Baktim Türkes basligi mevcut, bende adnan menderes'in hayatini anlatayim dedigim, tabii kendi bilgim kisitli oldugu icin mecburen net'ten bilgiler ekliyecegim..
Ali Adnan Ertekin Menderes 1899 Aydin ilinde dogmus ve 1961'de Imrali adasinda infazi gerceklesen Türkiye Cumhuriyet Basbakani...
Politikanin ve Türkiye'nin yeni yildizi:
1931 secimlerinden sonra Ankara'ya gelen Menderes, ilk once harp yillari sebebiyle yarida biraktigi tahsilini tamamladi. Daha sonra Basbakan olarak Meclis kursusunde Menderes'e "psikopat" diyerek buyuk bir firtinaya sebep olan Recep Peker bir gun kendisine, "Tahsilini niye tamamlamiyorsun Adnan Bey?" deyince, Ankara Hukuk Mektebi'ne yazilir ve buradan diploma alir.
Menderes, Ankara'daki ilk yillarini soyle anlatiyor: "Meclis'e geldikten sonra buyuk bir dikkatle calismaya basladim. Kendimi memleket isine verdim. Hem vazifemi gordum hem de hizmet icin kendimi yetistirdim. Basvekil oluncaya kadar da, kendimi yarin icin ilzam edecek bir harekette bulunmadim... Yirmi sene icinde, herkesin pesinden kostugu Avrupa seyahatlerini bir defa bile dusunmedim. Hicbirisini aklimdan gecirmedim. Halbuki lisan biliyordum. Param vardi, faydali olabilirdim. Bilakis Meclis encumenlerinde calistim. Parti mufettisi olarak, kaza, nahiye, belediye odalarinda sabahlayarak vazife gordum..." (Avrupa seyahatlerini dusunmedim' sozu, Menderes'in o donemde Meclis'teki asil gorevlerini yapmak yonundeki politika anlayisini yansitiyor. Menderes, basbakanligi doneminde 30'a yakin dis seyahat yapmis ve Turkiye'nin aktif bir dis politika uygulamasi icin caba harcamistir. Bunun ilk adimi da Turkiye'nin NATO'ya girmesidir.)
Meclis encumenlerinde raportor olarak calismak Menderes'e sonrasi icin buyuk bir tecrube kazandirdi. Bu raportorlerin cogu sonralari encumen reisi ve bakanlik kademelerine yukseliyordu. Cunku o donemde encumenin gorevi hukumeti hesaba cekmekti. Raportorler, bakanliklarin iclerine girer, gorevlileri karsilarina alarak hesap sorarlardi. Menderes bu gorevinin yani sira, tasra mufettislikleri, halkevleri ve spor teskilati mufettislikleri gorevlerinde bulundu... (Bu basarili calismalari parti tabaninda ona buyuk bir guven kazandirdi. 1946 secimlerinde Menderes Aydin'dan milletvekili adayligini koymustu. Ancak yurt genelindeki saibeli oy sayimlari Aydin'da da kendini gostermis ve Menderes secilememisti. Buna karsilik Menderes Kutahyali secmenler tarafindan kendiliginden listeye alinmisti, boylece 46 secimlerinde Meclis'e Kutahya milletvekili olarak girdi.).
Turkiye'nin ziraat sorunlarini en yakindan bilen bir isim olarak Menderes'in ismi bu siralarda Ziraat Vekilligi (Tarim Bakanligi) icin gecti. Ismet Inonu'nun anlattigina gore, Basbakan Rustu Saracoglu, Menderes'i Tarim Bakani olarak dusundugunu soylemis ve "Istifade olunabilecek bir adam." demisti. Menderes, Tarim Bakani olmadi; ama, Meclis'e gelen Toprak Reformu Kanunu bir yildiz gibi politikada dogmasini sagladi.
CHP yoneticileri, toprak sahibi olmayan ciftcinin topraklandirilmasiyla Turkiye'nin ziraat sorunlarinin asilabilecegini dusunuyordu. Toprak Reformu Kanunu icin Subat 1945'te Meclis'te 32 kisilik bir komisyon belirlenir. Komisyon'un raportoru ise Menderes'tir. Uc ay suren muzakerelerde Menderes bu kanuna sert bir muhalefet yapti. Meclis'teki konusmalarinda soyle diyordu:
"Turkiye'nin ziraat ve iktisat alaninda bugun icinde bulundugu geri durum, toprak mulkiyet ve isletmesi rejimlerinin elverissizligi degildir... Eger hakikaten boyle olsaydi evvela hukumet kendi hususi mulkiyeti altinda bulunan ve bugun 13 milyon donum raddesinde bulunan topraklari (Hazine arazileri) sonradan hukmi tasarrufu altinda bulunan topraklarla beraber elde tutmaz, dagitirdi... Bu memleketin iktisadi kalkinmasina da destek olacak olan zirai kalkinma davasini bir plan dairesinde ve gerektigi genislik ve hacimde ele alinmadigi gibi hatta bu kalkinmayi kendi tabii seyri icinde dahi geciktirecek yollara gidilmistir."
Hukumetin 50 donumun uzerindeki butun arazileri kamulastirarak ciftcinin elindeki topraklari parcalamak istedigini belirten Menderes, yuzolcumu yetmis milyon hektari asan bir genislikte; ama nufusu henuz 20 milyonu bulmamis Turkiye'de zannedildigi gibi yaygin bir toprak sikintisi bulunmadigini aciklar. 6 milyon topraksiz koylu iddiasinin Turkiye'yi dunya karsisinda kucuk dusurdugunu anlatan Menderes, Turkiye topraklarini 50'ser, yuzer donumluk parcalara ayirmanin memleket gercekleriyle bagdasmadigini vurgular. Ciftcinin topraklandirilmasina karsi olmadigini belirten Menderes bunun yaninda mevcut uretim duzeninin zarar gormemesi gerektigine isaret eder.
Menderes CHP'den İhrac Ediliyor
Bu mucadelesine ragmen Ciftciyi Topraklandirma Kanunu, 11 Haziran 1945'te Meclis'te kabul edildi. O tarihten bir gun sonra ise siyasi tarihe "dortlu takrir" olarak gecen ve Demokrat Parti'nin dogmasina onculuk eden gelismeler baslar. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Koprulu, CHP Meclis Grup Baskanligi'na verdikleri uc sayfalik muhtirada (dortlu takrir) ozetle su goruslere yer verdiler:
1. Anayasa ile bagdasmayan kanunlar degistirilmelidir.
2. Secimler hur bir zeminde serbestce yapilmalidir.
3. Parti tuzugunde gerekli demokratik degisiklikler yapilmali ve parti calismalari yeniden duzenlenmelidir.
4. Vatandasin siyasi haklarini kullanmalari anayasanin ruhuna uygun olarak genisletilmelidir.
Onergede imzasi olan isimlerden ikisi, Adnan Menderes ve Fuat Koprulu, CHP'den ihrac edilir. 30 Mart 1951'de hukumet programi gorusulurken, Semsettin Gunaltay'in, "Demokrat Parti'de demokrasiyi seven insanlar yoktur." sozleri uzerine kursuye gelen Basbakan Menderes o gunleri soyle anlatacaktir: "Muhterem arkadaslar, CHP'nin nizamnamesinin demokratik esaslara gore, tekrar ele alinmasini isteyen bir takrir verdik. Bu esnada Birlesmis Milletler Anayasasi Kanunu, bu kursude muzakere ediliyordu. Ben o konunun muzakeresi munasebetiyle sunlari soyledim: Birlesmis Milletler Anayasasi Buyuk Millet Meclisi'mizdedir. Biz bahtiyariz, bazi memleketler anayasalarini tadil etmek mecburiyetinde olabilirler. Bizim anayasamiz antidemokratik degildir. Yeter ki, onun hukumleri tatbike konulmaya baslansin. Bu muahedenin bize tesmil edecegi kulfet, anayasa hukumlerinin tatbike konulmasi gibi bir kulfetten, bir husustan ibarettir, dedim. Vay sen misin bunu diyen? Ertesi gun Basbakan, Allah selamet, sihhat, afiyet ve uzun omur versin. Saracoglu bir matbuat toplantisi yapiyor ve orada diyor ki; isler cok iyi gitti; ama bir catlak ses cikti. O catlak ses benim sesim. Bu catlak ses vasfini bana vermesine sebep olan hadise de, arz ettigimi beyanatim. Fevkalade mueddep, fevkalade terbiye ve usul dairesinde ve bir partinin mensubu olarak adabina tamamen uygun bir yazi ile cevapladim. Ondan sonra beni partilerinden kovdular."
'1945 İle 1950 Türkiyesi'ni Kıyaslayın:
Yeni yol yapmayacaksiniz, kopru yapmayacaksiniz. 50 bin traktor getirmeyeceksiniz. Liman yapmayacaksiniz, baraj yapmayacaksiniz, sulari kurutmayacaksiniz, sulama tesisati yapmayacaksiniz; bunlarin hicbirisini yapmayacaksiniz. Durdugu yerde sizin butceniz, kalkacak 7 milyar olacak, milli geliriniz su seviyeye yukselecek... Biz ne yaptik, ne yapmadik? Lutfen su 1945 Turkiyesi ile 1955 Turkiyesi'ni mukayese ediniz. 1945'te TC Ziraat Bankasi'nin ikrazat yekunu umumisi 130 milyon lira idi. Bugun bu sene 1955 senesinin Ziraat Bankasi brut kari 150 milyon lira olmustur. 10 sene evvelki Turkiye'ye bakin, bir de bugunkune...
1956–57 seker kampanyasinda 300 bin ton seker uretecegiz. Eger 120 bin ton seker kapasitesi icinde kalsaydik, 180 bin ton seker ithal edilecekti. 30 milyon dolara yakin bir para tutuyor. Bugun uretimde 1950 standartlarinda kalmis olsaydik, sadece bu yatirimlardan dolayi 100150 milyon dolar fazla odemek zorunda kalacaktik...
Bir memleketin en buyuk serveti nufusudur. Halbuki nufusu biz oteden beri dert diye telakki etmisiz. Cunku memleketin hicbir servetinden istifade edilmemis ve vatandas emeginin kiymetlendirilmesi cihetine gidilmemistir. Bu sebeple de memleketin en buyuk serveti olan nufusu, memleketi idare edenler bir bela seklinde gostermek gibi cok acinacak bir hale dusmuslerdir. Ama o gunler tarihe karismistir."
Gursel: Menderes Cumhurbaskanı Olsun:
DP iktidarinin son gunlerinde Kara Kuvvetleri Komutani Orgeneral Cemal Gursel, Milli Savunma Bakani Ethem Menderes'e 3 Mayis 1960'ta bir mektup yazip, Cumhurbaskani Celal Bayar'in istifa etmesi gerektigini, yerine de Menderes'in gecmesi gerektigini vurgulamisti. Yassiada'da aciklanan mektupta bu cumle soyle yer almisti: "Cumhurbaskani istifa etmelidir. Cunku butun fenaliklarin bu zattan geldigi hakkinda memlekette umumi bir kanaat vardir..." Oysa mektubun gercek metninde, Turkes'in ifadeleriyle, "Bayar'in istifa etmesi, yerine Menderes'in cumhurbaskani olmasi iyi olacak. Cunku halen DP'nin hatalarina ragmen buyuk halk kitlesi Menderes'e muhabbet beslemektedir. Ona guvenmektedir. Boyle bir degisiklik memleketi yatistirir." denilmekteydi. Mektubun aslini aciklamak icin Menderes'ten habersiz mahkemeye bir dilekce veren Avukat Burhan Apaydin olayin gerisini Demirkirat'ta soyle anlatiyor: "O arada bir diyeceginiz var mı diyen Salim Basol'un sesini duydum. Duyunca basimi kaldirdim. Adnan Menderes mikrofondaydi. 'Bir maruzatim var' dedi. Birden sasirdim. Cunku Adnan Menderes, mahkeme baskani soz vermeden, gel demeden imkani yok iskemlesinden kalkmaz. Ve cogu defa da soz verilmezdi... Simdi mahkeme baskanindan soz istemeden Adnan Menderes'in kalkip mikrofonun basina gelisi dikkat cekici bir olay. Derhal anladim her seyi. Menderes soze, 'memleketin ve devletin yuksek menfaatlerini korumanin herkes icin gorev oldugunu' belirterek basladi. O arada, 'Devlet baskanliginin isminin bu mukaddes cati altinda gecmesini memleket menfaatlerine uygun bulmuyorum.' dedi. Ve basini hafif cevirerek bana bakarak, 'Sayin avukatimdan talebini geri almasini rica ediyorum.' dedi..." Boylece Gursel'in tarihi itirafi Yassiada gundemine alinmadi, Burhan Apaydin da birkac gun sonra tutuklandi.
Celal Bayar, Yassiada'daki yargilamalarda bitkin dusen Menderes'in Anayasa'yi ihlal etmekle suclanmasini soyle tasvir ediyor: "Kaderin ne aci bir oyunudur ki, butun hayatinca mesrulugu bu olcude savunmus, kanun icinde kalmak konusunda bu olcude titizlenmis, milletten baska baski kaynagi olamayacagina iman etmis bir devlet adami, anayasayi cignemek iddiasiyla daragacinda can verdi!.. Hicab etsin tabiat, yerde kalmis kabiliyetten!.."
Mesaj yazılı değil sözlüydü... ABD'nin Ankara Büyükelçisi Hare, mesajı doğrudan Cemal Gürsel'e iletmek için talimat almıştı. Ama Hare, Gürsel'i göremeyince sözlü mesajı ancak Dışişleri Bakanı Selim Sarper'e iletebildi.
Amerikan belgeleri arasında okurken beni dehşete düşüren bir mesaj buldum. ABD Başkanı John Kennedy'den Cemal Gürsel'e geliyordu ve "Asmayın" diyordu. Mesaj yazılı değil sözlüydü ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi Hare, mesajı doğrudan Cemal Gürsel'e iletmek için talimat almıştı ama Hare, Gürsel'i göremedi. Sözlü mesajı ancak Dışişleri Bakanı Selim Sarper'e iletebildi... Kapalı kapılar ardında yaşananları okuyunca dehşete düşmemek elde değildi doğrusu. ABD Büyükelçisi Hare'in 15 Eylül 1961 Cuma günü akşam saat 20.00'de Washington'a gönderdiği mesaj, Kennedy'nin idamları durdurmak için son dakikada bütün ağırlığıyla devreye girdiğini ancak başarılı olamadığını gözler önüne seriyordu. Türk tarihi için dönüm noktası olan saatleri, Hare'nin 1,5 sayfalık mesajından ve düşülen dip notlarından birlikte izleyelim; İdam kararlarının açıklanmasından hemen sonra (Saati bilinmiyor )ABD Dışişleri Bakanı Rusk, Washington'daki Türk Büyükelçisi'ni telefonla aradı. Bir saniye bile kaybetmek istemediği belliydi. Büyükelçiyi bakanlığa çağırmamış, telefonda konuşmayı tercih etmişti. Çünkü garip bir rastlantı eseri NATO'nun "Checkmate" adlı tatbikatı başlıyordu ve Amerikan askerleri o gün Türkiye'ye geliyordu ve Başkan Kennedy, idamların derhal ertelenmesini istiyordu. Rusk, Kennedy'nin mesajını 15 Eylül'de Ankara'ya gönderdiği 276 nolu mesajla bildirdi. Önemli bir ayrıntıyı aktarayım. Bu mesaj da nedense henüz tam metin olarak açıklanmadı. Devlet arşivleri sadece mesajı bir dip not olarak açıklamış. Dip notta "Bakan Rusk, Hare'a 'Başkan Kennedy adına Gürsel'le görüşüp Başkanın beklenen idamlardan büyük endişe duyduğunu ve acil olarak ertelemesini beklediğini' iletmesi talimatını verdi" deniliyor. Anlaşıldığına göre Kennedy, idam kararının NATO tatbikatı için Türkiye'ye gelen Amerikan askerleriyle aynı ana rastlamasından çok rahatsız olmuş. O sırada Ankara'da yaşananlara gelelim; Aynı anda, Hare da Rusk'tan yıldırım mesaj gelir gelmez, Gürsel'i görmek için Dışişleri Bakanı Sarper'i arıyordu. Başka bir bakanlıkta toplantıda olan Sarper, bunu kesip Dışişleri'ne dönüyordu. Aslında Sarper, Hare'in telefonunu bekliyordu, çünkü Washington’daki Türk Büyükelçisi Bakan Rusk'la görüşür görüşmez Sarper'i arayıp durumu bildirmişti. Kapalı kapılar ardında yaşananları Hare'in 370 nolu mesajından birlikte okuyalım: "Sarper kısa süre önce Türk Büyükelçisi'nden telefon almıştı. Bana da ayrıntısı teyit edilen mesaj Türk Büyükelçisi'ne iletilen mesajla aynıydı ve rastlantı eseri aynı anda Türkiye'ye gelen Amerikan askerleri için de olayın müthiş utanç verici olacağını bildiriyordu. Sarper, Washington'dan mesajı alır almaz doğruca Gürsel'e gittiğini, yanında Özdilek ve Ulay olduğunu söyledi. Milli Birlik Komitesi çok kısa bir süre sonra toplanacağı için (18.00'de) Gürsel, teyit edildiği anda Kennedy'nin mesajını hemen kâğıda döküp Komite toplantısı devam ederken kendisine göndermesini istemiş. Nitekim Sarper, odada otururken Gürsel'e hem Washington'dan gelen hem de benim ilettiğim Başkanın mesajını dikte etti. Bu nedenle vicdanımız rahat olmalıdır."
ÖNEMLI DOSYALAR; HASTANEYE DEYIP IDAMA GÖTÜRDÜLER:
“MENDERES nereye gittiklerini sorunca, Ada Komutanı, hastaneye gittiklerini, doktorların kendisini iyice muayene edeceklerini söyledi. Menderes ölüme giderken hastaneye gönderildiğine inanıyordu…”
Devlet başkanı sıfatıyla General Cemal Gürsel Yassıada'yı aramış, fakat İmralı'ya henüz infaz için yola çıkmış bulunan Menderes'in infazının durdurulması için hiçbir şey söylememişti.
Yassıada Kumandanı Albay Tarık Güryay, Ethem Menderes'le bir olup türlü yalanlarla çocuk gibi oyaladığı Adnan Menderes'i son yolculuğuna çıkmak üzere, Başsavcı Egesel'e teslim edecekti. İhtilalcilere göre zaman daraldığından, henüz sıhhatine tam olarak kavuşamayan Menderes'in bir an önce asılması gerekiyordu. Yassıada'da sahil kenarında duran Başsavcı Egesel, Ada Kumandanı Albay Tarık Güryay'a doğru bakıp, hitaben:
"Motör hazır, bekliyor! Menderes'i İmralı'ya götüreceğiz" demekteydi. Bu deniz motoru, Menderes'in ölüme gitmeden önce bineceği son vasıtaydı. Ada Kumandanı son anlarında bile Menderes'e yalan söylemekte hiç bir sakınca görmemekteydi. Güryay, Menderes'le aralarında geçen nihai konuşmalarını şöyle anlatmakta:
"Dışarıda hafif yağmurlu, kasvetli bir hava var. Menderes'e pardösüsünü giydirip onu kapının önünde bekleyen jipe bindirdikten sonra, ben de yanına oturdum. Menderes: "Nereye gidiyoruz?" diye sordu. "Hastaneye dedim. Deniz Hastanesi’ne gideceksin. Doktorlar öyle karar verdiler!"
Yüzüme çocuksu bir kuşkuyla baktı:
"Doktorlar hiçbir şeyin yok demişlerdi!" "Evet, öyle rapor verdiler. Ama senin, esaslı bir muayeneye tabi tutulmana lüzum görüyorlar" dedim. Menderes hastaneye gönderildiğine inanarak, bana: "Ne olur kumandan, diyordu. Berin'den mektup geldikçe bana iletiverin!" Muhafız olarak onunla beraber, Deniz Yüzbaşı İsmail Sıdal, Topçu Üsteğmen Tuğrul Sungar ve Topçu Üsteğmen Kemal Atasaral gideceklerdi. Motora binerken elimi sıktı: "Öpeyim Kumandan" diyerek başını yüzüme uzattı. Onunla ilk ve son defa öpüştük.
Odama döndükten sonra beni telefonun zili sıçrattı. Karşımdaki: "Tarık, diyordu, Adnan Menderes'i bir yere gönderme!" Sayın Gürsel'e durumu anlattım: Doktorlar gelmişler, "idamına mani bir hali yoktur" anlamında rapor vermişlerdi. Başsavcı Egesel'le hâkimler de onu alıp İmralı'ya götürmüşlerdi.
Bu sözleri söylerken gözlerime ilişen saati, 12.00'yi çeyrek geçiyordu. Adnan Menderes ve ötekiler İmralı adasına belki henüz varmamışlardı bile. Gürsel'e söylediklerime, hemen şunları da ilave ettim: "Orgeneralim, şayet Menderes'e dair bir emriniz varsa, bunu İmralı'ya derhal bildirebilirim."
Neler olmuştu bilmiyorum, fakat Sayın Gürsel: "Yok, hayır!" dedi ve ilave etti: "Yapılacak bir şey yok: Olan olmuş artık!" Evet, Menderes'in son kurtuluş ümidi de böylece ortadan kalkmış oluyordu. Yassıada'dan ayrılan Menderes ve muhafızlarının bindirildiği hücumbotunu, onun bir mil arkasından başka hücumbotu takip etmekteydi. Menderes'in infazında bulunan Başsavcı Ömer Altay Egesel infazın gerçekleştiği anları şöyle anlatmakta:
"İmralı'da usulen, bir arzusu olup olmadığı soruldu. Dini telkin için bir hoca, karşıdaki odada hazır olarak beklemekteydi. Menderes, evvela hocayla yalnız kalarak konuşmak ister. Buna, kanunlar müsaade etmemektedir. Bunun üzerine heyetin huzurunda hocayla karşılaşır. Dini telkin almak istemez. Yalnız tövbe duasına katılır. Hoca, bu duanın kelimelerini ayrı ayrı ve yavaş yavaş sıralar. Son sözleri ise şunlardır:
"Hayata veda etmek üzere olduğum şu anda, devletim ve milletime ebedi saadetler dilerim. Bu anda, karımı ve çocuklarımı şefkatle anıyorum."
Menderes'in infazının öğleden sonra saat 14.26’da tamamlanmasından sonra, bir fırtına koptu, gelen gök gürültüsünün ardından yağan şiddetli yağmur, herkese kendisini ülkesine adamış bir büyük devlet adamının tertemiz ruhunun rahmeti olduğunu düşündürdü.
Menderes Hastaydı
17 Eylül günü öğleye doğru Adnan Menderes'in odasına gelen doktorlar vücudunu tepeden tırnağa muayene edip, her haliyle normale döndüğünü açıklamışlardı. Anlaşılan Milli Birlik Komitesi'nden gelen emir gereği bir an önce asılabilmesi için, sağlıksız da olsa sağlıklı olduğuna dair rapor verilmesi istenmekteydi.
İhtilalcilerin baskısıyla Menderes'e sağlığı normaldir raporu veren doktorlar heyeti, şu isimlerden oluşmaktaydı:
"Farmokoloji ve Tedavi Kliniği Ord. Profesörü Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastahanesi Dâhiliye Servisi Şefi Nevzat Yeğünsu, Yassıada Garnizon Hastahanesi Baş Hekimi Yarbay Galip Bozalıoğlu, Dâhiliye Mütehassısı Dr. Binbaşı Ahmet Karahaliloğlu, Hariciye Mütehassısı Dr. Binbaşı Zeki Kebapçıoğlu, Garnizon Tabibi Üsteğmen Sedat Yürütken."
Yazılan raporun neticesinde şöyle deniyordu: Adnan Menderes'in geçirmiş olduğu koma ve kollaps halinin tamamen ortadan kalkarak sıhhi durumunun iyileşmiş olup, tamamen normale döndüğü müşahede edilmiştir. İş bu rapor, müştereken tanzim ve imza kılındı. 17 Eylül 1961."
Bu rapordan hemen sonra aldıkları talimat gereği, doktorlar Yassıada'dan ayrıldılar. Henüz komadan yeni çıkmış, bütün ısrarlara rağmen yarım kâse kompostoyu zor içebilen Menderes'i bir an önce asabilmeleri için, en az cellâtlar kadar sorumlu olan altı doktor, "tıp cinayeti" işleyerek, nekahet dönemindeki hastalarına sağlıklıdır raporu vermekten çekinmediler. Bir müddet sonra Ada Kumandanı'yla görüşen Başsavcı Egesel'in Menderes'i hem de öğle vakti, İmralı'ya asılması için götüreceği çoktan belli olmuştu. Bütün dünyada idamlar sabaha karşı yapıldığı halde, Menderes gibi eşi menendi az bulunabilecek asrın Başbakan'ını öğle vakti boğmak istemeleri, cinayetten başka bir şey değildir.
[url]http://www.menderesefsanesi.com/default.asp?sayfa=aydin_menderes_yeni_asya_roportaj] MENDERES'IN YENI ASYA GAZETESI ILE RÖPORTAJI[/url]
kusura bakmayin, böyle bir kisilik icin baslik acitigim icin bilgide bir hayli cok oluyor..
Bir devlet adamini idam eden Turkiye Cumhuriyeti'nin uzerinde bir kara lekedir yapilan katliam.
Allah rahmet eylesin, mekanini cennet etsin.
Iyisi ile kotusuyle, herseyiyle bizim basbakanimizdir, uzun donem de halkin ezici oylarini alarak basbakanlik yapmistir. Milyonlar tarafindan sevilmis, Turkiye'deki en populer basbakanlardan biri olmustur, diger hatirladiklarim en basta Ataturk, Ozal ve Erdogan, velakin vicdansizca oldurulmustur. Allah bu katliami yapanlari da cezasiz birakmasin demek gerekir.
Kanimca cok iyi isler yapmistir ulkemiz icin, gelecegini acmak icin ugrasmis, sanayisini gelistirmek, dunyanin en hizli gelisen ulkelerinden birisi olmasi icin elinden geleni yapmistir. Belki oldurulmese, onu kapatilmasa ulkemiz su anda bir Japonya kadar gelismis, o kadar buyuk bir ekonomiye sahip olabilirdi. Kimbilir. Olumu sonrasi Turkiye ne yazik ki gelismesini durdurmus, hantal bir hale gelmistir bir 10 yil kadar, belki de daha fazla.
Benim goruslerimi dogru bulmayan arkadaslar puanlama butonlarina saldirmayin, kendi goruslerinizi yazin, haksiz yargiyi zaten Menderes ve arkadaslarina yaptilar, katlettiler, en azindan su forum ortamlarinda ayni sekilde davranmayalim.
Iyi yonleri de vadir mutlaka ama Menderes'in koy enstitulerini kapatmasi buyuk hata olmus. Bugunku kontrolsuz goç (koyden kente), koylerin gerikalmisligi gibi sorunlari asmamizi saglayacak bir projeydi, Osman beyin dedigi gibi "Japonya olabilmemiz" için en kisa yoldu, ustelik Turk icadiydi. (Koy enstitulerine "komunist isi" diyenlere hatirlatmak farzdir ki, bir zamanlar bu ulkede demiryollarina da "komunist isi" denmisti, o yuzden bu konuyu tartismayip, onumuze bakalim.)
Selamlar.
En son inanç ahmet tarafından Prş 29 Oca 2009, 22:10 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Adnan Menderes ile ilgili yazılanalrı okudum. Kore Savaşı ile ilgili birşey göremedim.
Ben mi atladım yoksa yazılmamış mı? Bu savaşa neden katılmışız?
Kaç askerimiz şehit olmuş? (Müslüman olmayan bir halk için savaşıp ölenler şehit sayılır mı?)
Kaç askerimiz sakat kalmış?
Türkeş başlığı varmış,nazire mi yapmak istediniz yoksa Alparslan Türkeş başlığı var bu başlığın da açılmasında bir sakınca olmaz diyerek mi paylaşımda bulundunuz?
Başbakanımızı rahmetle anıyoruz.
En son Hakan ERTÜRK tarafından Prş 29 Oca 2009, 22:25 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
ALLAH rahmet eylesin ama türkiyeyi amerikaya kul eden bir insandı.bizi dışarıya mahkum etmişti niye bu kadar dışa bagımlı kaldık hala aynıyız niye kore savaşına katıldık bilen varmı.yine söylüyorum ölünün arkasından kötü söylenmez ama amerikan uşagı idi.
Kore Savaşı ile ilgili birşey göremedim.
Ben mi atladım yoksa yazılmamış mı? Bu savaşa neden katılmışız?
Kore savasina katilan ulkeler sadece Turkiye ve ABD degildir, NATO birligi icerisinden ve bir kac dis ulkeden toplam 16 ulkeden askerler bu savasa katilmistir.
Turkiye savasa katilmayi kabul etmeden once NATO uyesi degildi. Savasa katilarak NATO uyeligini garantilemistir. Belki de kapali kapilar ardinda yapilan gorus budur, "Turkiye savasa katilsin sizi NATO uyesi yapariz".
Savasa katilmamiz dogrudur degildir elbette ki tartisilir. Velakin nasil ki Turk irki hep mazlumun yaninda olmustur, belki Kore'de de mazlumu korumusuzdur. Nasil ki Osmanli vaktinde ta Endonezya'ya donanma gondermis onlari koruma altina almissa Kore'ye de birlik gondermis onlari koruma altina almistir. Haliyle sebepleri cok daha farklidir saniyorum.
NATO uyeligi belki de o vakitler bizim icin en onemli konulardan tekiydi. Hele ki konumumuz itibari ile. Ortadogunun dibinde olan bir ulkeyiz, savaslarin oldugu, gelecekte kanli savaslarin olacagi, petrolun dunyanin en onemli zenginligi oldugu bir bolge. Bir tarafta Rusya bir birlik kurmus, diger tarafta ABD ve Avrupa bir birlik kurmus. Birine girmemiz gerekiyordu belki de, yoksa ortada kalip hic bir sekilde bir adim ilerlememize izin vermeyecekti ne Rusya ne de ABD. Turkiye olarak NATO'yu secmisiz.
Kore savasinda iki grup vardir, biri Guney Kore'yi savunan ABD, Avrupa ve NATO birligi, oburu ise Kuzey Koreyi savunan Rusya, Cin kominist birligi. Biz Turkiye olarak o vakitlerden once yuzumuzu coktan batiya cevirmistik (Osmanli zamanlarindan beri), yuzumuzun cevrildigi kisilerin de yaninda olmusuzdur.
NATO'ya katilmis olmamiz da bence Turkiye acisindan cok onemli bir harekettir. Boylece Turkiye Cumhuriyeti'nin son 60 yildir guvenligini saglamisizdir. Kimse gelip te bize saldirmaya cesaret edememistir, hatta laf etmeye de cesaret edememistir.
NATO'ya katilmamiz sayesinde Turkiye Cumhuriyeti ordumuz bolgenin en guclu ordusu olmustur. Cunku NATO sayesinde dunyanin en gelismis ordularinin bilgi birikimlerinden faydalanabilmisizdir. Diger NATO ulkeleri ile isbirligine girerek ordumuzu guclendirmis, yenilemis, modernize etmisizdir. Yani NATO uyesi olmamizin onemi cok buyuktur, bunu unutmamak gerekir. Kore savasi ise bizim NATO uyeligimizi garantilemistir.
Unutmayalim ki dunyada 230 kadar ulke vardir, ama sadece ve sadece 26 tanesi NATO uyesi olabilmistir. Turkiye de bunlardan biridir.
ALLAH rahmet eylesin ama türkiyeyi amerikaya kul eden bir insandı.bizi dışarıya mahkum etmişti niye bu kadar dışa bagımlı kaldık hala aynıyız niye kore savaşına katıldık bilen varmı.yine söylüyorum ölünün arkasından kötü söylenmez ama amerikan uşagı idi.
Hayret, hala bu palavralalara inananlar var. Menderes'in alasagi edilmesinde, Washington ile iliskilerin bozulmasi yatar. Sanki Turkiye'de Amerika'dan izinsiz darbe olabiliyor.
Darbenin lideri Orgeneral Gürsel, darbe olduktan hemen sonra ilk aciklmasinda "NATO'ya CENTO'ya bagliyiz" diye sahibine selam durmayi unutmamistir.
Bu ara "Milliyetci" Türkes'in de NATO'cu darbe komitesinde olmasi manidardir.
Ülkemin başbakanının asılmış olmasından ancak utanç duyarım.
Ancak amerikanın asılmasını istemediği herkesi ivedilikle asmak lazım. Yoksa bu ülkenin evlatlarına Atatürk milliyetçilerine rahat yok. Günümüzdede Atatürk düşmanı ve amerikan uşağı bütün yöneticileri asmak lazım. Hoş olmayan bu sözlerden dolayı özür...