Ana Sayfa 900 bin Türkiye Fotoğrafı
Elazığ - Haberler ve Sohbet
123 ... 220221222   sonraki »
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET
cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Burak Canpolat
6 yıl önce - Çrş 22 Ekm 2008, 21:35
Elazığ - Haberler ve Sohbet


Değerli wowTURKEY ailesi;

Yaşadığım şehri sizlere tanıtmak amacı ile bu başlığı açmış bulunmaktayım. Elazığ'a neden Gakkoşlar Diyarı denilmektedir? bunu bildireyim öncelikle.

Gakkoş demek, kardeşi demektir, mert, sözünün eri, can yoldaşı demektir. Sırdaş demektir. Elazığ, demek oluyor ki kardeşler kenti, mertler kentidir. Harput'u , Palu'su, Maden'i, Sivrice'si, Hazar Gölü, Arap Baba'sı, Evliyaları ve Efsaneleri ile bir kültür ve sanat abidesi olan şehrimi sizlere tanıtmaktan onur ve şeref duyacağım değerli Gönül Dostları...

Elazığ ile ilgili iyi ya da kötü yorumlarınızı, anılarınızı, fikirlerinizi bekliyor saygı ve selam olsun herkese diyorum.

HAYDİ BAŞLAYALIM!!!


Burak Canpolat
6 yıl önce - Çrş 22 Ekm 2008, 21:56

Bir önceki mesajımda yazmamamın nedeni kesinlikle mesaj kalabalığına neden olmamak için değerli arkadaşlarım...

ARAP BABA EFSANESİ

Harput’ta Alaca Mescit’in Arap Baba türbesi yer alır. Dikdörtgen türbenin zeminin tam ortasında, mumyalanmış Arap Baba’nın sandukası vardır. Ancak mumyanın başı yoktur ve sonradan bu cesetle ilgisi olmayan bir baş buraya konmuştur.
Efsaneye göre Harput yöresinde bir yıl yağmur yağmaz. Kuraklığın ardından da kıtlık kapıya dayanır. Halk perişandır. Alaca Mescit’in yakınındaki bir evde, Selvi adlı yaşlı bir kadın rüyasında Arap Baba’nın başı kesilip de dereye atılırsa yağmur yağacağını görür. Yaşlı kadın önceleri bunu dikkate almaz. Ancak aynı rüyayı üç gece üst üste görünce, bir gece Arap Baba mumyasının başını gövdesinden ayırır. Kesik başı dereye atar. Bunun üzerine öyle bir yağmur başlar ki, dereler coşar, her yanı seller götürür. Yağmuru dört gözle bekleyen insanlar bu sefer de bu felaketten mustarip olur. Selvi kadın rüyasında Arap Baba’nın kesilen başı yerine konulursa yağmurun dineceğini görür. Arar, bir kesik baş bulur, mumyanın yanına koyar, yağmur da
durur. Bu olaydan sonra Selvi’nin korkunç bir hastalığa yakalanarak günlerce ıstırap çektiği, sonra da öldüğü anlatılır.
-------------------------------------------------------------------
ÇAYDA ÇIRA EFSANESİ

Elazığ halkoyunlarının incisi çayda çıra oyunu elde tabaklara konan mumlarla karanlık bir mekanda başlanarak oynanır. Elazığ'ın ulusal ve uluslararası tanıtımında büyük rolü ve adeta simgesi olan bu halkoyunun doğuşu hakkında çeşitli efsaneler anlatılır. Bu efsanelerden en yaygını şöyledir:

Uluova'yı ortadan ayıran Haringit çayının kıyısında kurulu bir köyde düğün vardır. Bu köyün ileri gelenlerinden birinin oğlu evlenmektedir. Yenilir, içilir, günlerce eğlenilir. Artık düğünün son gecesidir. Eğlence olanca coşkusu ve güzelliği ile devam etmektedir. Aniden ay tutulur. Bu olay pek hayra yorumlanmaz. Düğüne katılanlar bunu uğursuzluk olarak yorumlarlar. Davetliler tedirgin olurlar. Düğünün neşesi kaçar, coşkusu donar.Damadın annesi Pembe Hatun bu duruma çok üzülür. Ne kadar mum varsa köyde toplatır, tabaklara dizer ve orada bulunanların ellerine tutuşturur. Kendisi de başa geçerek mumların ışığında oynamaya başlar. Çalgıcılar hemen bu oyuna uygun müzik bulurlar. Davetliler coşar eğlence devam eder. Böylece çayda çıra oyunu ve melodisi ortaya çıkar.
---------------------------------------------------------------------
HARPUT KALESİ (SÜT KALESİ) EFSANESİ

Harput kalesinin bir adıda Süt kalesidir. Bu kaleye süt kalesi denmesinin ilginç bir hikayesi vardır. Kalenin temelleri atılır. Kale duvarları yükselmeye başlar. Ancak o yıl başlayan su kıtlığına bir çare bulunmaz. Aynı yıl bu su kıtlığının aksine hayvanların sütleri oldukça boldur. Zamanın hükümdarı emir verir. Harç için süt kullanılacaktır. Hayvanlar sağılır. Harç süt ile karılır, kale tamamlanır.

Diğer bir efsaneye göre ise kalenin pek çok dehlizi vardır. Bu dehlizlerden birinde güzellerden bir kız yaşarmış. Ancak büyülü olduğundan sürekli kendisi için yaptırılan bir altın köşkte uyumaktaymış. Yanlız her yıl bir kez uyanır. ''süt kalesi yıkıldı mı? Katırlar kuzuladı mı ? Dere hamamının yerinde yeller esiyor mu ?Diye sorar, sonra yeniden uykuya dalarmış. Eğer bu sayılanlar gerçekleşirse Harput yıkılacak, kıyamet kopacakmış. Bazı kişilerin bu kızın sesini duyduğunu da kulaktan kulağa söylenir.
--------------------------------------------------------------
Elazığ'ın meşhur efsaneleri ile başlayalım...


Mehmet Dabak
site denetçisi

6 yıl önce - Prş 23 Ekm 2008, 02:16
Gakkoşlar Diyarı; Elazığ (Mamuratil Aziz)


Sevgili Burak

Haydi ben başlıyorum.

Bir Elazığlı olarak başı çekmek bize düşer fikri ile ya Allah deyip,senin usul ve tarzını örnek alarak bir anımı satırlara dökmeğe çalışacağım.

Haydi rast gele gakkoşlar.

Yeni yeni çocukluktan çıkıp ergenlik dönemine girdiğim yıllardı, 15,16 gibi filan, yaz tatillerinde eniştem Abdül Yalçınkaya, kendisi o zamanlar Kara Yollarında ağır vasıta şöförü idi ,ve aynı zamanda kendisine ait Mercedes 0302 Otobüsü ilede ( Hazar Turizim'in ) adı altında taşımacılık yapardı.

Uzatmayalım, bu gelişlerinde beni alır Elazığa götürürdü ve bende 1 hafta filan Elazığda Anneannemlerde kalıp, tüm akrabaları ziyaret eder, yer içer gezer tozar, tekrar eniştem ile beraber geri dönerdim.

Fakat son defaki gidişimiz bir hüsranla sona erdi'ki bir dahada beni beraberinde Elazığa götürmedi,haksızda degildi zaten.

Ben elazığda davetti, gezmekti, derken bir hafta çok çabuk geçti gitti, eniştem ile sözleştigimiz gibi falanca günde saat 2 de Otobüs terminalinde olacaktım ve 3 Arabası olarak Istanbula hareket edicektik.

O günde, Anneannem dönüş günümün geldigini unutmuş olacakki, bana hadi sürsürüye yengenleride görmeye gidelim dedi, bende sevinçten olucak, dönüş yolculugunu'da, eniştemide, randevuyuda unutup, sabah erkenden köye gittik.

Tabi yine yemekler yenildi, gezmelere çıkıldı, oyunlar oynandı, (Lülüşlere) binildi, meyve agaçlarına çıkıldı, vs.vs.

Kendimizi eğlenceye öyle bir kaptırmışız'ki aklımıza ne dönüşüm, ne eniştem, ve otobüs terminali diye hiç bir şey gelmiyor.

Bir ara gözümüz bir Taksiyi gördü, ve arkasındanda Anneannemin çığlığını işittim. Taksi ile gelen eniştemdi, adamağız yarım saat peronda beklemiş, beni göremeyince hemen taksiyle Anneannemlerin evine, oradanda ögrenmiş bizim köyde olduğumuzu, haydi bu seferde köye, derken geldiginde hem sinir hemde kan ve revan içerisindeydi , bize söylemediginide bırakmadı. Adam ödediği dünyanın taksi parasınamı yansın, yolcular peronda bekliyorlar onamı yansın, sanki çıldıracak gibiydi,öyleki Anneannem ve ben onun karşısında küçücük kaldık.

Ve ben kimselere veda edemeden,Bavulumu dahi almadan 2 Saat'lik bir rötar ile Istanbula hareket ettik.

Boyleliklede, bu benim onunla yapmış olduğum, son yolculuk olmuş oldu.

Burakcım bu satırlar sayesinde ( Galiba rahmet istiyorlar) özelliklede senin, yeni sayfanın sayesinde, bu gün aramızda olmayıp Hakkın huzuruna eren çok sevgili Anneannemi ve çok sevgili eniştemi rahmet ile anıyorum, Allah cümlesinin Ahirete göç etmişlerini, ve benimkilerin mekanlarını Cennet etsin, Kabirlerinde rahat uyusunlar.

Böylece ilk girşi noktalamış oluyorum.

Koçum uzun yazıp, meşgul ettiysem kusura bakma.

Sağlıcakla ve hep sevgi ile kal.


Burak Canpolat
5 yıl önce - Prş 23 Ekm 2008, 18:48
ELAZİZ BAŞKA


EL'AZİZ Sanatsız, Sanat ta şiirsiz olmaz diyerek birkaç şiir paylaşalım şimdi de dostlar...
---------------------------------------------------------------------------------------------------------
ELAZİZ BAŞKA

Yetmiş dokuz ili gezdim dolaştım.
Zaman oldu çok şöhrete ulaştım.
Çok yerlerde çok işlere bulaştım.
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Bir yanımda Malatya bir yanımda Muş
Tunceli elinde sanayi yokmuş
Diyarbakır da ciğerler çokmuş
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Kuzeyinde Erzincan'la Sivas var
Ölü çıkan hanelerde çok yas var
Er oğlu erlerden insanda has var
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Kulak ver arkadaş gelen şu sese
Arap baba dene büyük nefese
Kurmuşlar bir ilim dolu medrese
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Ne deynek vururlar kula, ne çalı
Bazan kar yağdırır bazenden dolu
Şeyhiyle meşhur o bizim Palu
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Cip köyünde canlar can katar cana
Âraf verir, hayat verir insana
Canım kurban cerayanlı Keban'a
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Burada öğrendim ilimi fenni
Burada çok yetişmez çakır dikeni
Bir tepede gittim gördüm Maden'i
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Burada ki insanlar çekti çok çile
Ancak çileleri düşmedi dile
Ayrı değer versin Devlet Baskil'e
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Gel arkadaş gitme öyle uzağa
Burda düşmen aşk denen o tuzağa
Selam yolla burdan ayrılan Çemişgezeğe
atanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Geniş tutar lekesizdir arını
Hiç düşünmez geleceği yarını
Çünkü hepsi Belek Gazi torunu
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

O Anadolu'nun en güzel yeri
Burda birleşmiş Türk'ün her eri
Dadına doyulmaz Orcik şekeri
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Gelenden geçenden ilham gapmışlar
Kalleşleri bir kenara atmışlar
Etrafında dokuz baraj yapmışar
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Deresinde görürsün çok çakıl daşı var
Harput'tan buraya çok nakil var
Hastahanede delilere akıl var
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

Buradan geçmemiş bizim Köroğlu
Amma tarih seni burda der oğlu
Büyük abi ol Bünyamin EROĞLU
Vatanın elleri çok güzel amma
Gakgoşlar diyarı Elaziz başga.

--------------------------------------------------
GAKGOŞ'A NASİHAT

Meyve zamanı Çizmecinin bahçesinden
Hiç elma çalmadıysan,
Zemheri ayında Kayabaşından aşağı,
Hiç kaymadıysan
Avreşte, keçigede mendil sallamadıysan
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş.

Nazar değmesin diye Dabakhanede çimmediysen
Bit bazarında bişen foduladan yemediysen
Karaçalı suyundan bi damla içmediysen
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş.

Harput galesinin gıkgıligine çıhmadıysan
Üryan baba, Fetahmet'i ziyaret etmediysen
Sarahatun camisinde heç namaz kılmadıysan
Elazığlıyım deme gülerler sana gakkoş

----------------------------------------------------------






(+)


1: Harput'tan ELAZIĞ manzarası
2: Kış mevsiminde Harput Kalesi
3: Gece vakti Balakgazi'nin görüntüsü


Burak Canpolat
5 yıl önce - Cum 24 Ekm 2008, 11:46
AHÇİK TÜRKÜSÜ ve HİKAYESİ


AHÇİK TÜRKÜSÜ

Ahçiği yolladım Urum eline
Eser bad-ı sabah zülfün teline
Gel seni götürem Harput eline

Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik

Vardım kiliseye baktım haçına
Gönlümü bağladım sırma saçına
Gel seni götürem islam içine

Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ahçik

Vardım kiliseye haç suda döner
Ahçiği kaybettim yüreğim yanar
Ben dinen dönersem el beni kınar

Serimi sevdaya salan o Ahçik
Aman o Ahçik civan o Ah
------------------------------------
Türkünün hikayesi ise şöyledir değerli üyeler:
Harput'ta AHÇİK isminde bir Ermeni kızına aşık olan bir Müslüman gencinin sevdasına karşılık yazmış olduğu bir türküdür bu. Ailelerinden kavuşmak için onay alamayan bu gençleri birbirinden ayırmışlar ve genç adam bu türküyü yazmıştır AHÇİK isimli sevgilisine...
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ENVER DEMİRBAĞ (Harput Musıkisine gönül vermiş, kendini adamış bir kişi)

Harput müziğinin günümüzdeki en iyi temsilcilerinden biri de; 1935 yılında Elazığ’ın Palu ilçesinde doğmuş olan Enver Demirbağ’dır. Enver Demirbağ, eskiden Harput müziğinin icracıları olan hafızlardan, Harput makamlarını ve müzik geleneğini daha çocuk yaşta öğrenmeye başlamıştır. Bunların başında ise, Hafız Mustafa Süer ve Hafız Osman Öğe gelmektedir. Enver Demirbağ, Harput müziği ile ilgili bütün repertuarını, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Folklor Arşivi’ne kazandırmıştır. Bu eserlerin sayısının 115 olması; Enver Demirbağ’ın repertuarının, Hafız Osman Öğe’den öğrendikleri ile sınırlı kaldığını göstermektedir.

Harput müziğinin icrasında gelenek çok önemlidir. Yukarıda da belirtildiği gibi, Harput’ta eskiden müzikle uğraşanların çoğu hafızlıktan gelmedir. Usta çırak usûlü ile müziğe ilgisi ve yeteneği olan insanlar yetiştirilmiş, eserler ağızdan ağıza, kulaktan kulağa aktarılarak günümüze kadar taşınmıştır. Enver Demirbağ’ da bu hafızlardan, özellikle Hafız Osman Öge’den öğrendiği Harput müziğini ve makamlarını, kendisinden sonra ki nesile yine aynı geleneksel usûllerle aktarmıştır. Günümüzdeki yeni nesil bazı icrâcılarda, Enver Demirbağ’ın nağmelerini ve tavrını, hatta bazı nağmelerdeki detonelerini dahi görmek mümkündür. Zaten bu müzik icrasındaki başarının ölçüsü de; yapılan nağmelerin bir önceki kuşağın yaptığı nağmelere ne kadar benzediğidir.

Enver Demirbağ, Elazığ- Harput müziğinin en iyi icracılarından birisidir. T.R.T. halk müziği repertuarında Enver Demirbağ’dan derlenmiş bir çok Harput türküsü bulunmaktadır.

Kaynaklık ettiği türkülerden bazıları:

Ahçiği yolladım urum eline, Bir şuh-i sitemkar yine saldı beni derde, Mendilim işle yolla, Oy akşamlar akşamlar...


Hüseyin C

5 yıl önce - Cum 24 Ekm 2008, 12:11

Gakgoşlar Diyarı Elazığ; Harput, Harput Kalesi, Arapbaba türbesi, Harputtan Elazığ manzarası, Postane meydanı ve ahizeli telefonlar, Öğretmen evi karşısındaki çayda çıra parkı, İzzetpaşa cami, Saray cami, yıkık kilise, orduevi kavşağındaki park, İzzetpaşa caminin yan ve arka sokağındaki dev ekranlı çay evleri, Gazi Caddesi, İstasyon Caddesi, Şehit İlhanlar Caddesi, köfteciler sokağı ve çiğköfteci hacı dayı, Sürsürü mahallesi, Abdullahpaşa mahallesi, Hazar gölü, Fırat nehri, Kömürhan köprüsü, orcik şekeri, "ışkın" denilen bitki, Elazığın nefis çileği, Kampüs ve onu ikiye bölen zafran mesireliği, zazalar ve elazığlıların pek haz etmediği "kofikler"

Burhanettin Akbaş

5 yıl önce - Cmt 25 Ekm 2008, 00:26

Türklüğün abide şehirlerinden Elazığımızın yetiştirdiği birçok ünlü kişi vardır. Ben zaman zaman burada hem o ünlülerden bahsedeceğim, eğer zaman bulursam ki inşallah bulacağım, Elazığ hatıralarımdan da söz etmek istiyorum.
Şimdi Elazığ'dan yetişmiş dünya çapında bir bilim adamı olan Reşat İzbırak'ın hayat hikayesini ve ölümünden sonra soyadına uygun olarak nasıl bir iz bıraktığını sizlere nakledeceğim.

PROF.DR.REŞAT İZBIRAK (1911 Harput - 1988 İstanbul)
Reşat İzbırak, 1911 yılında Harput'ta doğdu. 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümünü bitirdi. 1935'te devlet sınavlarını kazanarak ihtisas yapmak üzere Berlin Üniversitesine gönderildi. Doktora çalışmalarını yaptı ve "Geomorphologische Studien im Westlichen Bayerischen Walde" adlı tezini hazırladı. Ankara Üniversitesi DTCF'de asistan (1939), doçent (1944), profesör (1953) oldu. Aynı yıl Fiziki Coğrafya ve Jeoloji Kürsüsü Başkanlığına seçildi.
Harita Genel Müdürlüğü'nde ve daha sonra kurulan Harita Yüksek Teknik Okulunda 1952 yılından itibaren, 29 yıl süreyle, jeomorfoloji dersleri okutarak Harita Mühendis-subayı yetiştirilmesinde katkısı oldu.
Reşat İzbırak, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde, özellikle İç Anadolu ve Doğu Anadolu'da jeomorfoloji konusunda bilimsel araştırmalar yapmıştır. 1978 yılında yaş haddinden dolayı emekliye ayrılmıştır. 1998 yılında İstanbul'da vefat etti.

Bilimsel Çalışmaları :

· 1934, Büyük Sanayide Beyaz Kömürün Mevki. İ.Ü.Edeb.Fak.Talebe Mecmuası, S: 1, s: 24-33, İstanbul.

· 1940, Yer Sarsıntıları ve buna Karşı Alınacak Tedbirler, CHP Konferanslar Serisi, Kitap 23, s: 1-19, Ankara.

· 1940, Denizli Coğrafyasına Umumi Bir Bakış. Ülkü Halkevleri ve Halk Odaları Dergisi. S. 93, s: 254-259.

· 1943, Erciyes'de Nebatlar ve Hayvan Yetiştirme, Ülkü Milli Kültür Derg. S: 43, s: 7-10, Ankara.

· 1944, Su Kuvveti En Büyük Enerji Kaynağımızdır. DTC. Fakültesi Derg. No: 2, C: II, S: 4, s: 597-610, Ankara.

· 1944, Kayseri Vilayeti Coğrafyası, Aylık Ansiklopedisi, No: 5.

· 1944, yukarı Kızılırmak Bölgesinde Enerji Kaynakları, Ülkü Derg. Yeni Seri; S: 56.

· 1944, "Enerji Kaynakları" Ülkü Milli Kültür Dergisi, S: 56, Ankara.

· 1944, Bergama Şehri İmar Planı. Ülkü, Milli Kültür Dergisi,

· 1944, Yukarı Kızılırmak Bölgesinde Jeomorfolojik Araştırmalar, DTC.Fak.Derg. S: 2, C:2, s: 217-234, Ankara.

· 1945, Sivas İli Coğrafyası, Aylık Ansiklopedi, No: 14.

· 1945, Türkiye'de Madencilik. DTC.Fak.Derg., C III, S: 2, s:213-226, Ankara.

· 1945, Uzunyayla'da Coğrafya Araştırmaları, DTC.Fak.Derg.C.III.S: 2, s: 213-226, Ankara

· 1945, Cilo ve Nemrut Dağlarıyla Hakkari ve Van Gölü çevrelerinde Coğrafya Araştırmaları, DTCF Derg.No: 4, S:1, s: 103-112. Ankara.

· 1945, Eskişehir'le Çifteler Çevresinde Bir Coğrafya Gezisi, Ank.Üniv.DTC.Fak.Derg.C:3, S: 5, s: 507-521, Ankara.

· 1945, Coğrafya Enstitüsünün Batı Anadolu Gezisi. A.Ü.DTC.Fak.Derg., C: 3, S:5, s: 573-574.

· 1945, "Kayseri", Ülkü Milli Kültür Dergisi, C: 7, s: 82, s:7-11, Ankara.

· 1945, Uzunyayla'da Coğrafya Araştırmaları. DTC Fak.Derg. C: 3, S: 3.

· 1946, "Cilo ve Nemrut Dağlarıyla Hakkari ve Van Gölü Çevrelerinde Coğrafya Araştırmaları" Ank.Üniv.DTC.Fak.Derg. C:4, S: 1, s: 103-112, Ankara.

· 1947, Van Gölü, Ülkü Mecmuası, 3. Seri , C:1, S:6, s: 12-15, Ankara.

· 1947, Cilo Dağlarının Turizm Bakımından Değeri, Ülkü 3. Seri, Cilt: 1, S: 4, s: 18-22, Ankara.

· 1948, Akdağ ile Güney Çevresinde Jeomorfoloji Gözlemleri ve Bu Çevrenin bayındırlaşması Hakkında Bazı Düşünceler, DTC. Fak.Yay.No: 59, Enst.No: 3, Ank.

· 1948, Van Gölü Çevresi. Ülkü Mecmuası, C:2; S: 13, s: 8-11. Ankara.

· 1948, Erciyes Dağı'nın Değeri, Erciyes-Kayseri Halk Evleri Derg. Yıl: 6, S: 68, s: 6-8, Kayseri.

· 1949, Coğrafya Terimleri Üzerine Bazı Düşünceler, TDK, B II, 16, Ankara.

· 1949, Yurdumuzda Nasıl Yerleşmişiz? Maarif Vekaleti, Köy Kitaplığı Serisi, No:8, İstanbul.

· 1949, Kayseri Halkı Bağcılık Bırabilir mi? Erciyes Halkevleri Derg. S: 72, s: 33-35, Kayseri.

· 1949, Bünyan Çevresinin Jeomorfoloji Gözlemleri ve Bünyan Kasabası. A.Ü.DTC.Fak.Derg.C: 7, S:2, s: 387-413.

· 1949, Erciyes'in En Yüksek Yerlerinde Ne Var? Erciyes Halkevleri Derg.Yı: 7, s: 73, s: 7-8, Kayseri.

· 1953, Develi Ovası ve Ekonomik Gelişmesi, DTC Fak. No: 9.

· 1955, Yerşekillerini değiştiren Olaylar, Harita Umum Müdürlüğü, Harita Derg., Yıl: 21, S: 50, s: 5-28.

· 1955, Yöre Mefhumu ve Yöre Bilgisi" Harita Umum Müdürlüğü yayınlarından, Harita Derg. Yıl: 21, s: 51, Ayrı basım.

· 1955 a, Yerşekillerini Değiştiren Olaylar, Harita Umum Müd.Yay.Harita.Derg., Yıl: 21, S: 50.

· 1955 b, Muş Ovası'nda Morfolojik Müşahadeler. TCK. Yay. No: 1. S:2, s: 7-13.

· 1955, Sistematik Jeomorfoloji, Harita Genel Müdürlüğü, Yay.No: 6. Ankara

· 1956, Haritacının Arazide Çalışması Sırasında Taşlar Üzerine yapabileceği Bazı Müşahedeler, Harita Umum Müd, Harita Derg. Yıl: 22, s: 52'den ayrı basım. Ankara.

· 1958, Sytematic Geomorphology, Harita Umum Müd.Harita Derg. Yıl: 22, No: 54-55-56, Yay.No: 6

· 1958, Jeomorfoloji, Analitik ve Umumi (İlk baskı 1947,yeni baskılar 1958-69-77) DTC. Fak.Yay.No: 127, Ankara.

· 1961, Kokurdan Nedir? Harita Genel Müdürlüğü Yayınlarından, Harita Derg. Yıl: 27, S: 62'den ayrı basım. Ankara.

· 1963, Bitki Coğrafyası, A.Ü.DTC.Fak.Yayınları.No: 266.

· 1964, Coğrafya Terimleri Sözlüğü.

· 1966, Coğrafya ve Bölge Planlaması Bakımından Milli Parklar, Türkiye'nin Jeolojik ve Jeomorfolojik Değerleri, Türkiye Tabiatını Kazanma Cemiyeti, 4. Seminer, s: 1-6, Ankara.

· 1968, Türkiye Jeomorfolojik Harita, 1: 1.850.000 (Renkli Harita Genel Müdürlüğü) Ankara.

· 1968, Coğrafi Araştırma Gezileri ve Hazırlıkları, Coğr.Araş.Der.No: 2.A.Ü.DTC.Fak.Coğr.Araşt.Enst.

· 1970, Jeomorfoloji ve Jeomorfolog, Jeomorfoloji Derg. S: 2, s: 1-11.

· 1971, Erozyon Kontrolü ve Jeomorfolojisi, Jeom.Derg.S: 3, s: 5-13.

· 1972, Türkiye I, Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Yayınları, İstanbul.

· 1976, Bitki Coğrafyası, DTC.Fak.Yay.No: 266. Ankara.

· 1976, Coğrafya Terimler Sözlüğü, DTC.Fak.Yay.No: 464, Ankara.

· 1976, Türkiye'de Son Yarım Yüzyıl İçinde Coğrafya Alanında Gelişmeler. Ankara Üniv. DTC Fak.Yay. No: 257'den ayrı basım, s: 30-44 Ankara.

· 1977, Sistematik Jeomorfoloji, DTC. Fak.Yay.No: 327. Ankara.

· 1978, Hidroğrafya, Akarsular ve Göller, DTC Fak.Yay. No: 123, Ankara.

· 1979, Jeomorfolojik Tatbikat Atlası ve Kılavuzu, Ankara.

· 1981, Türkiye II, DTC Fak.yay.No: 300, Ankara.

· 1984, Türkiye M.E.Basımevi, İstanbul.

· 1991, Yerbilimi Bilgileri, MEB. Yay.Öğretmen Kitapları Dizisi: 155.

· 1993, Coğrafya'da metodoloji, M.E.B.Yayınları Öğretmen Kitapları Dizisi: 187.


Burak Canpolat
5 yıl önce - Pts 27 Ekm 2008, 18:33
ELAZIĞ'ın Öküzgözü Üzümü


Öküzgözü üzümü bir Urartu mirası






(+)


Dünya'da ve ÜLKEMİZDE şarap yapımında kullanılan Öküzgözü üzümü ELAZIĞ'a ait olup çok lezzetli bir meyvedir!!!


Burak Canpolat
5 yıl önce - Çrş 29 Ekm 2008, 00:52
ELAZIĞ Türküleri


Kıymetli gönül dostları biraz ELAZIĞ türkülerinin sözlerini paylaşalım sizlerle;

AL ALMAYI DALDAN AL

Al almayı daldan al
Al almayı daldan al
Daldan alma benden al
Daldan alma benden al
Duydum gelin olisin
Duydum gelin olisin
Dur ben ölim ondan al
Dur ben ölim ondan al

Oy habip habip habip
Oy habip habip habip
Varmı derdime tabip
Yokmu derdime tabip

Al alma dört olaydı
Al alma dört olaydı
Yiyene dert olaydı
Yiyene dert olaydı
Bu elmanın sahabı
Bu elmanın sahabı
Sözüne mert olaydı
Sözüne mert olaydı

Oy habip habip habip
Oy habip habip habip
Varmı derdime tabip
Yokmu derdime tabip

Al alma kızıl alma
Al alma kızıl alma
Irafa dizil alma
Irafa dizil alma
O yar bize gelende
O yar bize gelende
Cebine süzül alma
Cebine süzül alma

Oy habip habip habip
Oy habip habip habip
Varmı derdime tabip
Yokmu derdime tabip
___________________________________
Aynı türkünün farklı sözleri:

Al elmayı daldan al
Daldan alma benden al
Duydum gelin olisin
Dur ben ölim ondan ol

Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno

Al elma dört olaydı
Yiyene dert olaydı
Al elmayı veren yar
Sözüne mert olaydı

Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno

Elma versem almazsın
Sen almadan kanmazsın
Hangi bağın gülüsen
Karlar yağsa solmazsın

Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno

Elma atışan kurban
Atıp tutuşan kurban
Alem de yol gidiyor
Senin yatışan kurban

Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno

Al elmanın dördünü
Sev yiğidin merdini
Seversen bir güzel sev
Çekme çirkin kahrını

Uy Henno Henno Henno
Eller kınalı Henno
Gözler sürmeli Henno
_______________________________
Bahçalarda Bal Erük(ERİK)/ NURE

Bahçalarda bal erük (le le Nure)
Dallarını eyerük (zalım Nure)
Bize Harputlu derler (le le Nure)
Biz güzeli severük (zalım Nure)

Dama çıkmış bir güzel (le le Nure)
Damın etrafın gezer (zalım Nure)
Elinde bir deste gül (le le Nure)
Kendi gülünden güzel (zalım Nure)

Bahçalarda çınarsın (le le Nure)
Sen bir uyuntu yarsın (zalım Nure)
Nerde bir güzel görsen (le le Nure)
Gider ona uyarsın (zalım Nure)

Bahçalarda gülüm yok (le le Nure)
Söyleyemem dilim yok (zalım Nure)
Geceler uykum gelmez (le le Nure)
Gündüzleri halim yok (zalım Nure)

Bahça barsızdır güler (le le Nure)
Ayva harsızdır güler (zalım Nure)
İçerim kara giymiş (le le Nure)
Yüzüm arsızdır güler (zalım Nure)

Bahçalarda kar var mı (le le Nure)
Gül dibinde har var mı (zalım Nure)
Bu gece misafirim (le le Nure)
_______________________________
Bu Dere Buz Bağladı

Bu dere buz bağladı
Yanı yarpuz bağladı
Beni bir gelin vurdu
Yaramı kız bağladı

Bu derenin uzunu
Kıramadım buzunu
Aldım avşar kızını
Çekemedim nazını

Bu dere derin dere
Suları serin dere
Dere al götür beni
Yarin olduğu yere

Deveyi düzde gördüm
Sürmeyi gözde gördüm
Şükür olsun Mevla'ma
Seni bu gözde gördüm
__________________________________
Değerli üyeler paylaşacak daha çok türkümüz var fakat ben burada hem mesajım kalabalık olmasın hem de sizlerin vaktini fazla almamak adına fazla uzatmayayım.
SAYGILARIMLA
Burak CANPOLAT


En son Burak Canpolat tarafından Çrş 29 Ekm 2008, 22:57 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


Burak Canpolat
5 yıl önce - Cmt 01 Ksm 2008, 23:20
Türkülerimiz


Elazığ Türküsü

Elaziz uzun çarşı
Dükkânlar karşı karşı
Sevmişim alacağım
Dosta, düşmana karşı

Elâziz altı kuyu
Uyu sevdiğim uyu
Şu benim sevdiğimin
Şekerden tatlı huyu

Elaziz de bir oda
Ay giriyor buluda
Korkarım düşem ölem
O yar beni unuda
__________________________________________
Fırat

Şu fıratın suyu akar serindir
Ölem ölem derdo ölem akar serindir
Yarimi götürdü anam kanlı zalimdir
Ölem ölem kanlı zalimdir nasıl gülem

Daha gün görmemiş taze gelindir
Ölem ölem derdo ölem taze gelindir
Söyletmeyin beni anam yaram derindir
Ölem ölem yaram derindir nasıl gülem

Kömürhan köprüsü harput'a bakar
Ölem ölem derdo ölem harput'a bakar
Kör olası zalım fırat ocaklar yıkar
Ölem ölem ocaklar yıkar nasıl gülem

Ahbapların gelmiş ağıtlar yakar
Ölem ölem derdo ölem ağıtlar yakar
Söyletmeyin beni anam yaram derindir
Ölem ölem yaram derindir nasıl gülem
________________________________________

Karmı Yağmış Şu Harput'un Başına

Kar Mı Yağmış Şu Harput'un Başına
Kurban Olam Toprağına Taşına
Henüz Girmiş On Üç On Dört Yaşına
Küçücükten Bir Yar Sevdim Yar Nenni

Bir Of Çeksem Karşı Ki Dağlar Yıkılır,
Bugün Posta Günü Canım Sıkılır
Ellerin Mektubu Gelmiş Okunur,
Benim Yüreğime Hançer Sokulur

Bir Ah Çeksem Karşı Ki Dağlar Ünüler
Ah Ettikçe Eski Derdim Yeniler
Ben Ölürsem Mezar Taşım İniler
Bu Dert Beni İflah Etmez Öldürür
__________________________________________
Kara Erik Çağala

Kara erik çağala
Ye ki yaran sağala
Hangi kitap yazir
Ben sevem eller ala

(Nakarat)
Oy nedem nedem nedem
Oy nedem nedem nedem
Yar seni alam gidem
Evi barkı terkedem

Yarin kolunda şeve
Kim odur yarim seve
Acep o gün olur mu
Alam götürem eve

Nakarat

Ve bu türkünün hikayesi ise şöyledir dostlar;

KARA ERİK ÇAĞALA TÜRKÜSÜNÜN HİKAYESİ

Harput’ta yaşantı artık tek düzelikten çıkmıştır. On dokuzuncu asrın sancılı günleri en acımasız ve en tipik tarihi olaylarını yaşanmaktadır. Henüz harbin yaraları çok tazedir ve yaralar kanamaktadır. Yıllar yılı debdebelerle geçmiş olan Harput yaşantısı üzerine bir kâbus çökmüştür. Birkaç yıl öncesine kadar hiç kimse ne olup bittiğinin farkında değildir.Bir İmparatorluğun bitişine şahit olduklarının bilincinde değillerdir. Ne Harput ve ne de Harputlu’ lar , Harput'un bittiğini gün be gün tükendiğini yeni yeni fark etmektedirler. Her geçen gün Harput’ tan bir şeyler kopartmakta, bir şeyler götürmektedir. Harput ahalisi yavaş yavaş Mezraya bir göç telaşı içine girmişlerdir. Dünya Sosyoloji tarihinde eşine ender rastlanılır olaylar Harput’ta cereyan etmektedir ki, kocaman bir şehir ahalisi evlerini kendi elleri ile yıkıp, aşağıdaki ovaya, mezraya göç yaşamaktadır. Hiç kimse de bu işe akıl sır erdirememektedir. Bazı devlet memurları da, tayin isteyip gitmektedirler.

Rahmetli babam Yusuf BİCAN, o yıl on altı yaşındadır.

Harput’ta bu göç hareketi sürdüğü sıralarda, babam da düzenli olarak atı ile mezraya gidip, işlerini halledip tekrar Harput’a dönmektedir.

(Ben, o yıllarda yaşanan bu sevda olayını, babam bir arkadaşına anlatırken dinleyip şahit oldum. Babamın çok sevip saydığı Hamedili Veli Efendi adında bir arkadaşı vardı. Onun için, ‘Veli, insanın namusunu emanet edebileceği bir dosttur.’ derdi. Veli Efendi bir gün babamı ziyarete gelmişti. Evimizin bahçesinde oturuyordu. Annem çay yapmış, ben ise çayları dolduruyordum. Tarih 25 Nisan 1966, -iki gün önce 23 Nisan Bayramına katılmıştım, oradan hatırlıyorum- erikler çiçek açmıştı.)

Veli efendi, erik çiçeklerine bakarak “Yusuf, bu kaçıncı erik çiçekleri?” deyiverdi.

Babam, “Kırk yedi...” derken gözlerinden bir damla yaş düştü. Şaşırmıştım, babam durduk yere neden hüzünlenmişti.

Veli efendi, “Hele anlat, nasıl olmuştu o iş?” dedi.

(Babam anlatırken sanki ben orada yokmuşum gibiydi. O sadece Veli efendiye anlatıyordu. Çünkü çocukların yanında aşk meşk hikayeleri anlatılmazdı. Çok merak etmiştim. İyi ki de dinlemişim. O gün çok hoşuma gitti. Hiç mi hiç unutmadım. Bundan sonrasını babam şöyle anlattı.)

“Veli, yaşım atmış üç oldu. Olayın üzerinden kırk yedi yıl, evet, tastamam kırk yedi yıl geçti. Erikler, tam kırk yedi kere meyve verdiler, çoğu kuruyup gitti.

Her günkü gibi, bizim beyaz ata binmiş Mezre’ye gidiyordum. Harput’un çıkışındaki çıkmalı evin pencere camı birkaç kere çalındı. Hem de o kadar şiddetli ki, cam kırılacak gibiydi. Bakıp bakmamakta tereddüt ettim. İçimden bir ses, dönüp bak, dedi. Dönüp bir baktım ki, ne göreyim, bir ay parçası, bir huri kızı, başından oyalı yazması kaymış, bir çift yeşil gözle gülüyor. Eliyle ‘gel gel!’ diye de işaret ediyor...

Deli olacağım. Sabahın bu vaktinde rüya mı, hakikat mı farkında değilim. Harput gibi bir yerde, çok ender rastlanabilecek bir durumdu. Bir kızın böyle serbest, böyle özgürce hareket etmesi pek normal karşılanmazdı...

Yaklaştım atı pencerenin altına çektim. ‘Yusuf!’ dedi. Adımı bile biliyordu. Ama ben, daha önce onu hiç görmemiştim. Gözlerim, gözlerine takılı kalmıştı. Dilim tutulmuştu. O konuşuyor, ben dinliyordum. Ama cevap veremiyordum. Nutkum tükenmişti. İçine düştüğüm o iki yeşil göz, beni esir almıştı. Kız, sarı ipek saçlarını da hiç gizlemiyordu. O an, o sarı ipek saçların bir ömür boyu, boynuma dolanıp kalacağını bilmiyordum. Dalıp gitmiştim...

‘Yusuf, al sana bir kara erik yolda yersin’ dedi. Eriği aldım. Erik değil, sanki gökteki dolunayı bana vermiş gibiydi. Alıp mendilimin içine koydum.

Sonra ‘Yusuf, beni buradan al. İstersen dünyanın ötesine gelirim. Ama beni mutlaka al. Yeter günlerdir yolunu beklediğim. Dün gece uyumadım, bekledim sabaha kadar .Uykuda kalırsam seni göremem diye çok korktum...’ dedi.

Sadece, ‘Peki peki, tamam...’ diyebildim.

Ah bu cahil kafam, niye acele edip de, o gün alıp gitmedim. O gün Mezre’ye de gitmedim. Atımı eve çevirdim.

Meydan mahallesine bir rüzgâr gibi girdim. Anam, Pembe Hanım, pencereden görüp korkmuş. Yusuf niye böyle telaşla erkenden geri döndü diye. Hemen aşağıya, kapıya inmişti, ‘Oğlum, hayrola. Bu halin ne böyle?” dediğini duyar gibiyim. ‘Ana’ dedim ‘gir içeri kapı ağzında anlatamam. Ben bittim.’ Anamın gözleri büyüdü birden. ‘Hayrola ne var oğul’ dedi. Bir solukta olanı biteni anlattım. Anam kahkahalarla gülmeye başladı. Ben bu defa anama kızıyordum. İşin ciddiyetini anlamamış gibi davranıyordu. ‘Ana, gülmeyi bırak. Eğer o kızı yarın bana istemezseniz şu Harput Kalesi var ya; giderim, oradan kendimi aşağıya atarım. Bütün Harput da bana ağlasın, sen de ağla.’ dedim. Anam, ‘Delisin sen.’ dedi. ‘Bir kız için insan kendini kaleden mi atarmış; o kız senin gadan ala oğul, bir çaresine bakarız.’ derken işin ciddiyetini de anlamıştı. Anam da, ben de, sabaha kadar yatamamıştık. Anam endişe duymuştu. Bense hayaller ülkesindeydim. Sabaha kadar düğünümüzü hayal ettim. ‘Yusuf beni buradan al!..’ sözü sabaha kadar kulaklarımda çınladı durdu.

Anam konuyu babama açtığında, babam pek önemsememiş. Kızın ailesini, babasını çok yakından tanıdığını, memur Mehmet Efendi’nin kızı olduğunu, bize de münasip bir gelin olabileceğini belirtmiş. Lâkin işlerinin o günlerde çok yoğun olduğunu; Halep’e külliyetli miktarda gön ve tabaklanmış hayvan derisi göndermesi gerektiğini, askeriyenin ayakkabı ihtiyacının çok önemli olduğunu falan söylemiş.

Bense, bu arada, geçen üç günümün, üç asır gibi geçtiği biliyorum ama sonradan bir ömre bedel olacağını bilmiyordum.

Dördüncü gün; babamın yüzüne bakarak -o devirde bir evlât babasına böyle bir konuda asla bir şey söyleyemezdi- ‘Baba, benim işim ne oldu?’ dedim. Babam, şöyle cevapladı: ‘Galiba geç kaldık. Mehmet Efendi’nin tayini Payitaht’a çıkmış. Üç gün önce gitmişler...’

Gök kubbe başıma düşmüştü. Başım dönüyordu. Yine dilim tutulmuştu. Öylece babamın yüzüne bakıyordum. Babam durumumu görünce sarsıldı. ‘Demek bu kadar önemliydi.’ dedi. Yüzümü öptü. ‘Sana çok daha güzel bir eş alacağım, merak etme; unutursun bu günleri, sonrada gülersin haline.’ diyerek elimden tutup yukarıya çıkardı.

Divanın üstüne abanmış ağlıyordum. Babam ‘Hiç görülmemiş bir şey...’ dedi.

Babamın cevabı kulaklarımda çınlıyordu; ‘Onlar gitti, şimdi üç günlük yoldalar...’.

Üç günlük yol nedir ki, bilmiyordum. Sandım ki, dünyanın öteki ucuna gitmiştiler. Oysa, olsa olsa Kömürhan Köprüsü’nü ya geçmiştiler, yahut oradaydılar. Bu günkü aklım olsaydı, gider bulurdum onu. Niye biliyor musun? Ben ona söz vermiştim. O bana gönül vermişti. Ama o gerçeği bilmiyordu. Bilmeyecekti. Mutlaka intizar etmiştir bana.”

Cüzdanından bir kara erik çekirdeği çıkardı. “İşte bana bu kara eriği vermişti. Eriği yemeye kıyamadım .Mendilimin içinde çürüdü. Sadece çekirdeği kaldı. Askere giderken de yanım da götürdüm. Tam yarım asır geçti. O nerededir şimdi? Veli kardeş, bir haber alsam, bilsem yerini, gider bulurdum. Dayayıp dizlerine başımı, derdim ki: ‘Ben sözümde durdum. Babamın da kastı yoktu. Sizin gideceğinizi nereden bilecektim...”

Bu olay Harput’ta duyulmuş. Babamın arkadaşları “O eriği niye yemedin?” diye yıllarca takılıp, şaka yaparlarmış. Anlayacağınız dile düşmüş:

“Kara erik çağala, ye ki yaran sağala”

On altı yaşında yaşadığı ve asla unutamadığı bu olayı, elli yıl sonra anlatırken gözlerinin yaşardığını gördüğümde hayret etmiştim. Hakikaten eskinin aşkları başkaymış. Şimdi, kendisini de, yaşadığı büyük aşkı da saygı ile anıyorum...

Bu olayı anlattıktan bir yıl sonra babam vefat etti. ‘Kara eriğin çekirdeği’, hâlâ cüzdanındaydı. Sonra ne oldu, ben de bilmiyorum. Ona ve Harput’un bağrında yatan tüm dostlara tanrıdan rahmet diliyorum.
Derler ya: ‘Harput’ lu severse tam sever. Harput’un sevdaları bir ömür sürer.’
Bu vuslata ermemiş sevda da, bir ömür sürmüş meğer...

Kaynak: Zekeriyya BİCAN Web Sayfası
____________________________________________________________-
Mesajım biraz uzun oldu değerli üyeler affedin beni...


En son Burak Canpolat tarafından Cmt 01 Ksm 2008, 23:33 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi


cevap yaz
(üye olmadan da mesaj yazabilirsiniz)
Ana Sayfa -> HABERLER ve SOHBET