Her iktidar değişikliği tamamen yön değiştirme anlamına gelmemeli.
Mühim olan bu aslında bazı hususlarda iktidarlar değişsede bazı şeyler değişmedi belki hızı azaldı veya arttı.Mesela nükleer santral 1960'lı yıllardan beri gündemde 1977'den beride ciddi olarak kurulma düşüncesi vardı.İlk Mersin Akkuyu'nun seçilme sebebide soğuk savaş dönemlerinde planlandığı içindi.
AKP tek parti olmasına rağmen açıkçası beklediğimden geç temel attı.
Artı olarak Nükleer santral sadece enerji değildir arkadaşlar.
Kocaman bir milyarlarca dolarlık nükleer yan sanayi demektir. İş gücü demektir, bizim çok ihtiyacımız olan nükleer bombaların üretilebilmesi demektir. Türkiye gibi etrafı düşmanlarla çevirili bir ülkenin nükleer silahı olması şarttır.
Santrallerimiz bundan 20-30 yıl önce yapılmış olsaydı şimdi yetişmiş insan gücümüz ve sanayi alt yapısı olacaktı.
Hükümetimiz tüm engellemelere rağmen yinede projeyi hayata geçirdi. Başlamak bitirmenin yarısıdır diyelim iyimser olalım. Çünkü iç ve dış düşmanlar Türkiye'nin hiç bir alanda nükleer kabiliyeti ve yeteneğine sahip olmasını istemiyor.
Türkiye de yerli malı tekstil kalmadı hepsi tayland vietnam çin malı malesef fabrikalar kapatıldı veya kapısına kilid vuruldu kim yaptı bunların hesabını kim verecek
Türkiye de yerli malı tekstil kalmadı hepsi tayland vietnam çin malı malesef fabrikalar kapatıldı
Tekstil küçüldü ama yok olmadı zaten tamamen yok olmaz bence çünkü hammadde var bizde.Kolay bir sektör ve iç pazarda iyi.
Bahsettiğin ülkelerin maliyetleri bizden düşük açıkçası Dünya pazarlarında rekabet şansımız az.
Bakın tekrar ediyorum inşaatta iyiyiz diyoruz,inşaat malzemesi ve araçlarında daha iyi olmamız gerekmezmi?
Tarım diyoruz tarım araçları,tohum,gübre,yem v.s bu alanlarda iyi olmamız gerekmez mi?
Genç nüfus var internetten çıkmıyor maşaallah yazılımda iyi olmamız gerekmez mi?
?
Birde bir sektörü besleyen yan kollar vardır.Mesela tersaneler dolu diyoruz,tamam gemi birçok parça ve kompenentten oluyor bunların üretiminde yerlilik ne oranda ?
Türk ihracatçıları için Hindistan fırsatları artıyor
Dünyanın 6`ncı büyük ekonomisi Hindistan, genişleyen orta sınıfıyla birlikte artan ihtiyaçları doğrultusunda Türk ihracatçıları için önemli fırsatlar sunuyor.
Alıntı:
AA muhabirinin, Dünya Bankası, Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerinden derlediği bilgilere göre, Hindistan, 2017 yılı sonu itibarıyla gayrisafi yurt içi hasılasına göre dünyanın en büyük 6'ncı, satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük 3'üncü ekonomisi olma özelliğini taşıyor. Ülkenin ekonomik büyüklüğü yaklaşık 2,6 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.
Hindistan'ın gayrisafi yurt içi hasılasında hizmetler sektörünün payı yüzde 46,5'e, sanayinin payı yüzde 29,1'e, tarım sektörünün payı yüzde 17,1'e ulaştı.
Ülke, 2017'de yüzde 6,7'lik büyüme başarısı yakalarken, aynı dönemde enflasyon oranı yüzde 3,3 olarak kayıtlara geçti. Ülkenin, geçen yıl da yüzde 7,6'lık büyüme performansı gösterdiği tahmin ediliyor.
10 AYDA 6,4 MİLYAR DOLARLIK TİCARET
Hindistan'ın dış ticaret rakamlarına bakıldığında, ülkenin 2017'deki ihracatı 295,9 milyar doları bulurken, ithalatı 444,1 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Türkiye, 2017'de Hindistan'ın ihracatından aldığı yüzde 1,7'lik payla 17'nci sırada, ülkenin ithalatından aldığı yüzde 0,3'lük payla 48'inci sırada yer aldı.
Bu dönemde, Türkiye'nin Hindistan'a ihracatı 758,6 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken, bu ülkeden yapılan ithalat 6,2 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 2017'de yaklaşık 7 milyar dolar oldu.
Türkiye'nin bu dönemde Hindistan'a ihracatında, mermer ve traverten, ekosin, su mermeri, kireçli taşlar, dökme demir, demirin veya çeliğin döküntü ve hurdaları, bazı motorların aksam ve parçaları, kara yolu taşıtları için aksam, parça ve aksesuarlarla sığır ve at cinsi hayvanların tabaklanmış veya ara kurutmalı post ve derileri öne çıktı.
Hindistan'dan ithal edilen başlıca ürünler ise petrol yağları ve bitümenli minerallerden elde edilen yağlar, sentetik filament iplikleri, kara yolu taşıtları için aksam, parça ve aksesuarlar, sentetik devamsız liften iplik ve sentetik organik boyayıcı maddeler olarak sıralandı.
Türkiye'nin Hindistan'a ihracatı, geçen yılın 11 ayında 1 milyar dolar olurken, ülkeden bu dönemde yapılan ithalat yaklaşık 7 milyar dolar olarak kayda geçti.
YABANCI YATIRIMCININ HİNDİSTAN İLGİSİ
Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin 2014'te yönetime gelmesiyle gerçekleştiren sosyoekonomik reformlar Hindistan'ın liberalleşmesini hızlandırarak ülkeye yabancı yatırımları artırdı.
Ülkeye 2000'de 2 milyar dolar doğrudan yabancı yatırım geldi, bu rakam 2008'de 47 milyar dolarla zirve yaptı, 2017'de ise 39 milyar dolar olarak kaydedildi.
Hindistan'dan Türkiye'ye 2007-2018 döneminde 125 milyon dolarlık doğrudan yatırım yapılırken, Türkiye'den ülkeye 233 milyon dolarlık doğrudan yatırım gerçekleştirildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2017'de gerçekleştirdiği Hindistan ziyaretinde de ikili ilişkilerin geliştirilmesi, karşılıklı yatırımların artırılması, ikili iş birliği alanlarının çeşitlendirilmesi, nükleer enerji, sivil havacılık, ilaç, uzay ve teknoloji alanlarında iş birliğinin geliştirilmesi, ikili Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) mekanizmasının düzenli olarak sürdürülmesi, Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması'nın hayata geçirilmesi, iki ülke arasındaki düzenli uçuşların ve destinasyon sayısının artırılması kararlaştırılmıştı.
"VİZE SORUNLARININ KALKMASIYLA TİCARET ARTAR"
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Hindistan İş Konseyi Başkanı Canan Çelebioğlu, AA muhabirine, Hindistan'ın Türkiye'nin ticaret partnerleri arasında büyük ekonomik potansiyel taşıyan bir ülke olduğunu söyledi.
Hindistan'ın büyüyen orta sınıfının güvenli, uygun fiyatlı konut, sağlık ve eğitim hizmetleri, temiz su, sanitasyon tesisleri, güvenilir elektrik gibi ihtiyaçları da beraberinde getireceğine işaret eden Çelebioğlu, "Bu ihtiyaçlar doğrultusunda, özellikle turizm, ilaç sanayisi, bilişim, enerji, altyapı-inşaat, otomotiv, savunma sanayisi, sağlık turizmi, gıda ve tarım endüstrisi gibi sektörlerdeki yatırımlar ve iş fırsatları önem arz ediyor." dedi.
Çelebioğlu, iki ülke arasındaki ticarette kültürel farklılıklar, uçak seferlerinin sayısının yetersizliği, yüksek gümrük vergileri, çevresel izinler ve sözleşmelerde yaşanan gecikmeler gibi engellerin bulunduğuna dikkati çekerek, "İki ülkenin iş insanları arasındaki iletişimin artması, vize sorunlarının ortadan kalkmasıyla ülkemizin stratejik hedef ve öncelikleri doğrultusunda Hindistan ile ticaret hacmimizin Türkiye lehine artırılmasını sağlayabiliriz." diye konuştu.
Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan'ın Hindistan'ı ziyareti kapsamında yaklaşık 150 iş insanın katılımıyla Aralık 2018'de Hindistan-Türkiye İş Forumu düzenlendiğini hatırlatan Çelebioğlu, söz konusu toplantıda başta bankacılık, gıda ve tarım, teknik müşavirlik sektörleri olmak üzere çeşitli alanlardaki potansiyel iş fırsatlarının gündeme geldiğini bildirdi.
Çelebioğlu, iş forumunda Türkiye ve Hindistan'ın Afrika'da gerçekleştirebileceği altyapı, inşaat, ve lojistik alanlarındaki iş fırsatlarına da değinildiğini belirterek, aynı zamanda forumda Türk ve Hintli iş insanları arasında görüşmeler yapıldığını dile getirdi.
HİNDİSTAN'DAN HEYET GELECEK
Ticaret Bakanı Pekcan, Hindistan'a gerçekleştirdiği son ziyaretinde, gelecek 10 yıl içinde gerek nüfus gerek tarım ürünleri gerekse yazılımda bu ülkenin dünya lideri olacağını düşündüklerini, yükselen bir orta sınıfının bulunduğunu, bunun da Türk ihracatçılar için önemli bir pazar niteliği taşıdığını ifade etti.
Pekcan, Hindistan ile yazılım alanında iş birliği yapabileceklerini vurgulayarak, Hindistan Ticaret, Sanayi ve Sivil Havacılık Bakanının şubat ayında kalabalık bir heyetle Türkiye'ye gelmeyi planladığını kaydetti.
KAYNAK: MILLIYET.COM.TR
Alıntı:
Türkiye, 2017'de Hindistan'ın ihracatından aldığı yüzde 1,7'lik payla 17'nci sırada, ülkenin ithalatından aldığı yüzde 0,3'lük payla 48'inci sırada yer aldı.
Bu dönemde, Türkiye'nin Hindistan'a ihracatı 758,6 milyon dolar seviyesinde gerçekleşirken, bu ülkeden yapılan ithalat 6,2 milyar dolar olarak kayıtlara geçti. İki ülke arasındaki dış ticaret hacmi 2017'de yaklaşık 7 milyar dolar oldu.
Yerli ve Milli Markaları kimler, nasıl engelliyor?
Malum, önümüzde iki büyük problem var: 1) Cari Açığı Azaltmak 2) Yerli ve Milli Markalarla Ekonomimize kalıcı biçimde yön vermek
İki sorun dedim ama aslında bunu birbiri ile içiçe geçmiş tek sorun olarak anlamak daha doğru olur. Biri olmadığı için ikincisi olmuyor ya da ikincisi olamadığı için birincisi zaten o-la-mı-yor.
Birazdan bunu kanıtlayacak örnek bir haber çalışması sunacağım.
Konu: Bebek Maması
Hedef Kitle: Türkiye'deki 3 milyon dolayında 0-3 yaş bebekler
Önce durumu tespit edelim: Türkiye'deki bebek maması pazarı tamamen "yabancı patentli ve ithal" ürünler tarafından kapsanmış durumda. Marka adı vermem zor, zira marka adı verdiğim takdirde yeni bir soruşturma daha geçirebilirim.
Yerli şirketler bugüne kadar bebek maması formatında bazı ürünler üretiyor gibi görünseler de, bu ürünlerin hiçbiri "bebek maması standardı" içinde değil. Yerli firmalar, "pirinç unu" vs ile "ek bebek gıdası" üretiyor; "mama" değil. Gerçek anlamda hekimlerin tavsiye ettiği bebek mamaları ise ithal ve yabancı orijinli.
Bir süre önce, Türkiye'den bir firma Keçi Sütü'nden üretilmiş, şeker katkısız, ilave katkı maddesi içermeyen, alışkanlık yapıcı tatlandırıcı barındırmayan, GDO'suz bir bebek maması üretti ve piyasaya sürdü. Keçi Sütü bilindiği gibi Koyun ve İnek Sütü'ne göre bebekler tarafından daha kolay hazmedilen bir terkibe sahip olduğu için bu yerli ve milli mama, pazarda göreli bir avantaj yakalamaya adaydı. Firmanın yetkilisi ile Bloomberg HT'de kısa bir söyleşi yaptık. Epey ilgi çekti. Ama bu yayın sadece bebek sahibi annelerin değil, aynı zamanda "uluslararası tekel niteliğindeki yabancı patentli" bebek mamaları firmalarının da ilgisini çekti.
O zamanki adıyla Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın tüketici hakları ve reklam denetim kuruluna bu yayını şikayet ettiler. Şikayet konusu şuydu: "Haksız Rekabet"
Derken, yayını yapan gazeteci olarak benim hakkımda soruşturma başlatıldı bakanlık nezdinde. Hukuk büromuz, bu soruşturma kapsamında "basit, kolay, anlaşılır ve net bir savunma" yaptı. Sözkonusu yayında "haksız rekabet", "örtülü reklam", "haksız kazanç elde etme" vs. gibi bir unsurun bulunmadığını bildirdi.
Ve sonucu beklemeye başladık.
Allah'tan, Türkiye'de bürokrasi içinde hala "dürüst, ahlaklı, milli çıkarlara hizmet eden, yurtsever bürokratlar" var ki, soruşturma "oybirliği" ile lehimize sonuçlandı. Uluslararası bebek maması tekelinin iddiaları "yersiz ve temelsiz" bulundu. Ak-lan-dık.
Takdir edersiniz ki, bu tür soruşturmalar her zaman böyle sonuçlanmıyor, devreye yabancı markaların "akçalı eller"i giriyor ve sonuç aleyhinize çıkabiliyor.
Bu bir örnek vak'a sevgili okurlar. Kimbilir, nerelerde hangi yabancı markalar yerli ve milli markaları "boğmak" için neler yapıyorlar.
Yerli ve Milli Marka çıkarmak hiç ama hiç kolay değil, etrafımızdaki "kuşatma"yı kırmadığımız takdirde zor. Umarım bu yazıyı "devlet ricali" okur da, yerli ve milli markaların "erken final" yapma sebeplerini araştırırlar.
*Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminden önceki dönemde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde görev yapan ve bu soruşturmayı yerli ve milli çıkarları gözeterek lehimize sonuçlandıran dönemin bürokratlarına buradan teşekkür ediyorum.
Malum, önümüzde iki büyük problem var: 1) Cari Açığı Azaltmak 2) Yerli ve Milli Markalarla Ekonomimize kalıcı biçimde yön vermek
İki sorun dedim ama aslında bunu birbiri ile içiçe geçmiş tek sorun olarak anlamak daha doğru olur. Biri olmadığı için ikincisi olmuyor ya da ikincisi olamadığı için birincisi zaten o-la-mı-yor.
Birak Yerli Mali ve ürünü. Yerli parayla bile Alisveris yapmayan bir Millet olduk..