1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 31  |
 |
Bulut Turhan
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 13:33
Bu eylemin bir insanlık suçu olduğu ve zaman aşımının söz konusu olmadığını görmek,aradan 32 sene geçmesine rağmen bu olayı yargılamak Türkiye'de demokrasinin geldiği yeri ve sivil iradenin gücünü gösterir.
Bu yargılama bir milattır,zira bundan sonra herkes ayağını denk alacak,darbe girişiminde bulunmak ve hatta darbe yapıp başarılı olmak bu ülkede de artık suç.Hemde devlet başkanlığı koltuğunda oturmuş olsa bile.Sanıklar çok yaşlı,elbette hapis yatmayacaklardır , ancak ölmüş dahi olsalar,kıyabında bile açılsa bir milattır bu.
Bir de 12 Eylül referandumunda ''Bu anayasa değişiklikleri ile alakası yok,12 Eylülcüleri yargılayamazlar'' diyenlere bakıyorum da, şimdi hepsi ''Evet yargılanıyorlar ama -mış gibi yapıyorlar '' diyor.Daha ne yapmask lazım anlamadım.Daha nasıl yargılanabilir 32 yıl öncesinin darbesi ?
|
 |
Rüştü BAKMAZ
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:09
| Alıntı: |
12 Eylülün hesabının geç te olsa sorulması olumlu bir gelişme.
Diğer yandan 12 eylül bir 'sonuç'. Tartışılması gereken asıl nedenleridir - sağ sol olaylarını kim neden başlattı mesela.
Kardeş kanı neden döküldü- ki o dönem hergün onlarca kişi sokaklarda öldürülüyordu.
Darbeye zemin hazırlayan olaylar nasıl gelişti, seçilmiş iktidarlar cinayetleri,iç savaşı neden önleyemedi ?
Birçok soru var açıklanması gereken. Sadece Kenan Evren le sınırlı değil bu olay. |
Çok ama çok enteresan. Bu soruları sormayı akıl edebilen bir zihin, nasıl olur da Balyoz, Ergenekon gibi konularda tam tersi söylemlere ve görmezden gelmelere tevessül edebilir peki?
"Bayrak Planı" denen pislik dokümanın, Yakamoz, Balyoz, eldiven gibi benzerlerinin atası olduğunu, güncellenip isim değiştirdiğini nasıl idrak edemez, aksine inkar etmeye kalkar?
Bugünlerde KCK eliyle yapılmaya kalkılan ortalık bulandırma operasyonlarının 1980 öncesinde taşere edilmiş sağ ve sol örgütlerle yapıldığını nasıl anlamaz.
TSK, Jandarma vb içerisinde çöreklenmiş çetelerin bazı operasyonları bizzat organize ettiklerini, planladıklarını, yönlendirdiklerini kanıtlayamasa da hissedemez? "Jitem diye bir şey yok" diyen çete üyelerine kuru kuruya inanırken, heryerden fışkıran silahlara, mühimmatlara, belgelere, ses kayıtlarına nasıl burun kıvırır, kulp bulur, görmezden gelir, inkar eder, yok sayar?
Seçilmiş iktidarlar en ufacık bir düzenleme getirirken olmadık yalanlarla "memleketi satıyorlar", "şunun bunun belini kırıyorlar", "şurayı kuşatıyorlar", "burayı ele geçiriyorlar" diyenlerin tarafında bulundukları halde; ortadaki bunca pis iş, pis plan, kana bulanmış silah, birbirinden iğrenç ses kayıtları ortada dururken görmezden geldikleri halde; devam eden bir yargılamada "Çetin Doğan hariç diğerlerinin yargılanması bile saçma, onlar emir kulu (*)" diyenlerin hınk deyicisi oldukları o pozisyonda bulundukları halde yukarıdakilere benzer sorular sorabilmek herşeye rağmen takdir edilecek gelişmedir.
(*) kaldı ki Çetin Doğan'ın da yargılanmasını eleştiriyorlar, sanki o toplantı yapılmamış, sanki o plan görüşülmemiş, sanki gerçek isimler kullanılmamış, sanki, yeni hükümet kurmaya kadar detaylar konuşulmamış, ses kayıtları elde edilmemiş gibi.
Darbe öncesi olayları başlatanlar kadar,
Kardeş kanı dökenler kadar,
Darbeye zemin hazırlayan olayları planlayanlar, geliştirenler, icra edenler kadar,
bütün bunlara göz yumanların, bunları görmezden gelenlerin, alkışlayanların da vebali vardır, sorumluluğu vardır, günahı vardır, suçu vardır.
Darbeciler yargılansın diye referandum yapıldığında "hayır diyenler"in de vebali, sorumluluğu, dahli, suçu vardır.
Dün ilgili referanduma "hayır" derken yalanların arkasına sığınıp, bugün sureti haktan görünerek kulp bulanların da vebali vardır,
Yukarıdaki gruplara birden fazla sayıda dahil olanların suçu, vebali, sorumluluğu dahil oldukları sayı kadar kat kat artmaktadır.
|
 |
Ruşen B
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:18
Bütün gazete ilk sayfalarında baktım, yargılamadan tek rahatsız olan Sözcü.
Darbe suçunu meşrulaştıran, darbecileri kurtarıcı bir melek gibi gösteren Sözcü, darbecileri eleştirmek ve yargılamayı desteklemek yerine davaya müdahil olanları eleştirip "Keşke 32 yıl önce bir araya gelseydiniz, kardeş kardeşi öldürmez, darbe olmazdı" yazmış. Kenan Evren' in darbe şartlarının oluşmasını bekledik sözünden ve darbenin 3 yıl öncesinden planlandığından bihaber olmadıkları kesin ama bu gazetenin ETÖ' ye bakışıda belli. O yüzden dertleri anlaşılıyor.
|
 |
ahmet1965
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:23
12 Eylülü yapanların geçte olsa yargılanmasını çok önemsiyorum.En azından sanık olark bir sıfatları olacak ve yargılanmanın hesap vermenin ne olduğun geçte olsa öğrenecekler.Zaten bu yargılanma psikolojik olarak beyinlerini örseleyecek bu şahsiyetlerin.Darbe ortamı oluşturarak ve teröre zemin hazırlayarak binlerce masumun ve gencin kanına girenler yargılanabiliyorsa bu ülkede bu hiç bir şey yapmasa bile mağdurların yakınların vicdanlarına hafif bir meltem estirecektir.Darbe heveslilerine anlarlarsa ders olacaktır.Bazıları referandum öncesi yargılanamazlar diyordu.Ne oldu hani yargılanamazlardı.Demek ki büyük lokma ye büyük laf konuşma demişler.İnşallah hak ettikleri cezayıda geç olsa bile alırlar.
|
 |
engygl
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:29
| Alıntı: |
| Daha ne yapmask lazım anlamadım.Daha nasıl yargılanabilir 32 yıl öncesinin darbesi ? |
Tutuklu sanık var mı?
|
 |
handecik
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:32
| Alıntı: |
| Tutuklu sanık var mı? |
2 sanıktan henüz hiçbiri mahkemeye gelmeye tenezzül etmedi
|
 |
Abdullah B
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:32
1982 Anayasası referandumunda oy verenlerin önüne bugün aynı şartlarda tekrar sandık koysalar cevapları ne olurdu acaba çok merak ediyorum?O günkü şartları yaşayanlar şu an ne düşünüyorlar acaba?
|
 |
korkutyil
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:38
Bu davada keşke darbeyi övenleri, “Hızır gibi imdadımıza yetiştiler” diyenleride yargılasak ama o zaman darbeyi övenler şimdi farklı safta olduğu için pek mümkün değil. Hani yazarlar tutuklandı ya kitaplar ve yazılarıyla darbeye zemin hazırlamak şuçundan Ergenekon davasında bu olayda da darbe öven yazarlarda yargılansa hiç fena olmaz.
| Alıntı: |
Son Karakol
01.10.1980
Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumî emniyet ve muvâzenenin en büyük teminâtıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felâkettir.
Anadolu, yıllar yılı kendine bağlı dünyalara karakolluk vazifesini gördü. Geçmiş asırlarda dünya emniyet ve muvâzenesinde, en şerefli vazifenin ona ait olduğunda hiç şüphe yoktur.
Sonra, sırasıyla, onun livâları, sancakları birer birer kopup gitti. Fakat o, bütün rasânetiyle mevcudiyetini muhafaza etti ve yerinde kalabildi. Değişen bayraklar, yırtılan sancaklar yanında, asâlet ve özünü koruma sadece ona müyesser oldu.
Evet, bütün bir geçmişiyle, ellibin defa, temiz bünyesine mikroplar saçıldı. Ve gülendam kâmeti yüzlerce defa ırgalandı; ama o, hiçbir zaman tamamiyle yerinden sökülemedi ve mağlup edilemedi.
Haçlı zihniyetinin hortlatılmasından, cizvit papazlarının zehirleyici ve öldürücü gayretlerine kadar, bu karakolu yıkma ve karakol erkânını uyutma adına ne kadar oyun varsa hepsi denendi; ama, hasımlarımız hesabına beklenen netice kat'iyyen elde edilemedi. Düşman cefâdan usanmıyor; karakol da 'bu can bu uğurda' deyip dayanıyordu...
Bu mücadeleler karşısında onun sarsılmadığını iddia edemeyiz. Bu ulu ağaç birkaç defa hazan gördü ve kurtlanan koca gövdesi birkaç defa kabuğunu yeniledi; fakat, hiçbir zaman devrilmedi. Semâsının kararıp, bağrına üst üste hançerlerin saplandığı günlerde dahi, millî ruh kadranında, kendine ait zaman anlayışı ve onu gösteren rakamlar daima duru ve seçkin olarak okunabildi...
Bu efsânevî ruh, asırlarca, bünyesini tahrip etmek isteyen binbir paradoks karşısında, yerinden oynamamış ve hep Malazgirt'teki, Kosova'daki ve Çanakkale'deki aşılmazlığıyla kendini korumuştu. Onun bu heybetli görünümü -az dahi olsa- ruhuna cemre düştüğü ve köküne yabancı bir kurdun, bir 'dabbetü'l-arz'ın musallat olduğu kadar da devam etmişti. O günden sonra ise, artık o, içten içe yanan ve kömürleşen bir ulu çınar haliyle, kendini yenileyemiyor ve dirilemiyordu. Yaşlanmıştı. Vefasız dostları, amansız hasımları vardı.
'Dost bî-pervâ, felek bî-rahm, devran bî-sükûn;
Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali' zebûn' (Fuzulî)
Tam bu binbir kâbusun kol gezdiği dönemde idi ki; ortalığı bütün şiddetiyle beşinci kol faaliyetleri kapladı. Erotik[1] düşünceye masumiyet hil'ati giydirildi. Şehvet, en merğub bir meta haline getirildi ve gençlik âdeta bir hezeyan topluluğu oldu. Artık kendi ruh köküne bağlı olanlar 'dogmatist' ve 'formalist'[2] diye damgalanıyor; millet ve vatanını sevmek ayıp sayılıyordu. Bir 'Şirzime-i kalil'[3] her Allah'ın günü, çalakalem, millî ruhu ibtizal[4] edici yazılar yazıyor, milleti kendinden kaçar ve kendine yabancı hâle getiriyordu.
Bu olup bitenler karşısında, temiz Anadolu halkı, ya kendine has sabır ve tahammül içinde beklemede veya hüsn ü niyetin verdiği duru anlayışla, bütün bu acâiblikleri 'bir suskunluk içinde' karşılamaktaydı.
Birer ruh sefâleti ve aşağılık duygusu timsali sayılan zavallı 'entelijansiya' mızın durumu ise, bütün bütün yürekler acısıydı. Ona göre şahsiyet gamzeden öze ait her nağme ordubozanlık; müstağriblik hesabına söylenen her türkü, Türk'e yücelik kazandıran bir madalyaydı!
Bu türlü kendinden kaçışlar ve haricî asimilasyonlarla iç değişiklikler, endişe verici buudlara ulaşmıştı. Ve artık, millet teknesi, sağa-sola yalpa yapan bir vapur gibi, batması, her an mukadder görünüyordu. Dillerde binbir yabancı türkü, dudaklarda binbir öldürücü şarap.. kimi erotizimle sarhoş; kimi libido ile, kimi eksistansiyalizmden medet umuyor; kimi hezeyan felsefesine dilbeste, durmadan mihrap değiştiriyor ve ma'buddan ma'buda (!) koşuyordu. İşte tam bu esnada, yabancı bir kısım eller, 'hipnoz' görmüş bu ruhları metrolara bindirip harıl harıl kendi dünyalarına taşımaya başladılar. Cinnet nöbetleri içinde bütün bir nesil, Hasan Sabbah'ın yalancı cennetlerine benzeyen bu cennetlere davet ediliyordu.!
Dün bir şaşkınlık içinde 'Mehlika Sultan'a aşık' toy delikanlılar yerinde, bugün eli kan, üstü kan, bağrı kan ve ne yaptığını çok iyi bilen kanlıdeli bir nesil vardı. Artık dıştaki kargaşa ve hercümerce başka sebep aramaya gerek var mı? Tatmin edilememiş, doyurulamamış ve hatta terk edilmiş bir neslin, çeşitli kamplara ayrılması ve birbirini kıran kırana öldürmesi gayet normal değil mi...? Bugüne kadar onun iç inkırazını sezebildik mi? Onu soysuzlaştıran sebeplere inebildik mi? Halbuki, ona canavarlık öğreten tiranlar karşısında, siyanet meleği gibi onun yanında olmalı değil miydik? Heyhat..! Binbir vahşet senaryosunun sahnelendirilmesi karşısında, sessiz ve infialsiz kaldık... Evet.. bütün bir millet olarak arenalardaki kavgayı seyreder gibi, bu kanlı boğuşmadan hiç mi hiç bir şey anlamadık.
Sahnenin bu rengârenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün gözbağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Bu sezme, ümit dünyamızda yeniden kendimize gelmemizi ve kendi kendimizi idrak etmemizi te'min etti. Aslında buna bir sezme demek de uygun değildir. Bu, düşmanı kıskıvrak yakalama ve bir zaferdir. İçtimâî bünyenin, haricî bir kısım erâciften temizlenme, arındırılma ve aslına ircâ zaferi. Bu zafer, kendinden ümit edilenleri getirdiği takdirde, Türk'ün zaferler hanesinde en muallâ yeri işgal edecektir. Böyle bir ilk tefahhüs[5] ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.
Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rahnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, millî bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar[6] bertaraf edilebilsin...
Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.
Sızıntı, Ekim 1980, Cilt 2, Sayı 21
http://www.turkcuturanci.com/turkcu/turklugun-dos ...yazisidir/ |
|
 |
Rüştü BAKMAZ
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 16:51
| Alıntı: |
| Bu davada keşke darbeyi övenleri, “Hızır gibi imdadımıza yetiştiler” diyenleride yargılasak |
Bana uyar, yargılanırlar, savunmalarını yaparlar, hukuk kararını verir. Ancak bunu teklif edenler şuna da razı mıdır?
Ergenekon, 28 şubat, balyoz, gibi davaları sulandırmaya kalkanları da yargılasınlar mı? Darbeciliği hoş gördükleri için, darbecileri kolladıkları için, yarın bir darbe olsa alkışlamaya koşacakları için? Postal sevdalısı oldukları için...
Dikkat: yukarıdaki ifadeler şart cümlesine bağlıdır, buluttan nem kapıp ördekleşmeye kalkmasın kimse. Veya kalksa da olur, herkes birbirini biliyor nasılsa...
|
 |
Selçuk Alpay
11 yıl önce - Prş 05 Nis 2012, 17:08
12 Eylül'ün hesabı soruluyor.Ne olacak ben söyliyeyim hiç bir şey olmıyacak.Daha şimdiden sulandırmak için her şey yapılıyor.AKP neden12 Eylül ün mağduru oluyor nasıl mağduru oluyorda davaya müdahil olacak.Şayet 12 Eylül yargılanacaksa onun bütün izleri, kurumları yok edilir ondan sonra hesap sorulur.Tabii uygulamalarında suç ortağı olan kişilerde beraber.Unutmayalım son idam cezaları Özal zamanında mecliste onaylandı.Madem bu gün 12 Eylül yerden yere vuruluyor 12 Eylül rejiminin devamı olan o idam cezalarınında hesabı sorulsun hemde o günkü mecliste tüm el kaldıranlardan.Ne dersiniz? Bu kişilerin aralarında şu anki meclis başkanı Sayın Cemil Çiçek de vardı.Bu zat 12Eylül ün nasıl mağduru olabilir.Olsa olsa diğer idamları onaylayan millet vekilleri ile beraber suç ortağı olabilir ancak.Olay 12 Eylül mağdurları ve mağdur yakınlarının acıları üzerinden siyaset yapmaktan başka bir şey değil.
|
 |
sayfa 31  |
ANA SAYFA -> HABERLER ve SOHBET
|