1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3  |
| Demokrasiye giden yol nereden geçer? |
| a)Hoşgörü |
 
|
65.5% |
[95] |
| b)Siyasi parti çay ocağından |
 
|
34.5% |
[50] |
|
| Toplam Oy : 145 |
|
 |
ibrahim Sen
14 yıl önce - Cum 06 Şub 2009, 01:59
Demokrasiye giden yol Tahammül ve toleranstan geçer.
Demokratik olmak söylemekle olmaz,bunu özümseyebilmek önemli olan.
Özümsenen bir demokrasi anlayışı,söze gerek bırakmayan,davranış,hoşgörü ve düşünce tarzıyla kendini gösterir
|
 |
Hakan AKARSLAN
14 yıl önce - Cum 06 Şub 2009, 11:59
| Alıntı: |
Yazının başlığı bile demokratik değil.
Gerçek budur, ister kabul edin, ister etmeyin der gibi.
Bu cümle zorlama cümlesidir.
Başka düşüncelere hayat hakkı tanımayan bir anlayışın yansımasıdır.
Dünyanın şeriat uygulanan hangi ülkesinde demokratik yaşam var?
Demokrasiden anlaşılan farklı birşey ise o zaman ne diyelim ki? |
Bu islamın gerçegidir.Müslümanlar şeriata inanırlar.
Bakın dediniz gibi ister kabul edersiniz ister red edersiniz.
insan ise, hür bir varlıktır. kabul de edebilir, ret de...
DİNDE ZORLAMA YOKTUR.
Başka düşüncelere hayat hakkı tanımasaydık
şuan bütün müslümanlar ayaklanır önüne gelen herkezi susturmaya çalışırlardı.
nitedikim. Hz muhammed(s.a.v) döneminde nede osmanlı döneminde
Başka inanışlar yaşam tarzları içinde olan insanlar ve devamlı mazlumlara destek çıkılışmıtır..
devamlı insanlar için çalışılmıştır.Tarih kitablarını karıştırısanız anlarsınız.
ispanyadaki yahudi azınlığı ve yugoslavyadaki hristiyanlara yardım edilmiştir ve bunun gibi birçook örneği vardır. siz hala Başka düşüncelere hayat hakkı tanımayan bir anlayıştır diyorsunuz.
sizinki aslında başka düşüncelere hayat hakkı tanımıyorsnuz.
Demokrasi görüyoruz şimdi filistinde 60 yıldır zülüm yapılor bütün dünya ülkeri susmuş olan bitenleri izliyor.Ve bu izliyen ülkerde hep demokrasi vardır...Nerde söyleyin demokrasi..
ama aynı ülkeler rusya ve gürcistandaarsında çıkan savaşta bütün üllerde eleştrildi
hiçbir ülke susmadı neden çünkü onlar hristiyan diye müslümanlar ölürse ölsün..
sizin demokrasi anlaşıyınız bu demek.Şuan türkiyede bayan tesettürlü bir bayan üniversite girmiyor. neden? Demokrasi oldugu içindir..
sözün özü Cumhuriyet kurulalı 85 sene oldu. Hâlâ gerçek din hürriyeti yok Müslümanlar için.
Birde demişsiniz.
Dünyanın şeriat uygulanan hangi ülkesinde demokratik yaşam var?
Bu çümleyi biraz açmak gerekir.
Dünyada kaç ülke vardır şeriat kurallarını uygulayan.
İslamdan hiçbir taviz vermeden .Neredeyse hiç yoktur.
o yüzden bilip bilmeden konuşmayın...
Biz Müslümanlar Yakın Tarihte Çok Korktuk, Çok Sıkıntılar ve Çileler Çektik, Çok Ezildik
BEYAZ Türkler son aylarda samimî veya gayr-i samimî bir korkular ve endişeler deryasına battılar. Korkuyorlar, çok endişe ediyorlar... Türkiye İslâmlaşıyor... Laiklik elden gidiyor... Kadın ve kızlar başörtüsü takmaya yöneliyor... Din güçleniyor... Misyonerler tehdit ediliyor... Daha ne korkular, ne endişeler...
Bu korkuların bir kısmı samimî ve yürekten olabilir. Korkunun samimî olması, doğru ve isabetli olmasını gerektirmez. İnsan, gerçekten, samimî bir şekilde korkar, fakat bu korkusu yersiz ve kuruntu olabilir. Samimî korkanlar, sağlam gerekçelerle bu korkularını isbatla yükümlüdür. Niçin korkuyor? Korkmakta haklı mıdır?
Korkuyorum, o halde korkularım haklıdır ve doğrudur... Böyle bir muhakeme tarzı temelsizdir.
Bir de, samimî olmayarak, yalancıktan, rol yaparak, parayla tutulmuş ağlayıcı karılar gibi korkanlar vardır. Böyleleri ahlâksızdır, münafıktır.
Fazıl Say adında bir müzisyen Türkiye’nin İslâm’a kaymasından dolayı çok korktuğunu ve ülkeyi terk etmeyi düşündüğünü patetik ve gürültülü bir üslupla açıkladı ve hayli alkış ve protesto topladı.
Türkiye’nin İslâm’a kaymasını istemeyebilir, sevmeyebilir ama korkması bence yersizdir. Ona ilişen yok, kendisini rahatsız eden yok. Durup dururken niçin korkuyor?
Silik bir romancı olan Orhan Pamuk bir İsviçre gazetesine Türkiye aleyhinde beyanat verdi ve bir anda meşhur oldu. Bu şöhret ona büyük bir itibar ve servet kazandırdı. Adeta piyangonun büyük ikramiyesi vurdu kendisine. Acaba Fazıl Say, Orhan Pamuk’un izinden mi gidiyor?..
Fazıl Say’a vatandaşlar o kadar fazla protesto mesajı göndermişler ki, e-mail sitesini kapatmak zorunda kalmış. Yersiz, şişirme, hesaplı kitaplı korkuların faturası böyle olur. Bumerang gibi döner kendi başına vurur.
Bu ülkenin çoğunluğunu ve dominant unsurunu teşkil eden biz Müslümanlar uzun bir zamandan beri kendi öz vatanımızda korku içinde yaşıyoruz. Bir ara din hocalarımız, tarikat şeyhlerimiz, aydınlarımız, seçkinlerimiz İstiklal Mahkemeleri kararlarıyla idam edildi. Nicesi zindanlarda çürüdü...
üç beş Müslüman bir araya gelip dinî kitaplar okuyamadı, sohbet edemedi.
Tamamen dinî, imanî, vicdanî bir iş olan zikrullah yapmak ağır suç sayıldı. Yakalananlar kelepçelenip zincirlendi, hapse tıkıldı. Ağır ceza mahkemelerinde muhakeme edildi.
En ufak bir hakaret ve şiddet içermeyen fikir, görüş, tenkit ve yazılardan dolayı nice Müslüman gazeteci, yazar, aydına cani muamelesi yapıldı.
Ulemadan İskilipli Atıf efendinin, Şapka Kanunu’ndan önce yayınlamış olduğu “Şapka Meselesi ve Frenk Mukallitliği” adlı kitabından dolayı idam edildiğini unutmadık.
Bediüzzaman Said Nursî, 1925’ten 1960’taki vefatına kadar sürgünde yaşadı, sürüm sürüm süründürüldü.
Siyasetle hiç ilgisi olmayan Nakşibendî şeyhi Abdülhakim Arvasî, Ankara’nın Bağlum köyünde sürgün iken öldü. Suçu neydi? Suçu muçu yoktu ama Beyazlar öyle istemişlerdi.
Doksan yaşındaki Şeyh Esad Erbilî Efendi, Erenköyü’ndeki evinden alındı, ve Menemen’e sürüklendi. Orada hastahanede şehid edildi.
Bu memlekette uzun yıllar boyunca din kitabı okumak, din kitabı bulundurmak, dini sohbet veya zikrullah yapmak suç olarak kabul edildi.
Nurcular, mahkemeler tarafından bin kere beraat ettirildi, bu kararlar kaziye-i muhkeme (kesin hüküm) haline geldi, lakin 1001’inci defa yine tutuklandılar.
Bendeniz o kadar çok fazla zulme uğramadım. İpten kazıktan kurtuldum, işte yine yazılarımı kaleme alıyorum. Kaç kere evim ve yazıhanem arandı, kitaplarım ve evrakım çuvallara doldurulup müsadere edildi (el konuldu). Düşünebiliyor musunuz, bir sabah kolluk kuvvetleri eve geliyorlar. Komşular pencerelerden bakıyor, onlar içeriye giriyor ve din kitaplarını, kağıtları toplayıp, çuvallayıp götürüyorlar. Sadece onları değil sizi de!
Balmumcu’daki eski av köşkü bir ara sıkıyönetim hapishanesi olarak kullanılıyordu. Bir gün beni yakaladılar, oraya attılar. Kıştı, hava çok soğuktu. Bando bölüğü odasına konulmuştum. Bir demir karyolada pis bir yatak ve battaniye vardı. Soğuktan donmamak için paltomla birlikte yattım. Sabah namazı vakti geldi, kapıya vurdum, süngülü bir nöbetçi açtı, abdest almaya öyle gittim.
Şiddet ve hakaret içermeyen yazılarım dolayısıyla Sağmalcılar cezaevine atılışım... Karantinada geçirdiğim hafakanlarla dolu üç gün... Sonra yukarıda 6’ncı koğuşa çıkışım... Bir ay sonra, sabah erkenden uyandırdılar, ceplerimi boşalttılar, bileklerimi sıkıca zincirlediler, zincire bir kilit taktılar. Anahtarını mühürlü bir zarfa koydular ve mahkum arabasına bindirdiler. Yirmi beş kişiydik, hepimizi tek bir sevk zincirine vurdular. önde ve arkada eskort arabaları olduğu halde çılgın bir süratle yola çıktık. Susasan su yok, miden kazınsa bir lokma ekmek yok, hastalansan ilaç yok, sıkışsan ihtiyacını görme imkanı yok... Gerede cezaevine geldiğimizde zincirlerden bileklerime kan oturmuştu.
Evimiz basıldığı zaman aksaçlı çilekeş zavallı ihtiyar annem ne kadar üzülmüş, kolluk mensuplarına “Bizim ne suçumuz var!” diye bağırmıştı.
Elli senedir yazarlık yapıyorum ve bu müddetin büyük kısmını korkular, endişeler içinde geçirdim.
1960’lı yılların ilk yarısındaydı. Yılını tam hatırlamıyorum. Talat Aydemir darbe yapmaya kalktı, ortalık çok gergin. O gün merhum üstad Necip Fazıl ile birlikte evlerimize gitmemeye karar verdik. Cağaloğlu Yayınevinin sahibi dostumuz İhsan Babalı’nın (o da rahmetli oldu) Sultanahmet hapishanesi civarındaki Dalbastı sokağındaki evine gittik. Sabaha kadar endişe ve korku içinde sohbet ettik.
1961’de miydi, 62’de mi, haftalık yeni İstiklal gazetesinde ‘’Zulümlerin en Şenii ve Alçakçası Kanunların Gölgesinde Yapılandır”’ başlıklı bir başmakale yazmıştım. Polisler geldiler, beni yakalayıp Sultanahmet Adliyesine götürdüler, savcı tutuklanmamı istedi. Mahkeme bu isteği kabul etmedi, savcı bir üst mahkemede bu karara itiraz etti. üst mahkeme vicahi değil, gıyabî karar veriyordu, beni tutukladılar, ellerimi bir hırsızla birlikte kelepçelediler ve yürüyerek yakındaki hapishaneye götürdüler. Hiç unutmam, parkta annesinin yanında oynayan küçük bir kız fal taşı gibi açılmış gözleriyle bana korkarak bakmıştı.
1968 yılında bir yazımdan dolayı almış olduğum hapis cezası Yargıtay tarafından tasdik edildi ve yurtdışına çıkmak zorunda kaldım. Altı seneye yakın bir zaman gurbette yaşadım, sıkıntılar, çileler çektim. Ben yurtdışında iken Şalcı Nihat Erim iktidarı iki günlük gazetemi süresiz kapatarak müesseselerimi iflas ettirdi.
İstanbul üniversitesi Anayasa Hukuku Kürsüsü Başkanı Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, 1960’ların başlarında tutuklanmış, önce Harbiye binasının yer altındaki bir hücresine konulmuş, oradan Balmumcu cezaevine nakl edilmişti. Bir kaç arkadaş ziyarete gitmiştik. Koskoca bir Anayasa profesörü, nice hakim ve savcının hocası olmuş, yaşlı bir üstad âdi suçlular ile birlikteydi. Suçu neydi? Düşünmekti. Müslümanların temel insan hak ve hürriyetlerini savunmaktı. Kendisine bir kutu lokum götürmüştük. Kutuyu açmışlar, lokumlara iğne batırmışlardı. Ne arıyorlardı acaba?
İtildik, kakıldık, süründürüldük... Korkutulduk... Rahat ve huzur görmedik... Hakarete uğradık... Bize düşman muamelesi yapıldı... Tehdit ve tehlike olduk. Kimler için? Onlar için...
Şimdi kalkmışlar, bir elleri yağda, bir elleri balda olduğu halde “Korkuyoruz, çok endişe ediyoruz...” diye yaygara kopartıyorlar.
Acaba neden korkuyorlar? Rantları ellerinden gidecek diye mi?... Bu ülkedeki hegemonyaları, hakimiyet, emperyalizm ve saltanatları son bulacak diye mi?...
öyleyse korkabilirler.
Başka bir şeyden korkmasınlar.
çok sayın Fazıl Say, sanırım umduğunu bulamayacaktır, çünkü Nobel ödülleri listesinde çalgıcılar için ödül yoktur...
|
 |
mehmet-c
14 yıl önce - Cum 06 Şub 2009, 13:43
Demokrasinin yolu insanların farklı fikirleri özgürce ve hiç bir baskı altında kalmadan savunabileceklerinden geçer. Demokrasinin yolu fikirlerle, sadece fikir yoluyla mücadele edilebileceğini bilmekten geçer. Farklı fikirleri savunan, farklı hayat tarzları olan insanlar üzerinde baskı kurmak, onları kendi istediğimiz şekilde yaşamaya zorlamak gibi bir hakkımız olmadığını kabul etmekten geçer. Savunmadığı, hatta nefret ettiği fikirlerin bile özgürce ifade edilebilmesi için mücadele edebilecek cesarete ve dürüstlüğe sahip olmaktan geçer. Bunlara sahip olmayan, otoriteyi ve gücü yücelten toplumlarda kim güçlü olursa onun yasakları uygulanır.
|
 |
cCc ugur cCc
14 yıl önce - Cum 06 Şub 2009, 14:21
Demeokrasi ? acaba hangi ülke bu sistemle yönetiliyor ? veya yönetilmeyeye devam edecek ?
Gezegenimizdeki tüm bu sistemle yönetilen ülkeler, cikardiklari yeni yasalarla yavas, yavas Demokrasiye veda ediyorlar.Batili ülkelerde tabiri caizse neredeyse kilinizi kipirdatsaniz hemen cezaya tabir tutuluyorsunuz.Bazi ülkeler ,nereyse eski Rus Komunist rejimini bile aratir hale geldi.
Ülkemizdeki insanlarimiz bence iyi bir kiyaslama yapsalar veya bu sanslari olsa, inanin batinin aslinda gizli bir diktatörlükle yönetildiginin hemen farkina varirlar.
Dolayisiyla bizdeki serbestlik hic bir bati ülkesinde yok !! eger illaki nereden gececegini merak ediyorsak ? kendimize ait, gercek kültür ve geleneklerimize sahip cikalim ve bunlari günlük yasantimizda uygulayalim.
|
 |
Mustafa Can Karakus
14 yıl önce - Prş 12 Şub 2009, 22:23
Dün açtığım bir başlık yüzünden 24 saat siteden uzaklaştırıldım. Ne yalan yazmıştım ne yanlış. Üstelik benzer başlıklar site sahibi tarafından da açılmıştı. Uzaklaştırma nedenin hükümet aleyhinde başlık açmakmış. Hükümetler eleştirilemez mi, ülke çıkarlarını korumak suçmu? Bakın burada Türkiye Cumhuriyetini onun yasa ve düzenini eleştirsem ve bu muameleyle karşılaşsam bir yerde hak veririm. Şimdi biz bunu haksızlığı önlemek için yapıyoruz siyasi tartışmaya sokmak istemiyoruz diyorsanız her sayfada onlarca övücü helal olsun, yürü be , padişahım çom yaşa tarzı başlılar mevcut. Şimdi soruyorum bu site bile demokratikleşmekte bu kadar güçlük çekerken ülkemizdeki demokrasinin kömür çuvalından, buzdolabından geçmemesi mümkün olabilir mi? Demokrasi ailede başlamalı ve toplumun her aşamasında yer almalı ve kişilerin fikirleri zincirlenmemelidir.
Not: Bu mesajdan sonra belki tekrar 24 saat uzaklaştırılacağım, belki onlarca eksi oy alacağım. Belki de siteden ömür boyu uzaklaştırılacağım. Bunun sonucunda bana uygulanan yaptırımdan çok demokrasi kurumu zarar görecktir. Helal Olsun...!
|
 |
Ömer Humanızlı
14 yıl önce - Prş 12 Şub 2009, 23:34
meydanlardan geçer. Hakkını aramaktan geçer. Ögrenmekten ama agızlarda dolaşan boş laflardan degil OKUMAKTAN geçer.
|
 |
erkanyure
14 yıl önce - Cum 13 Şub 2009, 00:02
Her şeyden önce egemen güçlerce demokrasinin tanımı her devirde değiştirilmiştir. Örneğin daha önceleri demokrasi tanımı çoğunluğun, azınlığa tahakkümü (baskı, zorlama) iken, bugünkü demokrasi tanımı, azınlığın hak ve özgürlükleri olarak değiştirilmiştir. Kısacası demokrasi anlayışı bir tane değildir.
|
 |
Tuna Yersu
14 yıl önce - Cum 13 Şub 2009, 00:05
Turkiye' de demokrasiye giden yol Köy Enstitüleri'nden gecer..
Koylerdeki, kirsal alanlardaki halk okumadiktan, bilinclenmedikten, hakkini aramadiktan sonra "demokrasi" zaten olamaz, ancak bizdeki gibi ici bos- agizlarda sakiz bir kelime olarak kalir..
Colombia üniversitesinden Prof. William Ayland:
"Toplum kalkınması ve demokrasi için köy enstitüleri özgün bir buluş ve uygulamadır. Bu enstitüler ne yazık ki çok partili yaşama geçince katledilmişlerdir..."
|
 |
umutberk
14 yıl önce - Cum 13 Şub 2009, 00:35
Dünyada demokrasiye giden yol kesinlikle mezarlığa dönmüş şehirlerden geçer. Zira ABD nin büyük yardımıyla!! demokratikleşen ülkeleri sık sık tvde görmekteyiz.
|
 |
MEHMET ÇAKICIOĞLU
14 yıl önce - Cum 13 Şub 2009, 13:25
evet hoşgörü mutlaka olmalı, ancak şu ''dediğim dedik'' karekterimizide yok etmemiz gerek. iktidar için her yolun mubah sayılmaması gerek.yenilgiyi de, kazanmayı da sindirmek gerek. bir de ilgisiz gibi görünsede tavuk yumurta ilişkisi burdada geçerli galiba.. bir zümreyi seçip otorite yapıyorsunuz sonra o aynı otorite kendini seçenleri tanımıyor yok sayıyor.
|
 |
sayfa 3  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|