.Utku ÖZKANOĞLU, Soner ÇİFÇİOĞLU, Soner EGESEL gibi gitaristlerle çalışma fırsatı yakaladı. Bunun dışında Bekir KÜÇÜKAY, Kağan KORAD, Erdem SÖKMEN gibi gitaristlerinin görüş ve önerilerinden yararlandı.
Bir gitarist ve eğitimci olarak gitar eğitimi ve öğretimi konusunda deneyim kazanmak; yakın dönem gitar müziği ve seslendirme tekniklerini anlamak ve yorumlama becerilerini artırmak amacıyla T. Müller PERİNG, Tilman HOPSTOCK ve Ricardo MOYANO gibi gitaristlerin "Usta Sınıfı” çalışmalarına katıldı.
Bulgaristan ve Rusya gibi ülkelerde resitaller verdi. Katıldığı konserlerde solo seslendiricilik yanı sıra oda müziği ve senfoni orkestraları ile eserlerin seslendirilmesine de önem verdi. Bu amaçla keman sanatçısı ve eğitimcisi Beyazıt AKHUNDOV ile kurmuş oldukları keman ve gitar ikilisi olarak III. Uluslararası Ordu Gitar Festivali, VIII. Uluslararası ODTÜ Klasik Gitar Festivali ve 3. Türkiye Gitar Buluşması “Mersin”de “İkili” olarak resitaller verdi. Ayrıca 2008 - 2009 sanat yılı içinde Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası ile Şef: Orhan ŞALLIEL yönetiminde, dinlenilmek üzere olan eserlerin dünyada ilk seslendirilişlerini yaptı.
Veysel Özgür SAĞLAM, 2002 senesinde kurduğu www.klasikgitar.org adlı sitesiyle, ülkenin en çok tanınan ve üyesi olan bir gitar forumu oluşmasını sağladı.
A. MEKAEV, A. SAĞLAM ve N. BAŞEĞMEZLER gibi bestecilerin kendi adına ve “Keman-Gitar” ikilileri adına ithaf edilen yeni eserlerin ilk seslendirilişlerini yapan sanatçı aynı zamanda A. Mekaev’in Cd kayıtlarının seslendirmesini gerçekleştirdi.
Veysel Özgür SAĞLAM, halen Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalında Okutman olarak Gitar Eğitimciliği görevini sürdürmektedir.
Samuel Barber
Yaylı Çalgılar İçin Adagio , Op.11
Ünlü şef Arturo Toscanini’ nin (1867-1957) Güney Amerika turnesinde repertuvara aldığı ilk Amerikan eseri de onun Yaylı Çalgılar İçin Adagio’ sudur.
İlk kez New York’ ta 5 Kasım 1938’ de, Toscanini yönetimindeki NBC Senfoni Orkestrası tarafından radyo konserinde seslendirilen Adagio, aslında 1936’ da bestelenen ve aynı yıl Roma’ da Pro Arte Kuarteti tarafından ilk kez çalınan Si Minör Yaylı Çalgılar Dörtlüsü Op.11’ in ağır bölümünden düzenlenmiştir. Kontrabas ve viyolonsel partileri yer yer duble edilmiş ve daha geniş boyutlu bir eser haline getirilmiştir. Tek temalı, sade ve lirik bir yapıya sahip olan Adagio’ da uzun melodi cümlesi değişik çalgılarda işlenir: Önce kemanlarda duyulur; sonra viyolalarla kanon biçimi benzetim (imitasyon) ile genişler. Sonra tema viyolonsellere geçer ve derece derece tiz yaylı çalgılara ulaşır. Bir pause’ den (ara) sonra birinci keman ve viyololar temayı oktavlarla yineler. Armoni olarak zenginleştirilerek büyük bir gerilim elde edilir; melodi daha sonra, eserin orijinal tonalitesinde erir ve Majör bölümünde karşı tonalitelerin gelişmesiyle çok hafif (pianissimo) bitişe ulaşır.
Astor Piazzolla / Alexander Mekaev
Tangolardan Seçmeler
Verano Porteno, Milonga del Angel, La Muerto de Angel, Liber Tango
Arjantin tangosuna yeni ve çağdaş bir karakter kazandıran bandoneon ustası Piazzolla’nın bu üç ünlü tangosunu gitar ve orkestra için düzenlemesini Veysel Özgür Sağlam dostu Alexander Mekaev’ e ısmarlamıştır.
Verano Porteno;(Buenos Aires’te Yaz) Piazzolla’nın, Vivaldi’nin Mevsimler’ine nazire olarak 1968’den sonra yazdığı ve ilk kez 1970’te Buenos Aires Teatro Regina’da tamamı seslendirilen 4 Estaciones Portenas (Buenos Aires 4 Mevsim) adlı 4 bölümlü eserin parçasıdır. Halk dilinde Porteno (Liman kenti) diye anılan Buenos Aires’in yaz mevsimi ağır (lenton) tempoda, ancak tango ritmini burgulayarak, zaman zaman canlı kadanslarla, duygusallığı da unutmayarak yansıtılır.
Milonga del Angel; Arjantin tangosuna kendine özgü eserleriyle, önce iyi karşılanmasa da günümüzde yeni ve modern bir karakter kazandırdığı kabul edilen, 1988’de 16. İstanbul Festivali’ne de katılan Piazzolla, Milonga de Angel (Meleğin Milonga’sı) adlı tangosunu 1962’de bestelemiştir. Tangonun doğumunda önemli rol oynayan Milonga stilindeki bu tango, ağırca tempoda, duygulu melodisi büyük anlatım özgürlüğü ile, serbest Milonga ritmiyle, tangoya benzemeyen 4/8’lik ölçüde doğaçlama gibi gerçekleştirilir.
La Muerto de Angel; Meleğin Ölümü adlı tango ağırca tempolu, kırsal bir şarkı tarzı olan melodik Milonga’nın özellikle dans etmek için kente uygulanmış “Tango milonguera” formundadır, bu form oldukça tutkulu virtüözitesi yüksek, parlak bir formdur.
Liber Tango; Piazzolla 1973 yılında 5 yıl için İtalya'da babasının yanında yaşamaya karar verir. Bu dönemde "yeni tango" akımının kurucularından olan Piazzolla matem ve hüzün yerine özgürlük hissini oluşturacak belki de adına kurtarılmış tango diye ifade edilebilecek olan özgürlüğün dansını oluşturur. Hemen başta giren ve tüm parça boyunca tutkulu bir şekilde aynı ritmik varyasyonlarla devam eden bu eserde yansıtmış olur.
Astor Piazzolla (1921-1992)
Tango ve Astor Piazzolla
Tango kelimesinin 18. ve 19. Yüzyılda İspanya ve bazı Güney Amerika ülkelerinde bayram ve karnavallarda yapılan bir dansı tanımlamakta kullanıldığı biliniyor. Arjantin’ de Candoumbe ve Tango adı altında yapılan zenci dansları bugün Chica, Bamboula ve Calenda adıyla sınıflandırılmaktadır. Ancak tangonun anlamı da uzmanlarca pek farklı biçimde yorumlanır. Fernando Ortiz, tango kelimesinin Afrika kökenli olduğunu ve Afrika Dansı anlamına geldiğini iddia eder. Kimileri eski İspanyolcadan, Taner ( bir çalgı çalmak) kelimesinden geliştiğini öne sürerler (İspanya’ da Endülüs müziğinde bugün bile yorumlanan Tango Flamenco / Tango Andaluz vardır. Carlos Vega ise tango kelimesinin Arjantin ve Uruguay’ ın La Plata ırmağı ağzındaki kolonilerde, özellikle vurma çalgıları tanımlamak için kullanıldığını belirtir. Fakat, Arjantin ve Uruguay’ da bir kent dans ve şarkısı olarak tanınan tango, Küba contradanza’ sı ve habanera dansıyla da benzerlik gösterir.
Tango yüzyılımızın başında Buenos Aires’ in fakir mahallelerinde, İtalyan, İspanyol, Alman göçmenlerin gittiği ucuz barlarda doğdu. Paraguay ile olan savaş 1876’ da sona ermiş, pek çok göçmen Rio del Plata’ ya yerleşmişti. Genelevler, barlar, kıyı bölgeleri (Orillas) dolup taşmaya başladı. Göçmenlerin ülkeye uyumu bekleniyor, Arjantinliler ise henüz yeni kurulan ülkenin geleneklerini korumak istiyorlardı. Eğlence lokallerinde gaucho kültürünü temsil eden müzikçiler Candombe gruplarıyla, kentli şarkıcılar Milonga adlı aşk şarkılarıyla halka sesleniyor, operalarda ise İspanyol operetleri Zarzuela’ lar sahneleniyordu.
Ayrıca Avrupalı göçmenlerin getirdikleri, kadın ve erkeğin bir çift olarak dans ettikleri polka ve valsten başka bazurka, xotis, kadril dansları da Avrupa – Arjantin melezlerine verilen adıyla criolla’lar tarafından değişik versiyonlarla seslendiriliyordu. Kentin iki milyonu aşan nüfusu içinde yaşam kavgası veren ümitsiz, özlem dolu, unutmak isteyen, anlık zevklerle yetinmek zorunda kalan bir erkekler dünyası vardı; ve tango hayal kırıklığıyla dolu, ancak geçmişi özlemle anan bu hüzünlü ortamda machismo adı verilen erkekliğe müzikal ve nostaljik bir övgü olarak yaratıldı. Tüm bunların senteziyle tango adı birleşti; candombe dansları 2/4 lük ve 4/8 lik arasında değişen ritmik unsuruyla, 1850’ de İspanyol tiyatro grupları ile Buenos Aires’ e gelen habanera dans duygulu melodisiyle, bundan 30 yıl sonra oluşan ve halk şarkıcılarının (payodore) repertuvarına giren milonga da koreografisiyle bu sentezi etkiledi.
Portekiz’ in Fado’ su, Amerika’ nın Blues’ u gibi fakir mahallelerde doğan Arjantin Tangosu, - stili Milonga’ ya, Habanera’ ya, Tango Andaluz’ a benzeyen, bestecisi bilinmeyen ve çiftlerle dans edilen- üç parça ile başlar: El Queco (Genelev) 1874, Dame de Lata (dans için kiralanmış kadın) 1888 ve Andato a la Recolata. 1897’ de piyanist Mendizabal El Entreterriano adlı tangosunu bestelemişti. 1905’ te “ El Papa del Tango Criollo” lakabıyla tanınan gitarist ve ağız armonikacı Angel Gregorio Villoldo’ nun (1868-1919) El Choclo adlı tangosu, Tango Porteno diye anılan Arjantin Tangosu’ nun ilk ünlü eseri oldu.
Tango üç türde gelişmiştir: Tango Milonga, Tango Romanza ve Tango Cancion. Tango Milonga yalnız çalgılarla yorumlanan güçlü ritimli türdür. Bunun en klasik örneği olarak Julio de Caro’ nun 1928’ de yazdığı Tango Bodeo gösterilebilir. Tango Romanza daha lirik ve melodik karakterlidir; hem sözlü, hem de enstrümantal olabilir. İlk önemli örneği Francisco de Caro’ nun Flores Negras’ ı 1928’ de bestelenmiştir. Tango Cancion çok duygulu ve her zaman vokallidir. Bunlar 1930’larda fakir mahallelerden uzaklaşan, aşkı ve yaşamı genellikle karamsar, kaderci ve dramatik sözlerle yansıtan tangolardır. Bu yıllarda sosyal protestoları da kapsamaya başlarlar. En güzel örnekleri arasında S.Castriota’ nın Mi Noche Triste’ sini (1915) , Julio Cesar Sanders’ in Adios Muchashos (1928), E.Delfino’ nun Milonguita (1920) ve Anibal Troilo’ nun Sur (1948) adlı eserleri izler.
Tangonun ilk enstrümantal topluluğu önceleri keman, flüt ve gitardan (değişimli olarak akordeon) oluşmuştur. Pek çoğu piyano eşliğinde vokal için bestelenmiş, 1900 yıllarında da piyano, keman ve bandoneondan oluşan yeni bir üçlü gelişmiştir. Orkestra şefi ve besteci Vicente Greco (188-1924) tango orkestralarına ilk kez bir standart getiren müzikçi olmuş, Tipica Criolla adını verdiği ve keman, flüt, gitar, bandoneondan kurulu topluluğu yaymış; 1911’ de ilk plağını iki keman ve iki bandoneon kullanarak doldurmuştur. Daha sonra gelişen tango orkestralarında dört bandoneon da yer almıştır. 1930’lu ve 1940’ lı yıllarda bu çalgı gruplarına vokal düetler de eklenmiş ve büyük ün kazanan tango grupları ortaya çıkmıştır: Juan Magilo (Pacho), Roberto Firpo, Francisco Canaro ve Eduardo Arela bunlardan bazılarıdır.
Arjantin’ de bir idol haline gelen Carlos Gardel tangoyu Avrupa’ ya tanıtmış, Mi Buenos Aires Querido, Por una Cabeza, Volver, Silencio, Cuesta Abajo gibi ünlü eserler yaratmıştır. Ancak, belki dünyanın en ünlü tangosu, Uruguaylı Gerardo Matos Rodriguez’ in 1916’ da marş stilinde yazdığı, Roberto Firpo’ nun Orquestra Tipica’sı ile tango stilinde seslendirdiği La Cumparsita olmuştur. Bunu diğer ünlü örnekler: 1930’larda yazılan E.S. Discepolo’ nun Yira Yira, J.C. Cobian’ ın Nostalgia, Francisco canaro’ nun Adio Pampa Mia ve Edgardo Donato’ nun A Media Luz adlı eserleri izlemiştir. 1908 doğumlu ünlü bandoneon ustası Ciriaco Ortiz Los Provincianos adlı Tipica Orkestrası ile ün kazanmış, daha sonra da Astor Piazzolla 1940’larda vurma çalgıları da katarak büyük orkestra düzenlemesiyle yeni renkler aramış ve Tipica Orkestra ekolünden ayrılmıştır. Piazzolla 1960’larda küçük topluluklara (beşlilerine) elektrogitarı da alarak Tango Nuevo’ yu (Yeni Tango) geliştirmiştir. Piazzolla’ nın tangosu ile 1910’larda Avrupa’ da dans edilen ve Türkiye’ ye de ulaşan tango arasında önemli farklılıklar vardır: Uzmanlar bu farkı, bir Viyana valsi ile Richard Strauss’ un Rosenkavalier Valsi arasındaki farka benzetirler.
Bir ara erotik olduğu iddiasıyla Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilen, Prusya eğitimi gören Alman subayları arasında ve hatta Arjantin’ de 1955’teki askeri darbeyle yasaklanan tango, II.Dünya Savaşı sırasında güncelliğini yitirmişse de 1960 ve 1970’lerde tekrar canlanmış, günümüzde Astor Piazzolla’ nın senfonik anlamdaki yorumuyla ayrı bir değer kazanmıştır.
Beşlisiyle birlikte 1988, 16.Uluslararası İstanbul Festivali’ ne katılan Arjantinli besteci, bandoneon ve tango ustası Astor Piazzolla, 11 Mart 1921’ de Buenos Aires’ ten 400 km uzaklıkta, Atlantik sahilinde bir sayfiye yeri olan Mar del Plata’ da doğdu. İki yaşındayken ailesi New York’ a yerleşti ve 1937’ ye kadar da ABD’ de yaşadı. Annesi terzi, babası berberdi; mahalle arkadaşı Rocky Marciano sonradan dünya ağır siklet boks şampiyonu olacak, bir grup arkadaşı Kaliforniya’ da Alcatraz’ da, bir kısmı New York’ ta Sing-Sing’ de oturmak zorunda (!) kalacaktı. Ama o kendini müziğiyle kurtardı. 10 yaşında, tango orkestralarının önemli çalgısı bandoneonu çok ustaca çalışıyla ün kazandı; tango şarkıcılarının kralı sayılan Carlos Gardel (1887-1935) ile tanıştı. Gardel de usta bir bandoneoncu arıyordu. 1934’ ten itibaren onunla çalıştı; 1935’ te El Dia que me quieras (Beni Seveceğin Gün) adlı filmde çaldı. 1937’ de Buenos Aires’ e döndükten sonra, 1940’ larda Arjantinli ünlü besteci Alberto Ginestera’ nın öğrencisi oldu, bu arada kendi stilinde bestelemeye, düzenlemeye ve tango çalmaya başladı. Ancak stilinin çok değişik olması nedeniyle eleştirildi. Piazzolla bestelediği oda müzikleri, senfoniler, bale müzikleri ve tangolarında kendine özgü stilinde her zaman sadık kaldı.
1954’ te eğitim için bursla paris’ e gitti ve ünlü Fransız eğitmen Nadia Boulanger’ den ders aldı ve orada Gerry Mulligan ile de tanıştı; bir yıl sonra da Arjantin’ e döndü, tangoyu monotonluktan kurtarmak için bir sekizli kurdu ve kendi tango stilini kabul ettirmeyi başardı. O günlerin en ünlü iki tango topluluğu için 200’den fazla parça düzenledi ve Buenos Aires Üniversitesi’ nde konser veren ilk tango müzisyeni oldu. Kısa zaman sonra tiyatro toplulukları, film ve plak şirketlerinden beste siparişleri almaya başladı. Paris Opera Orkestrası Yaylı Çalgılar Topluluğu ve La Scala Opera Orkestrası müzisyenleriyle konserler verdi, 100’den fazla kayıt yaptı. Dünyanın en ünlü senfoni orkestraları onun bandoneon konçertolarını yorumladı.
Tango bugün de bandoneonsuz düşünülemez. Klasik bandoneon 38 düğmesi tiz ve orta sesleri, 33 düğmesi ise bas sesleri çıkaran körüklü bir diyatonik akordeon olarak tanımlanabilir. Avrupa’da icat edilmesine karşın Güney Amerika’ da gelişmiştir. Düğmelere basma anında bir tuşla iki sesi de verebildiği için tangonun 2/4 lük kendine özgü ağır ve güçlü ritmini özellikle belirlemekte de yararlıdır. Bandoneonu tangonun ruhu olarak tanımlayan Piazzolla, akordeonla tango çalmayı da dondurmayı da hardalla yemeğe benzetir. Astor Piazzolla’ nın keman, piyano, bas ve gitardan oluşan beşlisinde bandoneon başroldedir. Genişletilmiş orkestralarda ise ek kemanlar, viyola, viyolonsel ve vurma çalgılar yer alır.
Tangoya yeni bir hava getiren, eski stili benimseyenlerin beğenmedikleri Astor Piazzolla “Tango nedir?” diye sorulduğunda şunları söylemiş: “Her şey! Bir duygu, bir dans, bir ritim, bir yaşam biçimi, bir argo, bir din, bir yasa. Benim için, kesin beste formuna karşın doğaçlamaya olanak sağlayan zengin bir müzik…”
Astor Piazzolla 6 Haziran 1992 günü Buenos Aires’ te aramızdan ayrıldı…
Kaynak: İrkin AKTÜZE
Tangonun Picasso'su
Müziği geleceğe taşıyan büyük Sanatçı
“Herkesin benim müziğimin tango olmadığını söylemesinden bıktım.
Peki diyorum onlara, isterseniz Buenos Aires Müziği deyin. Buenos Airesmüziğine ne denir? Tango. Öyle ise benimkide tango.”
Carlos Gardel ve Anibal Troilo'dan sonra tangonun en büyük ve şaşırtıcımüzisyeni Astor Piazzolla'nın tangoda yaptığı değişikliği ancak Stravinsky veBartok'un yenileme çalışmalarıyla kıyaslayabiliriz.
Resmin Picasso'su ne ise tangoda da Piazzolla odur.
Sanatçı yeni değişik besteleri ve alışılmamış çalış biçimi ile tangoyu bir hafif müzik türü olmaktan çıkararak klasik normlara paralel bir sanat etkinliğine dönüştürmüştür.
Tangoda Piazzolla kadar tartışılan, yadırganan ama sonunda beğenilen ve taklit edilen ikinci bir müzisyen daha yoktur.
Asrın başlarında tangonun Paris'te ve Avrupa'da sevilmesinden sonra Buenos Aires’te kabul görmesi gibi, Piazzolla' da kendisini önce dünyaya tanıttıktan
sonra Arjantin'de gereken konuma gelebilmiştir.
Montevideo'daki bir konserde (Uruguay da tangoya Arjantin kadar sahip çıkıyor) Piazzolla taraftarları ile karşıtları arasında çıkan, polisin karıştığı büyük kavga hala hatırlardadır.
Piazzolla 1953'de yazdığı Buenos Aires Tres Movimientos Sinfonicas adlı yapıtıyla Buenos Aires Fabian Sevitsky Ödülü'nü Paris Konservatuarı'nda bir burs kazanmıştır.
Orada Nadia Boulanger'den kompozisyon dersleri alır. Ama gizli gizli tango çalışmalarına da devam eder.
Tangoları yanında balad ve sonatlar, vals ve süitler, bale müzikleri, orkestra ve bandoneon için konçerto, 1 opera, 37 film müziği, caz, tango çalışmaları yer almakta.
Piazzolla sadece tangonun değil, bütün müzik dünyasının yitirdiği bir sanatçı.
Buenos Aires'te belki Carlos Gardel gibi heykeli dikilemeyecek ama onun açtığı yoldan yürüyen pek çok müzisyen, tangoyu çok uzaklara geleceğin yıllarına taşımaya şimdiden aday.
Fehmi Akgün - 10.07.1992 Cuma (Hürriyet)
Antonin Dvorak Senfoni no.7 Op.70 re minör
İlk olarak 22 Nisan 1885 günü Londra’da, bestecinin yönetiminde seslendirilen bu eser, aynı tonda yazılmış olan Dördüncü Senfoni’den, çoğu kez,”re minör büyük senfoni” diye ayırt edilir. Dokuzuncu Senfoni (Yeni Dünya’dan) ölçüsünde tanınmış olmasa da , Dvorak’ın senfonileri içinde en olgun, anlam derinliği en tamam olanlardan biri sayılır. Besteci bu eseri, Londra’daki Krallık Filarmoni Kurumu’na onursal üye olarak seçildikten kısa bir süre sonra, adı geçen kurumun siparişi üzerine yazmıştır.1884 Aralık ve 1885 Mart ayları arasındaki dört aylık dönemde yaratılmış olmasına karşın, bestecinin, Yedinci Senfoni’yi yazarken, oldukça yoğun bir çalışma temposu içine girdiği, örneğin, giriş kesimini üç kez yeniden yazdığı bilinir. Ayrıca, bilinen bir başka gerçek te, dostu Brahms’ın o sıralardaki son yaratısı olan, Fa majör Üçüncü Senfoni ile başa baş bir senfoni ortaya çıkarabileceğini kanıtlama güdüsüdür. Bu yüzden eserde Dvorak’ın bilinen “ulusalcı” anlayışını tümüyle bir yana bırakmaksızın,Brahms’ın, o arada Wagner’in güçlü etkisi altında, Alman anlayışına öncelik verdiği görülür. Eser ilk seslendirilişinden hemen sonra, Hans von Bülow’un adına sunulmuş, besteci el yazması partisyonun ilk sayfasına ünlü yönetmenin bir fotoğrafını yapıştırarak, üzerine şunları yazmıştır: ”Zafer! Bu esere sen hayat verdin! ”
Senfoninin girişi, ağırlığı, ciddi atmosferiyle dikkat çekici ve etkileyicidir. Girişi izleyen ilk tema, viyolonseller ve kontrabaslarca sunulur. Yoğun enerji yüklü bu temanın ardından, Dvorak’a özgü hareketlilik, kıpırdanma belirir. Korno ve tahta üfleme çalgıların birlikte sundukları ikinci tema, Mi bemol majör tonundadır. Bölüm içinde fazla ağırlığı olmayan bu temayı, flütlerden, klarnetlerden daha sonrada kemanlardan duyulan Brahms’ın ikinci Piyano Konçertosu’nun Andante bölümündeki viyolonsel solosu ile büyük benzerlik gösteren yalın, şiirli bir melodi izler. Bu melodi ilk tema ile birlikte gelişim kesimini oluşturur. Yeniden serim kesiminde ise, alışılmış biçimde ikinci tema majör mod üzerinden yinelenir. Görkemli bir ses birikiminin ardından, bölümün kodasında, baştaki ağır, ciddi havaya dönülür. İkinci bölüm, Dvorak’ın senfonik yaratıları içinde, esin gücü, buluş zenginliği ile, seçkin bir yer tutar. Bestecinin içten inanmış kişiliği, bölümün başında, tahta üfleme çalgıların sundukları koralde açıkça belirir. Kemanların yumuşak yükselişiyle birlikte, flütlerden ve obuadan lirik, duygu yüklü, yeni bir melodi işitilir. Bu geçişin hemen ardından, şaşırtıcı, koyu kıvamlı, Tristan’vari bir “Wagner” atmosferi belirir. Kemanların süsleme notaları ile birlikte, kornoların sunduğu bir başka tema belirir. Bunu izleyen crescendo ise, birdenbire, yeniden Brahms’ı getirir önümüze. Bölümün önem taşıyan son teması, klarnetten duyulan, daha sonra kornoda tekrarlanan, ilkin inici,sonra da çıkıcı karakterde bir cümledir. Bunu, orkestra yazısındaki yoğunlaşma ile birlikte, dinamik bir çıkış izler. Kodanın baş tarafında, koral teması yeniden işlenmektedir. Üçüncü bölümde, bir önceki Brahms etkisi yerini bu kez Çek atmosferine bırakır. Ritmik özellikteki scherzonun ilk kesiminde, birincisi fagottan, ikincisi kemanlardan duyulan, iki değişik tema bir arada sunulur. Bölümün triosu, güçlü anlatımı ve melodisiyle dikkat çekicidir; scherzonun genel olarak hareketli, ritmik karakteriyle karşıtlık gösterir. Kodanın öncesinde, gizemli Wagner tınlaması yeniden belirmektedir. Dördüncü bölüm, rapsodik havasıyla dikkat çekicidir. Klarnetin sunduğu ilk tema, çingene müziği duyarlılığı taşır.Bu yumuşak, lirik girişi, Dvorak’a özgü, çarpıcı, ritmik hareketlilik izler; kemanlardan, fortissimo bir marş ritmi yükselir. Viyola ve viyolonsellerden duyulan, yaygın, dinlendirici, latif bir melodinin ardından, tahta üfleme çalgıların tınılarıyla, çingene müziği atmosferi yeniden ortaya çıkar. Eserin son ölçülerinde, marş ritmi yeniden egemen olmaktadır.
--
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Konserlerini Buyuksehir Belediyesi Konser Salonun da Gerceklestirmektedir.Orkestra Yonetimi Gerektiginde Program Degisikligi Yapabilir.
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
14 yıl önce - Pts 23 Şub 2009, 23:07
II.ULUSAL Prof. Cahit KOPARAL Flüt Yarışması !
(+)
Prof. Cahit KOPARAL (1928-2001)
1928’de Erzurum’da doğdu.
Ankara Devlet Konservatuvarı Flüt Bölümü’nden 1951 yılında mezun olduktan sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na girdi.
1967’de Viyana Müzik Akademisi Yüksek Flüt Bölümü’nü bitirdi.
1984’de Doçent,1994’de Profesör oldu.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Senfoni Orkestrası,Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası ve İzmir Devlet Senfoni Orkestra’larında flüt sanatçısı olarak çalıştı.
Ankara,İzmir ve Adana Devlet Konservatuvar’larında flüt ve nota yazım-basım öğretmenliği yaptı.
Gazi Üniversitesi Eğitim fakültesi Müzik Bölümü’nde flüt öğretmenliği yaparak bir çok müzik öğretmeni yetiştirdi.
Flarmoni derneklerinde çeşitli makaleleri yayınlandı.
Yurt içinde klasik müzik ve flüt hakkında tanıtıcı ve müziği gençlere sevdirici konferans ve açıklamalı konserler düzenledi.
Yurt içinde ve Avusturya,Almanya,İsviçre,Macaristan,Romanya,Rusya ve Kıbrıs’ta birçok orkestra ve oda müziği konserlerine katıldı.
Ayrıntılı Bilgi İçin: http://www.cahitkoparal.org/
|
 |
Uğur YENİLMEZ
14 yıl önce - Çrş 25 Şub 2009, 22:10
Çukurova Senfoni 27-28 ŞUBAT 2009 Konseri !
27-28 ŞUBAT 2009
Cuma:20.00 / Cumartesi:11.00
ŞEF
Hakan KALKAN
SOLİST
Eren KUŞTAN (Keman)
ESERLER
P. I. Tschaikowski – Keman Konçertosu Op.35 Re Majör
U. Cemal ERKİN – 5 Damla
F. Tüzün – Çeşme Başı
Hakan KALKAN (Şef)
1969 yılında Ankara’da doğdu.
1987 Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi, Teori-Kompozisyon bölümüne kabul edildi. Burada Nuran Taşpınar ile Piyano, İstemihan Taviloğlu, Sami Hatipoğlu ve Bujor Hoinic ile teori, solfej ve kompozisyon ayrıca Bujor Hoinic ile orkestra şefliği çalıştı ve 1994 yılında lisans, 1996 yılında yüksek lisans devresini başarı ile tamamladı. Aynı yıl Fransa’ya giderek Conservatoire National de Musique de Perpignan’da Denis Dufour ile kompozisyon elektroakustik, Daniel Tosi ile orkestra şefliği, Marie. M. Mille ile Viyolonsel, Andre Mallau ile vurma sazlar çalıştı ve 1998 yılında Orkestra Şefliği dalında Premier Prix aldı. Bu arada Fransa’da yer aldığı festivaller dahil birçok konser yönetti, ve yaz okullarına katıldı. Daha Sonra Türkiye’ye dönerek Bilkent Üniversitesi, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı.
3 yıl Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası’nın şefliğini yaptı. Bununla birlikte teori, solfej, dikte, orkestra şefliği derseri verdi, akademik koordinatörlük ve Bilkent Senfoni Orkestrası idari direktörlüğünü yaptı. Bu dönem içinde Kompozisyon dalında sanatta yeterlik diplomasını aldı. 1995 yılında Başkent Oda Orkestrası ve Mersin Devlet Opera ve Balesi ile gerçekleştirdiği konserleri takiben, Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası, Çukurova devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Belediye Senfoni Orkestrası, Bursa Bölge Devlet Senfoni Orkestrası, Antalya Devlet Senfoni Orkestrası ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile başarılı konserler gerçekleştirdi ve büyük övgü aldı.
Türkiyenin yetiştirdiği genç orkestra şeflerinden biri olan Hakan Kalkan, 2006 yılından bu yana Antalya Devlet Opera ve Balesi’nde orkestra şefi olarak çalışmalarını sürdürmekte ve her yıl Senfoni orkestralarına konuk şef olarak davet edilmektedir.
Ferit TÜZÜN
(1929 – 1977)
İkinci kuşak bestecilerimiz arasında bir orkestralama ustası olarak tanınan Tüzün, en verimli çağında aramızdan ayrılmıştır.
Öğretmen Mustafa Rahmi Bey’in oğlu olan bestecimiz, küçük yaşta müziğe ilgi göstermiş, yeteneğini belli etmiştir. Babasının ölümü dolayısıyla ortaokulu okumak için Ankara’daki ablasının yanına giden küçük yetenek, Ulvi Cemal Erkin’in dikkatini çekmiş ve 1941 yılında Ankara Devlet Konservatuarı’na Erkin’in piyano öğrencisi olarak girmiştir. Konservatuarda yaptığı beste denemeleriyle de dikkat toplayan Tüzün, Necil Kazım Akses ile armoni ve kompozisyon çalışmıştır. 1950 yılında okulun piyano bölümünü, 1952’de bestelediği “Senfoni” ile kompozisyon bölümünü bitiren besteci, 1954’de devlet bursunu kazanarak Münih Devlet Müzik Yüksek Okulu’nda orkestra şefliği öğrenimini yapmaya başlamış, Fritz Lehmann ve Adolf Mennerich’in öğrencisi olmuştur. Bu arada yaptığı beste çalışmaları, Carl Orff ve Amadeus Hartmann tarafından desteklenmiştir. “Türk Kapriçiyosu” adlı orkestra yapıtı, 1957 yılında Münih Filarmoni Orkestrası’nca seslendirilmiştir. Bu orkestradan yeni bir sipariş alan bestecimizin “Humoresque” adlı orkestra yapıtı da başarı kazanmıştır. (Yapıtın adı daha sonra “Nasreddin Hoca” olarak değiştirilmiştir).
1956 yılında Münih’te orkestra şefliği bölümünü bitiren Tüzün, Almanya’da bir yıl daha çalıştıktan sonra yurda dönmüş, Ankara Operası’na orkestra şefi olarak atanmış ve kısa bir süre sonra Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğüne getirilmiştir. Başarıyla sürdürmekte olduğu müziksel yaşam, 1977’de beklenmedik biçimde noktalanmıştır.
Ferit Tüzün, halk müziğimizin melodik ve ritmik kaynaklarını çok iyi tanımış ve değerlendirmiştir. Ancak, halk müziği temalarını kullanmamış, kendi özgün melodilerini yaratmıştır. Onun yapıtlarında halk müziği bir “hatırlatma” özelliğindedir. Bu sayede besteci, dilediği parlak renkleri coşkulu ritmlerle yoğurmuştur. Orkestralama tekniğini de üstün olduğu için, onun yapıtları dinleyiciye çarpıcı renklerden oluşan bir demet niteliğinde gözükmektedir.
Ferit Tüzün’ün, Türk Beşleri’nden, özellikle Ulvi Cemal Erkin’den etkilenmiş olduğu söylenebilir. Bununla birlikte Stravinski ve Bartok’u da yer yer andıran bir deyiş kullanmıştır. Gereğinde gülmece öğelerine yönelmiş, sonuçta duygu yüklü bir müzikal ifadeyi başarıyla sunmayı bilmiştir.
Bestecinin karakteristik özelliklerini yansıtan yapıtı “Çeşmebaşı” dır. Bu bale suiti, ülkemizde sıkça seslendirilen orkestra yapıtları arasındadır. Tüzün, güçlü bir müziksel anlatımın sürükleyiciliğine inandığı için, “fışkıran bir müziğin beraberinde biçimi de getireceğini” belirtmiştir. Bu sözleriyle müziksel amacı açıklanmış olmaktadır.
“Çeşmebaşı” bale suitinin üç bölümü (1958), Türk Kapriçiyosu ve Humerosque (Nasreddin Hoca), Münih’teki F.E.C. Leuckart Yayınevi tarafından basılmıştır. Geniş bilgi için Ankara Devlet Opera ve Balesi’ne başvurulabilir.
Ferit Tüzün’ün başlıca eserleri şunlardır:
OPERA VE BALE ESERLERİ
1)“Midas’ın kulakları”, iki perde, Güngör Dilmen’in librettosu üzerine, 1966 – 1969.
2)“Çeşmebaşı”, bale suiti, büyük orkestra için, 1964.
ORKESTRA VE KORO ESERLERİ
1)“Ninni”, orkestra eseri, 1950.
2)“Senfoni”, orkestra eseri, 1952.
3)“Atatürk”, Cahit Külebi’nin şiiri üzerine, orkestra eseri, 1952.
4)“Anadolu”, orkestra suiti, 1954.
5)“Türk Kapriçiyosu”, orkestra eseri, 1956.
6)“Humerosque (Nasreddin Hoca)”, orkestra eseri, 1956.
7)“Esintiler”, orkestra eseri, 1965.
8)“Altı Türkü”, dört sesli koro için, 1964.
PİYANO, ODA MÜZİĞİ VE SAHNE MÜZİĞİ ESERLERİ
1)“Trio”, keman piyano ve viyolonsel için, oda müziği eseri, 1050.
2)“Duo”, keman ve piyano için, oda müziği eseri, 1950.
3)“Piyano parçaları”, 1948.
4)“Tema ve çeşitlemeler”, piyano eseri, 1950.
5)“Canzonetta ve Gavotta”, piyano eseri, 1950.
6)“Bir piyes yazalım”, sahne müziği eseri.
--
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Konserlerini Buyuksehir Belediyesi Konser Salonun da Gerceklestirmektedir.Orkestra Yonetimi Gerektiginde Program Degisikligi Yapabilir.
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
14 yıl önce - Pts 02 Mar 2009, 21:44
Çukurova Senfoni 6-7 Mart 2009 Konseri !
6-7 MART 2009
Cuma:20.00 / Cumartesi:11.00
Çukurova Müzik Dostları Derneği
“V.Uluslararası Çukurova Çoksesli Müzik Festivali Açılış Konseri”
ŞEF
Emin Güven YAŞLIÇAM
SOLİST
Cihat AŞKIN (Keman)
ESERLER
L. van Beethoven – Egmont Uvertürü Op.84
H. Wieniawski – Keman Konçertosu no.2 Op.22 re minör
L. van Beethoven – Senfoni no.3 Op.55 Mi Bemol Majör (Eroica)
EMİN GÜVEN YAŞLIÇAM
ÇUKUROVA DEVLET SENFONİ ORKESTRASI
ŞEFİ VE GENEL SANAT YÖNETMENİ
1975 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Keman Dalı Yüksek Bölümü’nden mezun olduktan sonra 2 yıl Ankara Devlet Operası’nda orkestra sanatçısı olarak görev yapmış, daha sonra İtalya devletinden 4 yıllık burs kazanarak bu ülkede orkestra şefliği ve kompozisyon çalışmalarını sürdürmüş, Roma Santa Cecilia Konservatuarı’nda Armanda Renzi, Teresa Procaccini, Bruno Aprea, Franco Ferrara yönetmenliğinde orkestra şefliği ve kompozisyon bölümünden birincilikle mezun olmuştur. Londra’da Canford Summer School’da George Hueres ile Münih’te Ceribidacci ile şeflik dalında yüksek ihtisas görmüş, ayrıca Siena’da Franco Ferrara yönetmenliğinde Accademia Chigiana ile orkestra şefliği yaz kurslarını başarıyla bitirmiş olup, onur diploması ile ödüllendirilmiştir. Roma’da 1983 Ekim ayında Centro Internazionale (Foyer des Artistes) tarafından en başarılı genç orkestra şefi seçilmiş ve altın madalya ile ödüllendirilmiştir. 1985 yılına kadar 4 yıl süreyle Filarmonici Romani Orkestrası’nın devamlı şefliğini yapmış olup bu orkestranın kurucularındandır. 1986 yılı Şubat ayında San Remo Senfoni Orkestrası ile G.Paisiello’nun 6 Menuetto’sunun 200 yıl sonra dünyada ilk çalınışını gerçekleştirmiştir. 1986-1989 yılları arasında Lecce İtalya Senfoni Orkestrası’nın esas şefliğini (Direttore Principale) yapmıştır. Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde konser vermiş olup, 1987 yılında Polonya Opole Orkestrası ile Nevit Kodalli’nin Viyolonsel Konçertosunu Prof. Ali Doğan ile seslendirmiş, Bu konçerto ile Beethoven 2. Senfoni’yi plak yapmış ayrıca 1991 Aralık ayında italyan çağdaş besteci Marino Cesa’nın eserlerini CD olarak gerçekleştirmiştir. Scarlatti, Bellini, Senegalia, Aversa ve Napoli gibi önemli konkurların (yarışmaların) devamlı jüri üyeliğini üstlenen Emin Güven Yaşlıçam, Ekim 1990 tarihinde İtalya Verberia’da yapılan konkurda, çeşitli ülkelerde düzenlenen konkurlara jüri üyesi olarak 24 kez katıldığından dolayı onur diploması ile ödüllendirilmiştir. 1980-85 tarihleri arası Polonya, 1985-88 tarihleri arası Avellino Senfoni Orkestrası’nın genel sanat yönetmenliğini ve orkestra şefliğini yapmıştır. Emin güven Yaşlıçam 2002 –2003 yıllarında yurtdışında çeşitli ülkelerde konser vermiştir. Brezilya Porta Aallogra-San Paulo, Arjantin Bahia Blanca-Buenos Aires (Tiatra Colanna) ve Meksika Toluca ve Mexico City, Paris Festival Orkestrası gibi önemli orkestraları yönetmiştir. Ayrıca birçok Avrupa ülkesinde orkestra şefliği yapmış olan Emin Güven Yaşlıçam, 26 Nisan 2002 tarihinde Viyana Filarmoni Orkestrası ile Music Sarayı’nda çok önemli bir konser vermiş olup büyük övgü kazanmıştır. 8 Mayıs - 18 Mayıs arasında Roma, Belçika, Milano da Scala orkestrası ile konser vermiştir. Kasım ayında dünyanın en büyük orkestralarından biri olan Pittsburgh da Pittsburgh Senfoni ile konser vermiştir. Ağustos 2003 tarihinde Raineca’nın ilk dünya kaydı olmak üzere 3. Senfonisi ve 2 Flüt Konçertosu’nu CD yapmıştır. Ayrıca Milano Oda Orkestrası ile 2003 Nisan ve 2004 Şubat tarihlerinde Avrupa turnesi gerçekleştirmiştir. Cemal Reşit Rey Konser Salonu tarafından İstanbul’un kurtuluşu nedeniyle istek üzerine bestelenen ve 6 Ekim 2004’te dünya prömiyeri gerçekleştirilen İstanbul senfonik süiti ve 20 Kasım 2004’te CRR IX. Uluslararası Mistik Müzik Festivali Açılış Konseri’nde yine dünya prömiyeri gerçekleştirilen “Senfoni ile İlahiler” Konseri’ni büyük bir başarı ile gerçekleştirmiştir. 2005 yılında İtalya’da Lecce Senfoni ile konser yapmış ve Moskova senfoni orkestrası ile turne yapmıştır. Ayrıca Mayıs 2004 tarihinde 120 kişilik Bari Senfoni Orkestrası ile Avrupa ve İstanbul turneleri gerçekleştirmiştir. 1997 yılından beri, Amerika, Mexico, Cairo, Argentina, Brezilya senfoni orkestralarının daimi misafir şefliğini yapmaktadır. Halen Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası’nın daimi şefi ve genel sanat yönetmenidir.
CİHAT AŞKIN (keman)
Günümüzün önde gelen keman virtüozlarından ve Türk Keman Okulu'nun uluslararası temsilcilerinden Cihat Aşkın, son yıllarda kazandığı haklı ve sağlam ün ile kuşağının önde gelen sanatçılarından biri olarak adını duyurmaktadır. Uluslararası alanda Amerika, Asya, Avrupa ve Afrika'nın bir çok yerinde konserler ve resitaller veren, radyo, TV ve CD kayıtları gerçekleştiren, kemancılığının yanı sıra, kuruculuğunu yaptığı İstanbul Oda Orkestrası ve Filarmonia İstanbul orkestralarının da yöneticiliğini yapmış olan Aşkın, birçok başarılı projeye imza atmış ve kendi adını verdiği Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) projesi ile Türkiye'nin her yerinden topladığı öğrencilerin gelişimlerinde büyük rol oynamıştır.
Aynı zamanda Müzik İleri Araştırmalar Merkezi'nin (MIAM) kurucularından ve yöneticilerinden biri olan Aşkın akademik alanda görev yaptığı İTÜ ve Türk Müziği Devlet Konservatuarı çatısı altında sanatsal faaliyetlerini sürdürdüğü gibi Türkiye, Bulgaristan, Polonya, İsrail ve İsviçre gibi ülkelerde çeşitli yarışmalarda jüri üyesi olarak bulunmuş ve 1999 yılından beri İsrail, Keshet Eilon Keman Masterclasslarında fakülte üyesi olarak görev yapmaktadır.
Dünyanın dört bir yanında festival ve konserlere katımış, Cobos, Dmitriev, Yoel Levi ve Shlomo Mintz gibi müzisyenlerle konserler vermiş olan Aşkın, İstanbul'da doğmuş ve Prof. Ayhan Turan'ın sınıfından mezun olarak gittiği Londra, Kraliyet Müzik Koleji'nde Rodney Friend ve City University'de Yfrah Neaman ile çalışmıştır. Ruggierro Ricci ve Dorothy Delay gibi ustalardan kısa süreli faydalanmış olan Aşkın aynı zamanda Master ve Doktora çalışmalarını yürüterek yurda dönmüş ve 1998 de İTÜ'den Doçent ünvanını, 2006 da ise Profesör ünvanını kazanmıştır.
Keman sanatçılığının yanısıra beste çalışmalarınada ağırlık veren Aşkın, keman ve değişik çalgılar için besteler, keman için aranjmanlar ve film müzikleri alanında da önemli çalışmalar yapmıştır. Aşkın Ensemble'ın kurucusu ve yöneticisi olarak yaptığı çalışmalar kendisini bu alandada önemli bir konuma getirmiştir.
Kalan Müzik sanatçısı olarak Çağdaş Türk Keman yapıtlarının CD çalışmalarını yürüten sanatçıya Yalçın Tura, Ertuğrul Oğuz Fırat, Arda Agoşyan ve Oğuzhan Balcı keman konçertolarını ithaf etmişlerdir. Aşkın aynı zamanda Warner Classics ve CPO gibi firmalar içinde CD ler doldurmuştur. Akses ve Erkin gibi bestecilerimizin konçertolarının ilk CD lerini yapan sanatçı, dünya keman literatüründe bir ilk olan Kreutzer 42 Etüd albümünüde 2006 yılında yayınlamıştır. Menuhin ve Flesch yarışmalarında çeşitli ödüller kazanan sanatçının birçok ödülü ve vardır ve en son 2002 yılında Roma'da Foyer des Artistes ödülünü kazanmıştır. Sanatçı konserlerinde Jean-Baptiste Vuillaume (1846) keman ile çalmaktadır.
Ludwig van Beethoven
Egmont Op.84
İlk yorumu: 1810, Viyana. Beethoven’in “Egmont” trajedisine yazdığı müzik Goethe’ye olan hayranlığının anıtsal belirtisidir. “Goethe için on defa ölüme razıyım… Ona olan bağlılığımın doruğunda doğdu ’Egmont’ müziği… Goethe yaşıyor ve bizim de kendisiyle yaşamamızı istiyor. Bu istek ‘Egmont’u bestelememin en açık nedenidir ve hiçbir yazar ve ozan Goethe kadar kolay bestelenemez…” der Beethoven. Fakat Goethe böyle konuşmaz Beethoven için. Ozan, bestecinin coşkun bir hayranı olmamış, kulaklarının duymazlığına bağladığı bir nedenle sosyal ilintilerden yoksun bir zavallı olarak yorumlamıştır. Beri yanda Beethoven fark etmiştir şairdeki onuru. Ama gördüğü karşıt düşün ve anlayış engelemez ona saygısını. Çünkü Goethe, ölesiye bağlandığı bazı inançların simgelerini vermiştir; ülkesinin özgürlüğü uğruna can veren Kont Egmont’un dramı gibi…
16’ncı yüzyıl ortalarında yaşamış bir askerdir Egmont. O çağda Belçika ve Hollanda, İspanyol egemenliği altındadır. Egmont önce İspanyol ordusunda subay olarak görevlenir ve ilkesini gene İspanyollarla beraber Fransızlara karşı savunur. Fransız ordusu yenilgiye uğramış, İspanya tahtına oturan İkinci Philip egemenligin süreceğini bildirmiştir. Flandre için bağımsızlık bekleyen Egmont ve yanındakiler düş kırıklığına uğrayınca başkaldırırlar. İspanya’dan gelen Alba Dukası kahramanı yakalatarak idam ettirir. Bu ölüm Belçika ve Hollanda’da genel bir başkaldırının ateşini alevlendirmeye yetmiştir.
Goethe’nin Egmont’u genç, yakışıklı bir kahramandır. Claerchen adlı bir sevgilisi vardır. Gerçek başkadır beri yanda. Şöyle der ozan bu konuda: “Tarihin bize anlattığı on iki çocuk sahibi, çirkin bir Egmont’u nasıl kahramanlaştırabilirim? Elbet değiştirecek, ozanca buluş ve armonilerime uyduracağım. Ozanların tarihçi olmadığını unutmayalım…”
Viyana Saray Tiyatrosu yöneticiliğine gelen Josef Haertl 1808 yılında müzik ısmarlar “Egmont” için Beethoven’e. İki yılda şu bölümlerden kurulu bir dizi doğar: Uvertür –Dört ara müziği, Claerchen için iki şarkı, Claerchen’in ölümü için müzik, bir “Melodram” ve “Final – Zafer Senfonisi”. Dizinin en ünlü parçası olan uvertür korkutucu, ürkütücü bir “giriş”le başlar, özgürlüğü yansıtan yumuşak bir tema ile sürer, “Zafer Senfonisi” nin coşkunluğu ile biter.
Henrie Wieniawsky
Keman Konçertosu no.2 Op.22 re minör
19. yüzyılın ikinci yarısında keman üzerindeki ustalığı ve kişisel niteliğiyle iki sanatçının seçkinleştiği görülür. Joseph Joachim ve Henrie Wieniawsky. İkincisi aynı zamanda besteci olarak da tanınmış, çalgısı için bıraktığı yapıtlar daima ilgi görmüştür. Moskova’ da yardımsız ve gelirsiz kalan, ağır bir hastalık sonucu genç yaşta ölen Wieniawsky keman için iki konçerto bırakmıştır. Bunlardan özellikle Fransız okulu etkisinde yazılmış “ikinci” konçerto kemancıların gözde repertuvarı arasında sayılır.
Birinci bölüm (Allegro moderato) orkestranın sunduğu ilk “tema” ile girer, kemanın devraldığı melodi çeşitli süslemelerle kornonun verdiği ikinci “tema”ya ulaşır. Birinci ve ikinci bölümler arasındaki bağlantıyı klarnetin uzunca bir “geçiş”i kurar, lirik bir şarkı karakterindeki ikinci bölüm (Romance:Andante non troppo) kemandan yansıyan bir “kadans”la üçüncü bölüme (Allegro moderato) bağlanır. Besteci “a la Zingara – Çingene tarzında” sözcüğüyle bölümün özelliğini belirtmiş, başlıca iki “tema”nın sunuluşunda kemanı görevlendirmiştir.
Ludwig van Beethoven
Senfoni “Mi bemol majör” “Eroica – Kahramanlık”
İlk yorumu: 1805, Viyana. Bu büyük senfoninin, bu devrimci, yenileyici yapıtın ilk çalışmaları 1802 yılında başlamış, 1803 yılı boyunca sürmüştür. “Üçüncü Senfoni” müzik dışı bir konunun anlatımı, tanımlanması amacına yönelmiş bir denemedir ve bu konuda o çağa damgasını vurmuş bir kişdir. Napoleon’dur. Başlangıçta sanatçının en içten duygularla bağlandığı özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin savunucusu gibi görünen Napoleon geniş sevgi toplamış, adeta tanrılaştırılmıştı. “Üçüncü Senfoni”nin üzerine “Sindonia grande intitulata bonoparte” cümlesinin yazılışı bu nedenledir. Ancak Korsikalı’nın 1804’de “imparator” oluşu bestecide öyle bir düş kırıklığı yatarmıştır ki partisyondaki bu adanışı kağıdı yırtarcasına silmiş, yerine “Sinfonia Eroica” sözcüklerini yazmıştır. Yapıtın ilk çalınışı büyük ilgi görmemiş, ancak halk, müzik sanatında bazı ilke ve anlamların değiştiğini sezebilmiştir. “Üçüncü Senfoni” Beethoven’in bu türde en sevdiği eseri olarak kalmış, bu konuda kendisine yöneltilen sorular daima tek adla yanıtlanmıştır: “EROİCA”.
Birinci bölüm (Allegro con brio) orkestranın iki “fortissimo” akorundan sonra viyolonsellerin sunduğu ana “tema” ile girer; bu tümce kah gerilimli, kah neşeli, kah acılı karakterlerle belirerek bölümü kapsayacaktır. İkinci “tema”nın sunuluşunu birbirine bağlı müzik örgüleri ve üçüncü tema izler. Bölüm bu tema’nın umulmadık tekrarıyla “coda”ya ulaşır.
İkinci bölüm (Marcia Funebre : Adagio assai). Müzik edebiyatında eşine kolay rastlanmayan güzellikte bir “ölüm marşı” dır. İki tema ile işlenmiş bu lirik parçanın senfonide neden “ölüm marşı” olarak yer aldığı hala tartışılan bir konu olarak kalmıştır.
Üçüncü bölüm (Scherzo: Allegro vivace, Trio), eski senfoni yapısında “menuetto” nun yerine geçen gerçek anlamda bir “Scherzo”, bir av partisidir.
Dördüncü bölüm (Finale: Allegro molto), sonat biçiminde, çeşitleme dizisiyle süren, başlıca iki “tema”dan kurulu bir parçadır. Bir tür zafer şenliğiyle senfoniyi tamamlar.
--
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Konserlerini Buyuksehir Belediyesi Konser Salonun da Gerceklestirmektedir.Orkestra Yonetimi Gerektiginde Program Degisikligi Yapabilir.
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
Uğur YENİLMEZ
14 yıl önce - Sal 10 Mar 2009, 19:24
Çukurova Senfoni 13-14 Mart 2009 Konseri !
13-14 MART 2009
Cuma:20.00 / Cumartesi:11.00
ŞEF
Suzanna PESCETTI
SOLİST
Benyamin SÖNMEZ (Viyolonsel)
ESERLER
A. Dvorák – Viyolonsel Konçertosu Op.104 si minör
F. Mendelssohn-Bartholdy – Senfoni no.3 Op.56 la minör (İskoç)
Susanna Pescetti - Şef
Susanna Pescetti Napoli San Pietro a Majella Konservatuvarı’nda A. Panella, V. Vitale ve C. Pagliuca ile piyano ve kompozisyon, ardından Pescara Akademisi’nde D. Renzetti ile şeflik çalıştı. Venedik B. Marcello Konservatuvarı’nda piyano öğretmeni olan Pescetti Fransa, Belçika, Lüksemburg, Norveç, Arnavutluk, Rusya, Meksika, Portekiz, Çekoslovakya ve Bulgaristan’da Guanajuato Senfoni Orkestrası, Meksika Estado Senfoni Orkestrası, Madeira Klasik Orkestra, Stat Iasi Filarmoni Orkestrası, Friuli Senfoni Orkestrası, Bari Senfoni Orkestrası, Abruzzese Senfoni Orkestrası, S. Carlo Tiyatrosu Solistleri Oda Orkestrası, Salerno G. Verdi Tiyatrosu Senfoni Orkestrası, Roma Opera Oda Orkestrası ve Acapulco Orkestrası gibi bir çok orkestrayı yönetmiştir. Aralarında Toluca-Felipe Villanueva Salonu, Messico-San Benito Abad Tiyarosu, Guanajuato Tiyatrosu, Napoli-Mercadante Tiyatrosu, Salerno-Verdi Tiyatrosu, Bari-Villa Romanazzi, Napoli-RAI Konser Salonu, Cosenza-Rendano Tiyatrosu, Verona-Filarmoni Tiyatrosu, Salonicco-Kratiko Tiyatrosu, Napoli-Bellini Tiyatrosu, Benevento-Romano Tiyatrosu, Aquila S. Filippo Neri Konser Salonu, Napoli-Akdeniz Tiyatrosu, Prag-Simon Juda Kilisesi Özel Martinu Müzik Akademisi Salonu, Strazburg-Konservatuvar Salonu, Lüksemburg-Pescatori Tiyatrosu, Brüksel-Radyo Salonu, Milano-Cumhuriyet Sarayı Konser Salonu, Paris-Bercy Sarayı Konser Salonu, Oslo-Olav Akademisi Salonu, D. Shostakovic Filarmoni ve Erkolano Konser Salonu bulunan bir çok önemli konser salonu ve binasında konser vermiştir. G. Albertazzi, P. Micol, M. Dragoni, C. Gasdia, K. Ricciarelli, C. REmigio, U. Gregoretti ve M. Scaparro gibi solistlerle çalışmıştır. RAI ve Musicaimmagine Records işbirliği ile Rovigo tiyatrosu Konser Salonu’nda besteci N. Sani’nin “Una Favola per caso” Operası’nın ilk seslendirilişini ve kaydını yaptığı gibi Napoli Mercadante Tiyatrosu’nda Bongiovanni Label ile Pietro Mascagni’nin In Filanda Operası’nın ilk kaydını gerçekleştirmiştir. Napoli Oda Orkestrası Solistleri’nin müzik direktörüdür.
Benyamin Sönmez - viyolonsel
2006 yılında Yeni Zelanda’da
M. Rostropovich’in patronajında düzenlenen Uluslararası Adam Viyolonsel Yarışması'nda 350 profesyonel çellist arasindan ilk beşe girerek büyük başarı gösteren Benyamin Sönmez, ayrica en iyi Boccherini yorumcusu ödülünü kazandı.
Sönmez, 1983 yılında Bremen’de doğdu. İlk çello eğitimine 14 yaşında başladı ve 17 yaşında ulusal çello yarışmasında birinci oldu. 2000 yılında İşSanat’da düzenlenen BBC Solistleri dizisinde yer aldı. Kısa bir sure Ankara Devlet Konservatuvarında eğitim gördükten sonra 2001 yılında Leipzig’de düzenlenen uluslararası Young Concert Artists yarışmasında Barenreiter Ödülünü kazandı. Aynı yıl Yuri Bashmet’in desteği ile Stuttgart Müzik Yüksek Okulunda dünyaca tanınmış rus çellist Prof. Natalia Gutman ile ilk profesyonel müzik çalışmalarına başladı.
Gittiği her ülkede ilgi ve hayranlıkla karşılanan ve J.S.Bach’tan S. Gubaidulina’ya kadar geniş bir repertuvarı olan Sönmez, M. Rostropovich, David Geringas, Frans Helmerson, Philippe Muller, Gary Hoffman, Alexander Rudin, Karine Georgian, Colin Karr, Miklos Perenyi ve Yo Yo Ma gibi sazının dev isimleri ile de kariyerini derinden etkileyen aktif Master Class’larda bulundu.
Rostropovich’in, viyolonsel jenerasyonunun başarılı genç temsilcilerinden olarak nitelendirdiği Sonmez, ayrıca İngiltere’de Barok çellonun üstadı Anner Bylsma ile Bach’in çello solo süitlerini otantik stilde çalışmıştır. Strad dergisi, Harry Potter filminin çekimlerinin yapıldığı katedralde Sönmez’in otantik sazla yorumladığı Bach süitlere ayırdığı makalesinde kendisinden “içinde Bizans renkleri barındıran çok zarif, görkemli bir yorum ve barok zarafetini sonuna kadar tattıran genç Türk…” diye bahsetmiştir. Sönmez, ayrıca kurucusu olduğu, şef ve solistliğini yaptığı Camerata Barocco toplulugu ile de konserler vermektedir. Davet edildiği önemli müzik festivalleri arasinda Schleswig Holstein (Almanya), Oleg Kagan Festivali (Almanya-Rusya), Adam Çello Festivali (Yeni Zelanda) ve Manchester Viyolonsel Festivali (İngiltere) ilk akla gelenlerdir. Sanatçı, ayrıca bu yıl içinde (2007) kutlanan M.Rostropovich’in 80. yaş günü şerefine verilen bir dizi etkinliğe de davet edilmiştir. Dmitri Şostakoviç’in 100. yıldönümü anısına eski Sovyet ülkelerinde bestecinin konçertolarını seslendiren Benyamin Sönmez, ayrıca partneri olan piyanonun dev ismi Oxana Yablonskaya ile birlikte resitaller vermektedir.
Christoph Eschenbach, Kurt Sanderling, Donald Runnicles ve Valery Gergiev gibi şeflerle sahneye cikan Sönmez, yakın zamana kadar tek ve son öğrencisi olduğu Natalia Gutman ile Moskova Çaykovski Konservatuvarı’nda sürdürdüğü eğitimine, bu yıl itibariyle Almanya’da Heinrich Schiff ile devam edecektir.
Antonin Dvorák
Viyolonsel Konçertosu Op.104 “si minör”
İlk yorumu: 1896, Londra. Dvorák’ ın ilk viyolonsel konçertosu gençlik denemesi olup, 1865’te yazılmış. Amerika’ da bestelenen ve çağın ünlü Çek viyolonselcisi Hanuş Vihan’a adanan “Si minör” konçerto ilkinden otuz yıl sonra Amerika’da doğmuş, Brahms’ın partisyonu ilk görüşünde hayranlığını gizleyemediği yapıt ilk defa viyolonselist Leo Stern tarafından yorumlanmıştır.
Birinci bölüm (Allegro) klasik-romantik sanat yapısına tipik bir örnektir. İki esas “tema” “tutti” tarafından başlangıçta arka arkaya sunulur.Bir üçüncü nefis melodi ortalarda belirir, orkestra ve solo çalgı bütün bu malzemeyi çatışmadan, dengeli ve eşit sorumlulukla parlak bir sonuca bağlar.
İkinci bölüm (Adagio ma non troppo) bestecinin tüm verimi arasında zarafet ve içtenliği ile seçkinleşen bir dokudur. Üç kesimli bir halk türküsü obua ve fagotta yansırken bestecinin “Beni yalnız bırak, rüyalarıma ulaşayım…”dizesiyle başlayan şarkısı bölüme katılır. Bu katılışın nedeni aynı şarkıyı çok seven baldızı Kontes Kaunitz’in o sıralardaki ölümüdür.
Üçüncü bölüm (Allegro moderato) orkestranın kısa girişiyle başlar, solo çalgı “rondo” biçimindeki ana “tema”yı sunar, bunu viyolonselin önce klarnetle sonra “birinci kemanla” diyaloğu izler, viyolonsel kendi partisini “pianissimo”ya dek sürükler, orkestra, Amerika’da yazılmasına karşılık Bohem renkleriyle süslü eseri fırtınalı bir “coda” ile tamamlar.
Felix Mendelssohn-Bartholdy
Senfoni Op.56 No.3 la minör “İskoç”
İlk yorumu : 1842, Leipzig. Bestecinin 1829 yılında İskoçya’ya yaptığı gezi iki yapıtının doğmasına yol açmıştır. “İskoç” adıyla bilinen senfoni ve “Fingal Mağarası” uvertürü. Edinburgh’dan ailesine gönderdiği bir mektubunda şu satırlar yer alır: “Bugün güneş batarken Kraliçe Mary Stuart’ın yaşadığı sarayı gezdik. Sevgilisi ozan ve şarkıcı Rizzio’nun öldürüldüğü küçük odayı, taç giydiği küçük kiliseyi gördük… Her yer harap durumda… Sanıyorum ki bu akşam ‘İskoç Senfonisi’nin başlangıcını buldum…”
Tümü sonat kalıplarına uygun olarak düzenlenen dört bölüm aralıksız yorumlanır.
İlk bölüm (Andante con moto.Allegro un poco agitato) karanlık renkli bir doğa tablosunu andıran ”andante” ile başlar. Obua melodisinin, bölümünün temeli olan iki tema ile ilintisi açıktır. Bölüm bu iki elemanın ritmik bir “tutti” ile “coda” ya ulaşımında biter.
İkinci bölüm (Vivace non troppo), klarnetin verdiği “Charlie is my darling” adlı şarkının melodisi ile başlayan yaylı çalgıların sunduğu tipik bir İskoç halk ezgisiyle süren ‘Scherzo’ dur.
Üçüncü bölüm, “Adagio” iki temanın karşılıklı çekişmesidir.
Dördüncü bölüm (Allegro vivaccissimo-Allegro maestoso assai) hareketli, ritmik, neşeli bir hava içinde gelişir, gene şenlikli bir “coda” ile sonuçlanır.
--
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Konserlerini Buyuksehir Belediyesi Konser Salonun da Gerceklestirmektedir.Orkestra Yonetimi Gerektiginde Program Degisikligi Yapabilir.
Saygilar;
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Keman Sanatcisi Ugur YENILMEZ
E-posta:
cukurovasenfoni@gmail.com
Web:
http://www.cukurovasenfoni.org
CukurovaSenfoni Toplulugu:
http://groups.google.com/group/cukurovasenfoni
Facebook CukurovaDevletSenfoniOrkestrası Toplulugu:
http://www.reklam_link/group.php?gid=10022564539 ...amp;ref=mf
Tel:
0322 4545018
Adres:
Cukurova Devlet Senfoni Orkestrasi Buyuksehir Belediye Konser Salonu Atatürk Caddesi 01120 Seyhan/ADANA
|
 |
sayfa 22  |
ANA SAYFA -> ADANA
|