Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 2
Ümmühan Zeynep
11 yıl önce - Prş 13 Ksm 2008, 13:24

Deli Ayten in de heykeli olmalı,
Zeki Müren'in de
Kazım Baykal'ın da
İvaz Paşa'nın da,
Molla Fenari'nin de
Davut Kadı'nın da
Ayşe Saniye Hanım'ın da

ve hatta

Sedat 3 ün de,
Raif Kaplanoğlu'nun da..

Bursa'yı bursa yapan tüm değerlerin hatırlanacağı bir şeyler olmalı şehirde...


Alev16
11 yıl önce - Prş 13 Ksm 2008, 13:43

Bunca zamandır hala unutulmayan bir kişilik Deli Ayten. Çocukluğumda annemle anneannemin elinden tutmuş giderken görüpte hiç unutamadığım bir hayal zihnimde. Bugün aile sohbetlerimizde bizi gülümsetirken, yüreğimizde ince bir sızı yaratan bir kadın. Heykelinin dikilmesi düşünülen yerse bir park. Neden olmasın? Ben bu fikre hayır demem.Hoşuma gider.



Hüseyin Cumhur

11 yıl önce - Prş 13 Ksm 2008, 13:46

Şehirleri diğerlerinden farklı kılan renk tonlarıdır. Yoksa gözünüzü Ankara'nın modern bir semtinde kapatıp Bursa'nın yine yeni bir semtinde açınca hiçbir farklılık bulamıyorsanız, sadece sizin için değil, orada yaşamak herkes için anlamsızdır.
Kentlere farklılıklar anlam katıyor: Bu bazen bir figür, bazen bir mekan, bazen de söylencelerdir.
Bursalılar doğru yapıyor; Deli Ayten'in de, Zeki Müren'in de, İvaz Paşa'nın da, Molla Fenari'nin de, Davut Kadı'nın da, Ayşe Saniye Hanım'ın da değerleri bilinmelidir.


Efe Kahraman

11 yıl önce - Cmt 15 Ksm 2008, 07:54

Ben Bilmem ama Deli Aytenin ismini duydum çok. Bursayla özdeşlenen bir kişi Niye konulmasın ki heykeli olursa çok daha iyi olur.

guney ziya
11 yıl önce - Pts 24 Ksm 2008, 17:06

Deli Ayten gerçekten Bursa'lı hemşehrilerimizin yakından tanıdığı, kendisine sataşılmadığı sürece hiçbir tepki vermeyen, kılığı kıyafeti, başta davulu olmak üzere taşıdığı çeşitli eşyalar ile görenlerin dikkatini çeken bir kimse idi..

Bugün Osmangazi Belediyemiz tarafından yıkılarak kentsel dönüşüm projesi uygulanan doğup büyüdüğü Kızyakup Mahallesindeki yeni düzenleme alanının içerisine heykelinin dikilmesinin bir mahzuru olduğunu düşünmüyorum..



Okan Akin

11 yıl önce - Pts 24 Ksm 2008, 17:34

Sevgili Dostlar,

Bu durumda benim en buyuk kaygimi dile getirmek istiyorum;

Insallah heykel onu anlatmaya yetecek derecede sanattan nasibini alir.

Deli Ayten bir degerdir ve o deger gunahiyla sevabiyla Bursa'ya mal olmustur. Insallah bu girisim bir sonraki degerlerimizin de onyargi gozetmeksizin heykellerinin dikilmesine vesile olur.

Sevgiyle ve dostlukla,


ömer bey
11 yıl önce - Sal 25 Ksm 2008, 00:35

Alıntı:
yanında taşıdığı davulu
Davuldan önce "cümbüş" taşıdığını da hatırlarım...

nedimussoy

11 yıl önce - Sal 25 Ksm 2008, 01:12

Alıntı:
Davuldan önce "cümbüş" taşıdığını da hatırlarım...

Evet davul haricinde bazen cümbüş taşıdığı da olurdu. Hatırladığım kadarı ile davuldan önce cümbüş ile dolaşırdı.


Akın Kurtoğlu

11 yıl önce - Sal 25 Ksm 2008, 01:29

..."ÇABBBUK EVE GEL, DELİ AYTEN KÖŞEBAŞINDA!..."

Yazları Bursa'daki akrabalarımıza bir hafta-on gün müddetle kalmaya gittiğimiz vakit, daha büyükannemlerin evine vâsıl olduğumuzun hemen ertesinde, Maksem'in ve Temenyeri'nin arasokaklarında ayaküstü arkadaş ediniverdiğim komşu çocuklarıyla günboyu koşup oynardım. O zamanlar Bursa'nın arasokakları "Arnavut kaldırımı" adı verilen, şayet üzerlerine usturubuyla basılmazsa rahatlıkla insanı düşürmeye muktedir, kaygan iri parçalardan mütevellit gri kayataşlarıyla örülü, aralarındaki toprak sıyrıntılarından küçük otlar fışkırmış, sessizliğin, dinginliğin hüküm sürdüğü, bu sükûneti yalnızca sokakta koşup oynayan çocuk seslerinin veyahut da tek-tük geçen bir atlı arabanın tekerlek ve nal şıkırtılarının bozduğu, motorlu taşıt sesinin ve kornasının hemen hemen hiç duyulmadığı sokaklardı. Öğleden sonralarda kimi zaman çocuk cayırtılarına, derinlerden gelen bir radyo sesi eşlik ederdi... Belli belirsiz duyulan "saz eserleri" nağmeleri, şimdilerde özlemle andığım o daracık Bursa sokaklarında bir-iki yankılandıktan sonra yola bel veren ve üzerini şemsiye misâli örten oturaklı dut ağaçlarının yaprakları arasında kaybolur giderdi.

Bu küçük sokakların birçoğunun kaldırımı olmayıp, evlerin duvarından duvarına kadar uzanırlardı ve genelliğinin eni de 2-3 metreyi aşmazdı. Sebze-meyve yüklü bir Skoda bu sokaktan geçeceği zaman biz çocuklar sırtlarımızı evlerin duvarlarına yaslardık ki, kamyonet rahatlıkla ortadan geçip gitsin. O derece...

Bazen sokakta kalma sürem gereğinden fazla uzadığında, yatıya gittiğimiz akrabamızın bahçe içindeki iki katlı klâsik ahşap Bursa evinin yarısına kadar cumbalı üst penceresi açılır ve bizimkiler beni artık eve çağırırlardı. Tabi oyuna doymamış olan her çocuk gibi bu çağrıya kat'iyen kulak asmaz ve oradan oraya koşuşturmaya devam ederdim. Ancak, ikinci ara uyarıdan sonra gelen o son telâşlı ve sarsıcı (!) uyarı ise halen bugün bile kulaklarımda çınlar: "Huuu çocuk, bak sana söylüyorum!... Çabbbuk eve gel, Deli Ayten Bahar Süthanesi'nin oralardaymış, Ali Dayı'n görmüş, az sonra buraya doğru geliyormuş!"... Buram buram aldatmaca kokan bu uyarı, hem benim hem de yaşıtım diğer çocukların korkuyla irkilmesine yol açar ve arkamıza dahi bakmadan çilyavrusu gibi dağılır, panikle evlerimize kaçışırdık. Koşarken de bu önemli "son dakika" haberini henüz işitmeyen diğer mahalle çocuklarına duyuracak bir şekilde "Deli Ayten'in buraya doğru gelmekte olduğunu" bağırarak... Oysa Ayten'in geldiği falan yok. Mesele kandırıldığımızın resminden ibaretmiş...

Kimi zaman Heykel Caddesi'ne (Atatürk Caddesi'ne) gitmemiz gerektiğinde ille de "Fışkırık" yokuşundan inmemizi ister, tutturur da tuttururdum. Mumcular'dan aşağıya, Tahtakale ve Çakırhamam civarlarına Fışkırık yokuşu sayesinde üç-beş dakikada kestirmeden inmek kabildir, oldukça pratik ve yormayan bir yokuştur. Ancak yine bu aşamada bizimkiler devreye girerler ve asıl yollarına haliyle oldukça ters olan bu yokuşu kullanmak istememelerinin bahanesini, son derece usturuplu bir şekilde Ayten'e bağlarlardı: "Deli Ayten'in evi Fışkırık'taymış" demeleri benim için son derece yeterli ve caydırıcı bir cümle, ısrarlarıma karşı güçlü bir son noktaydı... Kös kös Maksem veya Mahkeme Hamamı yolunu kullanarak aşağıya inerdim, bizimkilerin ellerini sıkısıkıya tutarak... Sonradan öğrendiğime göre Ayten'in sabit bir evi dahi yokmuş meğerse...

Bir de Bursa arasokaklarının hâkim elektrik direkleri vardı. İstanbul'da olmayan tarzda... Buradaki betondan mamul silindirik elektrik direklerinin yerine, eskiden Bursa'nın hemen her köşesinde varolan, Uludağ'dan süzülüp gelen ve buz gibi akan kaynak sularına evsahipliği yapan sokakbaşı çeşmelerinin bitişiğinde, merdivene benzer siyah veya paslı sarı renklerde boyalı aydınlatma direkleri mevcuttu. İki uzun metal direk, tepe noktasında birbirine çatılmış olurdu. Ama yerden yükselmeye başladığı kesimlerinde her 30-40 santimde bir yatay birleştirici metaller raptedilmişti. Bizler işte bu yatay demirleri birer merdiven basamağı olarak kullanır ve çıkabildiğimiz yere kadar tırmanırdık bu ilginç direklere...

Yine böyle bir direk tırmanma girişimimi engellemek için bizimkilerin pencereden "Deli Ayten" geliyor (!) sesiyle, kendimi 2-3 metreden acele ve telâşla yere bırakıvermiştim. Tatilimizin geri kalan günlerini kol ve bacaklarımdaki çizikler, vücudumun muhtelif yerlerindeki morluklar, şişlikler ve sızılar eşliğinde geçirmek zorunda kaldığımı söylememe gerek yok herhalde...

Aslında hafızamı yokluyorum yokluyorum, ama Bursa'da Deli Ayten'e rastladığımızı hiç hatırlamıyorum... Sadece ismen tanıdığım, bilinmeyen, gizemli bir şahsiyetti benim için. Kısa boylu, siyah başörtülü, elinde bir torba, sırtında bir çuvalla dolaşan, pardesüsünü omuzlarının üzerine atmış, ortayaşlı, çökük avurtlu ve sıska bir kadın imajı çizmiştim zihnimde. Ayten ismi geçtiğinde hep kafamda bu kadın profili canlanırdı nedense... Bizimkiler ise oldukça iyi tanıyıp biliyorlardı ki, beni korkutma silâhları Bursa'da hep bu hanımdı... Kimdi, neydi bugüne kadar maalesef öğren(e)memiştim... Öyle ki, bu forumda ismi zikredilmese, sittin sene aklıma geleceği de yoktu... Ama Bursa'da kaldığımız zaman zarfında, Ayten'in bizimkiler açısından fevkalâde işe yaradığı kesindi... İstanbul'a döndüğümde ise, şükür ki artık "Deli Ayten" korkusu olmadan, kendi sokağımızda huzur ve de güvenle oyunuma kaldığım yerden devam ederdim...

Meselenin nezâketine şimdilerde vâkıf oluyorum ki, çocukluk hayatımda benim için bir korku/korkutma vesilesi olan "Deli (/Veli?) Ayten", hakikaten de Bursa'nın insan karakteri yelpazesinin önemli simâlarından birisiymiş... O'nu, vakt-i zamânında ismen dahi olsa bir şekilde tanımış olmaktan sevinçliyim...

Allah rahmet eyleye...

Akın KURTOĞLU


Samet Yılmaz

11 yıl önce - Sal 25 Ksm 2008, 13:21

Böyle şehirlerin geçmiş tarihlerine malolmuş kişilerin heykelleri dikilip yaşatılmalıdırki gelecekte kendei çocuklarımıza anlatabileceğimiz Bursa tarihi bilgimiz olsun...



sayfa 2
ANA SAYFA -> BURSA - Haberler ve Sohbet