To say that France is dependent on nuclear energy would be an understatement. Over 35% of France’s total energy requirement and over 78% of French electricity demands are met by nuclear energy. In 1999, France generated 375 billion kWh of electricity from its fifty-eight pressurized water reactors currently in operation. The electrical generation capacity of these plants is 65,702 MWe. France also operates one fast reactor, which generates 250 MWe of energy1. Because of their large operation capacity, the French also export energy, mainly to the rest of Europe, roughly 72.1 TWh per year. This large amount of energy generation allows France to be more energy self-sufficient than most European countries. In fact, France is over 50% able to meet its own energy needs, an incredibly large percentage for a modernized, western country. In comparison, Italy is only 18% energy self-sufficient. This was one of the goals of the French Nuclear program, to decrease French dependence on foreign energy sources2.
The French national energy company, Electricite¢ de France or the EDF, runs France’s nuclear power plants. The EDF was created in 1946 to alleviate the energy shortage that occurred just after World War II. In the 1950s the EDF provided France with the energy to modernize itself into an industrial power. However like most energy corporations, the EDF relied heavily on hydrocarbon generation up until the first oil crisis occurred. Then it was decided that the EDF should pursue nuclear energy to reduce French dependence on foreign energy3.
The first French commercial nuclear power plant had already been commissioned by 1963. Since then, France has built an impressive and yet relatively young group of reactors. The average age of a French reactor is only thirteen years. With a nuclear power plant life expectancy of forty years, this means French nuclear capabilities have a definite future ahead of them. This also does not take into consideration the possibility of plant life extensions or other means of adding to the viability of a nuclear plant. In addition to the current number of nuclear power plants, France also has four more plants under construction and due to be added to the generation grid in the year 2001. The oldest active French nuclear power plants went critical in 1977 and 1978. The minimum expected, forty-year lifespan of these plants indicates their shut down in the years 2017 and 2018. Currently, France has six new power plants planned. These plants are scheduled to begin their commercial operation in 2014, conservatively estimated to pick up the load from the plants shutting down at this time4. This shows that not only is France currently relying on nuclear energy, but it also plans to have nuclear energy be its primary energy source far into the future.
Iğdır Belediye Başkanı: "Iğdır nükleer tehlike altında&
Iğdır Belediye Başkanı: "Iğdır nükleer tehlike altında"
Iğdır Belediye Başkanı Nurettin Aras, Iğdır'ın nükleer tehdit altında olduğunu öne sürdü.
Aras, yaptığı açıklamada, Iğdır'a 20 kilometre mesafedeki Ermenistan'da bulunan Metzamor Nükleer Enerji Santralı'nın Iğdır için tehlike oluşturduğunu söyledi.
AB'nin Erivan Temsilcisi Alex Louber'in bir süre önce yaptığı açıklamada, Ermenistan'daki nükleer enerji santralının yakıtının Rusya'dan uçakla getirildiğini bildirdiğini hatırlatan Aras, konunun uluslararası platformlarda gündeme getirilerek, sorunun çözülmesi gerektiğini ifade etti.
Dünyanın hiçbir yerinde nükleer yakıtın uçakla taşınmadığına dikkati çeken Aras, şöyle devam etti:
''Nükleer santrala yakıt taşıyan bir uçağın düşmesi, bölgedeki tüm insanların ölümüne neden olabilir. 250 bin nüfuslu Iğdır, nükleer tehdit altında. Bu sorunun kısa sürede giderilmesi gerekir. Metzamor'un kapatılması yönünde daha önce girişimlerde bulunmamıza rağmen, Ermenistan bu santralı kapatmamakta ısrar ediyor.''
Yazılar için teşekkürler İsmail. İlk yazının kaynağı nedir? Biraz eski galiba. Fransa'nın 6 tane nükleer santral açacağını yazmış ama Dünya Nükleer Birliğinin verilerine göre Fransa'nın planlamış nükleer santral projesi yok.
ABD Enerji Bakanlığının sayfasından aktardığın bilgi de çok önemli. ABD'nin nükleer enerji programına devam ettiğini açıkça gözler önüne seriyor.
Ben de eskiden Filiz gibi düşünüyordum. Nükleer enerji devrinin kapandığına, gelişmiş ülkelerin bize eski ve emniyetsiz teknoloji satmaya çalıştıklarına, halkı enerji hayalleriyle kandırdıklarına inanıyordum. Ancak fikirlerim sonradan değişti. Nükleer enerjinin ucuzluğunu, başka ülkelerin nükleer enerji projeleri yaptıklarını, rüzgâr türbinleri ve güneş panellerinin büyük ölçekte sanayi üretimi için yetersiz kaldıklarını, nükleer reaktörlerin emniyetli biçimde yapılınca doğayla dost olduğunu, Çernobil faciasının nükleer enerjiden ziyade Sovyet rejiminin kokuşmuşluğunun kabahati olduğunu öğrendikçe fikrim değişti.
Bugün elbette ki rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi kaynakların araştırılması gerek. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Ama bu araştırmaların sonuç vermesi uzun zaman alacak. Bu araştırmalar meyve verene kadar (ki verecekler mi, orası da meçhul) enerjimizi nasıl elde edeceğiz? Barajlarla ekolojik dengeyi bozarak, köyleri su altında bırakarak mı? Rusya'dan ve diktatörlükle yönetilen Türkmenistan'dan ithal ettiğimiz doğalgazı yakarak mı? Termik santral yaparak mı? Bunları önceki sayfalarda yazdım, tekrar yazmayayım artık.
En son alimemo tarafından Cmt 05 Hzr 2004, 04:02 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Bugun sabah NTV'de bu nukleer enerji santrali meselesini ele aldilar.Nukleer enerji santralleri ilk basvurulan kaynaklardanmis ama felaket derecede atik problemi bulunuyormus.Bu atiklar yerin kilometrelerce altina gomuluyormus,simdi icin sorun degil ama yakin gelecekte sorun cikarabilir diyorlar.Ruzgar enerjisinde ise cok genis araziler kullanilmaliymis ki ancak ihtiyaca cevap verebilsin ve su anda Turkiye'de bulunan ruzgar enerji santralleri yanlis hatirlamiyorsam Turkiye enerji ihtiyacinin sadece%1-2 gibi bir kismini karsiliyormus.Hollanda'da bile bu miktar sadece%10mus sanirim.Yani ruzgar enerji santrallerinden de elle tutulur bir verim alabilmek icin bunu cok genis arazilere yaymak lazimmis.Ayrica dikkatimi ceken bir baska nokta da; Turkiye'nin Avrupa'da ruzgar enerjisinin verimli kullanilabilecegi ikinci ulke olmasi.Bu konuda hicbir sey bilmiyordum,gayet egitici bir programdi.Tekrari olursa izlemenizi tavsiye ederim.
Programda ayrica muhendislik altyapisinin Turkiye'de bulunmadigi,gerekli malzemenin yurtdisindan getirilecegi ve bunun maddi goturusunun cok fazla oldugundan bahsedilmisti,bu da dikkatimi ceken bir baska nokta.Bir nukleer enerji santrali kurmak Turkiye'ye cok pahaliya mal olacak denildi.
sayfaların tamamını okuyamadım ama benim bildiğim kadarıyla bir nükleer santral 15 yılda kuruluyor ve bu santrallere karşı olanların gelecekte TÜRKİYE nin yasayacagı enerji sıkıntısına nasıl bir care düşünürler acaba...size biraz almanyadan bahsetmek isterim .1974 lerde alman enerji politikaları ile İTHAL petrol ve dogalgazdan elektrik üretimi %30 larda iken 1994 lerde bu oran %8 lere düşmüştür.aynı zaman da nükleer ene rji de %9 dan %36 lara cıkmış dolayısıylada ithal mala verilen paralarda kasalarında kalmıştır.şu anda milli kaynaklarının büyük bir kısmını tas kömürü linyit ve NÜKLEER ENERJİ olusturuyor.ve kömür tüketiminide kısmak istiyorlar... kimse simsiyah bir gökyüzü istemez tabi ki. ayrıca tan anlamıyla bilmiyorum ama bahsettiginiz atıklar için düşük seviyeli atık işleme tesisleri de bulunmakta... aama ne kadar basarılı olunuyo bilemem...kısacası bu konuya cok katı yaklaşmama taraftarıyım .duygusallıktan ziyade mantıklı olmalıyız ..dikkatli ve bilimsel bir calışma ile neden bizim de nükleer santrallerimiz olmasın...
neden hep ilerde elektrik sikintisi yasayacagiz gibi birseye bu kadar tutunuluyor ki ilerde ne olacak varolan butun enerji kaynaklari yerine elektrik mi kullanacagiz su an nasil yapiliyorsa o zamanda devam eder madem sikinti var o zaman agaclar bastan asagi ampullerle kaplanmasin, dev reklam tabelalari yapilmasin, binalar disaridan bol miktarda elektrik gerektirecek sekilde süs niyetine isiklandirilmasin, elektrik kablolari yenilensin vs bunlar yapilmadan enerji az denmesin o zaman, elimizdekini verimli kullanalim bunca tehlikeli santralleri davet etmeden once yapabilecegimiz tedbirlerin sonuclarini gorelim once.
18 yil once sinirlarimiz disinda yasanan bir kazanin etkileri yeniden gundeme geldi (bkz. karadenizde kanser vakalarinin artmasi, ustelik o zamanlar hicbir sey olmaz diyenler bu zamanda da bu hastaliklarin cernobil'le ilgisi yok demeye basladilar neden o zaman ege degilde karadenizde goruluyor aciklayan yok )
ben inanmiyorum ve hicbir seyde beni nukleer santrallerin yararinin zararindan cok olduguna inandiramaz zarar kefesi her zaman agir basacaktir, dogaya yeterince eziyet ediliyor zaten, artik bunun insan hayatini da tehlikeye sokacak boyutlara ulastirmaktan vazgecilsin dunya isyan etme noktasina geldi, niye unutuyoruz doganin bize degil bizim ona ihtiyacimiz var, bu kadar hoyrat olmayalim insan kapildigi daha cok para, daha cok enerji, daha cok, daha coklarla aslinda kendi hayatini, yasam alanlarini, kendini olduruyor ne zaman farkedip dur denilecek biz giderken nasil bir dunya geride birakiyoruz, bize nasil bir dunya birakmislardi??
hic degilse daha cok bataga sokmadan terkedelim, bencil olmayalim, nefes alacak azda olsa alan kalsa ya! sebzelerin meyvelerin kokusu bile kalmadi, hangimiz yaz gelsinde sooyle deniz kiyisina yesil bir yerlere gidip tatil yapalim demiyor neden peki kentler bu kadar yorucu bu kadar pis havali oldugu icin degil mi?
baska da soyleyecek birsey yok artik sikayet ettiklerimizi dusunup devam etmesine katkimiz olacak seyler yapmayalim desteklemeyelim lutfen!!!
evet filiz, elektrik tüketimi deyip duruyoruz. peki üretilen elektrigin ne kadarini verimli kullaniyoruz? elektrik üretilip bize ulasana kadar %25 gibi bir orani yolda kaybediyor bunu biliyor musunuz? neden öncelikle bu kaybi önlemiyoruz? diger yandan en önemli husus ta, kacimiz gercekten gerektigi kadar elektrik kullaniyoruz?
mesela, hep depremden bahsedip evlerimizi neden güvenli yapmadigimizdan bahsediyoruz. peki kac kisi ev yaparken, soguga ve sicaga yalitimli yapip enerjiden tasarruf etmeyi düsünüyor? diyeceksiniz ki bunlar cok kücük seyler, hic te degil. bunlar, tam tersine cok büyük seyler... en azindan benim icin.
cok dogru elektrik sikintisindan bahsedenler aslinda bu konuya ne kadar duyarli olduklarini kendi davranislardan cikarabilirler, evlerinde nasil bir tasarruf yontemi uyguluyorlar, enerji darbogazi var deyip yeni arayislara girmeden once var olani verimli kullanmak lazim
arkadaşlar enerji tasarrufu konusunda haklısınız.........fakat şunu da belirtmrliyim ülkelerin gelişmişliklerini gösteren göstergelerin başında enerji tüketimi gelir...tabi boş işlerde enerji kullanıp daha sonrada artık gelişmiş bir ülkeyiz diyemeyiz...ama ülke kalkınmasının artması,gelişmişlik seviyesinin yükselmesi üretim ve enerji tüketiminin artması ile paralellik gösterir.(ama yok biz üretim sürecinde teknolojı kullanmıyacagız diyosanız o ayrı )ayrıca neden hep elimizdeki ile idare etmemiz konusunda ısrar ediliyo anlamıyorum...bence artık elimizdekileri geliştirmenin zamanı gelmiştir.
ÖZEL çekmecesinde tutuyor, özel çantasında taşıyor Enerji Bakanı Hilmi Güler.
Neyi?.. Dünyadaki nükleer enerji santrallarıyla ilgili dosyayı.
Neden?.. Çünkü, AKP İktidarı nükleer santral yapımına karar veriyor. Bu dosya üzerinden, dünyadaki nükleer santrallara dönük bilgileri inceliyor. Hatta, bir değil, belki birkaç tane nükleer santral kararı...
Önceki gün Enerji Bakanı Hilmi Güler ile bir saate yakın görüşme fırsatı buluyorum. Elektrik, doğalgaz, sulama, GAP derken, konu nükleer santrala geliyor.
2020’DE AÇIK VAR
Bakan Güler önce, ‘’nükleer enerjiye girmemiz gerek’ diyor. Ardından gerekçesini anlatıyor:
‘’2020’de enerji açığımız var. Tüm yerli kaynaklarımızı yüzde yüz kullansak dahi, 2020’deki ihtiyacımız için ithal kömür, ithal doğalgaz, ithal elektrik gerek. Hepsi ithalat. Onun için, nükleer santral şart.’’
Yeri henüz belli değil. Yapımı altı-yedi yıl sürüyor. Uluslararası izin ve lisanslar gerekiyor. Teknoloji seçimi gerekiyor. Kredi bulmak gerekiyor.
Nihayet, Türkiye’yi nükleer santral için ikna etmek gerekiyor!..
DÜNYADA 440 TANE
Nükleer santral deyince, şöyle bir duruyorum. Çevre ve insan sağlığına zararları, Türkiye’nin deprem kuşağında bulunması, aklıma ilk gelen sakıncalar. Bakan Güler:
‘’Japonya deprem bölgesi, ama çok sayıda nükleer santralı var. Hem de, deniz kıyısında. Bakın fotoğraflara!..’’
Çekmecesinden çıkardığı nükleer santral dosyasındaki fotoğrafları gösteriyor. Japonya, Kanada, Fransa, Almanya örnekleri, deniz kıyısındaki santrallar.
Dünyada 440 nükleer santral var. Ayrıca, yapımı süren 31 yeni santral var. Bakan Güler ekliyor:
‘’Deprem, çevre, elbette hepsi ayrı ayrı inceleniyor. Tüm önlemler alındıktan ve aklımızda hiç bir soru kalmadıktan sonra, başlanacak.’’
Ne zaman ve nerede?..
STRATEJİK BELGE
Bu iki sorunun yanıtı, ‘’Enerji Strateji Belgesi’’ denilen bir belgede yer alıyor. Bakan Güler:
‘’Santralın yeri ve başlama tarihi, bu stratejik belgede belirlenecek. O belge üzerinde çalışmalara başladık. Belge Bakanlar Kurulu’na sunulacak. Oradan alınacak onaydan sonra, uluslararası ihaleye çıkılacak.’’
Belgenin taslağı hazır gibi. Ayrıca, Başbakan Erdoğan’ın bilgisi var. Hatta, Erdoğan ‘’biran önce başlanmasını’’ istiyor.
Bir yanda sakıncaları, diğer yanda enerji ihtiyacına katkısı nedeniyle, ciddi biçimde tartışmaya açık bir konu...
İsrail ile GAP’ta
Enerji Bakanı Hilmi Güler, GAP sorum üzerine, şu bilgiyi veriyor: ‘’Para sıkıntısı nedeniyle, geçmişte zaman zaman program aksamış. Şimdi, normal devam ediyor. GAP’la çok sayıda ülke ilgileniyor. Örneğin, İsrail ile ortak çalışmalarımız var.’’
Filistin savaşı nedeniyle, Ankara İsrail’e sert çıkışlar yapıyor. O zaman, nasıl birlikte çalışmak?.. Bakan Güler:
‘’O iş ayrı, bu iş ayrı. Siyasal tavır alabiliriz, ama bu ortak ticari çalışmalarımızı engellemez.’’
‘Büyük Barajlara Hayır’
GEÇEN hafta Almanya’da bir konferans. 150’ye yakın ülke ‘’Yenilenebilir Enerjiye Evet, Büyük Barajlara Hayır’’ konferansına katılıyor.
Dünyanın büyükleri, büyük baraj istemiyor!.. Onların tuzu kuru!.. Diğer ülkeleri, kendilerine bağımlı kılmak için, baraj istemiyor. Bunu uluslararası bir kurala bağlamaya çalışıyor. Yok ya!..
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler grubu, büyüklerin kararını engelliyor. Büyük barajları istemeyen büyükler, yarı yolda kalıyor!..