Ana Sayfa 915 bin Türkiye Fotoğrafı
Adnan Menderes Kimdir?
« önceki   123 ... 151617   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
mesut_tr

5 yıl önce - Prş 29 Oca 2009, 23:11

Alıntı:
Bir devlet adamini idam eden Turkiye Cumhuriyeti'nin uzerinde bir kara lekedir yapilan katliam.


bu konuya birde örnek;

bu sira tarih dersimizde konu askeri darbeler, gecen hoca sordu, mesut sizdede darbeler oldu diye, asilan basbakan kimdi dedi, dedim menderes'ti, dediki dag gibi adami astilar, yazik oldu, sizin ic düsmanlarinizin yaptigi bir katliamdir..

düsünün bir isvicreli ögretmen bile bunlari sarf edebiliyorsa o zaman fazla birsey söylememize gerek yok...


birde gürsel'i merak ediyorum, mezarinda rahat uyuyabiliyormu, bu vicdansizlik ile malesefki ilahi adalet'in olcagini, hepimizin birgün mutlaka gidecegi ahireti unutmustu, cok insanin ahini aldi...isteseydi telefonda menderes'in idamini kaldiriyoruz, asmayin diyebilecekti, ancak telefonda sustu, bekledi, ve ardindan idam edin dedi...

menderes, bayar, atatürk, özal gibi isimler her zaman icin bu ülkenin gururu oldular, iste gercek vatan delileri..


Hüseyin C

5 yıl önce - Cum 30 Oca 2009, 11:31

Menderes köken itibariyle Sabetaycı idi ve Sabetaycılar tarafından idam edildi. Suçu ise Antalya ve İzmirde yaptığı konuşmalarda Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacaktır, İslamiyet’in bütün icapları yerine getirilecektir sözleri ve asıl olarak da 1960’ta TBMM çatısı altında DP Meclis Grubu’ndaki konuşmasında "Arkadaşlar, millet size vekalet vermiştir. İsterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz" sözleri olmuştur. Özellikle bu son sözüyle adeta kendi idam fermanını imzalamış oldu. Bu sözüyle Sabetaycılar onun artık Sabetaycı olmadığını Müslümanlığa döndüğüne hükmederek idam edilmesini sağladılar.


Turgay34
5 yıl önce - Cum 30 Oca 2009, 12:06

Alıntı:
Menderes köken itibariyle Sabetaycı idi ve Sabetaycılar tarafından idam edildi.


Menderes'in sabetaycı olduğunun kaynağı nedir? Bildiğim kadarıyla Aydın'a bağlı Çakırbeyli Köyü eşrafından köklü bir ailesi vardır. Eşi Berrin Hanım ise aslen İzmir kökenlidir. İttihatçılar'ın önde gelenlerinden Dr.Nazım'la yakınlıkları vardır. Söylediğiniz eşi için geçerli olabilir mi bilmiyorum?


surhay
5 yıl önce - Pts 09 Şub 2009, 23:24

Darbeler ve Tam Bağımsızlık

Dışarıdan bakıldığında ülke yönetmek çok kolay görünür... Dışarıdan bakanlara göre Türkiye doğal kaynakları ile dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer almaktadır, ancak siyasiler 'ihanete yakın bir gaflet' içinde ülkelerine en büyük zararı vermektedirler. Bir yandan yandaşları ile ülkeyi parsellerken, diğer taraftan uluslararası ortakları ile işbirliği içinde ülkeyi bağımlı bir ülke haline getirmektedirler. Böyle düşünenlere göre yapılması gereken Cumhuriyet’in ilk yıllarına dönmek, tam bağımsız bir Türkiye’yi yeniden kurmaktır.


Doğrusu Cumhuriyet’in ilk yıllarını da pek bilmeyen söz konusu yaklaşım bu haliyle diğer ideolojilerdeki saplantısal idealleştirmelerin naifliğine düşmektedir. Tıpkı dinci İslamcıların ‘asrı saadet dönemine dönelim yeter’ kolaycılığına düşülmektedir. Hayatın bu kadar kolay olmadığı, olaylara böylesine yüzeysel bakmanın sonunun felaket olduğu defalarca kanıtlanmasına karşın, hala aynı basite indirgeyici yaklaşımı görmek eğer art niyet değilse tadavisi zor bir saflığa işaret etmektedir.


Oysa ‘tam bağımsız Türkiye’ yaklaşımının en yoğun bir şekilde görüldüğü ve günümüzde dahi bazı en üst düzey yargı mensupları tarafından dahi kutsanan 27 Mayıs Darbesi bizlere paha biçilmez dersler sunuyor. Sık sık ‘Amerika karşıtı’ olarak takdim edilen 27 Mayıs Cuntası’nın ülkeyi nasıl ABD’ye yalvarma noktasına getirdiğini çok net bir şekilde görüyoruz. Bunun için tarihi belgeleri bir kez daha yoklamak yeterli:


***


Darbeden bir gün sonra 28 Mayıs 1960 günü akşam saat 11:00’de cuntanın güçlü generali Cemal Gürsel ABD Büyükelçisi Warren ile görüşmek istiyor. Görüşme Genelkurmay’da Gürsel’in ofisinde gerçekleşiyor. 'Güçlü General' öncelikle darbeyi neden yaptıklarını uzun uzadıya anlatıyor. ABD’ye kendisini iyi bir şekilde anlatma ihtiyacı her halinden belli oluyor. Ardından ise asıl konuya geliyor:


“Ben müsteşara 1 Haziran’da ne kadar paraya ihtiyacımız olduğunu sordum, o da bana 'maaşları ödemek için 180 milyon liraya ihtiyacımız var, ancak kasada 23 milyon lira var' dedi. İlk maaşları ödemenin yeni hükümet için ne kadar önemli olduğunu sizlere hatırlatmama gerek yoktur sanırım. Eğer mümkün olabilirse ABD olağan ödemesini bir miktar öne alabilirse hükümetin 1 Haziran ödemeleri hedefini yerine getirebilmesini kolaylaştırmış olacaktır”.[1]


Başka bir deyişle üzerinde Türk ordusunun üniforması, Cemal Gürsel Paşa ABD’nin Ankara Büyükelçisi önünde maaşları ödeyebilmek için adeta yalvarıyor. Tam olarak Türkçe’ye çevirecek olursak “Kasa tam takır, kuru bakır. Ben parayı nereden bulacağımı bilemiyorum. Bilenleri de hapsettik, aklıma bir tek Washington’dan para dilenmek geldi” demeye getiriyor.

ABD’ye meydan okusun, ‘tam bağımsız Türkiye’yi gerçekleştirsin diye darbenin başına getirilen General Gürsel’in darbenin birinci günündeki hali bu.



***

İlk günkü hali ‘süt dökmüş kedi gibi’ olanın sonraki hali kısa sürede ‘mağrur bir arslan’a döner mi?

Elbette dönmez.

Dönmüyor da zaten. Cuntanın 'güçlü' generali takip eden günlerde maaşlar için 'yalvarmaya' devam ediyor. Ama bu kez askerlerin yüksek emekli maaşları için 'yalvarıyor':


Darbe yapmış bir orduda herkes birşeyler beklediğinden, özellikle de genç subaylar büyük beklentiler içinde olduğundan Gürsel’in de derdi ordunun orta-üst kademelerinin % 15’ini emekli edebilmek. Özellikle albay kadrolarını temizleyebilirse aşağıdan yukarıya doğru ciddi bir rahatlama yaşanacak. Fakat hiçkimseyi mevcut maaşlarla emekli etmek de istemiyor. Önce maaşlara zam, ardından da ordunun % 15’ini emekli etmek istiyor. Fakat kasada para yok. Olmaz olmasın, ABD’nin parası çok nasıl olsa. Bu dahiyane para kaynağı Gürsel’in aklına gelince bir kez daha telefonlara sarılıyor ve Amerika’nın Ankara elçisi 13 Temmuz 1960 günü akşam üzere saat 5.00’de soluğu bir kez daha Gürsel’in yanında alıyor. Gürsel karşısındaki sanki Türkiye Cumhuriyeti’nin sırdaşıymış gibi mevcut durumu olanca açıklığıyla anlatıyor. Gürsel öylesine saf ve öylesine sırları orta yerde anlatıyor ki onun bu ‘samimiyeti’ne ABD Elçisi bile şaşırıyor.

Bu arada ‘tam bağımsızlık’ yanlısı Gürsel ABD Büyükelçisi’ne “Bu programda ABD’de eğitilmiş olan Türk subaylardan emekli olacakların sayısı en düşük seviyede olacaktır” garantisini de veriyor. Yani Türkiye’de eğitilmiş olanlar temizlenecek, ancak “ABD eğitimli subaylar” orduda yükselmeye devam edecek.[2]

Başka bir deyişle “Türk ordusu emrinizdedir sayın büyükelçim, yeterki siz paradan haber verin”.

***


İlginçtir Amerikalılar 27 Mayıs darbesine hiç şaşırmıyorlar. CIA belgelerine bakıldığında darbenin 1 ay gibi uzun bir süredir bilindiği izlenimini ediniyorsunuz. Ayrıca darbeciler arasında Amerika’nın güçlü dostlarının olduğu da arşiv belgelerinde yazılı.

***

Bu noktada Büyükelçi Fletcher Warren’ın 27 Mayıs Cuntası ile diğer ilgili birkaç tespitine daha değinmekte yarar var. Warren 11 Ağustos 1960’da Washington’a gönderdiği mektupta cuntacıların Türk Ordusu’nun bir geleneğini yerle bir ettiklerini, her bir darbecinin yeminlerine sadık kalmayarak darbe yaptıklarını, bunun da ordu üzerinde çok büyük etkilerinin olacağını ve gelecekte de ordunun bir türlü tatmin edilemeyeceğini, yeni darbelerin gündemden kalkmayacağını belirtiyor.


Warren’ın bir diğer tespiti ise Menderes Hükümeti’ni özgürlükleri kısıtlaması ve baskıcı bir tutum izlemesi nedeniyle deviren cuntanın politikalarının Menderes’in ‘baskıcı’ politikalarından hiç de farklı olmaması, hatta daha katı olması. Buna rağmen Türk aydınının yeni rejimin baskıcı politikalarına alkış tutuyor olmasını anlayamamış Büyükelçi Warren.

Warren’ın anlamadığı bir başka nokta ise darbe sonrasında Menderes, Bayar ve arkadaşlarına karşı aydınlarda ve orduda oluşan nefret: “Görev sürem boyunca böyle bir nefreti hiçbir yerde görmemiştim” diyor Amerikalı Büyükelçi. Büyükelçi’ye göre Bayar, Menderes ve arkadaşlarının yargılanmaları bu nefret ve idam çağrıları altında gerçekleştirildi.[3]


***


Bilindiği üzere 12 Eylül darbecileri de en büyük anlayış ve desteği yine Washington’dan gördü. 12 Eylül darbecileri Washington’da hep “bizim çocuklar” muamelesi ile karşılaştı. Ecevit ve Demirel hükümetleri için açılmayan yardım muslukları 12 Eylül Cuntası için açıldı ve Türkiye 1980’li yıllarda ABD’nin yardımlarında İsrail ve Mısır’ın ardından 3. ülke haline geldi. Elbette Evren yönetimi yardımlar karşılığında ABD’yi bu dönemde hiç üzmedi. Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne dahi kolayca izin verildi. Türkiye’nin en Amerikancı dönemlerinden biri yine bir darbeyle başlamış oldu.

***

En yakın örnek ise 28 Şubat. Post-modern darbenin diğer darbelerde olduğu gibi en çok darbe vurduğu alan ekonomi olunca imdada Amerika’dan bir kurtarıcı getirildi. 28 Şubat sonrasında Türkiye-ABD ilişkileri mükemmel bir düzeye yükseldi. Ekonomi IMF ve Dünya Bankası’na teslim edilirken, siyasi alanda da ABD ile ciddi bir sorun yaşanmadı. Hatta teröristbaşı Abdullah Öcalan paketlenip son derece hassas seçimler öncesinde Ankara’ya hediye edildi.


***

Anlayacağınız darbeler hiç de Amerika karşıtı değil.

‘Tam bağımsız Türkiye’ isteyenlerin meseleyi “yap darbeyi, kur bağımsız Türkiye’yi’ savları son derece cahilce... Aksine siyaset düşmanlığı yaparak ve sorunları bu kadar basite indirerek hem Türk siyaseti, hem de diğer Türk kurumları ABD’ye ve diğer yabancı unsurlara muhtaç hale getiriliyor. Türkiye’yi dizleri üzerine çökerten darbelerin ya da bu tür diğer eylemlerin ülkeyi daha bağımsız, ya da daha güçlü yapmayacağı ortada...


Maaş için Amerika’ya yalvardığımız günlere yeniden dönmemek dileğiyle...




Sedat LAÇİNER

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu

http://www.usakgundem.com/yazarlar.php?type=3&id=958


sezgin0258
5 yıl önce - Pts 09 Şub 2009, 23:51

Rahmetli ADNAN MENDERES

Bu ülkenin yetiştirdiği Vatanını milletini canından bile çok seven vehatta bu uğurda seve seve canını bile veren

ÇOK BÜYÜK BİR DEVLET VE MİLLET ADAMIDIR

MEKANI CENNET OLSUN



Kerim AK

5 yıl önce - Sal 10 Şub 2009, 00:25

...... diye tutturmuş gidiyoruz. Peki ..... nedir? Bunlar kaç gruba veya aşirete ayrılmaktadır? Hangi köşebaşlarını tutmuşlardır. Türk siyasetinde, Türk iktisadiyatında, Türk üniversitelerinde, Türk medyasında rolleri, ağırlıkları nedir?.. Bu gibi soruların cevabını veren ilmî, ciddî, tutarlı yayınlara sahip miyiz?
...... bir buzdağıdır ve biz onun su üzerindeki yüzde birini görmeye çalışıyoruz, altta kalan doksan dokuz parçası meçhulümüzdür. Bu konularda belge mi yok, bilgi mi yok, kitap ve ilmî makale mi yok, arşivlerde vesika mı yok?.. Hepsi var ama bunları bir araya getirecek, tahlil edecek, bilahare terkib yapacak, ortaya dört başı mamur araştırmalar koyacak kafa yok, kültür yok, niyet yok.
....... gizlilik üzerine kurulu bir lobidir. Onlar iki kimliklidir, takiyye yapmaktadır. Üzerlerine ışık tutulması, açığa çıkmaları hiç işlerine gelmez. Onların işlerine gelmez ama biz de bu konuyu öğrenmek zorundayız. Türkiye'deki bu müzmin din-siyasî sistem kavgasını kimler çıkartmıştır? Yüz milyonlarca dolarlık servetlere sahip birtakım ..... aileleri bu efsanevî zenginlikleri nasıl kazanmışlardır? Birtakım ..... niçin İslâm'a ve Müslümanlara, medenî insanlara ve vatandaşlara yakışmayan bir şekilde saldırmaktadır? ..... niçin hukuk fakültelerinin ceza hukuku kürsülerine rağbet etmektedir? Vaktiyle, TCK 163'üncü madde ile ilgili bilirkişi raporları veren ...... niçin hep Müslümanların aleyhinde görüş beyan etmiştir?
Bu başlığı açan ve mesaj yazan arkadaşlar "......"Bu noktalı yerlere gelecek isimleri bilmek zorundadır,O zaman gerçekler daha net ortaya çıkacaktır,yoksa br yere varılamaz.


En son Kerim AK tarafından Sal 10 Şub 2009, 00:40 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Kerim AK

5 yıl önce - Sal 10 Şub 2009, 00:26

Alıntı:
Menderes köken itibariyle Sabetaycı idi ve Sabetaycılar tarafından idam edildi. Suçu ise Antalya ve İzmirde yaptığı konuşmalarda Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacaktır, İslamiyet’in bütün icapları yerine getirilecektir sözleri ve asıl olarak da 1960’ta TBMM çatısı altında DP Meclis Grubu’ndaki konuşmasında "Arkadaşlar, millet size vekalet vermiştir. İsterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz" sözleri olmuştur. Özellikle bu son sözüyle adeta kendi idam fermanını imzalamış oldu. Bu sözüyle Sabetaycılar onun artık Sabetaycı olmadığını Müslümanlığa döndüğüne hükmederek idam edilmesini sağladılar.

----Kulaktan dolma bilgileri olmayan,araştırmacı arkadaşlara teşekkür ediyorum.
----Neden birilerinin bilmek istedikleri gibi biliyoruz,inanıyoruz. Neden?
----Menderes soyadı kendi soyadı mı? Yoksa erkek arkadaşının soyadını mı almıştır?
----Tek partili dönemden çok partili döneme (iki parti) geçişte eldeki tek partide milletvekili olanlar ve olacaklar ikiye bölünerek çok partili hayata geçmenin sebebi neydi.
----Aras Holding neyle,hangi parayla,hangi bavul neden kime nasıl emanet edilmesiyle temelleri atıldı.
----Neden bu milletin MÜSÜMANLARI zenginlikte,şehitlikte kullanılacak yapı taşı olarak görüldü,Neden?
----Neden gemilerle İzmir'den törenlerle hacca gidip isimlerinin başına HACI,HACIZADE vb.sıfatlar getirdiler, bunlar O zaman kimdi,şimdi kimler?
----Allah'ın yüce dinine sahip çıkıyor görünerek kedilerine kılıf,maske edinenleri ne zaman tanıyacağız,bileceğiz?
----İnanın bu sorular yüzlerceydi,yazmadım,yazmayacağım da,lütfen birileri nasıl bilmemizi istiyorsa öyle bilmeyelim,araştıralım,araştıralım,araştıralım,
----Bazı medya,bazı yazarlar,bazı tarihciler bize son 150 yılda vatan hainlerini VATANSEVER, Gerçek vatanseverleri ise HAİN olarak tanıttı.
----Bu dönemi iyi irdelersek kimin ne olduğunu daha iyi anlamamız için yukarıdaki başlıkları inceleyelim lütfen.
----BU TARTIŞMA AMACI İLE YAZILMAMIŞ SADECE ÇOK YÖNLÜ ARAŞTIRMA YAPMAMIZ İÇİN YAZILMIŞTIR,LÜTFEN BUNA DİKKAT EDELİM.


Karaman Ahmet

5 yıl önce - Sal 10 Şub 2009, 00:47
Adnan Menderes kim?


Adnan Menderes:

Alıntı:
Kimseye dargın değilim. Kırgınlığım yok. Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum.


Idam sephasinda bile asaletini gösteren basbakan!


En son Karaman Ahmet tarafından Sal 10 Şub 2009, 01:31 tarihinde değiştirildi, toplamda 4 kere değiştirildi


Hakan_139
5 yıl önce - Sal 10 Şub 2009, 01:16

Demokrasi sloganıyla iktidara gelip, Demokrat Parti'ye oy vermediği ve bu partiden milletvekili çıkarmadığı için Kırşehir İl'inin rütbesini düşürüp İlçe konumuna getirerek ve Kırşehir'e bağlı Nevşehir kazasını ise Vilayet yapıp Kırşehir'i ilçe olarak eski kazası olan Nevşehir'e bağlamak suretiyle "siyasi cezalandırma" kavramına yeni bir boyut kazandıran ve bu şekilde Türk ve Dünya siyaset tarihine geçmiş siyasetçidir. Siyasal tarihimizde yaşanmış bir gerçeklik olan bu örnek; seçimlerde halkın büyük çoğunluğunu arkasına alan iktidar yöneticilerinin, bu güce dayalı olarak neler yapabileceklerine en somut bir örnektir. Kırşehir'e ne mi olmuştur? Kırşehirliler yoğun mücadeleler sonucunda 3 yıl sonra 1957'de (sınırları küçültülmüş ve bazı ilçeleri kendisinden koparılmış olsa da) Kırşehir'i tekrar İl yapmayı başarmışlardır.

Karaman Ahmet

5 yıl önce - Sal 10 Şub 2009, 01:27

Iste 100de 53,5% oy almanin sonucu.

Adnan Menderesin asilmasi milletin iradesine tecavüzdür.

Demokrasinin ayaklar altinda cignendigi bu olay Türkiye tarihine kara bir leke olarak gecmisdir!

Demokrasinin bedeli daragaci oldu!


Saygilarimla

Karaman Ahmet

[Üzücü bir görüntü sergileyen fotoğraf silinmiştir.. Necdet Cevahir - Sal 10 Şub 2009 02:03 ]


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET