hangi ilde yapılırsa yapılsın, mutlaka karşı bir duruş olacaktır.
insanlar nükleer enerjiden korkuyorlar.
fransa'da nükleer enerjinin tüm enerji ihtiyacını karşılamadaki oranı rekor düzeyde.
ayrıca burnumuzun dibinde, sınırın yanında ermenistan'ın bakımsız bir nükleer santrali var.
güvenli olduktan sonra -japonya'da bile var- nükleer mecburi hale gelmiştir.
ayrıca teknoloji atağı için de gerekli.
mersin bu işe çok karşı çıkar gibi geliyor
halbuki nükleer, yalnızca santralin içinde olacak, çalışanlar dahi korunacak iken, tüm bir şehrin bundan korkması, rüzgar o taraftan eserse bize birşey olur mu demesi bilmemekten kaynaklanıyor.
Aslında bende olmasını isterim ancak insanlar korkma sebebini şundan kaynaklandığını düşünüyorum.Bu görüşler tamamen benim görüşümdür.Böyle bir şey olmayadabilir.Bence Türk'ler yaptıkları önemli işleri yüzüne gözüne bulaştırıyor ona önem vermiyor bundan dolayı o işten dolayı insanlar zarar görüyor.Çernobil(nasıl yazılıyor bilmiyorum)de insanlara ayrı bir korku yaratıyor.Karadeniz'de artan kanser vakaları insanları ürkütüyor.Bundan dolayı ben Türklerinde bu işi eline yüzüne bulaştıracağı düşüncesindeyim ama gerçekten önem verip bu işi gerçekten ciddiye alarak yapacaklarsa yapsınlar.''Ha bakın bizimde nükleer santralimiz var'' demek için yapacaklarsa sakın yapmasınlar bence çok kötü sonuçlar doğurabilir.
Nükleer santralde kullanılacak teknolojinin “mutlaka denenmiş” olacağını vurgulayan Güler, “Denenmemiş teknolojileri kabul etmeyeceğiz. Burada macera aramıyoruz” dedi.
bu demek oluyor ki kurulacak santral bir Toryum santrali olmayacak...
Bakın bir konuda anlaşalım.Türkiye sanayileşen,nüfusu artan ve hayat şartlarının iyileşmesine paralel olarak enerji tüketimide artan bir ülke.Enerji temininde şu 3 yol gözetilir:1)Dışa bağlılığı azaltıcı oluşu 2)Ekonomik oluşu 3)Çevreye zararının az oluşu...
Şimdi bazıları diyorki Türkiye'nin muhteşem bir su gücü var niye kullanmıyor.Evet var ama bütün potansiyeli tam kullansakta kapasitemiz 120milyar kw/saat yani gelecekte yetmez bize.2020 için 315 milyar kw/saat tüketim öngörülüyor.Kaldıki bilinen bir yanlışı izah edeyim,su santralleri devamlı çalışmaz bunlar enerji talebinin çok olduğu vakitte devreye girerler ve açığı kapatırlar,eğer sanıldığı gibi 24 saat durmadan çalışsa bu santraller barajlarda su kalmazdı.Farz edelim 2007 yılı gibi kuraklık oldu bu santrallerde üretim düşüyor otomatikman,hem akarsuyun taşıdığı alüvyon ve erozyon sebebiyle barajlar zamanla dolar,yani ya kullanılamaz duruma gelir veya kapasitesi düşer mesela Atatürk Barajının ömrü 100 yıl olarak hesaplanmış,yani sonsuz bir enerji kaynağı değil bu.
Rüzgar enerjisi içinde uygun yerler var.Ama rüzgar santralleri kurmak için uygun yerlere kurulacak tesislerin ne kadar üretim yapacağıda hesaplanmış.35 milyar kw/saatYani buda yetersiz.Bundan fazla olur diyorsanız doğru olur ama tarım arazileri,turistik yerler,yerleşim yeri yakını(santral pervaneleri çalışırken 100db gürültü yapar buda bir trenin geçiş esnasında çıkardığı gürültüdür)kuracağım zırvalığını yaparsanız ayrı.
Tabi gazla santraller kuralım diyorlar.Yahu biz dışa bağlılığı azaltma derdindeyiz adamların lafa bak.Ülkemizin en büyük hatası zaten tabi gazın %65'ini elektrik üretiminde kullanıyor olmasıdır.Tabi gaz sanayide ve ısınma amaçlı olarak öncelik verilmelidir.
Kömür santralleriner gelince aslında yeri iyi seçilir,kullanılan kömür ıslah edilir ve uygun teknojiler seçilirse şu an bizim için en iyisi bu,zira kaynağı bizde bol,ama bunu bile açtırmadılar Gökova'yı hatırlayınız.
Nükleer enerjinin hammaddesi bizde mevcut.Yeni hammaddesi toryomda Dünya'nın en zengin kaynağı bizde.Bakın mesele sadece elektrik üretme değil bu işin teknolojisinede sahip olma var ve bunun bir başlangıcı olmalı.Tıp dahil çok geniş bir kullanma alanı var bu teknolojinin,avuç dolusu para gidiyor vatansever olduğunu söyleyip buna karşı çıkanlar.
Hem işin askeri yönüde var.Biz başlangıç yapmalıyız bu konuda ihtisas sahibi elemanlar yetişmeli sonra öbür işede gireriz zamanla.Efendim,,, duyamadım birisi nükleer silah istemeyizmi dedi?Be adam Rusya ve İsrail'in var ve İran'ın bu konuda teşebbüsleri varken biz avanakça duracakmıyız sorarım size birde bölge lideri ülkeyiz diyoruz.Türkiye İRAN olmayacak diyenler acaba bunumu kastediyorlar.
Çernobil'de geri Rus teknolojisi vardı ve reaktörün dış koruma kabuğu olmadığı için radyasyon yayıldı.Adamlar düşecek bir uçağı bile hesap ediyorlar bu santral inşaatında.Hem sorarım size Rusya,Ukranya,Bulgaristan,Romanya ve Ermenistan bunların hepsinde nükleer santral var.Orada sızıntı olsa bize gelmeyecekmi sanki?Ha orda olmuş ha burda?Birde zaten risk altındayız be adamlar niye nimetinden istifade etmeyelimki?Ermenistan'dakinin hudutumuza uzaklığı 20km.(Kuyumcukent-Beşiktaş arası 25km.)ve fay hattında ve 1988 zelzelesinde güvenlik gerekçesi ile kapatılmış geri teknolojkiye sahip bir santral.
Ben Nükleer enerjinin arz talep dengesini koruyabilmek açısından gerekli olduğunu düşünüyorum.Ama nükleer enerjinin yanı sıra Rüzgar santralleri, Hidroelektrik santrallerinede yatırım yapılması bu alanlarında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.Özellikle Rüzgar santralleri konusunda daha çok teşvik verilmeli diye düşünüyorum...
Arkadaslar zaman gazetesi kose yazarlarindan birisinin nukleer enerjinin faydalarini ozetleyen bir yazisini okudum. Yaziyi okurken nukleer enerji hakkinda daha fazla bilgi sahibi oldum. Bu yaziyi sizlerle paylasmak icin buraya ekliyorum. Umarim bu yazi aklinizdaki soru isaretlerine cevap bulmada yardimci olur.
Alıntı:
Nükleer enerji meselesi (1)
Atomlar, kainattaki canlı cansız tüm nesnelerin yapı taşlarıdır. Eski Yunanlılar iki bin yıl öncesinden atomu biliyor; ama onu maddenin en küçük biçimi sanıyordu.
Halbuki, atomlar daha küçük partiküllerden meydana gelir. Bunlar, protonlardan oluşan bir çekirdek, nötronlar ve onların etrafında, (dünyanın güneşin etrafında döndüğü gibi) dönen elektronlardır.
Atomu ve parçalarını bir arada tutan bağlarda müthiş bir enerji bulunur. İşte, nükleer enerji bu bağın koparılmasıyla yani atomun parçalanmasıyla çekirdek kısmından ortaya çıkan, atomun içinde adeta tutsak bulunan enerjidir. Bu noktada enerjiyi tanımlayalım. Enerji, bir cisim ya da sistemin iş yapabilme yeteneği anlamındadır. Canlı veya cansız bir madde hareket edebiliyorsa onda enerji var demektir. Enerjinin iki türü vardır. Kinetik enerji, hareket eden cisimlerin sahip olduğu enerji şeklidir. Mesela, yukarı fırlatılan bir taş belirli bir kinetik enerjiye sahiptir. Yukarı hareketi sırasında hızı düştüğünden kinetik enerjisi azalır, ancak yükseklik kazandığından potansiyel enerjisi artar.
***
Einstein'a göre, madde yoğunlaşmış bir enerjidir, enerji maddeye, madde de enerjiye aşağıdaki denklem çerçevesinde dönüşebilir.
E = m x c 2
Denkleme göre; E (enerji) eşittir m (kütle) çarpı c ışık hızının karesi. Bilim adamları, Einstein'ın bu meşhur denklemini atom enerjisini serbest bırakmak ve atom bombası imal etmek için anahtar olarak kullandılar.
Nükleer enerji, ilk kez 1896 yılında Fransız Henri Becquerel tarafından keşfedildi. Nükleer enerji, adeta simyacı gibidir; kurşunu altına dönüştürebilir veya bir atomu başka bir atoma çevirebilir. Atomun parçalanmasıyla nükleer enerjinin elde edilmesi iki yöntemle mümkün olur. Birincisi olan füzyon (fusion) yönteminde, iki atom çekirdeği birleşerek daha ağır bir çekirdek oluşturur. Doğada, güneş nükleer füzyon vasıtasıyla hidrojen atomlarını helyum atomuna çevirir. Böylece, güneşin ısı, ışık ve radyasyon salmasına neden olur. Füzyon reaksiyonunda ortaya çıkan diğer unsur ise enerjidir.
Bilim adamları, elektrik üretmek üzere füzyon reaktörü yapmaya çalışıyor. Fakat, sınırlı bir alanda, reaksiyonu kontrol etmek hususunda henüz başarı sağlayamadılar. Füzyonun üstün tarafı, fizyona göre daha az radyoaktif madde meydana getirmesidir. Diğer yöntem ise fizyondur (fission) ki bir ağır atom çekirdeğinin, iki hafif atom çekirdeğine parçalanıp bölünmesi işlemidir. Fizyon, çekirdek parçalanması anlamını taşır. Bir atom tesisi dahilindeki reaktörde uranyum atomları kontrollü bir zincirleme reaksiyonda parçalanır. Fizyon sonucunda ortaya; orta ağırlıkta iki çekirdekten başka, gama ışınları ve nötrinolar çıkar ki, bunlara fizyon ürünü denir. Atomun parçalanabilirliği büyük İslam bilim adamı Ömer Hayyam tarafından daha 11. asırda ispatlanmıştır. Fizyon deneysel olarak ilk kez, 1934 yılında, Enrico Ferm tarafından başarıldı.
Fizyon, reaktör içinde ısı meydana getirir. Bu ısı, suyu buharlaştırır. Buhar, büyük türbin kanatlarını döndürür. Bu esnada jeneratör çalışarak elektrik üretir. Daha sonra, buhar suya dönüşür ve soğutucu kulede soğutulur. Bu su tekrar kullanılabilir. Nükleer enerji, kontrollü bir nükleer zincir reaksiyonu ile üretilir ve bunun meydana getirdiği ısı suyun kaynatılmasında, buhar elde edilmesinde ve bir buharlı türbinin harekete geçirilmesinde kullanılır.
Eğer zincir reaksiyonu kontrol edilemezse teorik olarak atom bombası ortaya çıkabilir. Fakat atom bombalarında, hassas ölçüler içindeki kütle ve saf uranyum-235 veya plutonium parçaları büyük bir güç kullanımıyla bir araya getirilmeli ve bir arada tutulmalıdır. Reaktör aynı zamanda radyoaktif madde oluşturur ki; serbest kaldığında insanlara zarar verebilir. Bu sebeple katı vaziyette tutulmalıdır. Dünyada nükleer gücü ilk geliştiren kuruluş olan ABD donanması, nükleer enerjiyi denizaltı ve savaş uçaklarını ateşlemede kullandı.
Rüzgar enerjisi içinde uygun yerler var.Ama rüzgar santralleri kurmak için uygun yerlere kurulacak tesislerin ne kadar üretim yapacağıda hesaplanmış.35 milyar kw/saatYani buda yetersiz.Bundan fazla olur diyorsanız doğru olur ama tarım arazileri,turistik yerler,yerleşim yeri yakını(santral pervaneleri çalışırken 100db gürültü yapar buda bir trenin geçiş esnasında çıkardığı gürültüdür)kuracağım zırvalığını yaparsanız ayrı.
bu konuda kaynağınız nedir? Ben ödev yaptım Rüzgar Enerjisi konulu, bahsettiğiniz değerden çok daha sessizdir. Daha iyi tasarımlar yapıldıkça ve malzeme teknolojisi ilerledikçe de sesi azalacaktır.
Rüzgar enerjisi olmasın demiyorum ama nükleerin yeri ayrıdır. Herşeyden önce Türkiye doğalgaza olan bağımlılığını her türlü minimuma indirmelidir.
Ben de rüzgar enerjisi konusunda ödev hazırlamıştım. Çevresel etkiler ile ilgili notlarımın ses bölümünü sizlerle paylaşmak isterim:
Alıntı:
Rüzgar türbinleri yerleşim yerlerine yakın kurulursa, bu yerleşimin insanlar üzerinde görüntü ve gürültü etkileri olur. Ancak, 500kW lık bir türbinin 8m/s de yaklaşık 250 m uzaklıkta yapacağı gürültü, olağan gündüz gürültüsüne eş değerdir. Dünyanın çeşitli rüzgar santrallerinin olduğu yerlerde yapılan araştırmalar, rüzgar parkına 2-3 km uzaktaki insanların %50sinin üzerindeki bölümünde gürültünün olumsuz bir etkisi olmadığı belirlenmiştir. Bu ana başlığı iki alt başlık halinde incelemek istersek:
--Mekanik Gürültü Salımları
--Rüzgar Türbinlerinde Ses
MEKANİK GÜRÜLTÜ SALINIMLARI
Mekanik gürültü, dişli kutusu, jeneratör ve yedek motorların oluşturduğu gürültüdür. Mekanik gürültü, akustik kılıfların kullanılması, özel dişlilerin kullanılması ve dönen parçaların ses emici malzeme ile kaplanması gibi birçok teknik kullanılarak azaltılabilir. Metal parçalar, vites kutusunda, şaftta ve üreteç içinde bir biriyle sürtünmeden ve etkileşimden dolayı ses yaparlar. 1980 lı yıllarda bu ses düzeyi önemli düzeylerde bulunmakta iken, araştırma, geliştirme ve teknolojik ilerleme nedeniyle bugün sorun olmaktan çıkmış durumdadır. Aerodinamik gürültü, hava içinde dönen kanatların hızına bağlı olarak artar. Gürültü etkisi, yerleşim bölgelerinin yakınındaki yerlere rüzgar türbinlerinin özenli yerleştirilmesi ile kolayca azaltılabilir. Rüzgar santralı içerisindeki ses, geliştirilmiş türbinlerin bulunduğu ortamda bile 85dB kadardır.
Gürültü bu gün için son derece küçük bir sorun durumuna gelmiştir. Günümüzde hemen hemen yeni türbinlerin ses salımları yaklaşık olarak aynıdır. Yeni tasarımlar ve en yakın yerleşimler en az 500 m ilerde olacağına göre yerleşimlerin alacağı ses son derece azdır. Öte yandan hiçbir yerin tümüyle sessiz olması olanaklı değildir. Kuşlar, insan etkinlikleri ve yaklaşık 3-7 m/s deki rüzgarda ağaçlar, yapraklar, çalılar, direkler, ses potansiyeline sahiptir. Rüzgar türbininden meydana gelen sesi kestirmek son derece zordur. 8m/s ve üzerindeki rüzgar hızlarında olan ses bile modern rüzgar türbinlerinin ses salımlarını tartışmak için oldukça fazladır.
RÜZGAR TİRBÜNLERİ VE SES
İnsanların ses ve gürültü algılaması çok değişkendir. Çoğu insan komşusundan gelen radyo sesi daha düşük olmasına rağmen, deniz kenarlarında dalga sesi dinlemeyi sever. Ayrıca, komşunun dinlediği müzik türü de farklı bir içerik taşıyabilir. Deniz dalgaları beyaz gürültü yapar.ama insan beyni bazı rast gele sistematik içerikleri algılama ve çözümlemede kayıtsız kalmaz. Ayrıca, komşunuzu sevmiyorsanız, gürültü iyice artar gibi olur. Ses uzmanları, gürültüyü, istenmeyen ses olarak tanımlar. Gürültü ve ses arasında algılama farkı oldukça psikolojik bir olaydır. Gürültü ile ses modellemesini yapmak oldukça zordur.
Ses konusu artık rüzgar tirbünleri için bir sorun olmaktan çıkmıştır.
Fakat yaygınlığı etkileyen en önemli faktör, aylık rüzgar hızı ortalamalarıdır. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, her ay için alt limit 12m/s idi... Bu nedenle her rüzgar alan yere araştırma yapılmadan santral kurulması yanlış olacaktır. Rüzgar santrallerinde en fazla verim Bozcaada ve Çeşme' de elde edilmektedir.