1941 yılı biterken, uçsuz bucaksız sovyet topraklarındaki savaşın kısa sürede sonlanmayacağı artık anlaşılmıştı. Alman genelkurmayı'nın aklına, rusların kendilerine karşı zorla savaştırdığı "etnik usnuları" sovyetler birliği'ne karşı
kullanmak gelmişti. böylece, Alman genelkurmayı, sağ kalan iki milyon esirin 818.000'ini cephede, eski ordularına karşı asker olarak kullanabilecekti.
Esir kamplarında büyük kayıplar veren Türkler için artık iki seçenek kalmıştı. Ya kampta ölecekler ya da ileride bağımsızlık kazanacakları umuduyla eski ordularına, sovyetler birliği'ne karşı savaşacaklardı! Türkistan lejyonu, kafkasya müslüman lejyonu ve yine Türkistanlı savaş esirlerinden oluşturulan 450. tabur, bu koşullarda kuruldu. ikinci dünya savaşı'nda wehrmarcht saflarında görev yapan, "waffen ss" denilen özel birliklerden birisi de Türklerden meydana gelecekti: " osttürkischer waffen-verband der ss", yani "ss doğu türkistan silahlı birlikleri"...
Bu birliğin hem oluşması, hem de savaşta yaptıkları inanılır gibi değil. örneğin, Harkov yakınlarında ruslar tarafından sarıldıklarında, düşman hatlarını yararak çıktıkları halde, geride kalan Alman komutanlarının cesedini almaya gitmiş, sonra da rus cephesini ikinci kez yararak görev yerine geri dönmüşlerdi.
cephede ruslar kadar Almanların da işi kolay değildi. cephenin her iki yanında Türkler vardı ve Alman Mareşali Keitel'in ana karargaha geçtiği mesaj, Hitler'e sunulan savaş raporlarına kaydoldu: "kaşımızdaki düşman ölümüne savaşıyor. başlarında Türkistanlı subayların bulunduğu birlikler Türkçe konuşuyor. bu cepheyi savaşarak geçmek çok zor. başka yollar aramalıyız..."
giydikleri standart Alman askeri üniformasının göğsünde Türkçe "Tanrı biz menen" (tanrı bizimledir) yazılı arma bulunan, yakalarında bozkurt başı motifi, kollarına ise "ss kolbağı" takan, doğu Türkistan silahlı birlikleri, mayıs 1945'te öteki Alman güçleriyle birlikte, avusturya'da 8. ingiliz ordusu'na teslim oldu.
savaş bitmiş, özgürlüklerini kazanma hayalleri de tükenmişti. sovyetler, kızıl ordu'yu terk edip Alman saflarına geçen ve kendilerine büyük güçlük yaratan Türkistan lejyonu askerlerini "vatana ihanet" ile suçlayarak, ingilizlerden iadelerini istediler.
o dehşet dolu 1945 yılını uzun uzun anlatmaya gerek yok. komunist rejimin baskılarından yılan, büyük umutlarla ve özgürlüklerine kavuşacakları hayaliyle Almanların safına geçen bu insanlardan bir bölümü, iadeyi beklemeden topluca intihar etme kararı aldı. yaklaşık 3.000 Türk'ün avusturya'da Drava nehri'nin eriyen karlardan kabaran sularına atlayarak intiharını kimse önleyememişti. Geride kalanlar da, sovyetlere iade edildikten hemen sonra kurşuna dizildiler ...
Türkistan Türklerinin Kurtuluş Savaşı'na ve Cumhuriyet'e Katkıları
Doğu Türkistan, işgal altındaki tek Türk Toprağı. Doğu Türkistanlılar, Kurtuluş Savaşı'nda ve Cumhuriyet Dönemi'nde Türkiye'ye büyük katkılar sağlamışlardır. Aşağıdaki yazı bu katkılardan bir bölümünü içermektedir.
Türkistan Türkleri'nin Kurtuluş Savaşı'na ve Cumhuriyet'e Katkıları
1919 Türkistan Türkleri Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Savaşı’na ve yeni Türk Devleti’nin kuruluşuna kayıtsız ve ilgisiz kalmamışlardır. 1917 yılında Çarlık Rusyasını yıkan Bolşeviklerin estirdiği hürriyet havasında kendi milli devletlerini kurma gayret ve sıkıntısı içinde olan Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar ve Azeri Türkleri başlangıcından itibaren Anadolu’da yürütülen mücadeleye de olağanüstü büyük ilgi ve yakınlık göstermişlerdir. Bu yakınlığın artmasına Rusya’da 1905 ve 1917 ihtilallerinden sonra ortaya çıkan hürriyet ortamında, Rusya Türkleri arasında büsbütün kuvvet bulan Türkçülük cereyanları sebep olmuştu. Bu dönemde Türkistan Türkleri arasında siyasi faaliyet ve bilhassa dergi ve gazete yayınları artmıştı. Milli şuur kuvvetlenmişti. 1908 İkinci Meşrutiyet’ten sonra Türkiye ile Rusya’daki Türk aydınları arasında fikir alış verişi de hızlanmış ve Türkistan Türkleri arasında Türkiye’ye olan ilgi ve sevgi tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir biçimde artmıştı. Bu durumu Türkistan Türklerinin Türkiye’ye Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar olan sıkıntılı dönemde yardımcı olma ve onun hayatta kalmasını sağlama gayretlerinden açıkça görmek mümkündür. Türkistan Türklerinin Anadolu Türklerine çeşitli şekillerde vermeye çalıştığı yardım ve destekleri,
I..Askeri yardım,
II. Para yardımı,
III. Fikri veya siyasi destek
olarak üç başlık altında incelemek mümkündür.
I. ASKERİ YARDIMLAR
Türkistan Türklerinin her ne kadar Türkiye’nin düşmanlarıyla yaptığı silahlı mücadeleleri desteklemek üzere düzenli bir ordu gönderme imkânları olmadıysa da, savaşa ferdi katılımlar olmuştur. Bilhassa hacca giden Türkistanlıların hacca giderken veya dönüşte Türkiye’nin saflarında tereddüt etmeden savaşa katıldıklarını görüyoruz.
Bu konuda en eski kayıt 1788 Osmanlı-Rus savaşına kadar uzanmaktadır. Arşiv kayıtlarına göre, Hicri 1202 ramazan (1788 haziran) ayında Türkistanlı Mehmed Bahadır, Hokand'dan hac niyetiyle yola çıkar. Erzurum'a geldiğinde Osmanlı'nın savaş için asker topladığını işitir. O sırada I. Abdülhamid Rusya'ya harp ilan etmiştir. Bunun üzerine hacca gitmekten vazgeçen Mehmed Bahadır 4 arkadaşıyla beraber savaşa katılmaya karar verir. Başbakanlık Devlet Arşivindeki belgelere göre, Mehmed Bahadır Divan-ı Hümayun'a müracaat ederek savaşmak için 5 at, 5 kılıç, 3 tüfek ve azık verilmesini ister.
Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında da Hac için Mekke ve Medine’de bulunan Türkistanlı Hacılar ile talebelerden bazıları gönüllü olarak Osmanlı ordusuna katılmışlardır. Türkiye'ye yakınlık özellikle Balkan harpleri sırasında kendisini belli etmiştir. Kazan Türklerince Hilal-i Ahmer'e çokça para yardımı yapıldığı gibi, Türk ordusunda hizmet görmek üzere gönüllü asker ve hemşireler de gitmişti.
Yine Balkan Savaşı sürdüğü 1912 sonbaharında, Rusya’nın başkenti Petersburg’ta üniversitelerde okumakta olan Kazak, Tatar, Özbek gibi Türkistanlı öğrenciler de Balkanlara giderek Türkiye saflarında savaşmak istediler. Balkanlardaki sıcak çatışmalarla ilgili olarak, Petersburg üniversitelerinde okuyan Türk öğrenciler ile slav öğrenciler arasında tartışmalar ve kavgalar eksik değildi. Özellikle Bulgar öğrenciler ile Türkistanlı öğrenciler arasında gerginlik yaşanıyordu. Kazakistan Merkez Devlet arşivinde bulunan bir belgede, 1912 senesinde Petersburg’ta öğrenci olan Sancar Asfendiyarov, 1933 yılında yaptığı bir konuşmada bu konuyla ilgili bir hatırasını nakletmiştir. Asfendiyarov, Bulgar öğrenciler ile olan bir kavgadan sonra, Türkistanlı öğrencilerin Türkiye saflarında savaşmak için karar aldıklarını belirtir. Ancak, daha sonra bu samimi niyetlerini gerçekleştiremediler.
Bundan başka 1912 senesinde Medine’de tahsilde bulunan 400 kadar genç Balkan muharebesine gönüllü katılmak üzere İstanbul’a gider ve Edirne düşmandan geri alındıktan sonra Medine’ye geri dönerler. I. Dünya Savaşı sırasında Medine’de Osmanlı ordusuna gönüllü katılmak isteyen Türkistanlılar ayrıca beş Osmanlı altını vermişlerdir. Niçin böyle yaptıkları sorulunca, Arapların Türkistanlılar aç kaldıklarından dolayı Osmanlı ordusuna katıldığını zannetmemeleri için böyle bir tedbir aldıklarını söylemişlerdir. Bu suretle 51. Alay’a gönüllü kaydolan Türkistanlılar Avali harbine iştirak etmişlerdir.
I. Dünya Savaşı (1914-1918) sırasında Türkiye’ye askeri yardımın ilginç bir şekli Kadı Abdürreşid İbrahim Efendi tarafından gerçekleştirildi. Kadı Abdürreşid Almanya'ya esir düşen Rusya Türklerinden (Kazan Türkleri ve Başkurtlardan) İngilizler ve gerekirse Ruslara karşı da savaşmak üzere gönüllü kıtalar topladı. Bunlardan bir tabur (Asya taburu) Irak cephesinde savaşmak üzere Türkiye'ye geldi ve Irak cephesinde bir çok şehit verdiler.
Bir grup Türkistanlının hac dönüşü Kurtuluş Savaşı’na da katıldığını görmekteyiz. Mekke ve Medine'de hac ibadetini tamamlayarak Türkistan'a dönmekte olan 40 kadar hacı Çukurova'da iken I. Dünya Savaşı başlar ve yurtlarına dönemeyip orada kalırlar. Harp esnasında burada bazı işlerde çalışarak geçimlerini temin ederler. Osmanlının savaşta yenilmesi üzerine Çukurova Fransızlar tarafından işgal edilir. Türkistanlılar Tarsus'ta Fransızlara karşı ilk silahlı mücadeleyi başlatanlar arasında yer alırlar. Türkistanlılardan Hacı Yoldaş başkanlığındaki grup, karakol basarak, trenlere saldırarak Fransızlara zarar verdirir. Daha sonra Kavaklıhan cephesi kumandanı Zeki Baltalı’ya müracaat ederek, Türk ordusuna katılırlar. Grup kumandanı Halil Süllü’nün emrinde Fransızlara karşı çarpışan 26 Türkistanlıdan 16 sı şehit düşer.
Azeri Türkleri ise Kurtuluş Savaşı’na kendi bağımsızlıkları pahasına askeri yardım sağlamak istemişlerdir. Azerbaycanlı ilim adamı Prof. Vagıf Arzumanlı'nın Bakü'de 1998 senesinde yayınlanan makalesinde belirttiğine göre, 28 nisan 1920'de Azerbaycan Parlamentosu hakimiyeti Bolşeviklere vermeyi kabul ederken koyduğu şartlardan birisi Rus ordusunun Bakü’ye girmeden önce demiryolu vasıtasıyla Anadolu'nun yardımına gitmesi idi. Bu hakikatin TBMM Gizli celse zabıtları ile Polonyalı araştırmacı Tadeusz Swietochowski'nin eserinde de teyit edildiğini görmekteyiz. Bu durum Azeri Türklerinin kendileri bağımsızlıklarını kaybetseler bile, Türkiye’nin bağımsız yaşamasını istediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak Ruslar kabul ettikleri bu şartı yerine getirmediler.
Türkistan Türklerinin 1914-1917 yılları arasında Kafkas cephesinde Ruslara esir düşen Osmanlı subay ve askerlerine yaptıkları yardımları da, dolaylı da olsa Kurtuluş Savaşı’na askeri yardım olarak görebiliriz. Zira bu askerlerden yurda dönenlerden bir çoğu daha sonra Kurtuluş Savaşı’na katılmışlardır.
29 Ekim 1914 - 15 Aralık 1917 arasında Kafkas cephesinde Ruslara yaklaşık 60 bin Osmanlı subay ve askeri esir düşer. Bu esirlerin büyük bir kısmı Hazar Denizi’nde Bakü’ye yakın Nargin adası ile Kuzey ve Güney Kafkasya’ya nakledilmişlerdir. Bunlar 1918’de Güney Kafkasya’ya giren Osmanlı ordusu tarafından kurtarılarak Türkiye’ye getirilmiştir. Ancak henüz Moskova’nın kontrolüne tam olarak girmemiş Sibirya’da bulunan 9 bin kadar Türk esirini kurtarma girişimleri sonuçsuz kalmıştır.
Çok zor şartlarda yaşamaya mahkum edilen bu esirlerin büyük bir kısmına Rusya Türkleri sahip çıkarak, yardım etmişlerdir. Bunun için Moskova, Petrograd, Kazan, Ufa ve Orenburg'da özel komiteler teşkil edildi. Rusya Müslümanlarının Moskova’da 1-11 Mayıs 1917 tarihinde yapılan ilk genel toplantısında da Türk esirlerinin içinde bulunduğu zor durum görüşüldü. Kurultay bu hususu Rusya Harbiye bakanı Kerensky’ye telgraf çekerek bildirdi. Esirlerden yaklaşık 1000 kadarı kendi çabaları ve Türkistanlıların yardımıyla Afganistan üzerinden Türkiye’ye dönmüştür.
Türkiye’ye dönen esirlerden biri olan Tahsin İybar, hatıratında “Ruslar Sibirya’daki kampta esirlere geniş Rus topraklarından çıkamazsınız demişlerdi. Buna rağmen Rus topraklarından çıkmaya muvaffak olduk. Çünkü bize Türkistanlılar zengin, fakir ihtiyar genç demeden adeta birbirleriyle yarışırcasına yardım etmişlerdi” demektedir. Daha sonra uluslararası alanda yapılan çalışmalar neticesinde kalan esirler de kurtarılarak, yurda getirilmiştir. 1925 Yılından sonra Rusya’da hiç esir kalmamıştır.
II. PARA YARDIMLARI
Türkistan Türkleri daha Balkan Savaşı yıllarında Türkiye’ye para yardımı yapmaya başlamışlardı. Mesela, Kazan Türkleri bu yıllarda Hilal-i Ahmer'e hatırı sayılır ölçüde para yardımı göndermiştir. Kazak Türkleri de bu konuda ellerinden geleni esirgememişlerdir. Berlin'de Çağatay Türkçesinde yayınlanan "Yaş Türkistan"* dergisinde yer alan bir makaleye göre, Balkan harbi yıllarında (1912-13), Türkistan'ın Akmescit şehrinden Sadık Ötegenov isimli bir Kazak, küçük heybesinin iki gözüne doldurmuş olduğu altınları Rusya'nın başkenti Petersburg'a getirir. Burada tahsilde bulunan hemşehrisi Mustafa Çokay'ın evine gider ve ondan kendisini Osmanlı elçisine götürmesini rica eder. Elçilikte, ihtiyar Kazak Osmanlı elçisi Turhan Paşa’dan, Türkistanlı Türk kardeşlerinin sevgi ve sempatisinin küçük bir ifadesi olmak üzere getirdiği yardımı gerekli yere ulaştırması için ricada bulunur. Bunun üzerine gözleri dolan Turhan Paşa her ikisini kucaklayıp öper ve emaneti kabul ederek yerine ulaştıracağına söz verir.
Yine bu dönemde Medine’de tahsil görmekte olan Kazak öğrenciler Osmanlı askerine yardım için harçlıklarından 200 lira toplarlar. Balkan harbi yıllarında Kazakistan'da yayınlanmakta olan "Aykap" gazetesinin bu konudaki haberine göre, öğrenciler topladıkları paraları Medine valisi Basri Paşa’ya teslim ederek, ondan bu yardımı Hilal-i Ahmer cemiyetine ulaştırmasını isterler. Yardım küçüktür, ama Türkistanlı öğrencilerin dahi Balkan Savaşı sırasında Türkiye’ye yardım etme arzusunda bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir.
I. Dünya Savaşı sırasında Andican zenginlerinden Mir Kamil Mir Mumanbayoğlu Rusya’ya karşı Osmanlı devletine 200 bin ruble yardım gönderir.
I. Dünya Savaşında Türkiye’ye ilginç, ilginç olduğu kadar şuurlu bir katkı Türkistanlı pamuk tüccarlarından gelir. I. Dünya Savaşı sırasında Rusya'da ulaşım ve üretimdeki sıkıntılardan dolayı, Türkistan'daki pamuk alıcı bulamadığından stoklar büyümüştür. 1918’de Brest-Litovsk'da Sovyet Rusya ile ittifak devletleri arasında barış imzalanınca, Rusya'ya giden ilk Alman sefirinin mümessili pamuk almak için Türkistan'a gider. Pamuk tüccarları ticari pazarlıklara girmeden evvel alıcıdan milliyetini belgelemesini isterler. Alış-verişle alakası olmayan böyle bir talep karşısında Alman temsilci hayrete düşer. Diğer taraftan Rusya'nın eski düşmanı olan bir devletin temsilcisi olduğu için de endişelenerek ürker. Bu talebin ticaretle alakası olmadığını ileri sürerek, doğrudan doğruya fiyat ve kalite meseleleri üzerinde görüşmeyi teklif eder. Bu meselelerde uzlaşmanın kolay olduğunu söyleyen Türkistanlı tüccar, alıcının milliyetinin kendileri için çok daha önemli olduğunda ısrar ederler.
Bunun üzerine temsilci, alıcının Alman olduğunu gösteren vesikaları çekinerek göstermek zorunda kalır. Alıcının Almanya olduğunu öğrenen Türkistanlı tüccar, kendisine büyük iltifatlarda bulunarak, mallarını başkasına verdiklerinden daha ucuza vereceğini ifade eder. Hayretler içinde kalan temsilci, bu iltifatın sebebini sorduğunda şu cevabı alır: "Biz pamuğun mühim bir harp maddesi olduğunu biliyoruz. Bu maddeyi beş-on kuruş kazanmak pahasına, Türkiye'nin düşmanlarına satmaktansa, yakıp imha etmeyi yeğleriz. Siz Almanlar Türkiye'nin müttefikisiniz. Size pamuğu ucuza vermekle, Türk kardeşlerimizin menfaatlerine hizmet ettiğimiz inancındayız" .
Kurtuluş Savaşı’na gerçek anlamda para desteği, 100 milyon altın ruble gibi bir meblağı verme çabası Buhara Halk Cumhuriyeti’nden gelmiştir. 1873’ten Sovyet hükümeti tarafından istiklalinin tanındığı 1918 yılına dek Çarlık Rusyasına bağlı, yarı müstakil devlet konumunda olan Buhara o dönemde Türkistan’ın en zengin Hanlığı idi. Ticari faaliyetler sayesinde Buhara Hanlığı büyük bir zenginliğe ve altın rezervine sahip olmuştu. Bu zenginlik sayesinde Buhara Emiri Petersburg’da büyükçe cami yaptırabilmiştir. Kızıl Ordu tarafından 2 Eylül 1920’de yıkılan Buhara Hanlığı’nın yerine 6 Ekim 1920’de Buhara Halk Cumhuriyeti ilan edilmesinden sonra, Buhara Halk Cumhuriyeti’nin Osman Kocaoğlu başkanlığındaki temsilcileri Moskova’ya giderek Lenin ile görüşme yaparlar.
Bu görüşmede Buhara heyeti, Lenin’e Türkiye için 100 milyon altın ruble yardım vermeyi taahhüt ederler. Heyet Buhara’ya döndükten sonra, bu konu parlamentoda oylanır ve Türkiye’ye yardım tek itiraz sesi yükselmeden oy birliği ile kabul edilir. Vaat edilen 100 milyon altın da en kısa zaman zarfında Moskova’ya ulaştırılır. Bu teslimat konusunda elimizde herhangi vesika yoktur. Ancak Türkistan’da o devrin olaylarını yaşamış şahsiyetlerden ve Türkistan tarihi mütehassısı Z. V. Togan ve Türkistan’daki esir Osmanlı subaylarından Raci Çakıröz bu yardımın yapıldığını teyit etmektedir. Ne yazık ki, bu yardım hedefine ulaşmamıştır. Buharalılar tarafından verilen nakdi yardımlar Ankara’ya teslim edilmemiştir. Sovyetlerin Türkiye’ye Eylül 1920 ile Mayıs 1922 tarihleri arasında kendi adına yaptığı nakdi yardımlar da Buhara Cumhuriyeti’nin teslim ettiği 100 milyon rublenin çok altında, 11 milyon ruble civarındadır.
III. FİKRİ VE SİYASİ DESTEKLER
I. Dünya Savaşı’ndan önce Rusya’da ve Osmanlı’da yaşanan 1905 ihtilali ve 1908 II. Meşrutiyeti’nden sonra Anadolu ve Rusya Türkleri arasında kuvvetli bir kültür bağı kurulmuştu. Bunun neticesinde I. Dünya Savaşında Türkistan Türklerinin bütün sempatileri Türkiye ile beraberdi. Bu sempatinin büyüklüğünü Tahir Çağatay’ın I. Dünya Savaşı sırasında yaşadığı bir anısından görmek mümkündür.
Taşkent’te kalabalık seyirci arasında Umumi Vali F. V. Von Martson’un* bulunduğu bir sinemada, savaşla alakalı belgesel film gösterilmekteydi. Perdede ilk olarak Rus ordularının seferberliği ve resmi geçidi gösterildi. Bunu takiben bütün büyük devletlerin askeri resmi geçitleri izlendi. Hepsi de sükunet içinde seyredilerek geçirildi. Fakat beyaz perdede başta sancağı ile bir Türk süvari alayı gözükmeye başlayınca, o muazzam binayı dolduran halk ani bir hareketle ayağa kalktı ve alkışlamaya başladı. Bu kalkma hareketi o kadar ani ve tesirli bir şekilde vuku bulmuştu ki, seyirciler arasında bulunan Ruslar da gayri ihtiyari olarak bu kitle temayülüne uymak zorunda kalmışlardı. Bu durum karşısında sinirlenen umumi vali derhal salonu terk etti ve film bir daha gösterilmedi.
Yine Çağatay’ın belirttiğine göre, I. Dünya Savaşı esnasında Taşkent’te halk bütün heyecanıyla olayları takip ederdi. Türklerin muvaffakiyetini, Rusların mağlubiyetini belirten herhangi bir haberi ihtiva eden gazete derhal karaborsaya düşüyordu.
Bu dönemde Türkistan Türkleri I. Dünya Savaşını çok yakından takip ediyor ve Türkiye’nin bir ölüm-kalım savaşı verdiğini fark ediyorlardı. Mesela o dönemde Kazak Türklerinin önde gelen siyaset ve fikir adamlarından biri olan Mir Yakup Duvlat dünyadaki 300 milyondan fazla Müslümanlar arasında en güçlüsünün Türkiye olduğunu ve bu Türkleri parçalamak için çeşitli devletlerin fırsat gözlediğini yazar. Kazakistan'da I. Dünya Savaşı yıllarında yayınlanmakta olan “Kazak” gazetesinin 1918 eylül sayısında yer alan yazısında Duvlat, bu fırsat beklemenin birkaç asırdan beri süre geldiğine işaret ettikten sonra, devam etmekte olan I. dünya savaş sırasında düşmanların İstanbul'u almak ve Ayasofya'ya asmak üzere haçı da hazırladıklarını ifade eder. Fakat Türklerin boş durmadığını, ülkelerini korumak için asırlardan beri mücadele ettikleri gibi, dört seneden beri de diz boyu kanlar içinde, milyonlarca yiğidini kurban ederek, mal-mülkünü feda ederek savaştıklarını yazar. Görüldüğü gibi, Mir Yakup Duvlat’ın yazısı, Kazak bozkırlarından Türk topraklarında yapılan mücadelenin çok yakından takip edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Yrd. Doç. Dr.Abdulvahap KARA
Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi [/b]
Doğu Türkistan davasını yakından takip etmek için www.hurgokbayrak.com sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Oldukça doyurucu bilgiler ve Doğu Türkistan ile ilgili son haberler yer alıyor. Ayrıca İstiklal Gazetesinin sahibi Mehmet Emin Batur Bey'in yazılarını da buradan takip etmek mümkündür.
Dogu Turkistan meselesi hep kafami kurcalamistir bu saatten sonra ne yapilabilir diye.
Bu arada yakin bi zamanda Cin hukumeti ,Xingjiang Ozerk Bolgesini(Dogu Turkistan) Cin'in Avrupa'ya ve Orta Asya'ya acilan en stratejik bolgelerinden biri oldugunu ve bolgeye, tarihinde simdiye kadar gorulmemis
buyuklukte yatirimlar getirecek olan ve yuklu miktarda mali fonlari da iceren bi karar tasarisini kabul etti.
Umarim Uygur'lar icin hayirli olur. Cinli bir arkadasim kendilerinden 'Cinli Muslumanlar'olarak bahsetmisti,
ve Cin'in sadece tek bir milletden meydana gelmedigini,yanlis hatirlamiyorsam 54 farkli etnik irktan olustugunu ve Bati Cin'de yasayanlarin da(Uygurlar) bu irklardan biri oldugunu israrla soylemisti.
Bu arada Cin'de kendilerini Cinli olarak gormeyen baska irklarda var, Ic Mongolyalilar,Tibetliler,Uygurlar vs...
Gelecege donuk olarak,Dogu Turkistan icin bagimsizlik gibi bir secenek ,dunyanin icerisinde bulundugu sartlar ve siyasi durum acisindan imkansiz olarak gorundugu icin, bence kendileri icin en hayirlisi,kimliklerini ve dinlerini koruyup ,mevcut komunist Cin icinde yerlerini almalaridir.
En mantikli secenek bu gibi gozukuyor.Tabiki gonul Musluman bir milletin bagimsizligindan yana ama...
''Güzel Türkistan'' adlı türkü her dinlediğimde beni biraz hüzünlendirir...
Güzel Türkistan sana ne oldu?
Seher vaktinde güllerin soldu,
Çemenler solmuş kuşlar hem feryat
Hepsi mahzun, olmaz mı dil şad?
Bilmem niçin kuşlar uçmaz bahçelerinde
Birliğimizin sarsılmaz dağı
Ümidimizin sönmez çerağı
Birleş ey halkım, gelmiştir çağı,
Bezensin şimdi Türkistan bağı.
Davran halkım artık yeter bunca cevr ü cefalar
Bayrağını al, kalbin uyansın,
Kulluk, esaret kamilen yansın,
Kur yeni devlet düşman irkilsin
Dogu Türkistana yardim etmemiz gerekir ve desteklememiz gerekir!!!!!
Onlarin gördügü soykirim, dünyanin hic bir yerde görülmemisdir.
Cinli "Insanlarin" (Insanmi bunlar?) yaptiklari Insanlik disidir.
-Dogu TÜrkistan Cinin Atom deneme yeri olmus ve Insanlarimiz Atom yüzünden kötü hastaliklar ulusuyor.
-Bebekleri öldürüp pisirip yiyorlar
-Politikacilar hapisde yatiyor
-Hergün masum Insanlar idam ediliyor
-Ekonomi tarafindan dislaniliyor
-Adalet tarafindan dislaniliyor
-Önce Ayaklari civiliyorlar, sonra Ayaklarini Ellerini buzun üstünde tutarak donduruluyorlar, sonra donan ayaklari ve elleri kesiyorlar
-O Insan Etlerini Lokantalarda filan yiyorlar
Burada bir Cinli bir Türk bebegi yiyor:
iste dondurulan Ayaklar ve Kollar:
ve bunlar kesilmek zorunda kalmisdir:
tutuklanan bir Türk:
daha cok resim var, ama bunlar yeter
Cok üzücü bir Olay
Dogu Türkistana yardim etmemiz gerekir ve desteklememiz gerekir!!!!!
bunların hepsi yalandır en üsteteki bebek yeme fotosu Japonyada gerçekleşmektedir Japonyada ölü doğmuş bebekler hastahanelerin belli bölümlerinde (malesef) yasal olarak satılıp yenmektedir internette gördüğünüz her habere inanıp buralara eklemeyin aynı şeyi bölücü pkk terör örgütüde yapıp dış dünyaya kendi emellerini haklı göstermeye çelışmaktadır bunların hepsini ABD tarafından desteklemektedir nede olsa kendine rakip olan tüm devletleri bölüp yok etmeye çalışanda ABDdir
Hepsi yalandır diye kestirip atmak doğru değil evet belki bebek yeme olayı olmayabilir ama Çinin oradaki kardeşlerimize yaptığı işkenceler herkes tarafından bilinmektedir.
asıl herkes tarafından biliniyor diyipte kestirip atmak yanlıştır Çinin bölgede işkence yaptığını bölgede ideolojik çıkarları olan turancı ve aşırı dinci gruplardan başka savunan yoktur şunuda unutmamak gerekirki avrupada faliyet gösterirken PKK da aynı yolu izlemekte Türkiyenin kendilerine soykırım yaptığını iddia etmektedirler butür olaylara bakarken tarafsız olmak gerekir nasılki üstteki fotolar gerçek dışı ise yapılan diğer bölücü propagandalarda gerçek dışıdır
Bölücülüğün ırkı dini milleti mezhebi olmaz her türlü bölücülüğe hayır!