1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3  |
 |
göçmen
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 13:59
“26 eylül 1919’da bu cemiyet, (teali islam’ın ilk adı olan cemiyet–i müderrisin) ikdam gazetesinde, anadolu hareketi aleyhinde ilk beyannamesini, daha sonra ikinci ve üçüncüsünü yayınlamıştır. ilk yönetim kurulunda mustafa sabri (başkan), iskilipli mehmet atıf, (ikinci başkan), said–i kürdî (ittihad–ı muhammediye önderi olarak) bulunuyorlardı.”
16 eylül 1919 tarihinde ikdam gazetesinde, Türk milletini kuva–yı milliye ’ye destek vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağıran bildiri metni aynen aşagıdadır.
| Alıntı: |
“ey anadolu’nun masum ve mazlum ahalisi!
bir zamanlar ne kadar şen ve bahtiyar idiniz. hemen hepiniz çoluğunuz ve çocuğunuzun yanında tarlalarınızın, bağlarınızın başucunda çiftinizle, çubuğunuzla uğraşıp vaktinizi hoşça geçirir idiniz.
bir müddetten beri size ne oldu? niçin böyle boynunuz bükük, tıpkı bir yetim gibi mahzun duruyorsunuz.(...)
acaba şu halin neden ileri geldiğini biliyor musunuz? bunun için cümlemizin yani aziz milletimizin ve mukaddes vatanımızın bir vakitten beri başına gelen belaların (...) esbabını size biraz anlatayım.(...)
selanik dönmeleriyle aslü nesli ve mezhep ve meşrebi belirsiz ecnası muhtelife türedilerden mürekkep olan bu cemiyet, ‘istibdadı kaldıracağız, meşrutiyet ve hürriyet getireceğiz, hükümet ahaliye zulmetmeyecek’ diye bizi aldattılar.(...)
bu hainler, bu hinoğlu hinler memleketin başına kendi elleriyle getirdikleri her belada, her muharebede âlemi ölüme teşvik etmek, halkı kırdırarak kendi canlarını beslemeyi çok iyi biliyorlardı.
(...) nitekim bu defa da anadolu’da mustafa kemal ve kuva–yı milliye maskaraları yunan askerlerinin önünden nâmerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşup kaçtılar.
biçare millet! bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hala tamamen anlayamamıştır. yazık bin kere yazık ki, gerek harb içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da enver, cemal, mustafa kemal vesaire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icab eden küçük fedakarlığı göze almıyor.
millet (...) hala kendisini aldatan bu heriflere niçin diyemiyor ki “ey hainler, ey allah’tan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen mahluklar, muharebe ettiniz başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, şimdi niye tekrar, gücünüz yetmediğini ikrar ve imza ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet ediyorsunuz?
ingilizleri kızdırdınız, üzerimize yunanlıları musallat ettiler. harpte mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin neticesine katlanarak telafisini sabr–u sükun ve akl–u tedbir dairesinde izale etmekten başka çare var mıdır?
düşünmüyor musunuz ki yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz.
hem sizler ey yalancı ve deni şâkiler!
(...) kendinize ne hakla, ne yüzle kuva–yı milliye namını veriyorsunuz? utanmaz hainler, artık yetişir, yakamızı bırakın. cenab–ı hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerinize olsun.
şimdi sulh imzalandı kuva–yı milliye belasının tevlid ettiği mecburiyetle galip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. devletler şimdi bize “eğer anadolu’da kuva–yı milliye isyanını bastırmazsanız istanbul’u da elinizden alacağız” diyorlar.
ey anadolu’nun mazlum ve muhterem ahalisi!
elinize aldığınız bu fetva–yı şerife göre, bu katil canavarları (kuvvacıları kastediyor, m.b), daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. (...) allah’ını, peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin...”
|
|
 |
Orhan Kınık
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 14:32
MAHKEME SAFAHATI (safhaları)
Teali-i İslam Cemiyetinin Anadolu’ya hiçbir beyanname göndermemiş olduğuna dair Vakit gazetesi ile yapılan ilanın para kesesinde gizlediği maktuasını (makbuzunu) mahkemeye gösterdiğini, beyanname cürmünden (suçundan) cemiyetin beri (uzak) olduğuna dair olduğuna dair heyete kanaat geldiğini, şapka risalesini kanunun neşrinden bir buçuk sene evvel tab’ettirmiş (yayınlattırmış olduğunu, ikinci defa basılmak şöyle dursun, ilk tabının tamamıyla satılmadığını ispat eylediğini haber verdi.
Atıf Hoca: “Belgeyi arz ediyorum.Vakit gazetesinin 1034. nüshasında tekzibnamem (tekzip - yalanlama) duruyor. Şimdi bu durup dururken, bendenize vesika (evrak) sormak bilmem nasıl olur?
-Sen bu tekzipnameyi (ancak bir gizli maksat için yaparsın.
-Ne maksadı beyefendi?
-Çünkü gördünüz ki, bunlar Yunan tayyareleriyle (uçak) atıldı ve aksi tesir yaptı. Anadolu halkı Milli mücadeleye daha fazla destek vermiştir. Siz de bu kötü durumdan kurtulmak için bunu yaptınız.
-Eğer öyle olsa idi, onlarla beraber olurdum, cemiyete devam ederdim. Halbuki devam etmedim. Bu da bir delildir. Eğer bu düşünceniz akla gelebilirdi.
-Sus! Bizi çileden çıkarma! Hürriyet ve İtilaftan ve Mustafa Sabri’den destek alarak bu cemiyeti kurduğun buradan belli oluyor. Sen hala onlardan ayrıyım diyorsun. Biz budala olmalıyız ki, bu sözlere inanalım. Bol bol atıyorsun. Çıkarın.”
Mahkeme Hocaefendi karşısında aciz kalmış bu da onları iyice asabileştirmiştir. İşte bir başka numune:
Atıf Hoca: Beyefendi bendeniz zat-ı âlinize (size) resmi belge sundum ve Ferid Paşa hükümetini karşı kalemimle mücadele ettiğimi açıkça ispat ettim.
Son Devrin din mazlumları
Necip Fazıl Kısakürek
Ankara İstiklal mahkemesi Zabıtları-s: 280-281
Her şey ortadadır. Yunan teyyarelerinin bu bildiriyi attığı yalandır. Kaldı ki Yunanlılar iç çekişmeyi kullanmış olabilir. İstismar etmiş olabilir . Bu durum Yunanlılarla işbirliği yapıldığını göstrmez. Batı'nın kılık kıyefetine sahip çıkanlar mı karşı çıkanlar mı işbirlikçidir bu ayrıca tartışılır.
|
 |
mustafa mavi
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 14:38
Böyle bir bildiriye imza attıysa eğer İskilipli Atıf Hoca, neden 1926 yılında şapka ve kılık kıyafet kanununa muhalefetten idam edildi?
|
 |
Orhan Kınık
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 14:42
Ayrıca o bildiride Yunanlıları desteklendiğine dair en ufak bir ima dahi yoktur. O dönemde siyasi bir çekişme vardı. Mevcut yönetime tepki vardı. Muhalefet vardı. Muhalefetin oluşu da gayet doğaldır. Muahalefet, bu türden asılsız suçlamalarla yok edilip susturulumuştur. Bu muhalefet sadece din adamlarından gelmiyordu.
O dönemin muhalifleri arasında sol aydınlarından Sabahattin Ali de vardır.
Muhalif şiirler yazmış ve tutuklanmıştır.
Tutuklanmasına neden olan şiirlerinden bir kaç dize,
Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?
Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
Köylünün elinde var mı sabanı?
Sıska öküzleri dirilmiş midir?
.............
İsmet girmedi mi hâlâ kodese?
Kel Ali`nin boynu vurulmuş mudur?
........
İskendere bile dudak bükünce
Hicabından yerler yarılmış mıdır?
|
 |
göçmen
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 15:26
Şimdi bildirideki bu kısma biz muhalefet mi diyoruz??
| Alıntı: |
| millet (...) hala kendisini aldatan bu heriflere niçin diyemiyor ki “ey hainler, ey allah’tan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen mahluklar, muharebe ettiniz başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, şimdi niye tekrar, gücünüz yetmediğini ikrar ve imza ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet ediyorsunuz? |
|
 |
veli küçükayvaz
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 15:35
Neyin tartışması yapılıyor anlamak mümkündeğil,
İskilipli Atıf Hoca T.C mahkemeleri tarafından idama mahkum edilmiştir,
TCBMM bu kararı onaylamıştır.
Ceza infaz edilmiştir.
Bu kadar basit.
Cumhuriyet mahkemeleri ve , TCBMM nin meşruiyetini mi tanımak istenmiyor.
Türk yargı sisteminden aksi bir karar çıkmadıkça, bu olayı tartışmak havanda su dövmektir.
|
 |
Orhan Kınık
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 15:45
Evet muhalefettir. Savaşa karşı çıkabilirler. Neden karşı çıktıklarını da yukardaki bildiride açıklamışlardır. Daha da kötü duruma düşebileceğimizi sanmış olabilirler. Korkmuş olabilirler. Zamansız bulmuş oalbilirler. Böyle düşünüyorlar diye muhalifleri hain ilan edemzesiniz.. Muhalefet başka nasıl olur?
Şunu diyebilirsiniz ''bunların stratejisi yanlıştı, haksız dı '' gibi eleştirlerilerde bulunabilirsiniz.
Hiç uzağa gitmeye gerek yok, Başbakan Davos'ta İsrail'e rest çekti diye başbakan'a bazı muhalifler yüklenmiştir. İsrail'i niye karşımız aldık diye. Bu tür eleştiriler , suçlamalar olur. O dönemde de o gün kü kadroya güvenmeyen insanlar vardı .
Hukukla ilgisi olmayan insanlardan oluşan mahklemelere mahkeme diyemezsiniz. Tabela mahkemesidir İsitklal mahkemesi. Hem hukukculardan da oluşsa da mahkeme kararları her zaman tartışılır tartışılmaz diye bir kural yoktur. Faşist yönetimlerde tartışma olmaz.
En son Orhan Kınık tarafından Cmt 07 Şub 2009, 15:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
|
 |
Ayhan
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 15:51
| Alıntı: |
nitekim bu defa da anadolu’da mustafa kemal ve kuva–yı milliye maskaraları yunan askerlerinin önünden nâmerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden cem ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak (...) yalanlar ve hilelerle savuşup kaçtılar.
millet (...) hala kendisini aldatan bu heriflere niçin diyemiyor ki “ey hainler, ey allah’tan korkmayan ve peygamberden haya etmeyen mahluklar, muharebe ettiniz başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, şimdi niye tekrar, gücünüz yetmediğini ikrar ve imza ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet ediyorsunuz?
ingilizleri kızdırdınız, üzerimize yunanlıları musallat ettiler. harpte mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin neticesine katlanarak telafisini sabr–u sükun ve akl–u tedbir dairesinde izale etmekten başka çare var mıdır?
|
Böyle bir yazı kesinse söylenecek söz yok !
|
 |
Orhan Kınık
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 16:06
O bildirde Atıf Hoca'nın imzası yoktur. Tekzibini yayınlamıştır. Ayrıca o bildiriyi yayınlayanlar , O döneme muhalif kişilerdi, muhalefetlerini ortaya koymuşladır. Kendilerine göre haklı nedenleri vardır. Katılırız ya da katılmayız bu başka bir şeydir. Bizim burda sorguladığımız hiç bir hukuki usule dayanmadan muhaliflerin hoyratca susturulması ve cezalandırılmasıdır.
İstiklal mahkemesi istatistiklerine göre, şapka kanunu'nun yürürlüğe sokulduğu 2.5 ay içinde tam 57 kişi idam edilmiş, yüzlerce kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştı. Asıl sorgulanamsı gereken budur. Bir şapka uğruna onaca insanın idam edilmesidir. Vicdan sahipleri bu soruyu sormaya devam edecektir.
|
 |
Necmettin K.
14 yıl önce - Cmt 07 Şub 2009, 16:34
Tarihi yanılgıları tarih içinde değerlendirmelidir.
Eğer tarihi yanılgıların olmadığından bahsedersek, tarihte İnsanın varlığı ve Tarihi olaylara İnsanın etkisini inkar etmiş oluruz.
Osmanlıoğulları, Anadolu Selçukluların diğer Beylikleri ile Nüfus, Soy ve Boy yönünden diğer Beyliklerle akrabalığı, Asker sayısı ve Ekonomik güçleri, yaşadıkları topraklarının Stratejik önemi ile birlikte değerlendirlidiğinde, nasıl Osmanlı İmparatorluğu olduğu anlaşılacaktır.
1402 Ankara Savaşı ve savaşın taraflarını o günkü Hal ile değerlendirmeli ve zaman ile bütünleştirmelidir.
İster haklı, isterse de haksız olduğunu sandığımız bazı olaylar, zaman, mekan ve psikolojik durumlara göre değerlendirildiğinde ortaya nelerin çıkacağını , yaşamadan anlamak mümkün değildir.
Birkaç hali insan yaşamadan anlaması mümkün değildir.
Birincisi;
Empati: ( Kendini başkasının yerine koymak) Elinizde minik köpeğinizin tasması parkta geziyorsunuz. Aniden bir küçük kız çocuğu ile karşılaştınız; ona"korkma yavrum birşey yapmaz." demeniz kadar aptalca birsöz olamaz. Zira o çocuğun o an aklı bile başında değildir.
Mahkum hali: Cezaevindeki bir insanı, eşi, annesi, babası, çocukları ve arkadaşları anlayamaz. Sadece onun halini bir mahkum anlar.
Teröristi anlamak: Onu yine ancak bir terörist anlar. Terörist başarılı olunca Devrimci, başarısız olunca "Şaki- Eşkiya" diye anılır.
Eğer Enver Paşa başarılı olsaydı, bugün Mustafa Kemal yerine, Enver Atatürk'ü konuşuyor olacaktık.
İktidarı: Bunu anlamak için ancak oralara çıkmak gerekir. Ankara Atakulede terastan Ankarayı seyreden kişi, asla aşağıda bir simitçi ve boyacı olduğunu göremez. O baktığı görüntülerde ancak rantı olacak arazileri ve manzarası güzel yerleri izlemektedir.
Atıf Hoca Allah Rahmet eylesin, Yaptıkları ile zaten kendi halinde, ameli ile kurtuluşa , suçları ile cezaya ulaşmak için Kainatın yıkılmasını beklemektedir.
Onları sevenler, bugünkü olaylara çekme yerine Dua etmeli ve Kur'an okumalıdır.
Her zamanın bir Fetreti vardır. Allah bizleri yanlıştan esirgesin.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) "Ben bile amelim ile cennete giremem. Zira Allah ramet ve Mağfiret etmedikçe cennet bize uzaktır."demektedir.
Bugün İranda Ayetullah İktidarı olduğundan Şah yok. Tersi olsaydı ne diyebilirdik?
Zamanı, kendi zaman diliminde sorgulamak gerekir.
|
 |
sayfa 3  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|