Ana Sayfa 1 milyon Türkiye fotoğrafı
sayfa 3
Burak Canpolat
9 yıl önce - Pzr 02 Ksm 2008, 23:08
ELAZIĞ için yazılan şiirler


Değerli üyeler bunları bir önceki mesajıma eklemedim çünkü buradan daha güzel olacağını düşündüm.
Ve ilk şiirimiz ELAZIĞ-MALATYA kardeşliği üzerine;

Elazığ-Malatya

Malatya Elazığ bir kardeş şehir
Töresi bir adeti bir örfü bir.
Ortasında akar ünlü bir nehir,
Havası bir toprağı bir suyu bir.

Malatya Elazığ iki kan kardeş
Lisanı bir,ihsanı bir,dili bir.
Bir elmanın yarısı, Bir ikiz kardeş,
Atası bir töresi bir aşkı bir.

Malatya Elazığ bir şirin bölge,
Bayrağı, sancağı, flaması bir
Burada yetişir iki can nesil.
Şiiri bir, türküsü bir, maya bir.

Elazığ Malatya iki can şehir,
Her güzel şeyde rakip olurlar.
Bir de gurbette görün onları,
İki bedende bir can olurlar
____________________________________
Elazığ Şivesiyle Şiir

BİBİME MEKTUP

Nazlı bibim senden birşey soracam
Her türlü yollarım bağlandı benim
Gelebilsem hemen gopup gelecem
Emmim ile fato yengem ne oldu?

Bizim Gıllo tohum mohum eki mi?
Boz eşşeğin yuları çeki mi?
Tarlalarda ayrık varcık bitti mi?
Marabamız Hıdır Gakgo ne oldu?

Bıldır babam bahçaları gazdı mı?
Tevekleri serpeneye aldı mı?
Arka bağa bir kez olsun vardı mı?
Anam ölmüş güllü bacı ne oldu?

Baş tarlada yine bostan oli mi?
Gafil hasan sebzeleri yolli mi?
Gındik gilin elmaları oli mi?
Canlı gölün elmaları ne oldu?

Çarçaklıdan gelen bir avuç su içermiş
Karaçalı yer çavuşu geçermiş
Harputlular Mezire'ye göçermiş
Bunakların aklı fikri ne oldu?

Bel bel Hemo yine belbel duri mi?
Eşeğine gulpsuz semer vuru mi?
Bilmem beni hatırlayıp sori mi?
Necogilin ibo gakgo ne oldu?
_____________________________________

Kişisel sayfama yazılan bir şiiri daha sizlerle paylaşmak istedim değerli üyeler...

GAKKOM

Tüm geceler berrak, yıldızlı aylı
Düğünleriniz geçiyor mu halaylı?
Bakırcılar çarşısında kalaylı
Gablar yine satılıyor mu GAKKOM?

Saçları bölük bölük mü kızların?
Çekimi ilgisini yağızların?
Maya ve divan kokan ağızların
Bilirmisin hasrtindeyim GAKKOM.

Tütüyor gözümde pençeç'in tutu,
Yakar gönlümü o demleri odu,
Harput havasında gırnata-udu
Dinlemek başka oluyor GAKKOM.

Hasreti içime işlemiş gurbet,
Mastar'a Hazar'a bak, hele sabret
Ayrılık yüzler güler elbet,
Gün gelir gönüller şad olur GAKKOM.

Kediler öksüz, yok Aliye bacı.
Kime nasip iri Güllü'nün tacı
Uzaklardan haber gelir çok acı
Harput harap, Harput bitap he GAKKOM.

Gakkoşlarım diz vursun birer birer,
Davula dem versin Gara biber
Şimdiki nesil geçmişten bi haber
Yetişiyormuş, bu olmasın GAKKOM.

Yırtsın karanlıkları ÇAYDA ÇIRAM
Töremi hor görenlerle yok aram.
Kimse bilmez mazimi kaç asıram
Gönülden gönüle akarım [GAKKOM

Ötsün Feyzi Baba'nın gırnatası,
Yok olsun kalplerimizin tasası,
Şenlensin Erenler-Alper ovası
Gün gelir gönüller yad olur GAKKOM.

Fırat'ım, Diclesine El uzatsın,
Hazar'da gençler gönlünce yıkansın
Yarınkiler, bugünü aratmasın
Töremiz yaşasın, boy atsın GAKKOM.

Köğankli Kör Hafız maya söylesin
Sarsın ruhu içli ses, yer inlesin
Gönül çavreşsiz hayatı neylesin
Yarsız olurda, onsuz olunmaz GAKKOM.

Görenin gönlünde bırakmışsın iz,
Elâziz, Elâziz güzel Elâziz,
Mamuratül Aziz-i Faruk Nafis
Anlamakta yetersiz kalır GAKKOM


En son Burak Canpolat tarafından Pts 03 Ksm 2008, 23:03 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Burak Canpolat
9 yıl önce - Sal 04 Ksm 2008, 22:03
Kürsübaşı Eğlenceleri ve ELAZIĞ


Eski harput evlerinde kış mevsiminde kullanılan adeta soba görevi yapan özel olarak düzenlenmiş kürsü etrafında ısınmak sohbet etmek eğlenmek amacıyla bir araya gelinmesine kürsübaşı denilir...

"Kürsübaşı" günümüzde Harput kültürünün belli bir yönünü ifade eden, çağrıştıran kelime olarak algılanır.

Kürsü 50-60 cm yüksekliğinde en küçüğünün bir yanı 60 cm den başlamak üzere 1,5metreye kadar genişleyen dört ayaklı ve dört köşeli tahtadan yapımış kare bir masa şeklindedir. Bazılarının ise altıda üstüde kapalı, yanlız alt döşemenin ortasında 30-60cm kutrunda dairemsi oyulmuş boş bir yer vardır ki buraya mangal koyulur. Kürsülerin büyüklük ve küçüklüğüne göre hususi surette saman ve yapışkan bir çamurdan yaptırılmış olan bu mangallar kürsü ayakla- rının tam ortasına kanulur,etrafında ise abdest sularının ısınması için bakır ibrikler bulunurdu.
Açık havada ve ekseriyetle yemek ocaklarında yakılan ağaç kömürü,ateşi carıtlarla (ateş küreği) bu mangallara konulur ve dayanmak içinde üzeri külle kapatılırdı.Bu ateş soğuğun şiddetine göre 10-12 saat kadar kürsüyü ve kürsü başlarını hamam gibi ısıtır ve sıcak tutardı.
Kürsülerin üzerine iç yüzü kırmızı renk düz ve dış tarafı ise aynı yerli bezden (çiçekli bez) hususi surette yaptırılmış büyük yorganlar örtülür.Kürsünün iki tarafı sedir diğer iki tarafıda büyük minderler konularak bu seviyeye çıkarılır. Bunların üzerine tekrar yumuşak döşek veya makatlar konulur ve üzerine tertemiz örtüler çekilir.

Duvarlara gelen taraflarada sırayla yastıklar dayanır. Yumuşak minderlerin üzerine oturulur ve yastıklara dayanırlırAyaklar bacak ve kollar bu yorgan altına sokulur,kürsü yorganı göğüslere kadar çekilir.İşte bu surette kürsünün dört bir tarafında oturanlar vücutlarını ısıtır ve soğuktan muhafaza edilmiş olurlardı. (Sunguroğlu Cilt-4 Sh.256)
Bazı köylerde ise dört tarafı kerpiçle çevrilmiş ve yumurta ile sıvanmış ortası boş kürsüler yapılmıştır. Bu kürsünün ortasına içi köz dolu mangal bırakılır ve üzeri kapatılrıdı. Kürsünün etrafında minderler bulunurdu.
Kürsünün kendisinden ziyade Kürsübaşı diye bilinen ve bu isimle alınan toplantılar müzikli eğ- lenceler, halk hikayeleri anlatımları gibi kültür hayatımızda önemli yeri olan konuların işlenmesi ve günümüze kadar gelmesi önemlidir.Kürsübaşları geleneksel kültürel unsurlarımızın günümü- ze ulaşmasında önemli bir fonksiyonu olmuştur.
Uzun kış gecelerinde Harputluların hemen tek eğlencesi olan Kürsübaşlarında ,yaş guruplarına göre toplantılar olurdu. Kürsübaşlarında önceden karar verilmesi suretiyle sırayla her gece bir evde toplanılırdı. Her mahallede akran olan ve ruhen uyuşan insanlar bir topluluk oluştururlardı. Bunlara "kol" denirdi. Bu kollar o topluluğun liderinin ismiyle anılırdı. Bu kollar içerisinde iyi yemek yapanlar mutlaka bulunurdu.
Toplanılmasına karar verilen eve tedarik edilen malzemeler önceden gönderilirdi.Evdeki kadın ve çocuklar akşam erkenden başka bir komşuya gider;evli misafirlere bırakılırdı. Yarı gecelere kadar sürecek olan eğlenceler,anlatılacak fıkralar, yapılacak şakalar hep planlanır ve gece mutlu bir şekilde tamamlanırdı. Halk oyunları şarkı ve türküler, maya ve hoyratlar, güzel yiyecekler, çeşit çeşit sohbetler Harputun soğuk kış gecelerini ısıtır gönüller şenlenirdi. Bir dahaki toplantı ve yiyecekler de bu gecenin sonunda kararlaştırılırdı. Yemekler, meyve ve diğer yatsılıkların kimler tarafından alınacağı hususunda kura çekilirdi.
Kürsübaşları ,gündüzleri bütün ev halkını etrafında toplar geceleride varsa misafirlere tahsis edilirdi. Kürsübaşlarında efsaneler, masallar, bilmeceler söylenir; latifeler şakalar yapılır,yüzük oyunları oynanırdı. Oyun sonunda kaybedene cezalar verilir ağır şakalar yapılırdı.

Kürsübaşı geleneklerinden başka Harputta bütün mahallelerde "oda işletme adeti" vardı. Zengin konuklarında selamlık daireleri orta hallilerin evlerinde ise selamlık odaları bulunurdu. Akşamla yatsı arasında buralarda toplanılırdı. Bu odaların müdavimleri hep aynı kişilerdi. Bir odanın müdavimini diğer odaya gitmesi hoş karşılanmazdı.
"Selamlık odalarında sesleri güzel kimseler tarafından Ahmediye ,Muhammediye, Kıssası Enbiya kitapları Emrah, Nevres külliyatından parçalar okunurdu. Hikayeler, masallar, savaş anıları anlatılırdı. "İlim adamlarının selamlık odaları kalabalık olurdu. Müdavimleride çoğu hocalar, Müderrisler veya mektep medrese görmüş kimselerdi. Bu odalar adeta bir ilim yuvasıydı. Fuzuli, Baki, Nefi, Nabi, Nedim, Sabi gibi şair ve ediplerin eserleri okunur, incelenir, yorumlar yapılırdı. Hatta bu toplantıda ezbere beyitler okunmakla kalınmaz "fuzuliden bir beyit okıyacaksın ki son harfi "b" olsun" şeklinde sorulan sorulara cevaplar alınırdı.
İşte böylesine ortamlarda adeta Kürsübaşlarında ve odalarda bir yaygın eğitim yapılır insanlar bilgi sahibi olurlardı. Harput insanının kadirşinaslığını bilge kişiliğini ve musikisindeki şahsına münhasırlığını buralarda almak gerekir.



NOT: Resim bilgi amaçlı yüklenmiştir...


Burak Canpolat
9 yıl önce - Pts 22 Arl 2008, 22:04
Elazığ Haberleri


Değerli wowTURKEY ailesi;

Bu konu ile ilgili ayrı bir başlık açmak yerine buradan paylaşmak daha iyi olur diye düşündüm. Tabi ki Sayın Denetçilerimizde uygun görürlerse buradan Elazığ ile ilgili güncel haberleri paylaşmak istiyorum (Paylaşmaya değer önemli haberleri).

_________________________________________________________________________
İlk Haberimiz Elazığ Valisi Sayın Muammer Muşmal ile ilgili olsun.

Son Valiler kararnamesi açıklandı.Elazığ Valisi Muammer Muşmal merkeze alınırken, Elazığ Valiliğine mülkiye baş müfettişlerinden Muammer Erol atandı. Elazığ Valisi Muammer Muşmal'ın merkeze alınmasına Elazığ'dan tepkiler yağıyor. Özellikle Siyasi Parti teşkilatları, Sivil Toplum Kuruluşları ve Elazığ halkı tepkilerini dile getiriyorlar.

Elazığ'a yeni atanan Vali ise Sayın Muammer Erol oldu.

MUAMMER EROL KİMDİR ?

Muammer Erol, 1962 yılında Kayseri- Bünyan`da doğdu. İlköğretim ve liseeğitimini Bünyan`da tamamladı. 1978 yılında Bünyan Lisesi`nden mezun oldu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi`ni bitirdi.
1984-95 yılları arasında, sırasıyla Tekirdağ Saray Kaymakam Vekilliği, Burdur-Kemer, Muş - Bulanık ilçeleri kaymakamlıkları, Muş Vali Yardımcılığı ve Bolu-Göynük Kaymakamlığı görevlerinde bulundu. 1995 yılında intisap ettiği Mülkiye Müfettişliği görevi sırasında, 1998-2000 yıllarında Teftiş Kurulu Başkanlığı`nın Ankara Grubu`nda çalıştı. Kaymakamlık görevi sırasında ABD`de 6 ay süreyle dil ve enformasyon eğitimi gördü. İngilizce bilen Erol evli ve 3 çocuk babası.
Muammer Erol, en son İstanbul Büyükşehir Belediyesi İdari Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürütüyordu.

Kaynak: Yerel Basın
__________________________________________________________________
Sayın Denetçilerimiz mesajım ve bu fikrim uygun bulunmaz ise silinebilir.

SAYGILARIMLA



Burak Canpolat
9 yıl önce - Cmt 03 Oca 2009, 16:39

Aslında bu konu ile ilgili ayrı bir başlığımızın mevcut olduğunu biliyorum. Ama buradan paylaşmamın daha iyi olacağını düşündüm. Eğer denetçilerimiz uygun görmezlerse buradan paylaşmamı mesajımı taşıyabilirler.


ELAZIĞ MUTFAĞI

ELAZIĞ - HARPUT MUTFAĞI

Elazığ mutfağı oldukça zengin yemek çeşitlerine sahiptir. 150’ye yakın yemek çeşidi olan Elazığ’da, üç öğün yemeğin dışında kuşluk yemeği ve özellikle yatsılık denilen pestil, ceviz, orcik, meyve gibi yiyeceklerin bulunduğu sofralar açılır. Geleneksel Elazığ (Harput) mutfak kültürü, Türk mutfak kültürünün izlerini taşır. Sofra adabından yemek çeşitlerine kadar halen geleneksel özelliklerini koruyabilen Elazığ mutfağında; tarihi Oğuzlara kadar uzanan tutmaç, umaç aşı anamaşı, kara kavurma gibi yemekler halen varlığını sürdürmektedir.

Mevsime, yörenin özelliklerine ve ürettiği ürünlere göre şekillenen yemek çeşitlerinin bir çoğu yalnızca Elazığ’a hastır. Özellikle kırsal kesimde hatta şehirde bile yöreye özgü çok güzel ekmekler yapılır. Bu ekmeklerden en ünlüsü ve en lezzetlisi güz mevsiminde yapılan ve bütün bir kış hiç bozulmadan kalabilen tandır ekmeğidir.

Yemekler çoğunlukla yer sofralarında yenilir. Büyük başlamadan ve besmele çekilmeden yemeğe kaşık vurulmaz. Eskiden aile içinde bile kadın erkek ayrı ayrı sofraya otururdu. Günümüzde yabancı biri olmadıkça sofraya kadın ve erkekler birlikte otururlar.

Eskiden bütün yemeklerde tereyağı kullanılırdı. Günümüzde ise hem köylüler hem de şehirliler çoğunlukla nebati yağ kullanmaktadırlar. Bazı özel yemeklerde mutlaka tereyağı kullanılır. Yemeklerde salça ve soğaraç çoğunlukla kullanılır ve bu karışım sos vazifesi yapar.

Kış mevsimi için yapılan hazırlıkların başında taze meyve ve sebzelerin hemen hepsinin kurutulması gelir. Turşu ve salamura yapılır, şehriye ve erişte kesilir, kurut ve tarhana hazırlanır; tandır ekmeği yapılır; kavurma hazırlanır, orcik, pestil, tutunu yapılır.

Düğün ve sünnetlerde özel eğlence törenlerinde ziyafet çekilir, özel yemekler çıkartılır. Bütün bu işler komşu ve akrabaların yardımı ile topluca yapılır. Günümüzde geleneksel yemeklerimiz halen yapılmakla birlikte yeni yemek çeşitleri de Elazığ mutfağına girmiştir. Keban barajını yapılmasından sonra oluşan göl sahasında ve Hazar gölünde yetiştirilen tatlı su balıkları Elazığ mutfağına girmiş ve balık yemekleri sıkça yapılır olmuştur.

Yemek Sofraları :

Yer sofraları:Sofra bezleri eskiden Harput’ta yerli beyaz bezden yapılırdı. Çitçilerin (baskıcılar) açık pembe zemin üzerine siyah motiflerle süsleyerek bastıkları sofra bezleri çok yaygındı. Bu sofra bezleri (dest-i hunlar) odanın ortasına serilir üzerine bir sini ve sininin içerisinde yemek takımları ve malzemeleri konulur ve sofra bezinin etrafında küçük yer minderleri bulunurdu.

Bazen de sofra bezi üzerine 50-50 cm yükseklikte özel yapılmış küçük bir masa konulur ve bunun üzerine sini konularak sofra oluşturulurdu. Bu sofralarda yemek daha kolay yenilirdi.

Günümüzde de Elazığ ve çevresinde çoğunlukla yer sofrası tercih edilir. Ancak özellikle kentte hemen her evde yemek masası bulunmakla birlikte ekseriyetle bu masalar misafir olduğunda kullanılır.

Geleneksel mutfak kültürümüzün önde gelen araçlarından birisi olan sofra bezleri yerini naylondan yapılmış sofra bezlerine bırakmıştır. O güzelim çiçekli, kuşlu, “hoş geldiniz” li sofra bezleri günümüzde kimi evlerde sandıklarda birer hatıra olarak saklanmaktadır.

Eskiden çok yaygın olan sofra bezi baskıcılığı talep azlığı nedeniyle unutulmakta iken Kültür Müdürlüğü’nce açılan kurslarda on beş civarında usta öğretici yetiştirilmiştir.

Harput, Elazığ ve çevresinde özellikle düğünlerde kurulan 3-4 metre uzunluğunda sofralar kurulurdu ki buna da Somat denilirdi. Bu tür ziyafetlere de “Somat Çekme” denilirdi.

Mutfak ve Kilerler :

Mutfak ve kiler iç içe olduğu gibi ayrı ayrı da olurdu. Eski Harput evleri de sofalara çıkmadan evvel yan kapılardan birisi mutfak (mutbah) diğeri de kiler kapılarıdır.

Kiler 7-8 aylık zahireyi barındırırdı. Başta pilavlık ve köftelik bulgurlar, çorbalık keşkeklik döğme (kendüme) ler, mercimek, fasulye lovik ve nohutlar, ağızları beyaz ve nakışlı örtülerle kapalı, kırmızı topraktan yapılmış yerli büyük küpler veya peteklerde; sıra sıra dizili sırlı yeşil çinilerde ise unlar, pekmezler, ballar, peynirler, salçalar, turşular; tenekelerde yağlar, kavurmalar, kıymalar, tarhanalar; muhaşır, erişte gibi şeyler ise büyük kamış sepetler içerisinde, sebze kuruları, yine kilerde tavana asılı ekmek salıncağı üzerinde tandır ekmekleri bulunurdu. Tandır ekmeklerinin üzerine çok temiz hasavanlar örtülür ve kışlık ekmek ihtiyacı karşılanırdı. Kilerin en güzel yiyecekleri olan orcik, meyve kuruları daha bir özenle saklanırdı.

Günümüzde bazı köylerde zahire küp ve petekleri ve tandır ekmeği için yapılan iskeleler halen kullanılmaktadır. Kent hayatında ise evleri müsait ve köyleri ile bağlantısı olan sınırlı sayıdaki evlerin dışında bu kiler geleneği ve malzemeleri vardır.

Mutfaklar ise ocağın içerisinde bulunduğu yemek pişirilen, içerisinde mutfak araç ve gereçlerinin bulunduğu temiz ve ferah mekanlardan seçilirdi.

Çorbalar :

Tarhana çorbası, erişte çorbası, dövme çorbası, ayranlı çorbalar, kurutlu çorba, pirinç çorbası, un çorbası, anamaşı, lobik çorbası, bulgur çorbası, mercimek çorbası, şehriye çorbası, kabaklı çorba, tutmaçlı çorba, fasulye çorbası Elazığ’da en çok pişirilen çorbalardır.

Kurut :

Çökeleğin kurutulmuşudur. Yeterince ayran bir tencereye bırakılır. Zaman içerisinde ayranın üzerinde oluşan su devamlı surette alınır. Dibe çöken yağ ve yoğurt tortuları tam bir macun katılığına ulaşınca ele alınarak bir patates büyüklüğünde iyice sıkıldıktan sonra temiz bir bez veya tahta üzerine dizilerek güneşte kurumaya terk edilir. Kış mevsiminde sert zeminli bir üsküre (kase) de sıcak su içerisinde bu kurutlar ezilir ve ayran olarak kullanılır. Ayrıca bu kuruttan çorba da yapılır. Özellikle ava meraklı aileler kuruttan bol bol yaparlar. Eskiden bir çok evde kurut ezme taşı vardı ve kurut bu taşlarda ezilirdi. Bunun ağaçtan yapılmış olanına tepir adı verilirdi.

Kurutlu Çorba :

Döğme haşlanır, soğuduktan sonra kurut ayranına karıştırılarak üzerine kızartılmış tereyağı, nane ve toz biber ilave edilerek servise hazır hale getirilir.

Kelecoş :

Salçanın ve soğanın yağda kızartılmasıyla soğaraç elde edilir. Soğaraca kurut ayranı ilave edilir. Bu karışıma tandır ekmeği doğranır ve üzerine dağlanmış tereyağı dökülerek servise sunulur.

Lobik Çorbası :

Pamuk ve bostan tarlalarının civarına ekilen lobik, fasulye gibi olup küçük tanelidir. Bir tencerede önceden zifiri (soğaraç) yapılır, üzerine su ilave edilip kaynatılır. Lobik ve döğme temizce yıkanır, tencereye bırakılır, 1-2 kaynar geldikten sonra çorba servise hazır hale gelir.

Et Yemekleri :

Kaburga, kavrakavurma, kızartma, tas kebabı, kaplama, güveç, tava, kuzu kızartması, ciğer kebabı, paça, işkene, taraklık, çoban kebabı, tandır kebabı vs.

Köfteler Dolma ve Sarmalar :

Bulgur köftesi, içli köfte, kındık köfte, yalancı köfte, ekşili köfte, kadın budu köfte, ayar köftesi ile kebabı, ayranlı köfte, harput köfte (iri köfte), mercimek köfte, ocak köftesi, lüle kebabı, küncülü köfte, muhaşerli köfte, keklik köftesi, lahana sarması, yaprak sarması, bumbar dolması, dilim dolma, domates dolması, sapan dolması, biber dolması, kabak dolması, kofik dolması (kurutulmuş biber dolması), kibe dolması.

Harput Köfte (İri Köfte) :

Dilinmiş kuru soğan, maydanoz, toz biber, tuz, yağsız kıyma, ufak bulgur biraz suyla bir leğende iyice yoğrulur. Fındıktan biraz büyük parçalara bölünerek bir kaba, başparmakla işaret parmağı arasında sıkıştırılarak tek tek tekerlek şeklinde dökülür. Ayrı bir tencerede kaynayan yağlı ve salçalı suya katılarak pişirilir.

Sebze Yemekleri ve Salatalar :

İlimizde hem bizzat yetiştirilen hem de doğal ortamda derelerde ve su kenarlarında kendiliğinden yetişen sebzelerin hemen hepsiyle yemek yapılır. Yörede yetişmemekle birlikte ilimize getirilen sebzelerle de yemekler yapılır.

Doğal ortamda yetişen ışkın, pirpirim (semizotu) tahtik, yemlik kuzukulağı, dağ pancarı, kenger vb. gibi sebzeler yemeklerde ağırlıklı olarak kullanılır ve bu isimlerle anılan yemekler pişirilir.

Fasulye, kabak, domates, patlıcan, patates, biber, soğan, ıspanak gibi sebzeler, sebze yemeklerinin temel malzemesini oluşturur.

Patlıcan yemeği (karnıyarık, imambayıldı, söğürtme), taze fasulye, kabak kızartma, kabak oturtma, soğanlı yahni, nohut yahnisi, türlü, güveçbamya, musakka, badem, çaypalası, ışkınlı yumurta, pirpirim, boranı, kengerli, yemlikli; pancarlı pilav; sebze yemeklerinin başında gelir.

İlimizde salatalar da çok çeşitlidir. Özellikle doğal bitkilerden yapılan; kereviz, acice pirpirim salataları sirke ile tatlandırılarak ve zeytinyağı ilave edilerek yapılır. Çoban salata, patates salatası, yumurta salatası ilimizde en çok sevilen salataların başında gelir.

Pirpirim (Semizotu) Boranı :

Pirpirim bostanlarda, sebzeliklerde kendiliğinden yetişen bir bitkidir. Pirpirimin sebzeli yemeği yapıldığı gibi boranısı da yapılır.

Pirpirim güzelce yıkanıp bir kaba doğranır. Tekrar yıkandıktan sonra başlanır. Kevgirde süzülerek avuç içinde topaklar halinde sıkılır. Sade yağda biraz kızartıldıktan sonra üzerine önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ve dağlanmış tereyağı dökülür.

Av ve Kümes Hayvanları :

Tavuk, piliç, keklik, kaz, bıldırcın, tavşan; av ve kümes hayvanlarından yapılan yemeklerin başında gelir. Tavuktan hem kızartma hem de dolma yapılır. Yörede içi doldurularak haşlama suretiyle yapılan tavuk çok sevilir. Uzun kış günlerinde avcıların en büyük tutkusu olan tavşan avından sonra avcılar yorgunluklarını tavşan yemeğinin başında atarlar. Tavşan üfelemesi, keklik üfelemesi ve köftesi çok sevilir.

Yumurtalı ile Yapılan Yemekler :

Yağda yumurta, domatesli yumurta (menemen), mıhlama, pestilli-ışkınlı yumurta, gaygana, yumurta haşlaması yumurtalı yemeklerdir.

Pilavlar :

Pilav, Elazığ çevresinde son derece sevilen yemek çeşididir. Başlı başına yemek olarak yenildiği gibi, sebze yemeklerine destek yemek olarak da yapılır.

Bulgurla yapılan pilavlar oldukça çeşitlidir. Bulgur pilavı, sulu pilav, bulgur tiridi, pancarlı pilav, yoncalı pilav, muhaşerli pilav, simit pilav, kırmanlı pilav, pirinç pilavı keşkek, mercimekli pilav.

Ekmek ve Ekmekle Yapılan Yemekler :

Elazığ mutfağında ekmeğin çok önemli bir yeri vardır. Elazığlılara sorulduğunda “ekmeksiz pilav bile yenilmez” derler. Gerek ekonomik şartlar gerekse damak zevki Elazığ mutfağında ekmeğe büyük önem verilmesine neden olmuştur.

Tandır ekmeği, saç ekmeği, fetir ekmeği (yufka), top ekmeği, nohut ekmeği il’e has ekmeklerin başında gelir.

Yağlı ekmek (yufka ve saç ekmeği ile yapılır) fodula, zarafat, sırın, patila, gömme, taş ekmeği, peynirli ekmek ise ekmekle yapılan yemeklerin başında gelir.

Sırın :

Taze yufka (yuha) ekmeği rulo haline getirilip 3 cm eninde parçalar haline getirilerek bir tepsiye dizilir. Tepsiye dizilen ekmeklerin kesik tarafı tepsiye dik gelecek şekilde ve sıkıca dizilmesine dikkat edilmelidir.

Üzerine daha önce hazırlanmış bolca sarımsaklı yoğurt dökülür ve eritilmiş tereyağı eklenerek hazırlanır.

Taş Ekmeği :

Un, süt veya suyla karıştırılarak maya hale getirilir. Elde edilen sıvı haldeki hamurun içerisine yeterli miktarda yumurta kırılarak iyice çırpılır. Bu hamur ateş üzerindeki sacın üzerine yayılır. Pişen ekmeğin üzerine yağ ve şeker sürülür. Artık taş ekmeği servise hasırdır.

Tandır Ekmeği :

Kışa hazırlık olarak sonbaharda, 3-4 ay yetecek miktarda ve imece usulüyle yapılır. Tandır ekmeği yapımı geleneksel kültür hayatımızda önemli uygulamalara sahne olmuştur. Erkeklerin hamurunu yoğurduğu kadınların ise pişirdiği tandır ekmeği, eskiden adeta bir şenlik halinde yapılırdı. Köylerde tandır ekmeği halen yapılmaktadır.

Tandır ekmeği adını yapıldığı yerden alır. Ekmeğin en büyük özelliği 4-5 ay bozulmadan kalabilmesidir.

Tandırlar özel olarak yapılmış büyük küplerin toprağa gömülmesiyle hazırlanır. Üzeri örtülü genişçe bir alanın ortasında bulunur. Başlarında usta bir pişirici kadınla birlikte üç yardımcısı tarafından yapılır. Erkekler özellikle gece hasavan içerisine çuvallarla dökülen unun içine su dökerek harç haline getirilen daha sonra hasavanlarla hamurun üzerine örterek yalınayak hamuru yoğururlar. Yoğurma işlemi saatlerce sürer. Elde edilen hamur kadınlara teslim edilir. Ekmeği tandıra vurmak için mutlaka bu işten anlayan kadınlara ihtiyaç vardır. Kadınlar ayrıca Pişirik denilen su ve unla hazırlanmış bir sıvıyı yufka halinde açılan ekmeğin üzerine adeta bir sır kaplama gibi sürerek tandırın duvarlarına yapıştırırlar. Pişen ekmekler alınarak tavana asılı olan ekmek askılığına dizilir.

Börekler :

Su böreği, tepsi böreği, bohça böreği, el böreği, bişi böreği, talaş böreği.

Elazığ’da börekler arasında en çok sevileni su böreğidir. Yapımı çok zahmetli ancak son derece zevkli ve güzel olan su böreği yörenin damak zevkini yansıtır.

Yapılışı :

Önce böreğin hazırlanacağı tepsi hafif yağlanarak bir kenara bırakılır. Daha sonra açılan yufkalar dörde bölünerek hafif ateşte kaynayan suyun içine atılarak haşlanır. Haşlanan hamurlar sudan alınarak düzenli bir şekilde tepsiye yerleştirilir. Bu suretle oluşturulan her tabakanın arasına önceden hazırlanan rendelenmiş peynir ve çok ince kıyılmış maydanozdan oluşan iç serpiştirilir. Bu işlem tamamlandıktan sonra tepsi fırına verilir. Belli bir oranda kızartıldıktan sonra kareler halinde kesilen börek, servise hazır hale gelir.

Helvalar ve Tatlılar :

Elazığ’da yaygın olarak yapılan helvaların başında un helvası gelir. Peynirli helva, irmik helvası, heside, tel helvası, künefe, ceviz helvası, kabak tatlısı, baklava, dolanger, dilber dudağı, kargaburnu, çullama, bişi, şeker böreği, kalbur hurması, hurma tatlısı, revani, sütlaç, muhallebi, hürriyet kadayıfı, zerde, aşure, gül tatlısı belli başlı helva ve tatlı çeşitleridir.

Künefe :

Elazığ’da en çok beğenilen ve yapılan tatlıların başında kadayıf gelir. Nitekim Elazığ’da kapalı çarşıda sıra sıra kadayıfçı dükkanları vardır. Kadayıftan yapılan künefe de ilimizin geleneksel tatlılarındandır.

Yapılışı :

İnce telli kadayıf alınarak bir sini içerisine didilip serilir. Her tabakanın arasına bolca ufaltılmış ceviz içi serpilir. Önceden kesilmiş ve soğutulmuş bolca şeker şerbeti, yahut bal veya pekmez şerbet kadayıfın üzerine gezdirilerek dökülür. Şıranın iyice çekmesi beklenir. Sonra tekrar ceviz serpilir. Pişirilmeden yenilir.

Hoşaf, Şerbet ve Diğer İçecekler :

Üzüm, vişne, erik hoşafları, bal, pekmez, koruk ve nar şerbetleri ve halen yaygın olarak yapılan hoşaf ve şerbetlerdir. Eskiden bilan ve demir hindi şerbetleri de yapılırdı.

Geleneksel Kuru Tatlılar :

İlimiz ve çevresinde çok yaygın olan pestil; dut, ceviz ve erik ile yapılır. Üzüm ile yapılana “bağ bastuğu”, dut ile yapılana “dut bastuğu”, erik ile yapılana ise “eşgili bastuk” adı verilir.

Ayrıca belki de dünyada en güzelinin Elazığ ilinde yetiştiği dutun, döğülmesi suretiyle elde edilen tutunu, ile dünyada ilk yapılan yerin Elazığ olduğunu sandığımız Orcik, pilit geleneksel kuru tatlılarımızın başında gelir.

Kurutulmuş Meyveler :

Elazığ’da kurutulmuş meyveler oldukça yaygındır. Hatta eskiden Harput’ta çerez odası diye bilinen odalar bulunurdu. Orcik, pestil, kuru dut, kuru üzüm, ceviz içi, badem; yörede gah adıyla bilinen başta elma ve armut olmak üzere kurutulmuş meyveler yatsılıkların vazgeçilmez yiyecekleridir.

Eskiden tavana iplerle asılan dayanıklı üzümler, ayva, armut ve elmalar; özel yöntemlerle saklanan kavun ve karpuzların bulunduğu çerez odalarına bugün dahi rastlamak mümkündür.

Elazığ’da yatsılık diye bilinen bu yiyecekler günümüzde de misafirlere ikram edilen önemli yiyecekler arasındadır.

KAYNAK: Elazığ Valiliği

Saygılar
Burak CANPOLAT


Burak Canpolat
9 yıl önce - Cmt 03 Oca 2009, 19:11
Hazar Gölü Yeşilleniyor


Hazar Gölü Yeşilleniyor

Elazığ’a bağlı Sivrice’deki Hazar Gölü kıyısında yükselen çorak yamaçlar artık yeşilleniyor. Elazığlıları Hazar Gölü çevresinde buluşturan ÇEKÜL Vakfı, bu bölgede “7 Ağaç Ormanları” projesi kapsamında 50 bin ardıç ve sedir fidanı dikecek.
ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, “Sorumlu bir hemşeri, bilinçli bir yurttaş ve sağlıklı bir dünyalı olma hedefini, burada yaratacağımız doğal çevrede bir kez daha hayata geçirmek istiyoruz,” diyerek, Elazığlıları projeye destek vermeye davet etti.
ÇEKÜL Vakfı, kuruluşunun 20. yılına yaklaşırken, Anadolu’nun birçok yöresindeki yerleşmelerin öz değerlerini korumak amacıyla gerçekleştirdiği çalışmaları hızla sürdürüyor. Köyden mahalleye, kentten havza ölçeğine uzanan çalışmalar bütüncül yaklaşımlarla geliştiriliyor. Elazığ ve Harput kentlerindeki sivil mimari örneklerinin yaşatılması, kent yaşamının belleğini yansıtan bu yapıların “Çevre Kültür Evi” benzeri örneklerle yeniden işlevlendirilmesi, bu coğrafyada yaşayan insanların öz varlıklarını korumak için ortak mücadelesi ve kamu-özel-sivil-yerel odakların birlikte hareket etmesiyle gerçekleşiyor.
Hazar Gölü gibi önemli doğal miras örneklerine sahip olan Sivrice’nin orman varlığındaki azalma, özellikle göl çevresinde uzanan tepelerdeki çorak alanlarda kendini hissettiriyor. ÇEKÜL Vakfı’nın, doğanın hızlı ve yanlış tüketilmesine karşı başlattığı ve 15 yıldır devam eden bir sivilleşme hareketi olan “7 Ağaç Ormanları” projesinin 2009 yılı hedeflerinden biri de Hazar Gölü çevresini ağaçlandırmak. Erozyon sorunu yaşanan bu topraklarda büyüyecek fidanlar, Sivrice ve Hazar Gölü’nün tarihi ve kültürel dokusuyla birlikte gelecek kuşaklara taşınmasına tanıklık edecek.
ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, “Sorumlu bir hemşeri, bilinçli bir yurttaş ve sağlıklı bir dünyalı olma hedefini, Hazar Gölü kıyılarında yaratacağımız doğal çevrede bir kez daha hayata geçirmek istiyoruz,” diyerek Elazığlıları çabaya katılmaya davet etti: “Dünyada ve Türkiye’de birbirini izleyen sorunların doruk noktasına ulaştığı bugünlerde, yanlışların düzelmesi için ‘bir araya gelmek’, aramızdaki ilişkilerin pekişmesini, unuttuğumuz sevgi ve dayanışmayı hatırlamamızı sağlayacaktır. Bu sorunlar ağının dışına çıkarak geleceğe umut ve güvenle bakabilmemiz, yaşama şansımızın artacağı toprakları diri tutmayı başarmakla mümkündür. Böyle bir düşünceden yola çıkarak, su ve altındaki tarihsel değerlerle Hazar Gölü’nün bize bir çıkış noktası sağladığı inancındayız. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli kentlerinde yaşayan Elazığlıları Hazar Gölü kenarında büyüteceğimiz ‘7 Ağaç Ormanları’nda ‘buluşma’ya çağırıyoruz. Umarız geleneğimiz, kalıcı değerlerimiz, ‘doğanın sağladığı dayanışma’ ile pekişsin,” dedi.

KAYNAK: Yerel Basın



sayfa 3
ANA SAYFA -> Diğer Şehirler